Şubat, 2006 için arşiv

Bütün şirketler çalışanlarına eğitim veriyor ve bu işe para yatırıyorlar. Peki bu eğitim bir işe yarıyor mu, bu yarar ölçülebilir mi? ABD’deki ROI Enstitüsü’nün kurucusu Jack Phillips’in geliştirdiği ölçme yöntemi, şimdi Türkiye’ye geldi. Management Centre Türkiye (MCT) ile bir ortaklık anlaşması imzalayan ROI’nin hedefi 10 yılda Türk firmalarının yüzde 30’una ulaşmak.
ROI metodolojisini 30 yıl önce geliştiren ROI Enstitüsü’nün kurucusu Dr. Jack Phillips bu yöntemle İK uygulamalarının ve çalışanlara verilen eğitimin sonuçlarını ölçüyor.
Jack Phillips, çalışanlara verilen eğitimdeki en önemli sorunu şöyle anlatıyor: “Şirketler pekçok danışmanlık hizmeti alıyor, eğitimler düzenliyor ama bunun işe olan katkısını bulabilmek çok zor. O nedenle bütçeler kısıtlandığında ilk giden insan kaynakları ya da eğitim bütçeleri oluyor. Çünkü IK bazen neyi niye yaptığını anlatamayabiliyor. Bizim yöntemimiz bunun ölçülmesi için bir araç.”
Jack Phillips, yöntemini şöyle anlatıyor: Önce bir araştırma yapılarak şirket çalışanlarına ne tür eğitimler verilmesi gerektiği ve ne tür faydaların alınabileceği belirleniyor. Eğitim verildikten sonra da çalışanların bu eğitime verdikleri tepki, öğrenip öğrenmedikleri ve öğrenilenlerin ne ölçüde işe aktarıldığı saptanıyor. Bunun için anketler, formlar doldurtuluyor, yöneticilerle konuşuluyor. Daha sonra verilen bu eğitim veya İK uygulmalarının işe olan katkısı ölçülüyor. Bu katkı satış ve pazarlama faaliyetlerinde artış olarak ortaya çıkabileceği gibi müşteri memnuniyetinde de bir artış olarak ortaya çıkabiliyor. Son aşamada ise bir formülle eğitimin işe olan etkisi parasal olarak saptanıyor. Mesela bir İK uygulaması için x birim harcandı diyelim, iş sonuçları da y olsun. X’in y’ye etkisini ROI hesaplama formülü ile saptanıyor.

DİĞER FAKTÖRLER NE OLACAK?
Peki, şirketin elde ettiği iyi sonuçlar eğitimden mi kaynaklandı, yoksa başka etkenler mi rol oynadı? Jack Phillips, bunun bir kıyaslama yöntemi ile belirlendiğini söylüyor: “Belki o anda şirket belli bir yatırıma girmiştir, yeni elemanlar alacaktır veya aynı zamanda bir oryantasyon programını da devreye sokmuştur. Dolayısıyla elde edilen iyi sonuçlar neye bağlı, eğitime mi bağlı? Yoksa zaten iyi insanlar alındı, o yüzden mi verimlilikte bir artış oldu? Bu da kontrol grupları oluşturularak belirleniyor. Daha önce eğitim almış ve oryantasyondan geçmişler ile yeni alınıp oryantasyondan geçenler karşılaştırılıyor. Yöneticilerin tahminleri alınıyor. Dış nedenler bu şekilde eleniyor.”
ROI metodolojisinin ABD’de kullanım oranı yüzde 20’yi buluyor. Singapur ve İrlanda en yüksek yüzdelere sahip ülkeler. Bunun nedeni her iki ülkenin de çok küçük olması ve hükümetlerin desteklemesi. ROI yakın zamanda bu iki ülkede metodolojinin kullanım oranının yüzde 50-60’a yükselmesini bekliyor. En az kullanım ise İtalya ve Fransa’da. Phillips “Bu kültürel bir şey” diyor. “Çünkü bu sistem Amerika’da geliştirildi ve bu nedenle bu onlar için çok heyecan verici değil. Eğer İtalya’da bir araştırma yaparsanız yüzde 10’dan daha az kullanım oranı olduğunu göreceksiniz.”

TÜRKİYE’DE HEDEF YÜZDE 30
Türkiye’de 6 ay önce MCT ile bir ortaklık anlaşması imzaladıklarını belirtiyor Phillips: “Türkiye’ye danışmanlık hizmeti vermek ve aynı zamanda bu ölçümlemeleri yapabilmek amacıyla geldik. Çok kurumsallaşmış ve İK uygulamalarını çok iyi düzeyde yapan firmalar var. Biz onların da işe olan katkılarının ölçülebileceğine inanıyoruz. Ben inanıyorum ki önümüzdeki 10 yıl içinde Türkiye’de firmaların yüzde 30’u bu sistemi uyguluyor olacak.”

***ROI metodolojisi Dr. Jack Phillips 30 yıl önce geliştirdi. ROI Enstitüsü ise danışmanlık hizmeti vermek amacıyla 1993’te kuruldu. 44 ülkede faaliyet gösteren ROI, 2006 sonuna kadar 15 ülkede daha faaliyete geçecek. Phillips’in biri Türkçe olmak üzere 25 dile çevrilmiş pek çok kitabı bulunuyor.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 26, 02, 2006

Reklamlar

Hızlı okumayı sökenler çok mutlu

Yayınlandı: Şubat 26, 2006 / Yazılar

Etkin hızlı okuma kurslarına yöneticiler ve öğrenciler çok rağbet ediyor ama Sanem Çelik gibi oyuncular veya Teoman gibi müzisyenler de var. Bu kursların en önemli yararı, zamandan tasarruf sağlamak. Bir işgününde e-mail, dosya ve çeşitli raporlar okumak için 2-2.5 saatlerini harcayanlar, hızlı okuma yöntemlerini uygulayarak bu süreyi 40-45 dakikaya indiriyor.

Hızlı okuma sistemi, II. Dünya Savaşı sırasında askerler için geliştirilmiş bir yöntem. Amaç, insanın algılama hızını artırmak ve iyileştirmek. Bu eğitimi Türkiye’de verenlerden biri de hizliokuma.com Eğitim Merkezi. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan ve oğlu Tuğrul Türkkan’ın yönettiği bu merkezde birçok şirket yöneticisi, şirket çalışanları, öğrenciler, hatta Teoman ve Sanem Çelik gibi müzisyen ve oyuncular da öğrenim görmüş.

Hızlı okuma eğitiminde ilk olarak göz hızını artırma, göz bakış açısını geliştirme, bloklar halinde okuma çalışmaları yapılıyor. HızlıOku.PRO adlı bir bilgisayar programı uygulanıyor. Kelimeler ekranda çok büyük bir hızla görünüp kayboluyor, öğrenci ilk başta bu flaşları anlamıyor ama egzersiz ilerledikçe göz kasları gelişiyor ve kelimeyi okumak mümkün hale geliyor.

Hızlı okuma tekniği ilk çıktığında geliştirilen takistoskop adlı araç da şimdi bilgisayar yardımıyla göz algılama hızını artırmaya yarıyor. Kelimeler önce büyük sonra giderek küçülerek ekrana geliyor, göz buna zamanla alışıyor.

