Mayıs, 2006 için arşiv

Sponsorluk üzerine ilk araştırma

Yayınlandı: Mayıs 28, 2006 / Yazılar

BİLGİ ÜNİVERSİTESİ NİN BİR YIL SÜREN ARAŞTIRMASINA 70 ŞİRKET KATILDI
Sponsorluk üzerine ilk araştırma

Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmeni Öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Serhan Ada ve öğretim görevlisi Burcu Yasemin Çavuş tarafından yapılan “Türkiye de Sponsorluk Araştırması 2004″e göre Türkiye de en çok sponsorluk yapan firmalar medya, tekstil ve hazır giyim, kültür merkezleri, banka ve holdingler. En çok sponsor olunan alanlar ise kültür-sanat, eğitim ve spor. Serhan Ada, uluslararası şirketlerin varlığı, kurumsallaşma ve 2004 te çıkan Sponsorluk yasası yasa firmaya yüzde 50 vergi indirimi sağlıyor nedeniyle sponsorluğun hızlı bir çıkış yaşadığını söylüyor.

Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü ve Paris VIII Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Nora Şeni nin işbirliği ile gerçekleştirilen Hayırsever, Mesen ve Kültür Politikaları seminerinde geçen hafta “Türkiye de Sonsorluk Araştırması 2004” başlıklı bir araştırmanın sonuçları tartışıldı. Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Bölümü nden Yrd. Doç. Dr. Serhan Ada ve öğretim görevlisi Burcu Yasemin Çavuş tarafından yapılan araştırma, Türkiye de şirketlerin sponsorluğa bakışını ortaya koydu.

Bir yıl süren araştırmada, Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi bölümü son sınıf ve 3. sınıf öğrencilerinden oluşan 13 kişilik ekip şirketlere giderek birebir görüştüler. Öğretim görevlilerinden Burcu Çavuş, “Türkiye de bu konuda hiçbir araştırmanın yapılmamış olması, sponsorluk konusunun bizim bölümümüzle doğrudan ilgili olması ve 2004 te çıkartılan sponsorluk yasası bizi bu araştırmaya iten nedenler oldu” diyor.
Ekim 2003-Haziran 2004 arasında İKSV, Pozitif, Arya Sponsorluk, Anadolu Kültür AŞ ve Kollektif gibi kültür şirketleriyle yapılan araştırmada 70 şirketle görüşüldü.
Sponsorluk ilk kez ABD de 1960 larda ekonominin canlanmasıyla ortaya çıktı. Kültür-sanat, çevre ve sağlık olmak üzere 3 grupta toplanıyor. Serhan Ada, sponsorluğun Türkiye de yeni yeni gelişmeye başladığını belirtiyor: “Son yıllarda özellikle uluslararası şirketlerin sponsorluğun artışında önemli katkısı oldu. Onların kurumsal politikasının ayrılmaz bir bileşeni sponsorluk. Bu şirketler, bir anlamda Türkiye de sponsorluğun standartlarını belirliyor. Aile şirketlerinin kurumsallaşarak sponsorluk yatırımlarını arttırması da olumlu bir gelişme. 2004 te kabul edilen, bir sene sonra uygulama yönetmeliği de çıkan Sponsorluk Yasası da şirketleri teşvik ediyor. Yine de Türkiye de sponsorluk uluslararası kriterlerin çok gerisinde.”
Ada sponsorluk için büyük bir kaynak ve zaman ayrılmasının önemine dikkat çekiyor: “Sponsorluk artık isteğe bağlı olmaktan çıktı. Küresel rekabette yerini almak isteyen herkesin bir sponsorluk stratejisi olmalı. Ama ne yazık ki sponsorluğu bir kerelik görenler, proje bitti diyenler de var. Sponsorluk talebinde bulunanlar da gelişmiş değil. Projesini anlatamayanlar var. Bir iş alanı olarak henüz olgunlaşmamış. Etkinliğe bir iki ay kala, ucundan tutuver, diyor. Bir strateji yok.”
Ada Türkiye de sponsorluğun başarısız olma nedenlerini yeterince kaynak ayrılmaması, sponsorluk ilişkilerinin doğru algılanmaması ve bir sponsorluktan diğerine sıçrama yani tutarlığın olmaması olarak özetliyor.
Türkiye nin belli başlı ailelerinin ilgi alanlarına da dikkat çekiyor: “Bu ailelerin kaçı sanatla veya müzikle ilgileniyor? Ben 3-4 taneyi geçeceğini zannetmiyorum. Ailelerin çoğu futbola dönüyor. Burada ailelerin ilgi alanları çok önemli.” Nora Şeni ise strateji sahibi ailelerin de bulunduğuna dikkat çekiyor ve Eczacıbaşı örneğini veriyor. İşe Sinematek Derneği ile başlayan Eczacıbaşı ailesinin ardından bir İstanbul Festivali ni düzenlediğini ve sonunda İstanbul Modern i kurduğunu, bunun temelinde bir stratejinin yattığını söylüyor.

