Haziran, 2006 için arşiv

200 milyon dolarlık bir yatırımla İstanbul Levent te kurulan Kanyon un 32 yaşındaki Kanadalı Genel Müdürü Markus Lehto, 1999 da 6 ay tatil için geldiği Türkiye de kalmaya karar verdi ve İş Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı nda part-time danışman olarak işe başladı. Kısa sürede pazarlama müdürü oldu ve İş Kuleleri, Kule Çarşı, Marmaris teki Solaris Plaza, Tatilya, Seven Seas Hotel gibi projelerin satış ve kiralamasıyla ilgilendi. Kanyon projesi üzerinde çalıştı. Şu anda Kanyon un genel müdürlüğünü yapıyor. Açık alışveriş merkezi konsepti ile dikkat çeken Kanyon için Lehto “Burası küçük bir şehir. Yeni açılacak alışveriş merkezleri artık bu konseptte olacak” diyor.

Kanyon Genel Müdürü Markus Lehto 1973 te Kanada da doğdu. Finlandiyalı bir anne ve babanın ortanca çocuğu olan Lehto önce Fince sonra İngilizce ve Fransızca öğrendi. Hukuk okuduktan sonra İngiltere ye uluslararası ilişkiler ve ekonomi master ı yapmaya gitti. Türkiye ye uzanan yolculuğu 1995 te üniversitede tanıştığı bir Türk kızına aşık olmasıyla başladı.
Yüksek lisansını tamamladıktan sonra bir süre Kanada ya gidip birkaç finans şirketinde danışmanlık yapan Lehto, 1997-1999 arasında ABD de çalıştı. 1999 da ise o Türk kızını görmek için Türkiye ye geldi ve bir daha da kopamadı: “Aslında amacımız birlikte 6 ay tatil yapıp Londra ya yerleşmekti ama kalmaya karar verdik.” 1999 da İş Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı nda danışman olarak işe girmesi de bir tesadüf sonucu oldu: “Doğru zamanda, doğru kişilerle ve doğru yerde olmak bir şanstı.”

PART-TIME DANIŞMANLIKTAN YÖNETİCİLİĞE
İş Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı nın gelecek planları, büyüme potansiyeli ilgisini çekmişti. Kendisinin de halka arzlar, gelişmekte olan piyasalar ve yatırım bankacılığı deneyimi İŞGYO nun dikkatini çekti ve part-time danışman olarak çalışmaya başladı:
“İşim yabancı yatırımcılara yönelik olarak şirketin misyonunu ve profilini düzenlemekti. İŞGYO nun yabancı yatırımcılarla ilişkisi derinleşti, uluslararası platformda bilinirliği arttı. Şu anda İŞGYO hisselerinin yarısından çoğu yabancı yatırımcılara ait.”
Lehto nun yarı zamanlı başladığı danışmanlık tam zamana dönüştü ve 2001 de Pazarlama Müdürü oldu. Tüm İŞGYO gayrimenkullerinin satış ve kiralanması da görev alanına girdi. Bu projeler arasında İş Kuleleri, Kule Çarşı, Marmaris teki Solaris Plaza, Tatilya, Seven Seas Hotel de vardı. Eylül 2003 te İŞGYO ve Eczacıbaşı grubu Kanyon un yönetimi, işletimi ve pazarlanması için bir ortaklık kurdu. Lehto o dönemden beri projenin başında.
Aslında ilk başta bir alışveriş merkezi fikri Markus Lehto ya çok sıcak gelmemişti. “Ben müşteri olarak bu tarz mekanlardan çok keyif almam. Ama bu proje farklı bir konseptti, o nedenle kabul ettim. Çok da memnunum burası artık bizim hayatımız oldu.”

Türkiye’ye adapte olmak imkansız, olmak da istemem
* Türkiye ye adapte olmanız ne kadar sürdü, en çok hangi konuda zorlandınız?
-Türkiye nin iyi tarafı insanın hiçbir zaman tam olarak adapte olmaması. Bu Türkler için bile geçerli. Şehrin büyüklüğü, eski-yeni, zengin-yoksul, doğu-batı kontrastı sürekli değişimi getiriyor. Bu nedenle hiçbir zaman tamamen adapte olamayacağım, umarım da olmam. İstanbul her zaman şaşırtıyor ve ilham veriyor.
* Türk tüketicileri nasıl buluyorsunuz?
-Diğer Avrupa ülkelerindeki tüketicilerden daha hızlı tepki veriyor ve satınalma kararlarını da çok önceden planlamıyorlar. Bu “önce al, sonra düşün” mantığı taksitlendirmenin bu kadar popüler olmasını da açıklıyor. Tabii bir diğer neden de, Tüklerin sıcak Akdenizli karakterinden geliyor.
 Türk iş dünyası ve iş adamları hakkındaki görüşleriniz neler?
-Beni önceleri şaşırtan şimdi ise doğal gelen bazı eğilimler var. Birincisi “burası Türkiye” yada “idare eder” gibi tabirler. Bu, fazla çaba sarfetmemeyi yada olması gerekenden azını kabullenen, başarıya odaklanmak yerine performansı bu basmakalıp beklentilerle kıyaslayan bir yaklaşım. Yani insanlar başarısızlık kendinin değil de Türkiye nin hatasıymış gibi davranıyor, sorumluluğu üstlenmek yerine, başkasına yüklemek istiyorlar. Bu nedenle bence birçok Türk işadamı planlarını kötümser yada tutucu şekilde yapıyor. Bu muhtemelen yıllardır yaşanan çalkantılı ekonominin de bir sonucu. Bu Türk iş hayatı için olumsuz bir yön gibi görünse de, aynı zamanda bir güç. İstikrarsızlığın getirdiği iniş çıkışlar, birçok kişiyi ve firmayı aslında batırabilir. Türk kuruluşlarının kısa vadede tepki vermek ve günlük kararlar almak zorunda olması, onları esnek ve yaratıcı olmaya itiyor. Gerektiğinde Türk işadamları çok kısa sürede inanılmaz gelişmeler sağlayabiliyor. Şimdi ekonomi belirli ölçüde düzeldiği ve uzun vadeli planlar yapılabildiği için, bu özellikler Türk iş dünyasının hızla gelişmesini sağlayacak.