Gölgeleme sisteminde ise kelimeler üçer dörderli öbekler halinde gölgelenip kayboluyor, sonra aydınlanıyor. Bir süre sonra okuyucu kelimeleri öbekler halinde okumayı öğreniyor.

Ayrıca, sağ beyin çalışmaları sonucunda, ilgi, dikkat ve konsantrasyon seviyeleri gelişiyor.

Çeşitli okuma tarzları var: Esnek okuma, derin okuma, göz gezdirme gibi. Bunlar öğrencilere öğretiliyor. Okudukları metne ve kullanabilecekleri zamana göre istedikleri tarzı seçebiliyorlar. Okuma hızını azaltıp artırabiliyorlar.

Bütün bu eğitim sırasında öğrenilenlerin bilinçaltına işlemesi ve bir refleks haline gelmesi için çalışılıyor. Eğitimi tamamlayan katılımcıların okuma hızı ikiye, üçe katlanıyor, metinleri anlama ve değerlendirme yetisi de gelişiyor.

Hizliokuma.com Eğitim Merkezi’nde 15 saat süren eğitimin ardından katılımcılar, günde 1-1.5 saat zaman kazanıyor. Aynı kursu alan öğrenciler ise ÖSS ve OKS gibi sınavlarda 3 kat hızlı okuyup cevaplayarak 30-40 dakika ekstra zaman kazancı elde ediyor.

İlk kez savaşta İngiliz pilotlar öğrendi
İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları Londra semalarında dolaşıp bomba yağdırırken, İngilizler pilotlarının ve kulelerde bekleyen gözcülerinin reaksiyon kabiliyetlerini artırmak istediler. Ohio Üniversitesi’nden Dr. Renshaw’ın geliştirdiği “takistoskop” aletiyle subaylar talim edildi. Göz algılama hızını geliştiren bu aletin merceği, saniyenin yüzde 25, 50’si ve 100’ü hızlarda çeşitli resim ve şekiller gösteriyordu. Bu resimler subaylara gitgide küçülterek gösterildi ve sonuçta subayların idrak hızları oldukça yükseldi, reaksiyon hızları arttı. Savaş sonrasında ise Amerikalılar, bu aleti alıp okumaya uyarladılar, şekil yerine, kelimeleri koydular. 1950’lerde ilk hızlı okuma kursları ortaya çıkmış oldu.

Teoman: Aldığım en yararlı kurslardan biri
Ben bu kursu yaz başında aldım. Aslında yıllardır da almak istiyordum ama bir türlü zaman bulamıyordum. Normalde dakika başına 240 kelimeyle okuyan bir adamım. Bu da genele göre yüksek hız sayılıyor. Ama çağımız hız çağı, ne kadar daha hızlı okursam o kadar iyi dedim. Bir de bu kursun okuma konsantrasyonunu arttırdığını duymuştum. Gerçekten de artık metinlere çok daha kolay konsantre olup, romanın içine çok daha çabuk girebiliyorum. Sonuçlardan çok memnun kaldım. Hayatımda aldığım en yararlı bir kaç kurstan biri olduğunu düşünüyorum. Kurstan sonra okuduğum metne göre değişik hız taktikleri geliştirdim. Mesela şiiri artık daha yavaş okuyorum. Roman okuma hızım dakikada 300-400 kelimeye çıktı. Makale gibi şeyleri ise çok daha hızlı okuyabiliyorum. Bu hızlı araba kullanmayı öğrenmeye benziyor. Tabii istediğiniz de yine hızınızı düşürebilirsiniz ama bu kursla çıkabileceğiniz limiti iki üç misline çıkarmanız mümkün. Çok da zor bir şey değil. Günde yarım saat çalışarak bir ayda halledebiliyorsunuz.

KURSA GİDEN YÖNETİCİLER NE DİYOR
Hızımı kendim ayarlıyorum
Evrak okurken hızlıyım, roman okurken yavaşlıyorum
Turkcell İş Destekten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Selen Kocabaş
Hızlı okuma araba kullanmasını öğrenmek gibi. Tekniği öğreniyorsunuz, bu tekniği sürekli egzersizle alışkanlığa çevirmeniz gerekiyor. Bana en büyük faydası okuduğum içeriğe göre farklı okuma tarzlarını uygulayabilmem oldu. Günlük gazeteleri “esnek” okurken, bir konuya çalışıp hazırlanmam gerekiyorsa “aktif” okuyorum. Bir makaleyi “fotografik” okuyabiliyorum.
Kurs sonrası okuma hızım iki kat arttı. Günde aşağı yukarı 2-2.5 saatimi okuyarak geçiriyorum. Yine belki aynı zamanı okumaya ayırıyorum, ancak bu zamanda çok daha fazla konuyu okuyabiliyorum.
Genel müdürümüz Muzaffer Akpınar dahil hemen hemen tüm yönetim ekibi bu eğitimi aldı. Eğitimin şirket içinde ihtiyaca göre verilmesini sağlıyoruz. Mesela teknolojiyi, yenilikleri araştıran departmanlardaki çalışma arkadaşlarımıza da bu eğitimi verdik.

Abbott Genel Müdürü Cihangir Koşu
Kurs sonunda okuma hızım 3 katına kadar çıktı. Okuma saatim değişmedi ama daha fazla döküman tarayabiliyorum. Bana bağlı çalışan tüm departmanların yöneticileri toplam 9 kişi bu kursa katıldı.

Yönetim ekibindeki herkesin uzmanlık alanlarındaki sorumlulukları dışında bir de yönetim ekibi üyesi şapkası var. Buradaki etkinlik ancak veri ve analizleri zamanında takip edip yorumlayabilmekle mümkün. Şirketi ilgilendiren çoğu bilgiyi yalnızca uzman departmanlarla değil tüm yönetim ekibiyle paylaşıyorum. Sanırım hızlı okuma bu bakımdan işe yarıyor.

Metro Cash & Carry Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kalkandelen
Kurs sonunda okuma hızım iki katına çıktı. Tabii burada kast ettiğim anlayarak okuma. Kursta bize kelime grupları algılatılıyor. Ben şu anda hızımı istediğim gibi artırıyorum. İşle ilgili bir yazı okurken hızlı, roman okurken yavaş okuyabiliyorum. Bu kursla birlikte göz reflekslerim de gelişti. Zaten kursun amacı bu. Şirketten bu kursu alan tek kişi benim ama bu sene içerisinde tüm müdürlere verilecek bu eğitim.

Levi Strauss Istanbul İnsan Kaynakları Müdürü Banu Beste Başol
Kurs bana gözümün yazı üzerinde kayarken algıladığı alanı genişletmeyi öğretti. Bunu öğrenmek için her gün gerek bilgisayarda, gerekse kitaptan yapılması gereken egzersizler var. Eskiden bir bakışta bir – iki kelime görür ve her satırı kelime kelime okurken, şimdi bir satırı sadece üç parçaya ayırarak blok halinde okuyabiliyorum. Bu bana neredeyse 3 kat daha hızlı okuyabilme olanağı sağlıyor. Gün içinde okumaya ayırdığım saat pek fazla azalmadı ama artık o sürede çok daha fazla işi bitirebiliyorum. Artık bir yazıyı okurken önemli yerlerini bir bakışta kolayca görüp, hemen oralara konsantre oluyorum. “Ön okuma” ve “Amaç saptama” gibi taktiklerle daha bilinçli ve amaca yönelik okuyabiliyorum.