En çok medya sponsor oluyor
Araştırmaya katılmayı kabul eden şirketlerin yüzde 60 a yakını çokuluslu büyük şirketler, medya şirketleri, holdingler ve bankalardı. Geri kalanları ise orta ölçekli şirketlerdi.
En ağırlıklı sektörler ise medya, tekstil-hazır giyim, kültür merkezleri, banka ve holdingler. En fazla sponsor olan şirketlerin başında yüzde 20 ile medya, yüzde 16 ile tekstil ve hazır giyim, yüzde 11 ile kültür merkezleri geliyor. Onları bankacılık sektörü ve holdingler izliyor.
Serhan Ada bunu şöyle açıklıyor: “Medya en çok sponsorluk yapan sektör. Kültür merkezleri ise eğitim ve kültür-sanat alanında sponsorluk yapıyor. Medya ve kültür merkezleri bir anlamda zaten yapmakta oldukları işi yapıyor. Örneğin medya sütun-santim vererek ya da yabancı kültür merkezleri kendi mekánlarında olabildiğince fazla etkinlik gerçekleştirerek sponsor da oluyorlar. Yani kendiliğinden bir durum diyebiliriz. Banka ve holdingler ise daha çok kültür-sanat, çevre, sağlık ve spor alanlarında mali destek veriyorlar. Banka ve holdingler kurumsal imajı güçlendirmek, pazarlama-satış ve ürün tanıtımı için kültür-sanat ve sosyal sorumluluk alanlarına mali destek vermeyi tercih ediyorlar. ”

Sponsorluk mu istiyorsunuz diyerek görüşmeyi reddettiler
Araştırmanın bir ilginç noktası daha var. 170 şirketle temas kuran araştırmacılar, sadece 70’i ile görüşebildi. Burcu Yasemin Çavuş “Sigara ve alkol firmaları böyle bir araştırmada yer almak istemediklerini belirtti. Bizim bu 70 firmadan randevu almamız 3-4 ayı buldu, bu bizim için büyük bir hayal kırıklığıydı. Dekanlığın yazısına rağmen, pek çok firma bize, sponsorluk mu istiyorsunuz, diye sordu. ”
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 28, 05, 2006

Reklamlar

Şirketlere hizmet veren şirketler

Yayınlandı: Mayıs 28, 2006 / Yazılar

Özelleştirme Türkiye de ilk başladığında şu sözü çok duyardık: Devlet, işletmelerini özelleştirsin, kendi asli görevlerine eğitim, sağlık, güvenlik, yargı dönsün. Şimdi özel sektör için de aynı şey söyleniyor: Şirketler yemek, güvenlik, ofis yönetimi, temizlik, ulaşım, bilgi işlem, avukatlık vb. işlerini özelleştirsin, asli işlerine yoğunlaşsın. Bu hizmetleri veren şirketlere eskiden “taşeron” denirdi. Şimdi başlıbaşına bir sektör oldular. Outsourcing dışarıdan karşılanan hizmetler sektörü Türkiye de çok büyüdü, dallandı budaklandı.

