İSTANBUL DA SÜREN BİR SEMİNER DİZİSİNDE HAYIRSEVERLİK İNCELENİYOR

Türkiye de sponsorluk neden patladı?

İstanbul Beyoğlu ndaki Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü nde ilginç bir seminerler dizisi sürüyor: Hayırsever, Mesen ve Kültür Politikaları Semineri. Eskiden Avrupa da sanata destek veren seçkinlere mesen sanat hamisi ünlü Roma senatörünün adından gelen bir kelime denirdi. Hayırseverlik ise eğitim, sağlık, yoksullukla mücadele gibi çok daha geniş alanları kapsıyordu. Daha sonra bu işleri devletin görev olarak üstlenmesi gerektiğine inanılan bir dönem geldi. Bugün ise sponsorluk uygulamasının yayılması, “her şeyi devletten beklememeliyiz” inancının gelişmesiyle yeni bir mesenlik ve hayırseverlik devrine girdik. İşte seminer dizisi, Türkiye de son yıllarda bu eğilimin neden yeniden canlandığını araştırmayı amaçlıyor.

Hayırsever, Mesen ve Kültür Politikaları semineri, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü ve Paris VIII Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Nora Şeni nin işbirliğiyle yapılıyor. Nisan-Mayıs aylarında düzenlenecek 6 seminerden oluşan konferanslar dizisinin iki amacı var: Hayırseverlik ve mesenlik hakkındaki kavramsal, teorik ve tarihsel bilgiyi sunmak ve öğrencileri kısa, monografi araştırmalarına yönelterek bunları Mart 2007 de yapılacak sempozyuma tebliğ olarak hazırlamalarını sağlamak.
Seminerin katılımcıların çoğu son sınıf ünivesite öğrencileri, araştırmacılar, tarihçi, antropolog ve sosyologlar.
Önümüzdeki yıl Mart ayında Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü nde IFEA düzenlenecek sempozyuma, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi bölümü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji ve Şehir Planlama bölümleri ve Fransa dan Centre d Histoire du Domaine Turc EHESS CNRS de katılacak.

HAYIRSEVERLİK BİR
ANGLOSAKSON GELENEĞİ
Hayırseverlik alanında uzmanlaşan Prof. Dr. Nora Şeni, seminerlerin amacını son yıllarda Türkiye de bu tür faaliyetlerin neden canlandığını anlamak olduğunu söylüyor:
“Avrupa tarihinde devletin yapmadığı, kamuya maledilecek kültürel faaliyetleri elitler üstlenmişti. Cumhuriyet Türkiye sinde, son otuz yılda gelişen, üniversite ve müze kuran, koleksiyon oluşturan, onları hibe eden, festivaller düzenleyerek ülkedeki sanat ve eğitim dünyasının yüzünü değiştiren özel kesim girişimleri herkesin malûmu. Özellikle son 10 yılda İstanbul Modern in, Sabancı Müzesi nin kurulması ile bu akım daha da gelişti. Hayırseverlik, mesenlik ve kültür politikaları sempozyumunun amacı, bu akımın Türkiye de neden şimdi geliştiğini anlamak, tarihsel, sosyal niteliklerini araştırmak, etkisini ölçmek, akımı oluşturan farklı aktörlerin niteliklerini, onları harekete geçiren nedenleri araştırmak, bu projelerin gerçekleşmesine katılan kurumlar arasındaki işbirliğinin temellerini incelemek, gerçekleşen inisiyatiflerin kentsel boyutunu irdelemek. Bizim istediğimiz, üniversite öğrencilerinin bu konuları alıp çalışmaları ve gelecek sene Mart ayında yapılacak sempozyumda bu neticeleri vermeleri. Amaç hayırseverliğe daha bilimsel bir açıdan bakmak.”
Hayırseverliğin genellikle sosyal bilimlerde çok fazla çalışılmamış bir konu olduğunu söylüyor Nora Şeni: “Philanthropy hayırseverlik İngiliz ve Amerikan, yani Anglosakson kültüründe çok yaygın, Fransa da ve Osmanlı da ise çok çok az.”

Osmanlı hayırseveri II. Abdülhamid
Seminerlerin üçüncüsünde “Bir Osmanlı Hayırseveri: II: Abdülhamid” konulu bir sunum yapan Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Nadir Özbek, II. Abdülhamid in hayırseverlik faaliyetlerini ve bu faaliyetlerin siyasi anlamını inceliyor.
Örneğin 1899-1900 yıllarında II. Abdülhamid, kızı Hatice Sultan ın difteriden ölmesi üzerine çok üzülüyor, bir şey yapmak istiyor ve İbrahim Paşa nın da önerisiyle hem halkın onayını almak hem de imparatorluğun modern bir hastaneye sahip olması gerektiğini düşünerek Etfal Çocuk Hastanesi ni yaptırıyor.
Hükümdarların, verdikleri hediyelerin geri dönüşüne yönelik beklentileri olduğunu söylüyor Özbek: “Cuma günleri II. Abdulhamid tarafından bir medrese, tekke veya mahallerde kurban kestirilirdi. Öncesinden gazeteler yoluyla duyrulur ve tüm halkın oraya gelmesi sağlanırdı. Halk hep bir ağızdan Padişahım Çok Yaşa! diye bağırırdı. Burada bir itaat, bağlılık yaratılma amacı var.”
19. yy da gerek Osmanlı da gerek tüm dünyada yaşanan felaketlerden dolayı yardım kampanyaları çoğaldı; yardımda bulunan kişilerin isimleri ve bağışta bulundukları miktarlar gazetelerde sayfa sayfa yer almaya başladı. Örneğin, 1897-98 Osmanlı-Yunan savaşından sonra şehit çocuklarına yönelik kampanyada, bağış yaptığı için gazetelerde yer almak bir itibar kaynağıydı.
Sonra yavaş yavaş hayırdan kurumsal sosyal yardıma geçildi. “1850 den 1950 ye kadar olan dönem kamusal bir dönem. 1980 den sonra ise herşeyi devletten mi bekleyeceğiz, mantığıyla bu görev bireylere devrediliyor” diyor Özbek.
Geçmişte Abdülhamid in yaptığını Avrupa da seçkinlerin yaptığını söyleyen Nora Şeni ise “Türkiye de ise son dönemde bu tarz faaliyetleri elit kesim üstlendi. Bu faaliyetler spora, sanata sponsorluk tanımı altında yapılıyor. Bir geri dönüş söz konusu” diyor.

BUNDAN SONRAKİ SEMİNER TARİHLERİ
15 Mayıs: Nuran Yıldırım İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı : “İstanbul Darülaceze Müessesesinin Kuruluşu.”
22 Mayıs: Serhan Ada ve Burcu Yasemin Çavuş İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Bölümü : “2000 li yıllarda Türkiye de sponsorluk araştırması sonuçları: Bazı gözlemler ve sonuçlar.”
29 Mayıs: Paul Veyne: “Evergetisme” (Eski Yunan hayırseverliği).
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 30, 04, 2006

Reklamlar