Abalıoğlu Holding Mütevelli Heyeti Başkanı İsmet Abalıoğlu
Yoğun iş trafiğim nedeniyle egzersizleri yeteri kadar yapamamış olmam, hızımın artmasına rağmen arzu ettiğim seviyeye ulaşmasına engel oldu. Ama bu eğitim, okuma şevkimi artırarak okumaya ayırdığım zamanın uzamasını sağladı. Daha verimli okumaya başladım. Önceden başlayıp yarım bıraktığım kitapları bitirmeye, yeni kitaplara başlamak için daha çok zaman yaratmaya başladım. Eskiden harcadığım kadar zamanda daha çok gazete ve dergi okuma olanağı buldum.

Hangi şirket ve kurumlar hızlı okuma eğitimi aldı
Eğitim 8-15 kişilik sınıflara 15 saatte veriliyor. Şirketlerde ise 12-15 saatlik farklı uygulamalar yapılıyor. Şu ana kadar Turkcell, Toyota, Yapı Kredi Bankası, Siemens BS, Metro, Levi’s, Avea, Abbott gibi bir çok firmanın çalışan ve yöneticilerine, Sabancı Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi gibi eğitim kurumlarına, öğrencilere ve işadamlarına olmak üzere bin 500’ü aşkın bireye eğitim verdiler. Milli Eğitim, İçişleri ve Kültür Bakanlığı’nın da içinde bulunduğu kurumlar da bu hizmetten yararlandı. Hizliokuma.com, e-eğitim merkezini Mersin ve Bursa’da da açtı. İki yıl içinde 20-30 franchise vermeyi düşünüyorlar.

Okumanın analizi
Hızlı okuma, yüzmek, kayak yapmak, on parmak daktilo yazmak gibi psikomotor bir becerinin geliştirilmesine dayanıyor. Okuma esnasında, göz metin üzerinde soldan sağa doğru kayıyor; belirli alanlarda duraklıyor, o esnada fotoğraf makinesi gibi gördüğü kelimelerin resmini çekip, beyne gönderiyor; beyin de önceden öğrenmiş olduğu bu sembolleri deşifre ediyor ve fikre ulaşıyor. Hızlı okumada birinci amaç gözün anlık duraklamalar esnasında bir değil 3-4 kelimelik bloklara odaklanmasını sağlamak.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 26, 02, 2006

REALTY WORLD BU YIL BAYİ SAYISINI 150’YE ÇALIŞAN SAYISINI 1500’E ÇIKARACAK

Bizden franchise alacakların emlakçı olması gerekmiyor, hatta emlaktan anlamaması daha bile iyi

2005 başında Türkiye pazarına giren dev gayrimenkul şirketi Realty World 8 ay gibi kısa bir sürede 60 bayiliğe ulaştı. 2006 yılı sonuna kadar bayilik sayısını 150’ye çalışan sayısını da bin 500’e tamamlamayı hedefliyor. Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Büyükçetin, Türkiye’de bu meslekteki yanlış uygulamaları eleştiriyor ve franchise verdikleri herkesi eğitimden geçirdiklerini söylüyor.

2005’de Türkiye’ye giren emlak danışmanlığı şirketi Realty World, 8 ay gibi kısa bir sürede 60 bayiye ulaştı, çalışan sayısını da 650’e çıktı. Realty World Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Büyükçetin, Türkiye’de gayrimenkul sektöründe inanılmaz bir büyümenin olduğunu hatırlatıyor: “Gelişmekte olan pazarlarda inanılmaz bir büyüme var. Faizlerin ve enflasyonun indiği Türkiye’de artık paradan para kazanma devri bitti. İnsanlar ya borsaya giriyor ya da gayrimenkule geliyorlar. 2001 krizinden sonra ev almak isteyenlerin bekleyişe geçmesi bir kümülasyon doğurdu. Buna Türkiye’nin nüfus artışı da eklendiğinde ciddi bir pazar çıktı ortaya. Biz de bu gelişen pazarda yerimizi almak istedik.”
Ana şirketin Türkiye, KKTC, Güney Kıbrıs ve Romanya ana lisansörlüğünü üstlenen Realty World Türkiye, 2006 yılının sonuna kadar Türkiye’de 90 yeni bayilik açarak toplam 150 bayiliğe ulaşmayı hedefliyor. Çalışan sayısı da buna paralel olarak bin 500’e ulaşacak.
Realty World Türkiye bayilik verirken her şeyden önce eğitim seviyesine dikkat ediyor. Aranan özellikler şöyle sıralanıyor: İletişim kabiliyeti, girişimciliğe gerçekten gönül koymak, yılmamak, çok çalışmak ve finansal olarak da belli bir sermayeye sahip olmak.

MUTLAKA EĞİTİM ALINACAK
Emlak danışmanlığı işinin Türkiye’deki uygulaması hakkında şunları söylüyor Büyükçetin: “Bu sektöre dışarıdan bakıldığında iş çok kolaymış gibi gözüküyor. Köşedeki bakkal da bunu yapmaya çalışıyor, sütçü de. Oysa emlakçılık şu an bir süreç yaşıyor, çağdaşlaşma sürecine girmiş durumda. Artık feodal, kulaktan dolma, hiçbir şekilde müşteriye doğru dürüst hizmet vermeyen, yalan yanlış bilgiler aktaran emlakçılık devri bitti. Bizim gibi kurumsal gayrimenkul şirketleri kesinlikle çok daha önemli roller oynayacak.”
Hatta bu nedenle, bayilik verecekleri kişilerin mümkünse emlaktan anlamamasını tercih ediyorlar: “Bizden franchise alacakların hiç bir şekilde önceden emlakçı olması gerekmiyor, hatta emlaktan anlamaması daha bile iyi. Çünkü biz burada onu temel bir eğitimden geçiriyoruz. Bu bir haftalık eğitim süresince emlağın, gayrimenkulün ne olduğunu, nasıl protföy oluşturulduğunu, nasıl alınıp, satıldığını, pazarlandığını, alıcı ve satıcı ile nasıl iletişim kurulabileceğini öğretiyoruz. İlerleyen zamanda yine böyle bir haftalık eğitimlerimiz oluyor. Eğer çok daha üst düzeyde eğitim almak isteyenler varsa Realty World’ün ABD’deki merkezinde üç ayda bir verilen eğitimlere katılabiliyorlar.”

Bayi olmanın bedeli
Franchise bedelleri ekonomik düzeyi yüksek yerlerde 20-25 bin dolar seviyesinde seyrediyor, Anadolu’nun pekçok yerinde 5 bin dolara kadar iniyor. Bu ücretlerin yüzde 30’u peşin alınıyor, geri kalanı için 3 ay vade yapılıyor. Her satış operasyonundan yüzde 8 komisyon alınıyor. Bu yüzde 8 komisyonun da yüzde 2’si reklama harcanıyor.