Japonya’da gördüğümüz Canal City bize ilham verdi
Kanyon un diğer alışveriş merkezlerinden farkı nedir?
-Dünyada çok standart formüller var. Her yerde alışveriş merkezleri aynı gibi gözüküyor. Biz, daha iyi bir yer yaratmak istedik. Bölgede 50 bin kişi yaşıyor ama hiçbir buluşma noktası yok. Buraya çalışmak için gelip sonra dönüyorlar. Örneğin Londra da herşeyi aynı bölgede yapabilirsiniz. Levent te böyle bir fırsat yok. O yüzden biz şehir içinde şehir yapacağız dedik.
Diğer alışveriş merkezlerinde de şehir havası yok mu? Hepsi kendilerini yaşam merkezi yada küçük şehir olarak niteliyorlar.
-Evet ama ruhu farklı. Bütün alışveriş merkezleri kapalı kutu gibi. Burada açık havada alışveriş yapıyorsunuz, bir şehir havası yaratıyor.
Peki bu konsepte uygun mimarları nasıl seçtiniz?
-Dünyada çok az mimarlık şirketinin bu tarz projeler yaptığını gördük. Üçünü davet ettik. Hepsiyle bir hafta geçirdik, herkes buraya açık bir mekan yapma konusunda birleşti. Sonra Jerde Partnership ve Tabanlıoğlu Mimarlık ile çalışmaya karar verdik.
 Jerde Partnership, Kanyon benzeri başka projelere de imza atmış mı?
-Evet bu tarz projeler yapıyorlar. Karar vermeden önce Güney Japonya ya gittik. Orada Canal City isimli bir proje vardı. Hiç konut yok ama iki otel, küçük bir iş merkezi ve böyle açık bir alışveriş merkezi var. Canal City yi dolaştık. Bize ilham verdi. Dünyada herkes aynı şeyi yapıyor biz farklı bir şey yapacağız diyoruz ve bir risk alıyoruz zaten. Bu tarz projeler Tokyo ve Osaka da da var. Avrupa da ve Amerika da ise Kanyon un örneği yok.
Kanyon un hedef kitlesi kim?
-Sadece A yada A+ yada cebinizde kaç para var diye bakmıyoruz. İnsan farklı bir yerde olmayı, en yeni trendleri takip etmek istiyorsa buraya gelebilir.
Öyleyse neden sadece üst kesime hitap ediyor gibi bir imaj doğdu?
-Diğer alışveriş merkezlerinde olmayan markalar var. O yüzden insanlar sadece zenginler için diye düşünüyor. Aslında herkese uygun şeyler de var.
Marka karması nasıl yapıldı?
-Bir kat konsepti oluşturduk. -2. katta her yaştan kişiye uygun şeyler var, -1 için daha genç enerjik markalar seçildi, zemin katta daha lüks markalar var, en üst katta ise lokantalar ve sinema. Yeni bir konsept olduğu için Metrocity, Akmerkez, Profilo ya da yakındaki mağazalarda markaları olanları tercih etmedik. Markalar arasında seçim yapmak zordu, ihale açtık. Her mağaza ve lokasyon için farklı seçeneklerimiz oldu.

“Alışveriş merkezi yönetmek doktorluk gibi, çünkü bu yaşayan bir organizma. Ziyaretçiler kan ve oksijen, bina da ruh ve beden. Hepsi organizmanın yaşaması için doğru şekilde biraraya gelmeli. Yöneticilerin görevi, bunu sağlamanın ötesinde işe bir ruh katmak.”

Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 25,06,2006

 

Reklamlar

Otelde kariyer için sebat etmek şart

Yayınlandı: Haziran 18, 2006 / Yazılar

Turizmin sağladığı doğrudan istihdam 1 milyonun üstünde. Sadece konaklama sektöründe ise çalışan sayısının 500 bin olduğu tahmin ediliyor. AKTOB Akdeniz Turizm Otelciler Birliği Başkanı Osman Ayık, eğitimli eleman bulmanın sektörün ana sorunu olduğunu söylüyor: “Turizm eğitimi veren eğitim kurumlarına kayıtlı öğrenci sayısı 30 bin, yıllık mezun sayısı 10 bin. Bu hemen hemen her yıl 30 bin yatak artışı olan Antalya nın ihtiyacını bile karşılamaz.”