İNSAN KAYNAKLARI
İnsan kaynakları hizmetlerini dışarı veren firmalar artıyor. Adecco nun Genel Müdürü Pembe Candaner, gelecekte İK departmanında outsource hizmeti kullanmayan tek bir kurumsal firmanın kalmayacağını söylüyor. Adecco, müşterilerinden gelen talepler doğrultusunda, resepsiyonistten, satış temsilcisine, bilgi giriş elemanından, call center ve parekende elemanına kadar her pozisyonda outsource hizmeti sunuyor. Bu hizmetler genelikle firmaların talebine göre 3-6 aylık dönemsel sürelerde veriliyor. Candaner. “Firmalar bir kişiden değil kurumdan hizmet alabiliyor. Bir iş için istihdam ettiğiniz eleman hastalanabilir, izne çıkabilir ancak işin beklemeye tahammülü yoktur. Bu nedenle outsource hizmetler iş devamlılığını ve kalite artışını sağlar.”
BİLİŞİM Bir şirkette kullanılan faks, fotokopi, ofis cihazlarının bakım ve yönetimi, şirketin müşterilerine gönderdiği dokümanların üretilmesi, gönderilmesi ya da dijital bir ortamda saklanması gibi faaliyetler IT departmanının iş tanımları arasında. Ama bu hizmetler dışarıya yaptırılıyor ve bu sayede şirketin IT departmanı kendi işine odaklanıyor. Şirketler bu iş için, kendi bünyelerinde o işin uzmanı firmaların eleman ve ekipmanlarını kullanıyorlar.
Örneğin Xerox elemanlarının yarısı 200 civarında , müşterilerin tesislerinde çalışıyor. Şirketin yeni uygulaması olan “e-muhaberat hizmeti” ilginç bir örnek. Şirketlere gelen her türlü evrağı, kuruma girdiği anda elektronik ortama aktarıyor ve kurumdaki ilgili kişilere ulaştırıyorlar. Bu da zamandan tasarruf sağlıyor.
Xerox Türkiye Global Hizmetler Pazarlama Müdürü Nevcihan Matur, bu yıl Türkiye de outsourcing pazarının geçen yıla göre yüzde 30 büyüyeceğini tahmin ediyor: “Kurumlar için gittikçe karmaşıklaşan bilgi işlem alt yapılarının, doküman akışının ve belge güvenliğinin kontrol edilmesi ihtiyacı, dış kaynak kullanımını artıracak.”

YABANCI YÖNETİCİLERE UYUM HİZMETİ
Eskiden İK departmanının işi olan yabancı yöneticilere danışmanlık hizmeti de dışarıya veriliyor. Bu alanda faaliyet gösteren ECRS Turkey kurucularından Ender Arkun, “Gelen yabancı yönetici sayısının artması ve insan kaynakları departmanının kendi işleriyle meşgul olmaları bu hizmetlerin dışarı verilmesini gündeme getirdi” diyor.
Şirketin hizmeti, yabancı yöneticilerin Türkiye ye gelmeye karar verme aşamasında başlıyor. Çalışma ve oturma izinleri, eşyalarının taşınması, çocuklarının okullarının organize edilmesi ve oturacakları evlerinin araştırılması gibi hizmetler bir rapor halinde sunuluyor. Yabancı yönetici Türkiye ye ulaştığı anda havaalanında karşılanıyor. Kendi evi hazırlanana kadar kalacağı otele götürülüyor, sosyal hayatı organize ediliyor, evine yerleştiriliyor, çocuklarına okul bulunuyor ve Türkiye de ayrılana kadar her türlü ihtiyacı karşılanıyor. Hizmetin ücretini yöneticinin geldiği ülkedeki genel merkez karşılıyor; bazen yöneticiler firmaya doğrudan ödüyor.