Lojistik sektöründe çalıştı
Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Yüksek Mühendisliği mezunu olan Yaşar Büyükçetin uzun yıllar Procter and Gamble’de çalıştı. 1995’te Türkiye’nin ilk lojistik firması Cargotech Lojistik’i kurdu. Cargotech Lojistik’i Koç Holding ve TNT ortaklığına satan Büyülçetin, 2004’e kadar TNT’nin CEO’su olarak görev yaptı. 2005’te Realty World Türkiye’yi kurdu.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 26, 02, 2006

Netron Bilişim Akademisi, Certified Ethical Hacker yani iyi huylu, “etik” hacker’lar yetiştiriyor. Bunlar bir çeşit “karşı hacker” olmak üzere yetişiyor. Hacker’larla mücadele etmek için onların silahlarına sahip olmaları gerek. Zaten eğitim de firmaların güvenlik ihtiyaçlarını gidermek amacıyla veriliyor. Emniyet Müdürlükleri, bankalar ve finans kuruluşlarından elemanlar bu eğitimlere katılıyor.

Netron Bilişim Akademisi, EC-Council (Uluslararası e-Ticaret Danışmanları Konseyi) işbirliğiyle iyi huylu hacker (Certified Ethical Hacker) eğitimi veriyor. Etik hacker sertifikası alan katılımcılar, eğitim sonunda hacker’ların kullandığı yöntemlere hakim oluyorlar ve dolayısıyla kendi sistemlerinin güvenlik açıklarını kapatacak, ağlarına yapılacak saldırılara karşı koruyacak donanıma kavuşuyorlar. Davetsiz misafirlerin ağa sızabilmek için hangi adımları atması gerektiğini bilen İyi Huylu Hacker’lar, izinsiz girişleri saptamak, güvenlik politikası oluşturmak, sosyal mühendislik, servis durdurma saldırıları (DOS), tampon belleğe aşırı yüklenme (Buffer overflow) ve virüsler hakkında gerekli bilgi ve donanımı ediniyorlar.
120 saatlik CEH eğitimi boyunca, bilgi güvenliği için gerekli tüm bilgi, tarafsız bir şekilde ve hukuki yanları göz ardı edilmeden katılımcılara aktarılıyor. Katılımcılar eğitimin sonunda CEH sertifikasıyla birlikte bilgi güvenliği için gerekli her türlü operasyonel çözümü yaratıp uygulamak konusunda bilgi donanımına sahip oluyorlar.
Netron Bilgi Güvenliği Danışmanı Bülent Tigin, amaçlarının bilişim profesyonellerini “hacker”lar ile aynı araç ve teknikleri kullanarak aynı düşünce biçimine sevk etmek olduğunu belirtiyor: “Böylelikle bilişim profesyonelleri muhtemel saldırıları tanıyıp üstesinden gelmek için ihtiyaç duydukları bilgi birikimine sahip olabilecekler. CEH eğitimlerini oluştururken, ’Karanlık tarafı aydınlatmak istiyorsan önce karanlığı içinden fethetmelisin,’ düşüncesinden yola çıkarak hareket ettik. Eğitim içerikleri de network güvenliğinden sorumlu bilişim profesyonellerine yönelik bir şekilde, son gelişmelerin ışığında özel olarak hazırlandı. ”
Katılımcılara 120 saatlik bir eğitim veren Netron, bu eğitimin ilk 50 saatinde altyapı oluşturarak katılımcıları çok iyi bir networking ve sistem uzmanı haline getiriyor. Daha sonra ise onlara hacker’ların nasıl çalıştıkları, sistemlere nasıl sızdıkları, sızdıktan sonra ne gibi sonuçlara ulaştıkları ve bunları nasıl değerlendirdikleri öğretiliyor.
Eğitimin en son ve esas bölümünde ise “kötü niyetli hacker”ların nasıl çalıştıklarını öğrenen bu katılımcılara nasıl bir defans politikası oluşturulabileceği öğretiliyor. “Eğitimin asıl can alıcı noktasının hacker’ların nasıl çalıştığından ziyade onların çalışmalarına nasıl karşı koyabileceğimizin bilgisini vermek” diyor Tigin.

AĞIRLIKLI SEKTÖR FİNANS
Eğitime Türkiye’nin ve dünyanın önemli şirketlerinin Türkiye bürolarının bilgi işlem müdürleri, güvenlik mühendisleri ve sistem uzmanları rağbet ediyor. Kursta finans, sağlık ve bilişim sektörleri başta olmak üzere pek çok sektörden katılımcı var. Emniyet Müdürlükleri ve bankaların çalışanları da kursta eğitim almış.
Son yıllarda elektronik ticaret yapan pek çok şirketin belirdiğini söylüyor Tigin. “Bunların çok ciddi bir bölümü hacker’larla uğraşmak zorunda kalıyor. Kanun açıklarından dolayı, hacker’lar bazı noktalardan yararlanıp çok ciddi zararlar verebiliyorlar. Bu yüzden artık bu eğitimi Türkiye’ye getirdik” diyor.

Kursa herkes kabul edilmiyor
Verilen eğitimin kötüye kullanılmaması için neler yapıyorsunuz sorusu üzerine Tigin, bu eğitime herkesin alınmadığını söylüyor ve şunları ekliyor:
“Bilgi iletişim teknolojileri altyapısı olan ve bu alanda bir şirkette çalışan kişiler kabul ediliyor bu kursa. Yurtdışında geçerli olan EC-Council’ın uyguladığı bir sözleşme var bu sözleşmeyi kabul eden kişiler dahil olabiliyor. Görevi kötüye kullanmamaları gerektiği onlara bildiriliyor.”

100 kişi sırada bekliyor
İyi huylu hacker eğitimi Bilgi Güvenliği Danışmanı Bülent Tigin önderliğinde 4 danışman tarafından veriliyor. 120 saat süren 2 aylık eğitim ortalama 20 kişilik sınıflarda veriliyor. İlk mezunlarını 15 gün önce veren kursu için şu anda yaklaşık 100 kişi sırada bekliyor. Yoğun talep nedeniyle ard arda devam eden üç sınıf açan Netron, bundan sonraki ilk sınıfını Mart ayında açacak.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 19,02, 2006

İki öğrencinin zorbalık araştırması

Yayınlandı: Şubat 19, 2006 / Mobbing

Koç Üniversitesi’nde, endüstri ve örgüt psikolojisi alanında yüksek lisans yapan Hatice İrem Gökcel ve Ayşegül Ertüreten, staj yaparken tanık oldukları olaylardan esinlenerek bir mobbing araştırması yaptı. “Şirketlerde Yıldırma Politikaları (mobbing) ve İnsan Kaynaklarının Rolü” araştırmasında üç büyük kentte çeşitli şirketlerde çalışan 165 kişiye 10 mobbing vakası sunularak çözüm önerileri istendi. Ayrıca İK departmanının bu konuda sorumlu olup olmadığı ve ne yapabileceği de soruldu. İlginç sonuçlardan biri de şuydu: Şirketlerin insan kaynakları bölümünde çalışanlar, mobbing vakalarında kurbana yardımcı olabileceklerine diğer departmanlarda çalışanlardan daha çok inanıyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği mezunu Hatice İrem Gökcel (23) ve ODTÜ Psikoloji mezunu Ayşegül Ertüreten (23), Koç Üniversitesi Endüstriyel Organizasyon Psikolojisi bölümünde yüksek lisans yapıyorlar. Mobbing (işyerinde çalışanlara yönelik zorbalık) konusunu işlemeye karar verdiler. İrem Gökcel şöyle anlatıyor: “İnsan kaynakları yönetimi dersinde bir proje yapmamız gerekiyordu. Türkiye’de mobbing konusunun yeterince incelenmediğini fark ettik. Ben de Ayşegül de daha önce stajlar yapmıştık ve insanların durumu az çok gözümüze çarpmıştı. Hocamız Doç. Dr. Zeynep Aycan da çok destekledi bu projeyi.”