Muğla Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Meslek Yüksek Okulu Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Cafer Topaloğlu turizmdeki başka bir İK sorununa dikkat çekiyor: “İnsanların çoğu 5 yıl çalışıyor bu sektörde, sonra kendine göre olmadığını düşünüyor. Yoğunluk, insan ilişkileri, hayat tarzı uymuyor. İlkin turizm onlara güzel geliyor; deniz, kum, güneş, kızlar. Ama sonra bakıyorlar ki herkes tatil yaparken onlar çalışmak zorunda. Sektörü terkediyorlar.”

Oteller güneyde sezonluk işliyor. Kışın bu otellerin personeli yüzde 40 azalıyor. Çalışanların kimisi kışın büyük şehirlere gidip restoran ve barlarda çalışıyor, kimisi kendi yöresinde tarlalarda çalışıyor, kimisi de yazın kazandığı parayla idare ediyor. Bu istihdam sorununu çözmenin yolu turizmi 12 aya yayamak. Örneğin Lykia World ün yaptırdığı kongre merkezi sayesinde 800 civarında olan personel artık kışın da çalışacak.

ŞEHİR OTELCİLİĞİ FARKLI
Bu durum şehir otelciliği yapılan otelleri etkilemiyor. Örneğin The Marmara İstanbul İK Müdürü Duygu Kayaalp, yazın çalışanların sayısının kışa göre yüzde 3 azaldığını söylüyor. Hilton İstanbul İK Müdürü Sandra Gülerşen ise, “Yazın artan turizm hareketliliği istihdamı güneye kaydırıyor. Ancak güneyde sezonun bitişiyle iş gücü büyük şehirlere kayıyor” diyor. “Yaz aylarında sezonluk iş bulan turizm çalışanları, ya kış sezonunda yine sezonluk bir iş bularak yazın güneye kayıyor ya da kışın şehir otelciliğini tercih ederek kadrolu olarak çalışmaya devam ediyor.”
Eğitimdeki eksikliklere rağmen, Muğla Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Meslek Yüksek Okulu Müdür yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Cafer Topaloğlu, artık turizm eğitimi almış yöneticilerin ağırlıkta olduğunu söylüyor.
Akdeniz Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Doç. Dr. A. Akın Aksu ise şöyle diyor: “Kendisini yetiştiren, sebat eden, yabancı dili olan, bilgisayar yazılımlarına hakim bir mezunumuzun sektörde yolu açık. Ortalama 14-15 yıllık bir sürede genel müdürlüğe yükselebiliyor.”

Otel hiyerarşisi
* Ön büro Resepsiyon, danışma, santral ve bagaj odasından oluşuyor. Çalışanlar müşterileri kabul ederek, kayıt, oda, bagaj, hesap, ücret tahsili, mesaj ve haberleşme işlemlerini yapıyor.

* Santral ve business center Santralda çalışanlar otele gelen telefonlara cevap verip ilgili departmanlara aktarıyor. Business center otel misafirlerine fotokopi, faks, internet kullanımı gibi konularda yardımcı oluyor. Ön büroda çalışmak isteyenler genellikle bu iki departmanda göreve başlıyorlar.

* Yiyecek-içecek müdürü Oteldeki tüm yeme içme faaliyetlerini yürüten departmanın amiri. Restoranlar, oda servisi, pastane, mutfak hizmetleri onun sorumluluğunda.

* Banket kaptanı Otelin düğün, mezuniyet balosu, parti, festival gibi özel etkinliklerini organize ediyor. Bir düğünün masa düzeninden servis yapacak garsonların görevlerine kadar tüm konulardan sorumlu.

* Kat hizmetleri Otelin genel temizliğinden sorumlu departman. Odalar, ofisler, public area kamusal alan denilen otelin lobby, restoranlar gibi alanlarının temizliği onlara bağlı.

* Doorman Otelin ana kapısında misafirleri karşılayan kişi.

* Bellboy Misafirlerin bagajlarını otel odasına taşımakla sorumlu.