OFİS HİZMETLERİ
Şirketlere ofis hizmeti sunan Regus, 60 ülkede faaliyet gösteriyor. 120 bin müşterisi, çalışmaya hazır 100 bin ofisi var. İstanbul da Beybi Giz Plaza da ve Ankara da hizmet veriyor. Üçüncü merkezleri ise Levent Kanyon da olacak. Regus İstanbul Genel Müdürü Korhan Ülger, ofis outsource etmenin avantajlarını şöyle sıralıyor: “Müşterimiz sadece ofis kirasını ve servisleri ödüyor. Bina giderleriyle ilgilenmiyor. Maliyetler düşüyor, üstelik prestijli bir ofis ortamında çalışmak verimi artırıyor. Ekstra bir ücret ödeyerek sekreterlik desteği de alabiliyorlar.”
Ofis ücretleri, aylık minimum 1500 dolardan başlıyor; kaç kişilik olacağına, telefon, faks vs hizmetlere göre değişiyor. Ofis kiralama süreleri bir saatten başlayıp 2-3 seneye kadar çıkabiliyor.
Ülger ofis hizmeti talep eden müşterilerinin son dönemde arttığını söylüyor: “Yurt dışından firmaların proje ekipleri Türkiye ye gelip araştırma yapıyorlar. Sıfırdan iş kurmaya çalışanlar var, yeni kurulmuş, kendine yerleşik adres bulana kadar gelenler var, prestijli bir ofiste olmayı tercih edenler var.”

CATERING
Outsourcing ilk yemekle başladı. Catering sektörü o kadar büyüdü ki alt uzmanlık dalları oluştu. Sofra Yemek Üretim ve Hizmet A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Sibel Gökbulut, artık hastane, okul, fabrika işçileri ya da bir plazadaki beyaz yakalı çalışanlara farklı yemek hizmeti verilmesi gerektiğini söylüyor. Sofra 480 kuruluşta 6 bin 500 çalışanıyla her gün 230 bin kişiye toplu yemek hizmeti sunuyor. Bir diğer büyük catering firması Sardunya Catering Grubu ise 3 bin çalışanı ile gerek şirketlerin mutfaklarını devralıp işletiyor gerekse kendi mutfağında ürettiği yemeği şirkete ulaştırıyor. Sektörde 5 bin firmanın olduğunu ve 3 bininin İstanbul da bulunduğunu, ancak çoğunun kayıtsız faaliyet gösterdiğini söyleyen Sardunya Kalite Güvence Direktörü Ferhunde Atalar “Catering sektörü henüz istenilen profesyonel düzeyde değil” diyor.

GÜVENLİK
En çok güvenlik hizmeti talep edenler havaalanları, limanlar, fabrikalar, bankalar, alışveriş merkezleri, hastaneler, üniversiteler, kamu kuruluşları ve oteller. Tepe Özel Güvenlik Eğitim Kurumları, Aralık 2004 ten beri 5 bin kişiye 90 saatlik silahsız 16 gün ve 120 saatlik silahlı 20 gün eğitim verdi. İş Geliştirme ve Teklif Uzmanı Evren Tüfekçioğlu, 5188 sayılı yasa yürürlüğe girmeden önce sektörde yaklaşık 1000-1500 özel güvenlik şirketi ve 150 binin üzerinde özel güvenlik personeli bulunduğunun tahmin edildiğini, yasanın yürürlüğe girmesiyle “Özel Güvenlik Faaliyet İzin Belgesi”ne sahip 600 ün üzerinde şirketin mevcut olduğunu söylüyor.

SPOR MERKEZİ HİZMETİ
Birçok şirketin merkez binasında kendi elemanlarının faydalanması için spor merkezi bulunuyor. Bu merkezin işletilmesi dışarıya verilebiliyor. Örneğin spor ve sosyal aktivite hizmeti veren Center Dış Ticaret 2002 de Siemens in önce spor merkezlerinin işletmesini, 2004 te de aynı şirketin sosyal kulüp işletmesini üstlendi. Aynı yıl IBM Turk de fitness merkezi işletmesini Center Dış Ticaret e verdi.
Center Dış Ticaret in sahibi Julide Sonat “Her kuruma ihtiyaçlarına göre, bir anlamda butik hizmet veriyoruz. Elemanların tamamı bizim kadromuzda; eğitmenlerimiz Spor Akademisi mezunu, her biri ayrı bir alanda uzman.”
Sonat, senelerdir büyük firma ve bankalara fitness ekipmanı sattıklarını, ama ekipmanların bu şirketlerde tam randımanla işlemediğini, o nedenle işletmecilik hizmeti de vermeye başladıklarını söylüyor. “Türkiye de sektöre çok yeni. Bu hizmeti firmalara çok iyi anlatabilmeniz ve sonuçları göstermeniz lazım.”