BENİM BAŞIMA GELMEZ!
Öğrenciler, Prof. Heinz Leymann’ın kullandığı ölçeği temel alarak bir mobbing anketi hazırladılar ve 165 katılımcıya dağıttılar. Cevaplar onları şaşırttı. “Mobbing vakaları inkar ediliyordu. Benim stajda tanık olduğum olaylarda bile insanlar göz göre göre yaşadıklarını kabullenmiyorlardı. İşten kovulma korkusuyla veya çekindiklerinden ankete dürüst cevaplar veremediler.”
Bunun üzerine hocalarıyla konuşup anketi değiştirdiler. Önce yaşanabilecek en olası 10 mobbing vakasını tanımladılar. Soruları “X kişinin başına şöyle bir olay geldi” biçiminde genel hale getirdiler. Katılımcıların vakaları başkalarının başına geliyormuş gibi algılamaları sağlanınca herkes daha açık ve net cevaplar verdi.
Bu araştırmada asıl amaç mobbing vakalarında İK departmanının konumunu sorgulamaktı. “Katılımcılardan 21’i insan kaynakları bölümünde çalışıyordu. Amacımız şu ayrımı yapabilmekti: Mobbing vakalarında İK departmanı neler diyor, diğer departman çalışanları ne diyor?”
Anketten şu ilginç sonuç ortaya çıktı: İK çalışanları kurbana yardım edebileceklerine diğer departman çalışanlarından daha çok inanıyor.
Araştırmadan İK departmanları hakkında olumlu sonuçlar da çıktı. İK size nasıl yardım edebilir, sorusuna yanıt olarak bir şikayet mekanizması kursun, 360 derece performans değerlendirilmesi uygulasın, İK eğitim düzenlesin gibi öneriler yapıldı. Gökcel “Sesimizi IK ile duyurabiliriz diye bir algı var anladığımız kadarıyla. Derler ya İK’nın iki şapkası vardır. Birisi işveren, diğeri çalışan şapkası. Bu çok klişedir ama doğrudur da. Biz bu çalışmada bunu anladık.”

Kimler katıldı?
İstanbul, Ankara ve İzmir’de kamu ve özel sektörde çalışan 83 erkek, 82 kadın ankete katıldı. Yaş ortalaması 34’tü. Katılımcıların yüzde 20’si yüksek lisans, yüzde 47’si lisans, yüzde 15’i yükseköğretim ve yüzde 13’ü lise mezunuydu. Ortalama 6 yıl iş deneyimine sahiptiler. 21’i şirketlerinin insan kaynakları bölümünde çalışıyordu.

Üç milyon kişi zorbalığa maruz kalıyor
Popüler Yönetim Dergisi Şubat sayısında zorbalık “mobbing” konusuna yer verdi. Habere göre, Avrupa’da işyeri zorbalığınının yüzde 15 olduğu düşünülüyor. Kişisel gelişim uzmanı Gülcan Arpacıoğlu bu rakamlara göre bir Türkiye tahmini yapıyor ve çalışan 25 milyon insandan üç milyonunun işyerinde zorbalığa uğradığını düşünüyor. Avrupa’da en yüksek zorbalık oranı yüzde 20 ile İngiltere’de görülüyor. http://www.insankaynaklari.com tarafından yapılan iki günlük anket çalışması sonucunda bilişim, bankacılık, sigortacılık, tıp ve eğitim sektörlerinde zorbalığın daha çok uygulandığı ortaya çıkmış. Arpacıoğlu Türkiye’yi şöyle yorumluyor: “Zorbalık bize normal bir şeymiş gibi geliyor. Genellikle otoritenin hüküm sürdüğü ailelerden geliyoruz. İş hayatımızda aile hayatımızdaki gibi davranıyoruz. Patronumuzu baba figürü olarak algılıyoruz. Yaşı büyük olduğu için boyun eğiyor, saygı gösteriyor ve içimizden hayır desek de dışımızdan evet diyoruz.”

İlginç çözüm önerisi
Tacize uğrayan kadın evlensin
Cinsel taciz ankette “istenmeyen fiziksel temas, masaya bırakılan istenmeyen mesajlar” olarak tarif ediliyor. Bu konuda, ankete katılanların yüzde 40’ı suçlunun uyarılması ve işten çıkarılması gerektiğini söylüyor. Diğer öneriler, suçluyla görüşmek, kurbanın bölümünü değiştirmek, kurbana psikolojik destek vermek, suçlunun bölümünü değiştirmek, suçlu hakkında hukuki süreç başlatmak, şirkette şikayet mercileri oluşturmak. Ancak, bu vakalarda İK’nın bizzat kurbanı uyarması gerektiğini veya durumun düzelmesi için kurbanın evlenmesi gerektiğini söyleyen katılımcılar da vardı. Katılımcıların yüzde 16’sı cinsel taciz konusunda İK bölümünün bir şey yapamayacağını söylerken, İK bölümünde çalışanlar ise, taciz olaylarında kendi sorumluluklarının çok daha fazla olduğunu belirttiler.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 19, 02, 2006

Xerox Türkiye Genel Müdürü Mehmet Sezer (38) henüz 4. sınıfa giderken ODTÜ Elektrik-Elektronik mühendisliğinde okumayı kafasına koydu ve bunu başardı. Aynı şekilde bundan tam 10 yıl önce Xerox’a iş görüşmesine gittiğinde dönemin Belçikalı Genel Müdürü George Nikolov, Sezer’e 10 yıl sonra kendini nerede görmek istiyorsun diye sorduğunda “10 yıl sonra Xerox’da genel müdür olmak istiyorum” diye cevap verdi. Bu da oldu. Böylece 1989’dan beri Türkiye’de faaliyet gösteren Xerox, ilk kez bir Türk genel müdüre kavuştu.

Xerox Türkiye’nin yeni genel müdürü Mehmet Sezer, ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 13 yaşından itibaren de, tezgahtar, garson, şoför, turist rehberi olarak çalışıyordu. ODTÜ Üniversitesi Elektrik Elektronik mühendisliğinde okudu, Marmara Üniversitesi Mühendislik İşletmesi bölümünde master yaptı.