Büyük oteller kendi elemanlarını yetiştiriyor

Lykia World ün sahibi Burhan Silahtaroğlu, kendilerine üniversite mezunu da lise mezunu da gelse, sıfırdan asistan olarak başladıklarını söylüyor. “İş yerinde eğitim çok önemli. Yemek, işletme, ön büro gibi departmanlar uzun yıllar tecrübe istiyor.” Eğitim Müdürü Seçkin Tolga Kobal da “Yeni işe alınacakların illa turizm mezunu olması şart değil” diyor. “Bir çalışanın operasyonda pişmesi demek o işin kurdu olması demek.”
Lykia World de yönetici olmak isteyenlere Junior Management, Senior Management, Management Training eğitimleri veriliyor. Yönetici adayları her departmanda çalışıyorlar. Kobal “Çünkü alt kadronun ne çektiğini bilmeli. Yiyecek içecekte yönetici olacaksa bile, büroda da çalışıyor, kat hizmetlerinde de, bulaşık da yıkıyor.” Bu yıl Lykia World de 30 kişi yetiştirilecek ve Antalya da açılacak yeni otelin yönetici kadrosu buradan çıkacak. Lykia World Milli Eğitim Bakanlığı nın işbirliğiyle bir çıraklık okulu da kurdu. Lise mezunu 16-18 yaş arasındaki gençler burada 3 yıl eğitim görüyor, sonra Lykia World de istihdam ediliyor. Şu anda 37 öğrencinin eğitim görüğü okul için Kobal “Kendin pişir kendin ye” diyor.
Türkiye de 6 oteli olan Rixos her yıl turizm ve otelcilik yüksek okullarına giderek son sınıflarla görüşüyor ve mezuniyet sonrasında bu öğrencileri istihdam etmeyi planlıyor. Rixos Bodrum bu sayede 51 kişiyi işe aldı.
Adnan Menderes Üniversitesi ile işbirliği yaparak bir kış okulu organize ediyorlar. 8 hafta eğitim veren okulda toplam 200 kişi 780 saat eğitim gördü. Bunlardan 120 si yeni personeldi. Rixos Bodrum Genel Müdürü Ahmet Çolakoğlu amaçlarının gelecek yıl bu okulu bir akademi haline getirmek olduğunu söylüyor.
Magic Life da kendi elemanlarını kendi yetiştirme taraftarı. Yeni açılacak Magic Life kulüplerine tepe yöneticisi olarak eleman yetiştiriyorlar. İnsan Kaynakları Müdürü Billur Yılmaz, yılda 5-6 ay çalışanların ücreti öncelik olarak aldıklarını, sirkülasyonun da çok arttığını söylüyor Yılmaz: “Her işletmenin kendi kapasitesini belirlemesi ve kontrol altında tutması gerekiyor. Aksi takdirde eğitim yatırımları açısından risk doğar.”

Hilton da 4D sistemi
500 kişinin çalıştığı Hilton İstanbul da 4D sistemi var. İşlevlerine göre ayrılan departmanların müdürleri, müdürlerin rapor verdiği 4 Direktör bulunuyor. Hilton un eşitlik ilkesi gereği personel birbirine ilk isimle hitap etmeye özendiriliyor. Kariyer planları yılda bir kez yapılan ve 6 ay içinde gözden geçirilerek güncellenen performans gelişim görüşmelerinde belirleniyor.

Çalışanlar nasıl bir kariyer planı izliyor

* Koray Kızıldeniz 30-The Marmara İstanbul Alman Filolojisi mezunuyum. 1993’den beri Antalya’da otellerde ön büroda çalıştım. Daha önce öğretmenlik, halıcılık, kuyumculuk, rehberlik gibi işlerde çalıştım. Otelciliği karakterime uygun olduğu için seçtim. Başka kültürlerle, insanlarla sürekli alışveriş içindesiniz. Kariyer planımda The Marmara ya da benzeri bir otelde yönetici olmak var.

*Aysun Demirci 29-Lykia World : Sakarya Üniversitesi Turizm Otelcilik mezunuyum. İTÜ’de 1 yıl İK yöneticiliği eğitimi aldım. İlk olarak İngilizce öğretmenliği yaptım. Tatil zamanında Lykia World’de karşılama hostesi olarak çalıştım. Sezon bitiminde bana burada kal, çırak öğrencilerimizin İngilizce ve sorumlu rehber öğretmeni ol dediler. O kış öyle geçti. Sezon tekrar başladığında eğitim sorumlusu ol dediler. 2 sezon sonra bir İK’cı misafir ilişkilerini, ön büro, kat hizmetlerini de bilmeli dediler. Bunları da öğrenmem istendi ve bu yıldan itibaren operasyondan sorumlu genek müdür asistanı oldum. Kariyer yapmak istediğim alan, yönetim, organizasyon ve planlama. İşin beyin kısımında çalışmak, strateji belirlemek ve geliştirmek istiyorum. Pekçok yeni mezun ön büronun önlerini açacağını düşünür ama siz tuvalet temziliğinden bile başlasanız sizde bir ışık varsa bu görülüyor ve gereği yapılıyor.

* Eser Günday 25-Lykia World : Cambridge Üniversitesi Turizm İşletmeciliği’nden mezun oldum. 2001’den 2005 yılına kadar pekçok otelde animatörlük yaptım. 2004’te Lykia World’de animatör olarak başladım. Sonra animasyon organizasyonları, iş yaptırma, karar verme gibi yetkiler verildi. 2005 sezonu sonunda Genel Müdür Yardımcısı Asistanı oldum. Gündüzleri üst düzey yönetim toplantılarına katılıyorum, akşamları zevk aldığım için dj’lik yada animasyon yapıyorum. Yeni mezunlar okulu bitirip 1-2 yılda müdür olacağını söylüyor ama turizm çok zor. Benim kariyer planımda Kempinski Otelleri gibi zincir bir otelde Genel Koordinatör olmak var.

