Xerox Türkiye Genel Müdürü Mehmet Sezer (38) henüz 4. sınıfa giderken ODTÜ Elektrik-Elektronik mühendisliğinde okumayı kafasına koydu ve bunu başardı. Aynı şekilde bundan tam 10 yıl önce Xerox’a iş görüşmesine gittiğinde dönemin Belçikalı Genel Müdürü George Nikolov, Sezer’e 10 yıl sonra kendini nerede görmek istiyorsun diye sorduğunda “10 yıl sonra Xerox’da genel müdür olmak istiyorum” diye cevap verdi. Bu da oldu. Böylece 1989’dan beri Türkiye’de faaliyet gösteren Xerox, ilk kez bir Türk genel müdüre kavuştu.

Xerox Türkiye’nin yeni genel müdürü Mehmet Sezer, ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 13 yaşından itibaren de, tezgahtar, garson, şoför, turist rehberi olarak çalışıyordu. ODTÜ Üniversitesi Elektrik Elektronik mühendisliğinde okudu, Marmara Üniversitesi Mühendislik İşletmesi bölümünde master yaptı.

ODTÜ’de Elektrik-Elektronik mühendisliği okumaya ilkokul 4. sınıfta karar vermişti. “Çok yakın bir aile dostumuzun iki oğlu da ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde okuyordu. Onlar benim için idoldü. Ne zaman evlerine gitsem etkilenirdim. Kendi müzik sistemlerini kendileri yaparlardı, odalarında ışık sistemleri kurmuşlardı.”

Mehmet Sezer, 1987’de üniversiteye girdiğinde Siemens Nixdorf’da teknik serviste part-time olarak çalışmaya başladı. ATM ve server’ların bakımıyla ilgileniyordu. Mezun olduktan sonra 1992-1996 arasında Beckman Instruments şirketinde bio-medikal tıbbi cihazlar konusunda çalıştı, teknik servis müdürlüğü yaptı. Askerlikten sonra 1997’de Xerox’a müracaat etti. Belçikalı Genel Müdür George Nikolov, “10 yıl sonra kendinizi nerede görmek istersiniz?” diye sordu. O da tereddüt etmeden “genel müdürlük koltuğunda” diye cevap verdi.

OLMAYAN BİR ÜRÜNÜ
SATMAM İSTENDİ
Xerox’taki ilk işi satış danışmanlığıydı. Satmasını istedikleri ürün henüz Türkiye’ye gelmemişti. Yeni lansmanı yapılan yüksek kapasiteli baskı cihazları, talebe yönelik baskı gerçekleştirecek, stok tutmadan, atık olmadan, maliyetleri aşağı düşürebilecek bir sistemdi. Sezer’den bu ürünü satması isteniyordu, fakat ortada ne ürün ne fiyat vardı, sadece resmi bulunuyordu. Sezer “Satış için satış tecrübesinden çok teknik altyapıya bakıyorlardı” diyor. “Ben de o şekilde Xerox’da başladım. Daha sonra müdürümüz de Belçika’dan geldi. Çünkü Türkiye’de o altyapı yoktu. Onunla birlikte bir takım kurup, çalışmaya başladık. İlk başlarda çok demoralize olmadım dersem yalan olur. İlk satışımı 8 ay sonra yaptım. 8 ay boyunca hiç satış yapmadan sadece piyasaya odaklanarak ve yeni konsepti anlatarak geçti. Bu da kolay değil, müşteriye ürünü anlatıyorsunuz ama şu anda kimsede yok, ilk siz olacaksınız, dediğinizde insanlar tereddüt ediyor.”
8 ay sonra ilk büyük projelerini bir beyaz eşya fabrikası ile imzaladılar. Bu projeyle bir yıllık hedeflerini gerçekleştirmişlerdi ve bu da çok motive ediciydi. Ardından kahverengi eşya ve otomotiv sektörü ile yola devam ettiler. Sezer, 1999’da Belçikalı müdürün ayrılmasıyla Yüksek Kapasiteli Baskı Sistemleri Satış Müdürü oldu. Bir yıl sonra da pazarlama departmanına geçti. “Çünkü oradaki misyon biraz daha farklıydı. Ürün çeşitliği artmaya başladı, olay siyah-beyazdan çıkıp renkliye dönmeye başladı. 2000’de en büyük başarım ilk renkli sistemleri Türkiye’ye getirmem oldu. Bu lansmanla çok hızlı bir şekilde pazara girdik ve pazarın yüzde yüzünü aldık. İki yıl arka arkaya yüzde yüzün üzerinde büyümeler sağladık ciro olarak.”
Xerox’ta potansiyeli olan çalışanlar departman yöneticileri tarafından tespit ediliyor, ona göre eğitim alıyor ve mutlaka yurtdışına gönderiliyorlar. Sezer’e yurt dışına gitmeyi düşünüp düşünmediği sorulduğunda hangi ülke olacağını hiç düşünmeden kabul etti: “Daha globalleşmek için yurt dışına gitmeyi kabul ettim ve pazarlama direktörü olarak Güney Afrika’ya gönderildim.”