ODTÜ’de Elektrik-Elektronik mühendisliği okumaya ilkokul 4. sınıfta karar vermişti. “Çok yakın bir aile dostumuzun iki oğlu da ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde okuyordu. Onlar benim için idoldü. Ne zaman evlerine gitsem etkilenirdim. Kendi müzik sistemlerini kendileri yaparlardı, odalarında ışık sistemleri kurmuşlardı.”

Mehmet Sezer, 1987’de üniversiteye girdiğinde Siemens Nixdorf’da teknik serviste part-time olarak çalışmaya başladı. ATM ve server’ların bakımıyla ilgileniyordu. Mezun olduktan sonra 1992-1996 arasında Beckman Instruments şirketinde bio-medikal tıbbi cihazlar konusunda çalıştı, teknik servis müdürlüğü yaptı. Askerlikten sonra 1997’de Xerox’a müracaat etti. Belçikalı Genel Müdür George Nikolov, “10 yıl sonra kendinizi nerede görmek istersiniz?” diye sordu. O da tereddüt etmeden “genel müdürlük koltuğunda” diye cevap verdi.

OLMAYAN BİR ÜRÜNÜ
SATMAM İSTENDİ
Xerox’taki ilk işi satış danışmanlığıydı. Satmasını istedikleri ürün henüz Türkiye’ye gelmemişti. Yeni lansmanı yapılan yüksek kapasiteli baskı cihazları, talebe yönelik baskı gerçekleştirecek, stok tutmadan, atık olmadan, maliyetleri aşağı düşürebilecek bir sistemdi. Sezer’den bu ürünü satması isteniyordu, fakat ortada ne ürün ne fiyat vardı, sadece resmi bulunuyordu. Sezer “Satış için satış tecrübesinden çok teknik altyapıya bakıyorlardı” diyor. “Ben de o şekilde Xerox’da başladım. Daha sonra müdürümüz de Belçika’dan geldi. Çünkü Türkiye’de o altyapı yoktu. Onunla birlikte bir takım kurup, çalışmaya başladık. İlk başlarda çok demoralize olmadım dersem yalan olur. İlk satışımı 8 ay sonra yaptım. 8 ay boyunca hiç satış yapmadan sadece piyasaya odaklanarak ve yeni konsepti anlatarak geçti. Bu da kolay değil, müşteriye ürünü anlatıyorsunuz ama şu anda kimsede yok, ilk siz olacaksınız, dediğinizde insanlar tereddüt ediyor.”
8 ay sonra ilk büyük projelerini bir beyaz eşya fabrikası ile imzaladılar. Bu projeyle bir yıllık hedeflerini gerçekleştirmişlerdi ve bu da çok motive ediciydi. Ardından kahverengi eşya ve otomotiv sektörü ile yola devam ettiler. Sezer, 1999’da Belçikalı müdürün ayrılmasıyla Yüksek Kapasiteli Baskı Sistemleri Satış Müdürü oldu. Bir yıl sonra da pazarlama departmanına geçti. “Çünkü oradaki misyon biraz daha farklıydı. Ürün çeşitliği artmaya başladı, olay siyah-beyazdan çıkıp renkliye dönmeye başladı. 2000’de en büyük başarım ilk renkli sistemleri Türkiye’ye getirmem oldu. Bu lansmanla çok hızlı bir şekilde pazara girdik ve pazarın yüzde yüzünü aldık. İki yıl arka arkaya yüzde yüzün üzerinde büyümeler sağladık ciro olarak.”
Xerox’ta potansiyeli olan çalışanlar departman yöneticileri tarafından tespit ediliyor, ona göre eğitim alıyor ve mutlaka yurtdışına gönderiliyorlar. Sezer’e yurt dışına gitmeyi düşünüp düşünmediği sorulduğunda hangi ülke olacağını hiç düşünmeden kabul etti: “Daha globalleşmek için yurt dışına gitmeyi kabul ettim ve pazarlama direktörü olarak Güney Afrika’ya gönderildim.”

GÜNEY AFRİKA’DA
TECRÜBE KAZANDI
Sezer, Güney Afrika, Mozambik, Tanzanya, Zambiya, Zimbabve, Madagaskar, Namibya, Bostwana, Angola, Malavi, Seyşel, Mauritius, Comoro, Lesotho, Swaziland’dan oluşan toplam 15 ülkeden sorumlu pazarlama direktörü olarak Afrika’ya gitti. Güney Afrika’daki Xerox’ta herkes çok tecrübeliydi. Ekipte 35 yıldır Xerox’ta çalışanlar vardı oysa Sezer’in kendisi 35 yaşındaydı: “Hepsi alanlarında uzmanlaşmış olduğundan onlara bir şey katamayacağınız gibi bir korku doğuyor. Ama biraz derine indiğinizde bu durumun da bir perspektif kaybına yol açtığını görüyorsunuz. Farklı bir ülkede yapmış olduğunuz belki çok rutin bir uygulamayı Güney Afrika’ya aktardığınızda başka bir bakış açısı ve beraberinde büyüme gelebiliyor. Dışarıdan yeni bir kan getirmiştim ve çok çabuk kabul gördüm. İki sene içinde Güney Afrika’yı ciro bakımından pazar lideri yaptık.”
Güney Afrika’nın kariyer, tecrübe, farklı bakış açıları kazanması açısından kendisine çok şey kattığını düşünüyor Sezer. Ama 2003’te Türkiye’de organizasyonda değişiklikler olunca servis direktörü olarak geri döndü. Yurt dışı tecrübesi kazanmış, belirli eğitimlerden geçmiş, satış ve pazarlamada çalışmıştı ve operasyonu tamamen anlamak için servis kısmında da deneyim edinmek istiyordu. 2004’te tekrar pazarlama direktörü olan Sezer, daha sonra yine satışa geçti. 2005’te Satış Operasyonları Direktörü oldu ve genel müdürlüğe getirilene kadar bu görevi devam etti.

Çalışanların ana dilinde konuşan bir genel müdür avantajlı
Xerox 1989’de distribütörlükten ana firmanın Türkiye’ye gelişi sırasında geçirdiği ara dönemde 9 ay boyunca bir Türk genel müdür tarafından yönetilmişti. Beş yıl önce atanan ikinci Türk genel müdürün görevi ise sadece üç ay sürmüştü. Sezer, Türk genel müdürle çalışmanın çalışanlar açısından da faydalı olduğunu söylüyor. “İnsanların kendi dilinde konuşabilen bir yöneticiyle çalışabilmesi birçok insanı motive etti.”

Sezer’in koçu Washington Üniversitesi’nde öğretim görevlisi
Xerox’da potansiyeli olan çalışanlara yönelik Geleceğin Liderleri adlı bir eğitim programı uygulanıyor. İngiltere’de verilen eğitim 6 gün sürüyor. Önce Türkiye’de e-öğrenme yoluyla eğitim almaya başlıyorsunuz ve aldığınız skora göre İngiltere’deki eğitime kabul ediliyorsunuz. Xerox çalışanları ayrıca ABD North Carolina’daki Center for Creative Leadership’in verdiği bir haftalık kişisel yetenek eğitimini alıyorlar. Eğitim sonunda katılanlara 360 derece bir profil analizi yapılıyor ve Center for Creative Leadership havuzunda yer alan ve sizin profilinize uygun koçlar seçiliyor. Bu havuzda ABD üniversitelerinden profesörler ve CEO’lar var. Örneğin Mehmet Sezer’e koçluk yapan kişi Washington Üniversitesinden Prof. Syble Solomon. Seçilen koçlar, koçluk yapacakları kişiyle 3 saat görüşüyor. Bu görüşme kasetlere kaydediliyor. Sezer kasetleri hala dinleyip faydalandığını söylüyor. Ayrıca herkes koçuyla 3 ayda bir 1 saatlik telefon görüşmesi yapıyor.