Genel müdürlüğe giden yol ön bürodan geçiyor
Bir otelde genel müdürlüğe giden yol ön büro ve yiyecek içecek departmanlarından geçiyor. Örneğin The Marmara Bodrum’un şu anki genel müdürü The Marmara İstanbul’un ön büro müdürüydü. Bunun farkında olan mezunların da ilk tercih ettiği departman ön büro oluyor.
Hilton İK Müdürü Sandra Gülerşen, ön büroda çalışmak için çok iyi yabancı dil bilmek gerektiğini söylüyor: “Ne yazık ki yeni mezunlardaki yabancı dil bilgisi yok denecek kadar az. Turizm okullarında yabancı lisan ders sayısının artırılması, özellikle konuşma sınıflarının eklenmesi bu sorunu çözebilir.”
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 18,06,2006

Türkiye de ilk kez bir kurumsal film festivali düzenleniyor. Uçan Süvariler Yaratıcı Çözümler Şirketi ve Patika Yapım ın düzenlediği festivalde, her sektörden ve her kademeden çalışanlar çektikleri filmlerle yarışacak. 3 ayrı dalda çekilecek filmler için teknik destek festivalin organizatörleri tarafından sağlanacak. Yarışmanın ödül töreni Kasımın ilk haftasında MyShowland da yapılacak.

Uçan Süvariler Yaratıcı Çözümler Şirketi ve Patika Yapım, Türkiye de ve dünyada ilk kez bir kurumsal film festivali düzenliyor. Her sektörden her düzeyde firma çalışanlarının katılabileceği yarışmada En İyi Film, En İyi Ekip, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu ve En iyi Kadın Oyuncu olmak üzere toplam 5 dalda 15 ödül dağıtılacak.

2006 Kurumsal Film Festivali kurum kültürü, müşteri memnuniyeti ve reklam filmi olmak üzere 3 konu başlığı altında toplanacak. Katılımcılar isterlerse 3 başlık altında 3 ayrı film yapma hakkına da sahip. Kurumsal ve müşteri memnuniyetini konu alan filmler maksimum 5 dakika, reklam filmi ise maksimum 1 dakika olacak. Film çekme süresi ise 2 günle sınırlı.

Uçan Süvariler Genel Müdürü Cihan Zarakol, bu yıl hedefteki katılımcı firma sayısının 40 olduğunu söylüyor: “16 sı sinema, televizyon ve reklam sektöründen, 3 ü iş dünyasından, 4 ü medyadan olmak üzere toplam 23 kişiden oluşan bir jürimiz var. Bu jüri üyelerinin hepsine teker teker filmler gönderilecek ve onlar da izleyip birbirinden etkilenmeden oy verecekler. O nedenle katılımcı sayısını 40 ile sınırlamayı düşünüyoruz.”

Firmalardan aldıkları tepkilerden son derece memnun olduklarını söyleyen Zarakol, “Görüştüğümüz firmaların hepsi biz birinci olacağız, çünkü biz hizmet sektöründeyiz diyor. Bizden çok hikaye çıkar, inanılmaz şeyler yaşıyoruz, diyenlerin sayısı çok fazla. Herkes kendinden çok emin” diyor.

Bütün filmlerin aynı formatta olmasını sağlamak için kamera ve kameraman, 2 Betacam kaset, ışık malzemesi, boom mikrofon, 6 saat boyunca bir montaj masası ve montaj elemanı, festivalin organizatörleri tarafından karşılanacak. Senaryo, oyuncular, yemek, kostüm gibi masraflar ise filmi yapan ekibe ait olacak.

Yarışmada tek koşul hiçbir şekilde dışarıdan destek almamak, filmde rol alan ve çalışan herkesin şirket elemanı olması. Cihan Zarakol, firmalara her türlü teknik desteği kendilerinin verdiklerini çünkü herkesin eşit koşullarda yarışmasını amaçladıklarını söylüyor. “Herkes filmini aynı formatta çeksin istedik. En azından görüntü kalitesi açısından bir birliktelik olmalı. Yoksa daha düşük bir formatta çekilen çok güzel bir film sırf görüntüsü bozuk diye elenebilir.”

Zarakol, bazen amatörler tarafından yapılan işlerin de çok iyi olabileceğini söylüyor: “Öğrencilerin katılacağı bir afiş yarışması düzenliyorsunuz ve yapılan işler çok şaşırtıcı olabiliyor. Buradan da süper filmler, gizli kalmış dahiler çıkabilir ortaya.”

Patika Yapım Genel Müdürü Şenay Akkurt ise onlarca beynin yeni firkirler üreteceğini ve bu fikirlerin belki bir sonraki sene o firmanın yapacağı reklam kampanyasına bile etki edeceğini söylüyor.

Bir hedef de takım çalışması yaratmak. Film çekmek ve iş dünyası arasındaki benzerliklere dikkat çekiyor Cihan Zarakol: “İş dünyasında da film çekerken de herkes birbirini doğru bir şekilde tamamlamalı, iyi organize olmalı. İş dünyasının çalışma prensipleri, filmle birleştiğinde çok keyifli şeyler çıkacaktır ortaya.”