GÜNEY AFRİKA’DA
TECRÜBE KAZANDI
Sezer, Güney Afrika, Mozambik, Tanzanya, Zambiya, Zimbabve, Madagaskar, Namibya, Bostwana, Angola, Malavi, Seyşel, Mauritius, Comoro, Lesotho, Swaziland’dan oluşan toplam 15 ülkeden sorumlu pazarlama direktörü olarak Afrika’ya gitti. Güney Afrika’daki Xerox’ta herkes çok tecrübeliydi. Ekipte 35 yıldır Xerox’ta çalışanlar vardı oysa Sezer’in kendisi 35 yaşındaydı: “Hepsi alanlarında uzmanlaşmış olduğundan onlara bir şey katamayacağınız gibi bir korku doğuyor. Ama biraz derine indiğinizde bu durumun da bir perspektif kaybına yol açtığını görüyorsunuz. Farklı bir ülkede yapmış olduğunuz belki çok rutin bir uygulamayı Güney Afrika’ya aktardığınızda başka bir bakış açısı ve beraberinde büyüme gelebiliyor. Dışarıdan yeni bir kan getirmiştim ve çok çabuk kabul gördüm. İki sene içinde Güney Afrika’yı ciro bakımından pazar lideri yaptık.”
Güney Afrika’nın kariyer, tecrübe, farklı bakış açıları kazanması açısından kendisine çok şey kattığını düşünüyor Sezer. Ama 2003’te Türkiye’de organizasyonda değişiklikler olunca servis direktörü olarak geri döndü. Yurt dışı tecrübesi kazanmış, belirli eğitimlerden geçmiş, satış ve pazarlamada çalışmıştı ve operasyonu tamamen anlamak için servis kısmında da deneyim edinmek istiyordu. 2004’te tekrar pazarlama direktörü olan Sezer, daha sonra yine satışa geçti. 2005’te Satış Operasyonları Direktörü oldu ve genel müdürlüğe getirilene kadar bu görevi devam etti.

Çalışanların ana dilinde konuşan bir genel müdür avantajlı
Xerox 1989’de distribütörlükten ana firmanın Türkiye’ye gelişi sırasında geçirdiği ara dönemde 9 ay boyunca bir Türk genel müdür tarafından yönetilmişti. Beş yıl önce atanan ikinci Türk genel müdürün görevi ise sadece üç ay sürmüştü. Sezer, Türk genel müdürle çalışmanın çalışanlar açısından da faydalı olduğunu söylüyor. “İnsanların kendi dilinde konuşabilen bir yöneticiyle çalışabilmesi birçok insanı motive etti.”

Sezer’in koçu Washington Üniversitesi’nde öğretim görevlisi
Xerox’da potansiyeli olan çalışanlara yönelik Geleceğin Liderleri adlı bir eğitim programı uygulanıyor. İngiltere’de verilen eğitim 6 gün sürüyor. Önce Türkiye’de e-öğrenme yoluyla eğitim almaya başlıyorsunuz ve aldığınız skora göre İngiltere’deki eğitime kabul ediliyorsunuz. Xerox çalışanları ayrıca ABD North Carolina’daki Center for Creative Leadership’in verdiği bir haftalık kişisel yetenek eğitimini alıyorlar. Eğitim sonunda katılanlara 360 derece bir profil analizi yapılıyor ve Center for Creative Leadership havuzunda yer alan ve sizin profilinize uygun koçlar seçiliyor. Bu havuzda ABD üniversitelerinden profesörler ve CEO’lar var. Örneğin Mehmet Sezer’e koçluk yapan kişi Washington Üniversitesinden Prof. Syble Solomon. Seçilen koçlar, koçluk yapacakları kişiyle 3 saat görüşüyor. Bu görüşme kasetlere kaydediliyor. Sezer kasetleri hala dinleyip faydalandığını söylüyor. Ayrıca herkes koçuyla 3 ayda bir 1 saatlik telefon görüşmesi yapıyor.

Güney Afrika-Türkiye karşılaştırması
Güney Afrika çok kozmopolit bir ortama sahip. Herkesin İngilizce şivesi farklı. Bizde işe girmek için üniversite mezunu olmak çok önemlidir. Orada insanlar üniversiteyi akademik kariyer için düşünüyor. İlk başta üniversite mezunu değil diye hayretle karşılayabiliyorsunuz ama ’niye okuyayım ki, akademik kariyer mi yapacağım ben çalışıyorum’ diyorlar. Bizim burada yaptığımız işi yapanların birçoğu üniversite mezunu değildi. Fakat iş yerini okul olarak kullanmışlardı. Bizde bir rotasyon mantığı vardır. 3-4 sene satış temsilciliği yapmış birisi artık benim satış müdürü olma zamanım geldi diye düşünür. Oysa Güney Afrika’da 17 sene satış temsilciliği yapan ve bundan çok memnun kişiler var. Bir de bizde iş hayatı önemlidir. Orada özel hayat daha önemli. Maaşına yüzde 10 zam yapayım 1 saat geç çık desem çıkmaz adam.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 18,02,2007