Güney Afrika-Türkiye karşılaştırması
Güney Afrika çok kozmopolit bir ortama sahip. Herkesin İngilizce şivesi farklı. Bizde işe girmek için üniversite mezunu olmak çok önemlidir. Orada insanlar üniversiteyi akademik kariyer için düşünüyor. İlk başta üniversite mezunu değil diye hayretle karşılayabiliyorsunuz ama ’niye okuyayım ki, akademik kariyer mi yapacağım ben çalışıyorum’ diyorlar. Bizim burada yaptığımız işi yapanların birçoğu üniversite mezunu değildi. Fakat iş yerini okul olarak kullanmışlardı. Bizde bir rotasyon mantığı vardır. 3-4 sene satış temsilciliği yapmış birisi artık benim satış müdürü olma zamanım geldi diye düşünür. Oysa Güney Afrika’da 17 sene satış temsilciliği yapan ve bundan çok memnun kişiler var. Bir de bizde iş hayatı önemlidir. Orada özel hayat daha önemli. Maaşına yüzde 10 zam yapayım 1 saat geç çık desem çıkmaz adam.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 18,02,2007

Şu anda Türkiye’de yaklaşık 100 alışveriş merkezi (AVM) bulunuyor. Bu rakam ABD (40 bin) ve AB’nin çok çok altında ama Türkiye’de ilk AVM’nin 1988’de açıldığı düşünülürse sektörün kısa zamanda ne büyük bir ilerleme kaydettiği görülüyor. AVM’lere 2006’da da hızla yenileri eklenecek. Levent’te Kanyon, İstinye’de İstinye Park, Ümraniye’de Meydan, Merter’de Carrefour City Park konsept ve mimarileriyle ilgi çekiyor. Beylikdüzü’nde de hızlı bir gelişme yaşanacak. Kayseri, Eskişehir, Denizli ve Malatya’da da ilginç projeler var.

Alışveriş merkezi danışmanı Avi Alkaş: ‘Tüm bu gelişmeler elbette ekonomiye artan istihdam olarak geri dönecek’ diyor. ‘Ortalama 30 bin metrekare kiralanabilir bir alana sahip bir alışveriş merkezi, mağaza, taşeron ve genel yönetim çalışanları dahil yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlıyor. Temizlik, güvenlik, lojistik gibi hizmetleri taşeron kuruluşlara vererek ek istihdam kaynağı da yaratıyor.’
Şu anda yönetimi ve mağaza çalışanları ile 150 bin civarında olan alışveriş merkezi çalışanlarının sayısının bu yıl yüzde 20 artması bekleniyor.
Sanılanın aksine bir AVM çok kalabalık ekipler tarafından yönetilmiyor. Yönetim kadrolarında ortalama 20 kişi çalışıyor. Ama herşeyi kendi bünyesinde halleden ve herhangi bir AVM yönetim şirketi tarafından yönetilmeyen bir AVM’de yönetim kadrosu daha kalabalık olabiliyor.
Alışveriş merkezlerine danışmanlık hizmeti veren Soysal Danışmanlık’ın sahibi Suat Soysal, yönetim kadrosunu şöyle özetliyor: ‘AVM’nin başındaki kilit kişi genel müdür veya merkez müdürüdür. Diğer yöneticiler de Müşteri İlişkileri (yani kiracı mağazalarla ilişkiler) Müdürü, Teknik Müdür, Pazarlama Müdürü, Mali ve İdari İşler Müdürü’dür.’
Güvenlik-temizlik hizmetleri tamamen dışarıdan alınıyor ama yönetim kadrosunda bu işten sorumlu bir görevli bulunuyor. Suat Soysal personelin eğitimine dikkat çekiyor: ‘Güvenlik ve temizlik şirketlerinden alınan personel, AVM’ler tarafından da belli bir eğitimden geçmeli. Çünkü AVM’de çalışmanın bir adabı var. Bir güvenlik personelinin çantayı aç demesi başka, hoşgeldiniz çantanızı açar mısınız demesi başka. İyi hizmet için AVM’ler de kendi bünyelerinde eğitimler düzenlenmeli.’

PROFİLO ALIŞVERİŞ MERKEZİ
Profilo’nun genel müdürlüğünü kurulduğu günden beri 8 yıldır Nuri Aka yürütüyor. Profilo yönetim ekibi 40 kişi. 10 kişiden oluşan satın alma, finans ve muhasebe personeli ise Profilo Grubu’nun ortak personeli. 207 mağazada 1200 kişi çalışıyor. Türkiye’nin ilk ISO 9002 kalite belgeli alışveriş merkezi olan Profilo, reklam, yönetim, eğitim, teknik hizmetler, mağaza kiralama hizmetleri gibi alanlarda toplam 6 şirketten danışmanlık hizmeti alıyor. Güvenlik ve temizlik de taşeronlar tarafından sağlanıyor.
Nuri Aka, sektörün 1995’ten sonra bir ivme kazandığını söylüyor: ‘Yanılmıyorsam 2000’lere geldiğimizde Türkiye’de 20 civarında AVM vardı. 2005’e kadar bu rakam 100’e çıktı. 2007’ye kadar da yüzde 50 artacak. Bunda Türkiye’de ekonomonin iyi gitmesinin ve AB ile olan ilişkilerin büyük payı var.’ Sektörün 2008’e kadar son 15 yıldaki büyümenin toplam boyutunun yüzde 50’si kadar daha büyüyeceğini vurguluyor: ‘Bu büyüme istihdama da yansıyacak ve istihdam 2006’da yüzde 20-25 oranında artacak.’