ULAŞIM
Araba kiralama firmalarının da müşteri portföylerinin çok ciddi bir kısmını kurumsal müşteriler oluşturuyor. Çünkü hiçbir şirket kullanacağı otomobilleri satın almak, sonra da bakımıyla uğraşmak istemiyor. Türkiye de yüzlerce otomobil kiralama firması var ama büyüklerin sayısı 10 u geçmiyor. Filo kiralama sektörünün bu yıl yüzde 30 büyümesi, araç sayısının 75 bine dayanması bekleniyor.
Intercity Genel Müdür Yardımcısı İlkin Göker, araç parklarının yüzde 95 ini kurumsal firmalara filo olarak kiralandığını söylüyor. 250 çalışanı ve 10 bin araçtan oluşan filosu olan Intercity den genellikle üst düzey yöneticiler ve satış elemanları araç talep ediyor. “Aylık ödemeler sayesinde maliyetler sabitleniyor. Intercity nin keseceği aylık kira faturasının gider yazılabilmesi, vergi avantajı sağlıyor. Periyodik servis, bakım-onarım ve diğer zorunlu ödemeler sigortalar, vergi pulları, egzos muayene pulları, fenni muayeneler vs bizim tarafımızdan yapılıyor, şirket vakit kaybetmiyor. Otomobilin çalınması, kaza ya da bakımın uzaması halinde ise yerine başka bir otomobil tahsis ediliyor.”
Türkiye de 40 ofis ve 1500 otomobille hizmet veren Europcar Türkiye nin Genel Müdür Yardımcı Serdar Telci ise son yıllarda kurumsal müşterilerinin artığını söylüyor. Telci, “İlaç, dayanıklı tüketim, bilişim, hizmet, sağlık, sigorta ve bankacılık bu konuda başı çekiyor” diyor.

Bütün hizmetler tek bir şirketten
RGS Group, güvenlik, temizlik, bordrolama, sosyal hizmet elemanı temini, teknik bakım hizmetleri ve tesis yönetimi alanlarında şirketlere hizmet veren bir şirket. Toplam 4 bin 900 elemanı var. Müşterileri arasında büyük holdingler, alışveriş merkezleri, otel ve tatil köyleri, sanayi kuruluşları, hastaneler, orta boy aile şirketleri var. RGS Group Genel Koordinatörü Cengiz Sezgin, “ABD ve Avrupa’daki büyük şirketler bütün dış hizmetleri genellikle aynı firmadan almak istiyor. Türkiye’de de böyle bir gelişme olacaktır” diyor.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 28, 05, 2006

Dünyada 30 bin CEO, 5 bin yönetici araştırma şirketi var

Şu anda dünyada yaklaşık 5 bin yönetici araştırma şirketi olduğu varsayılıyor. Global şirketlerin başındaki CEO sayısının ise 30 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Yönetici araştırma şirketleri, tabii sadece bu CEO ları değil, tüm üst düzey yöneticileri işe yerleştirmekle uğraşıyor. Bu yöneticilerin aldığı yıllık maaş ortalama 225 bin dolar. Yönetici araştırma şirketleri, bunları işe yerleştirirken, bu ücretin ortalama yüzde 33 ünü alıyor. Komisyon gelişmekte olan ülkelerde yüzde 25-33 iken, gelişmiş ülkelerde, örneğin Japonya da yüzde 45 e kadar çıkabiliyor.

Yönetici araştırma şirketlerine akreditasyon veren AESC Association of Executive Search Consultants, Yönetici Araştırma Şirketleri Birliği 1959 da kuruldu. Merkez ofisleri Brüksel ve New York ta. AESC Strateji ve Gelişim Müdürü Daniel B. Hall, 70 ülkede 300 üyeleri olduğunu söylüyor. Bir yönetici araştırma şirketi kuran, kalitesini AESC den aldığı akreditasyonla onaylatmak zorunda.

Yönetici araştırma şirketlerinde bir numara ABD. Hall, “ABD pazarın yüzde 40 ını temsil ediyor. İkinci büyük pazar Avrupa” diyor. “İngiltere, Avrupa nın yüzde 40 ını temsil ediyor. Fransa ve Almanya yüzde 15 lik paylarla İngiltere yi izliyor. Bir diğer güçlü ülke ise Hollanda.”
Toplantıya katılan The Economist yazarlarından Nancy Garrison Jenn iki yıl önce Türkiye ye geldiğinde zeki ve yaratıcı pekçok Türk öğrenciyle tanıştığını, potansiyelin çok yüksek olduğunu söylüyor: “Yönetici araştırma sektörü hızla büyüyen bir pazar. Türk öğrenciler de bunun farkına varıp başka ülkelerde şanslarını denemeli. Batı dünyasının yanı sıra Rusya, Hindistan, Çin ve Brezilya gibi pazarlar da çok hızlı gelişiyor ama dünya sadece bu ülkelerden ibaret değil. Gelişen pek çok ülke var. Avrupa da Rusya, eski Sovyet cumhuriyetleri ve Türkiye; Ortadoğu da ise Dubai, Mısır ve Lübnan. Mesela son dönemde yönetici adayları mandarin ve Arapça öğreniyor.”
Stanton Chase Tüketici Ürünleri Genel Müdürü Peter de Jong, Stanton Chase in farkının bünyesinde oluşturduğu gruplar practise groups olduğunu söylüyor. Stanton Chase 5 ana grupta uzmanlaşmış: Tüketici Ürünleri, Finans, Sağlık, Endüstri ve Teknoloji. Stanton Chase İstanbul Yönetici Ortağı Çağrı Alkaya ise şu anda dünyadaki en canlı sektörlerin perakende, teknoloji ve tüketim ürünleri olduğunu belirtiyor. Türkiye de ise özellikle ilaç, finans, tüketim ve perakende çok canlı.

5 AYDA 8 YÖNETİCİ
Türkiye deki müşterilerinden gelen talepler ve AB sürecinin başlamasıyla daha fazla müşterinin Türkiye yi sorar hale gelmesi üzerine, Stanton Chase, Türkiye de Kasım 2005 te bir ofis açtı. Stanton Chase Türkiye ofisi adaylarının ücret aralığı 60-300 bin dolar arasında. Ağırlıklı olarak 80-200 bin aralığında çalışıyorlar. Şirket 5 ayda biri Cezayir e olmak üzere 8 yöneticiyi işe yerleştirdi.

Dünyanın en büyük 10 yönetici araştırma şirketinden biri olan Stanton Chase International ın 33. Uluslararası Partnerler Toplantısı 28-29 Nisan da Atina da yapıldı. Toplantıya Stanton Chase in 40 ülkedeki yaklaşık 60 ofisinden yöneticiler katıldı. Toplantıda bu yıl Dubai, Güney Afrika ve Romanya da açılan üç yeni ofis tanıtıldı. Toplantıda üst düzey yöneticilerin işe yerleştirilmesiyle ilgili bilgiler paylaşıldı.
Avrupalı yöneticiler Dubai ve Sao Paolo dışında bir yere gitmek istemiyor, bu, Türk yöneticiler için fırsat

Stanton Chase İstanbul’dan Çağrı Alkaya
Türk yöneticilere özellikle Kuzey Afrika, Ortadoğu, Pakistan ve İran gibi ülkelerden yoğun talep var. Bunun bir nedeni Türk yöneticilerin esnek düşünmesi, hızlı karar vermesi, çalışkan olması ve kriz yönetimi becerileri; ikinci nedeni de Avrupalı yöneticilerin bu bölgelere gitmek istememesi. Yöneticiler arasındaki mobilite azalıyor. Herkes Paris’e, Londra’ya, New York’a gitmek istiyor ama Brezilya’da Sao Paulo, Ortadoğu’da Dubai dışında bir yer söz konusu olduğu zaman şirketler gidecek yönetici bulmakta zorlanıyor. Aslında bu bir fırsat, Türk yöneticiler uluslararası şirketlerde belli konumlara gelmek için gelişmekte olan bölgelerdeki etkinliklerini arttırmalı. Ortadoğu, Afrika ve Asya’daki yönetici sayımızı artırabilirsek bu bölgelerde daha fazla söz sahibi olabiliriz.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 07,05, 2006