Film çekerken nelere dikkat etmeli
Film çekecek kişilere nasıl bir yol izleneceği bir toplantıyla anlatılacak. Zarakol, ilk çekilen filmlerde klasik hatalar olduğunu ve toplantıda bu hatalara değineceklerini söylüyor: “Mesela insanlarda her çektiğini filme koymak gibi bir eğilim vardır. O zaman film sarkar. O nedenle kendi çektiğine acımayacaksın. Bir diğer nokta, ne kadar çok prova yaparsanız kamera önüne geçildiği anda çekim o kadar kolay yapılır. Planlama çok önemli. Biz film çekim süresini 2 günle sınırladık yoksa bu işin sonu gelmez. Zaten katılımcılar bize senaryolarını gönderecekler ve biz filmin 2 günde çeklip çekilemeyeceği bilgisini onlara vereceğiz. Oyuncular açısından bir sınırlama yok ama siz 30 kişilik bir castla bu filmi 2 günde çekmeye çalışırsanız kontrolü sağlayamazsınız. Ya da senaryoda Boğaz Köprüsü, Anıtkabir gibi çekim yapmanın zor olacağı yerler seçilmişse bu gibi yerlerin senaryodan çıkarılması gerekecek. Biz call center gibi hizmet vereceğiz.”

Axa Oyak ilham verdi
Patika Yapım geçen yıl Axa Oyak ile benzer bir çalışma gerçekleştirdi. Axa Oyak çalışanları kendi filmlerini yaptılar. Patika Yapım Genel Müdürü Şenay Akkurt, kendilerine 100’lerce filmin geldiğini söylüyor. “Amatör kişilerin hayal güçlerini kullanarak bu kadar yaratıcı ve güzel şeyler yapmaları bizi çok etkiledi. Buradan yola çıkarak tüm iş dünyasını içine alabilecek kadar geniş kapasiteli bir şey yapabilir miyiz diye düşündük ve Uçan Süvariler’le de görüşerek bu film festivalini kurmaya karar verdik.”
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 11,06,2006

Kardelenlere büyük şehre uyum okulu

Yayınlandı: Haziran 11, 2006 / Yazılar
Turkcell, Kardelen projesini, 2000 yılından beri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile yürütüyor. Ekonomik yetersizlik nedeniyle öğrenimine devam edemeyen kız çocuklarının eğitimine destek vermeyi ve onları meslek sahibi yapmayı amaçlayan projede bugüne kadar Türkiye nin dört bir yanından yaklaşık 10 bin öğrenciye Turkcell bursu verildi. Bunlardan 4 bin 400 ü liseden mezun oldu, 550 si üniversiteyi kazandı ve 27 si mezun oldu.

Kardelenler, okulda çok başarılıydılar ancak İstanbul da üniversitede okumak, çok kolay değildi. Çoğu ailesinden ayrıydı ve hiç büyük bir kentte yaşamamıştı. İşte Turkcell in Beyoğlu nda kurduğu, şirket içi eğitimleri yaptığı Turkcell Akademi, uyum sorunu yaşayanlar için ilginç bir eğitim programı başlattı. Dokuz öğrenci üniversitenin yanı sıra, hafta sonları bu akademiye devam etti. Verilen eğitimler kişisel gelişimden, bilgisayar kullanımına, fotoğraf çekiminden CV yazımına kadar pek çok alanı kapsıyor. Ayrıca kardelenlere rehberlik hizmeti de veriliyor. Bir Turkcell çalışanı ya da bir gazeteci-yazar, bir öğrencinin yönderi yol göstericisi oluyor ve karşılaştığı sorunlarda ona yardım etmeye çalışıyor.

Kız öğrencilerin bir kısmı daha önce hiç sinemaya, tiyatroya gitmemiş. Çoğunun kendine ait bir odası olmamış, bilgisayara el bile sürmemiş. İstanbul a ilk geldiklerinde şehrin telaş ve kalabalığı, üniversitede arkadaş gruplarının dışında kalmak, giyim kuşamdan müziğe kadar aşina olmadıkları bir kültürle tanışmak onlar için kolay olmamış. Ama geçen hafta sonu dört aylık bir eğitimden sonra Turkcell Akademi den sertifikalarını alırken, hepsi de kendine güvenen, İstanbul u seven, büyük kentten korkmayan birer genç kızdı artık. Onlarla sertifika töreni sırasında konuştuk.

Kardelen Gelişim Programı
Şubat ayından beri 9 üniversite öğrencisine eğitim veren Turkcell Akademi, bilgisayar ve İngilizce, sunum becerileri, ikna teknikleri, iletişim teknikleri ve empati, güzel sanatlar, fotoğrafçılık, sinema gibi derslere yer verdi.

Bizde kadınlar ezilmez, sorun tembellikte
Şerife Pamuk 21, Kastamonu
İÜ Hukuk Fakültesi ikinci sınıf öğrencisi. 3 kardeşten en büyüğü ve tek okuyanı. Diğerlerine göre daha şanslı çünkü Kastamonu da kızlar okumaz diye bir sıkıntı yok: “Kadınlar ezilmez ama sorun tembellikte. İnsanlar okumayı çok fazla sevmez. Evleneyim, diyorlar. Ben okumayı seçtim.” Şerife nin diğerlerinden bir farkı da kendi odasının olması. “Tek okuyan bendim, o nedenle evde ön plana çıktım.” Şerife, Kastamonu nun son derece modern ve turistik bir ilçesinde yaşadığını söylüyor: “İlçe nüfusunun çoğu İstanbul da yaşıyor. O nedenle giyim konusunda da rahat. İletişimim de çok iyiydi Kastamonu da, burada kalabalık nedeniyle biraz zorlandım.”

Herkes kendini düşünüyor gibi geldi bana
Gülistan Haliloğulları
19, Ağrı-Doğubeyazıd :
İÜ Adalet Meslek Yüksek Okulu nda 1. sınıfta okuyor, yurtta kalıyor. İstanbul a ilk gelişi. Babası iki yıl önce vefat etmiş. Ağrı da annesi ve iki kardeşi ile yaşıyor.
Gülistan düz lise mezunu. Ağrı yı çok sevdiğini ama şartların çok zor olduğunu söylüyor. “Bizim okullarda bilgisayar sınıfı yok. Dershanelerde eğitimler iyi değil. Bir de oradaki insanların, kızların okumasına bakışları kötü. Kız çocuğu okuyacak da ne olacak, otursun evinde diye bakıyorlar. Ama son zamanlarda kız çocukları da okusun diyenlerin sayısında bir artış oldu.” İstanbul un büyüklüğü ve kalabalığı onu korkutmuş. “İlkin herkes sadece kendini düşünüyor gibi geldi bana, çok bencil gözüktüler gözüme. Benim yaşadığım yerde herkes daha sıcak kanlıydı. Arkadaş ortamına uyum sağlayamadım. Kimseyle konuşmuyordum. Çünkü herkesin grubu vardı. Siz de tabii kendi grubunuzu oluşturuyorsunuz zamanla. Benim de kendi grubum var, İstanbul dışından gelenler, kendime daha yakın bulduklarım.”

Orhan Veli beni kandırmış diye düşündüm
Emine Kısrak 19, Siirt
İÜ Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık birinci sınıf öğrencisi. Emine 12 kardeş olduğunu söylüyor ve hemen ekliyor: “Aynı anne babadan. Genellikle bu soruyu çok sorarlar.” Babası 9 yıl önce öldüğü için, annesi ve erkek kardeşi tüm aileye bakmış. Diyarbakır da üniversiteye giden ablası, ailede yüksek eğitim gören ilk kişi. Emine de ikinci. İstanbul da abisinde kalıyor.
İstanbul’u hep merak edermiş Emine. “O şiirlere konu olan şehri hep görmek istiyordum ama ilk geliş hayal kırıklığıydı. Bize hep İstanbul un güzel yönlerinden bahsedilmişti, trafiğinden söz eden olmamıştı. Orhan Veli beni kandırmış diye düşündüm. Sonra yavaş yavaş alıştım. Sevdim İstanbul u. İnsanlarda sürekli bir endişe var, birbirleriyle konuşmaya korkuyorlar, herkesin eli çantasında sanki her an bir kapkaççı çıkacak. Siirt te faklıydı. Bir saatte tüm şehri gezebilirsiniz. Ben Siirt te hiç otobüs kuyruğunda ya da banka kuyruğunda, markette beklemedim. İstanbul bekleme şehri. Kılık kıyafet de beni çok şaşırttı. Ama en çok insan ilişkileri şaşırttı. Çok güvensiz bir şehir. Adres bile sormaya korkuyorsunuz.”
Emine’nin İstanbul a alışması çok zor olmuş, “Annemi aradım, önemli olan kazanmak değil miydi kazandım işte dedim. Geri dönmek istedim ama annem istemedi. Okuldaki arkaşlarıma da alışamadım. Kimse kimseyle konuşmuyor, ya da İstanbullu grup kendi arasında konuşuyor. Daha çok doğulularla arkadaşız. Gruplaşma var, siz de ister istemez o grubun içinde kalıyorsunuz. Bazen sınıfta insanlar bir yabancı müzik grubundan bahsediyor, benim öyle bir şarkıcı yada grup olduğundan haberim bile yok.”
Turkcell Akademi’nin kendisine çok şey öğrettiğini söylüyor Emine: “Göz temasının bu kadar önemli olduğunu, oturup kalkmayı, el sıkışmayı bilmiyordum. Sinema, tiyatro ve fotoğraf konusunda bilgi sahibi olduk. Film izlerdim ama hep hikaye, senaryo üstüne izlerdim. Ama artık karelere dikkat ediyorum, fotoğrafa dikkat ediyorum. Önceden kuru kuru izlerdim, güzel bir aşk filmi deyip geçerdim. Şimdi öyle değil, sesler ve renkler canlı diyebiliyorum.”

Şimdi ben de bu şehrin içindeyim
Demet Arpacık 18, Batman
Boğaziçi Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği hazırlık sınıfında okuyor. Babası İstanbul da çalışıyor ve Batman daki ailesine bakıyor. Arpacık ailesinin 7 çocuğu var; en büyükleri Demet. Kız meslek lisesi mezunu olan Demet, üniversiteyi kazanınca babasıyla İstanbul a gelmiş. Batman da kızların okumasına çok sıcak bakılmıyor ama bunun yavaş yavaş değiştiğini söylüyor Demet. “Mesela amcamlar kızlarını ortaokuldan sonra okuldan aldılar ama iki sene sonra tekrar okula göndermeye başladılar. Nedenini bilmiyorum belki benim okumam etkili olmuştur.”
Demet İstanbul u önce hiç sevmemiş. “Boğazı ilk gördüğümde hiç beğenmedim. Keşke boğaz yerine evimizin arkasındaki tepe olsaydı dedim. Sanırım özlemden. Diğer bir sorun da trafik. Niye insanlar bu memlekette kalıyor, başka şehirlerde yaşamıyorlar diye çok düşündüm. Ama şimdi İstanbul a da alıştım, trafiğe de. Ben de bu şehrin içindeyim.”
Demet Batman daki arkadaş ortamını burada bulamamış. “Burada o samimiyet yok. Orada arkadaşlarımla her şeyi paylaşabiliyordum. Arada görüş ayrılığı yoktu.”
İleride Batman a dönüp belediye başkanı olmak istiyor Demet. “Batman a katkıda bulunacağım yerlerde çalışmak istiyorum” diyor.
Turkcell Akademi de bilgisayarla tanışan Demet fotoğrafçılığa da merak sarmış. İletişimi geliştirmek için pek çok ders aldığını söylüyor: “Hala İstanbul la ilgili sorunlarım var ama ilk geldiğim gibi acı çekmiyorum.”

Ne olacak bana, korkusu vardı
Hanım Selçuk 22, Ardahan
İÜ. Florance Nightingale üçüncü sınıf öğrencisi. 7 kardeşten beşincisi ve ailenin üniversiteye giden tek çocuğu. Ardahan da tek bir odada yaşıyorlardı. “Eğer burs olmasaydı ben de ablamlar gibi evlenip, bir sürü çocuk yapacaktım. Ailem burs yüzünden ve bildik bir şehir olduğu için İstanbul a gelmeme izin verdi. Ağabeylerimin burada olması onları rahatlattı. Bir de yönderlik projesini öğrenince çok memnun oldular. Gönül rahatlığıyla gönderdiler.”
Hanım da ilk günlerde şehrin kalabalığından ürkmüş: “İlk kez ortaokul yıllarındayken sınava girmek için Ardahan a gitmiştim. Orası bile bana büyük gelmişti. Üç katlı bir bina görmüştüm, en üstünde yaşayan insan korkmuyor mu diye düşünmüştüm. Buraya gelip bu büyük binaları görmek beni çok korkuttu.”
İnsanların kılık kıyafetlerini de yadırgamış Hanım: “Kısa kollu birini bile görsem ne kadar açık giyiniyor, derdim. Ayıplıyordum, tuhaf tuhaf insanlara bakıyordum. Ağabeyim de bakma diye beni uyarıyordu. Ama zamanla normal olduğunu görüyorsunuz.”
Hanım a en büyük destek yönderinden gelmiş. “Okula bile gitmek istemiyordum. Her şey yabancıydı. Kaybolma ve ne olacak bana korkusu vardı. 2 ay sürekli ağladım, annemi ve babamı özledim. Daha sonra yönderimle tanıştım. O beni çok rahatlattı. Alışma dönemi iki üç ay sürdü. Mezuniyetten sonra kalmak istiyorum, bir iki yıl para biriktirip master yapacağım.”

Ben de kalabalıkla koşmaya başladım ama niye bilmiyordum
Nihal Gördük 21, Diyarbakır
Marmara Üniversitesi İngilizce öğretmenliği son sınıf öğrencisi. Nihal 5 kardeş, 5 i de okuyor. Diyarbakır ın diğer doğu illerine göre daha şanslı olduğunu söylüyor Nihal. “Çok rahat tiyatroya veya sinemaya gidebiliyorduk. O nedenle çok zorluk çekmedim. Buraya tek başıma geldim. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği nin evinde kalıyorum. Anadolu Öğretmen Lisesi mezunuyum. Bizim okuldan 6-7 kişi İstanbul da üniversite kazandı, bunlardan 5 i MÜ İngilizce öğretmenliğinde. O nedenle çok fazla adaptasyon sorunu çekmedim. Okulda gruplaşma olsa da çok kesin değil. Bir gruptan diğerine geçebiliyorsunuz, oldukça esnek.”
Nihal, İstanbul a ilk geldiğinde kalabalıktan korktuğunu söylüyor: “İnsanlar sürekli koşuşturuyordu. Bir keresinde otobüsten indim, insanlar koşuyordu, ben de koşmaya başladım ama niye ve nereye koştuğumu bilmiyordum…”
Turkcell Akademi de bilgisayar ve kişisel gelişim yönünden pek çok şey öğrendiğini söylüyor Nihal.

Beni en çok mesafeler etkiledi
Nurgül Karameşe 20, Balıkesir
İÜ hemşirelik 3. sınıf öğrencisi. Dört kardeş içinde okula devam eden tek çocuk Nurgül. Ortaokul ve lisede de yurtta kaldığı için çok bocalamamış. Üniversiteyi kazandığında babasıyla birlikte İstanbul a gelmiş, şimdi yurtta kalıyor. Nurgül, İstanbul da sadece mesafelerin onu çok etkilediğini söylüyor.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 11, 06,2006