MDC-Turkmall 15 bin kişiye istihdam sağlayacak
Hollanda merkezli AM Amstelland MDC ile Turkmall’un ortak kuruluşu MDCTurkmall, 2004 Eylül ayında kuruldu. Bir projeyi arazi aşamasında ele alıp yönetim danışmanlığına kadar pekçok hizmet veren MDC Turkmall’da 66 kişi çalışıyor. İlk projesi Forum Bornova’yı Eylül 2006’da açacak olan MDC Turkmall, yine 2006 içinde İstanbul, Trabzon, Mersin, Denizli ve Antalya ’da yeni alışveriş ve eğlence merkezlerinin temelini atacak. 2007 yılında Forum Ankara, Mersin ve Trabzon projeleri hayata geçecek. MDC Turkmall bu yeni yatırımlarında mağazalara hizmet verecek yan sektörlerle birlikte yaklaşık 15 bin kişiye istihdam sağlayacak.
MDC Turkmall Genel Müdürü Levent Eyüboğlu, ‘Alışveriş merkezlerinin sayısı arttıkça, yetişmiş yönetici ve uzman personele de ihtiyaç artıyor. Uluslararası gayrimenkul ve alışveriş merkezi yönetim şirketleri, yöneticilerini yurt dışına gönderiyor. Oradaki AVM’lerde işletme anlayışını, her türlü sistemi, görev dağılımını öğreniyorlar. Yapılan işlerden örnekler anlatılıyor, bilgiler paylaşılıyor, bu önemli bir eğitim oluyor’ diyor.
Birden fazla alışveriş merkezi yöneten şirketler dışında, pek çok alışveriş merkezinin insan kaynakları departmanı bulunmadığına işaret ediyor Eyüboğlu: ‘Genellikle, İK yönetimi AVM müdürleri tarafından yürütülüyor. Profesyonel İK şirketleri, alışveriş merkezi ve perakende sektörü yönetim kadrolarının kurulmasında gelecekte daha önemli rol oynayacaklar. Şirket çalışanlarının eğitiminin bir yönetim politikası olarak benimsenmesi büyük önem taşıyor.’

METROCITY ALIŞVERİŞ MERKEZİ
ECE, Hamburg merkezli bir Alman firması. 80’in üstünde AVM’nin yönetimini yapıyor. ECE Türkiye Proje Yönetimi AŞ ise Ekim 2000’de kuruldu. Beylikdüzü, Ankara, Antalya Migros Alışveriş Merkezleri, Bakırköy Town Center, MetroCity Levent ve CarrefourSA Maltepe Park AVM gibi yerleri yönetiyor.
MetroCity’nin Genel Müdürü Semet Yolaç. 16 kişilik bir yönetim kadrosu var. Toplam 160 kişilik temizlik (Servis Grup) ve güvenlik (Tepe Güvenlik) kadrosu bulunuyor. Pazarlama, kiracı ilişkileri ve halkla ilişkileri 2 asistanıyla birlikte kendisinin yürüttüğünü söylüyor Yolaç.
Yolaç ‘Mağazalar kendi personellerini eğitiyor. Biz de onlara destek oluyoruz’ diyor. ‘Örneğin şu anda kredi kartlarının çipli sisteme geçmesi konusunda BKM (Bankalararası Kredi Kartı Merkezi) ile ortak bir çalışma yürütüyoruz.’
MetroCity’nin ufak bir şehir olduğunu hatırlatan Yolaç ‘İşlerin yürümesi için herkesin ortak bir takım kurallara uyması gerekiyor’ diyor. ‘Her ay bir bilgilendirme notu çıkarız. Tüm mağazalara aylık bültenler yollarız’ diyor.
Bir AVM yöneticisinin insan ilişkilerinde kuvvetli olması gerektiğini söylüyor: ‘Bu iş çok keyifli ama zor. Çoğu zaman çalışanların arasında kalırsınız. Herkesin mutlu olacağı bir yer yaratmanız gerekiyor.’

TEPE NAUTİLUS
Yönetim kadrosu 22 kişi. En tepedeki İşletme Müdürü’ne bağlı reklam hakla ilişkiler, pazarlama ve kiracı ilişkileri, operasyon (temizlik güvenlik) ve teknik departmanlardan oluşan 4 ana müdürlük bulunuyor. Teknik Müdürlüğe bağlı teknisyen sayısı 10. Bunun dışında bütün elektronik ve mekanik sistemleri için dışarıdan bakım anlaşmaları var. Güvenlik hizmetini grup bünyesinde Tepe Savunma Şirketi’nden temin eden Tepe Nautilus’un 95 kişilik bir güvenlik kadrosu var. Temizlik servisi 56 kişilik bir kadroyla Temizlik Servis Grup tarafından yürütülüyor. Reklam ve tanıtım departmanı 4 kişi. Mağazalarda çalışanların sayısı ise 1500-2000 arasında değişiyor.
AVM yönetiminde çalışan kişiler herşeyden önce insan ilişkilerinde çok iyi olmalı diyor Müdür Nihat Sandıkçıoğlu: ‘Hizmet sektöründeyiz, bu herkesin yapabileceği bir iş değil. İşin içinde insan var. Hizmet sektöründe sunduğumuz ortamlar çok kolay tüketilebiliyor.’

Yöneticilere özel seminer
Deneyimli yönetici açığını ortadan kaldırmak için Alışveriş Merkezi ve Perakendeciler Derneği (AMPD), Uluslararası Alışveriş Merkezleri Derneği (ICSC) işbirliğiyle ‘Uluslararası Mesleki Gelişim Okulu’ adlı bir seminer düzenliyor. AVM yöneticileri ve yönetici adaylarını hedef alan seminer 20-24 Şubat arasında Plaza Otel’de yapılacak. Seminere profesyonel bakış açısını yenilemek, global dünyanın trendlerine uygun olarak şekillendirmek, alışveriş merkezi yöneticiliği ve pazarlama konularında dünyada son konuşulanları öğrenmek isteyen pekçok yönetici ve yönetici adayı katılacak.

Perakende okulu açıldı
Sektörün en büyük gücü ve aynı zamanda en büyük sorunu olan ‘insan’ konusunda, eğitim verecek Perakende Okulu 17 Ekim’de Soysal Danışmanlık tarafından açıldı. Perakende kuruluşları okulda eğitim gören elemanları için bir ücret ödüyor ve eğitim maliyetini en aza indirmek için sponsorluklarla kaynak oluşturuyorlar. Okuldan alınan sertifikalar, hem işveren hem çalışanlar için önemli bir kriter olacak. Okul, satış elemanlığı mesleğinin gençler arasında itibarının yükselmesini amaçlıyor. Soysal Danışmanlık’ın eğitmenlerinin yanı sıra, akademisyenler ve uzmanlar da ders verecek.

CAPİTOL
Mağaza çalışanlarına bile eğitim veriyor
13 yıl önce kurulan Capitol’ün yönetim kadrosunda 114 kişi var. Bu sayının içinde Capitol’ün kendisinin işlettiği Capitol Spectrum 14 Sinemaları da bulunuyor. Capitol Genel Müdürü Kazım Çizmeci, yıl boyunca mağaza çalışanları ve yöneticiler için eğitim seminerleri verdiklerini söylüyor. Hatta bir ‘Capitol Akademi’ kurmuşlar. Soysal Danışmalık’ın işbirliğiyle yılın 365 günü iyi hizmet, dik durma, makyaj, saç gibi ayrıntılara kadar inebilen bir eğitim veriliyor. Geçen yıl bu eğitimlerden sonra en iyi hizmet veren yer yarışması yapıldı. Mağazalarda Tekin Acar, gıdada Pizza Hut birinci oldu. Çizmeci ‘Güvenlik ve temizlik taşeronlar tarafından sağlanıyor. Fakat Capitol yönetimine bağlı çalışıyorlar. AVM’lerin can damarı olan ısıtma, soğutma, havalandırma ise kendi teknik ekibimiz tarafından yapılıyor. Restoran mutfaklarını denetleyen bir ekiple de çalışıyoruz’ diyor.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK