Ekim, 2006 için arşiv

İŞYERİNDEKİ PSİKOLOJİK TERÖR ÜZERİNE ÇALIŞAN PROF. DR. PINAR TINAZ
Türkiye’de mobbing vakası çok ama insanlar farkında bile değil

Pof. Dr. Pınar Tınaz, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölüm Başkanı. Geçen ilkbaharda İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) isimli bir kitap yazdı. Pekçok Avrupa ülkesinde yasalara girmiş olan mobbing neden Türkiye’de çok bilinmiyor? Çalışanı yıldırmak, işten uzaklaştırmak için sistematik olarak yapılan psikolojik terör, Türkiye’de yok mu? Pınar Tınaz, tam aksine, Türkiye’de pek çok mobbing vakasının yaşandığını fakat insanların bunun farkında bile olmadığını söylüyor.

İşyerinde Psikolojik Taciz (mobbing) kitabının yazarı Prof. Dr. Pınar Tınaz, mobbing’le, 2005’te Çalışma Yaşamında Örnek Olaylar isimli bir kitap yazarken tanışmış. Tınaz, çalışma hayatında yaşanmış 88 vakanın yer aldığı bu kitabı yazarken iş etiğine aykırı davranışlarla karşılaştığını fakat bunları isimlendiremediğini söylüyor: “Daha sonra literatürü karıştırdım ve mobbing’le tanışmam böyle oldu. 2005’in sonunda herşeyle ilgimi kesip buna yoğunlaştım ve 2006 Nisanıında İşyerinde Psikolojik Taciz (mobbing) kitabı ortaya çıktı.”

Türkiye’de mobbing’in bilinmemesini, insanların ne yaşadığının farkında olmamalarına bağlıyor Tınaz: “Önce insanlar bilgilendirilmeli. Eğer siz mobbing’i tanırsanız, benim haklarım bu diyebilirsiniz. Sonra da yasalarla düzenlemelere gidilmeli. Ne yazık ki şu anda mobbing’le ilgili yasalar yok. Sadece cinsel tacizle ilgili düzenlemeler var.”

HERKES KURBAN OLABİLİR
Mobbing’de 3 farklı rol var: Mobbing’i başlatan kişiye zorba yada mobbingci, bu davranışlara hedef olan kişiye kurban, bu süreci izleyen kişilere ise izleyici deniyor. Zamanla izleyiciler de kurban için bir zorbaya dönüşebiliyor. Seslerini çıkarmayabiliyor ya da yağcılık yapmak için mobbingcinin yanında yer alabiliyorlar.
Mobbing’i her türlü iş kolunda her düzeyde kişinin yaşayabileceğini söylüyor Tınaz: “Kurban olma riski herkes için geçerlidir. Mobbing kadın, erkek, cinsiyet farkı gözetmez.”
Kurban, mobbing’in ne olduğunu bilmediği için kendini bir süre sonra yetersiz ve başarız görmeye başlıyor: “Zamanla aile problemleri de çıkıyor. Mesela pek çok vaka var, kişi işten ayrılıyor, sabah işe gider gibi evden çıkıyor, akşam işten döner gibi eve geliyor. Aileye söyleyemiyor. Kendini suçluyor, bir süre sonra aile de onu suçluyor. Bir mobbing ortamı da ailede oluşuyor. Alkol kullanımı, boşanmalar artıyor ve sonuçta mutsuz bireylerin yaşadığı bir toplum haline geliyoruz.”
Mobbing sadece üsten alta değil altan üste de yapılabiliyor. Örneğin yeni göreve gelen amir çok sevilmiyorsa, ona bağlı olarak çalışan grup harekete geçiyor. Mesela bilgi amire iletilmiyor ya ada amir çiğnenip bir üstü bilgilendiriliyor.

STRATEJİ OLARAK MOBBİNG
Bir diğer terör türü de strateji mobbingi. İşletmenin küçülme politikası, iş gücünün genç çalışanlardan oluşturulmasına karar verilmesi, istenmeyen bir kişiden kurtulmanın hedeflenmesi nedeniyle firma yönetiminin uyguladığı kasıtlı ve gerçek bir strateji sonucu ortaya çıkıyor.
Mobbing’in belirtileri var mı peki? Böyle bir teröre maruz kalan kişinin birden sağlık harcamaları artıyor, sık sık doktora girmeye başlıyor. Aniden işe geç gelmeye ve raporlar almaya başlıyor. Pınar Tınaz, Avrupa’da insanlar bilinçli olduğu için mobbing’i ispat etmenin çok kolay olduğunu söylüyor. Bu konudaki yasal düzenlemelerin sadece çalışanı değil işvereni de koruduğunu ekliyor: “Düşünün ki bir işyeri sahibisiniz, altta ne olup bittiğini bilemezsiniz. Dolayısıyla iş sözleşmesinde böyle bir maddeyi imzalamak her iki tarafı da karşılıklı güvence altına alıyor.”
Pınar Tınaz, kitabı İngiliz, Fransız, İtalyan ve Alman literatürüne bakarak hazırladı ve Türkiye’deki çeşitli mobbing mağdurlarıyla görüşmeler yaptı. Kitapta yargı kararları da yer alıyor.

Volkswagen’de mobbing iş aktinde yer alıyor
Mobbing kavramı ilk olarak Alman endüstri psikoloğu Heinz Leymann tarafından ortaya atıldı. Bugün birçok Avrupa ülkesinde suç olarak yasalarda yer alıyor. Almanya’da iş sözleşmelerinde mobbing’e yer veriliyor. Örneğin Volkswagen’de sözleşmeye göre, işyerinde mobbing uyguladığı tespit edilen bir çalışan şartsız olarak işten uzaklaştırılabiliyor. Şirket, mobbing kurbanının hukuk ve sağlık harcamalarını karşılamak zorunda, ayrıca istendiği takdirde erken emeklilik bile veriyor. Almanya’da mobbing için 24 saat hizmet veren acil hatlar var. Başı sıkışan bu hatları arayarak derdini psikologlar, iş hukukçuları ve adli tıpçılardan oluşan bir ekibe anlatabiliyor.

17 bin 587 eğitim çantası
TOÇEV ve NTV Radyo işbirliğinde bir öğrencinin bir yıl boyunca eğitime yönelik kırtasiye ihtiyacını karşılayacak “eğitim çantaları” Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği 13 ildeki çocuklara ulaştırıldı. “Bir Şey Değişir, Her Şey Değişir” adı ile başlayan proje ile toplanan bağışlar 17 bin 587 çantaya ulaştı. Gümüşhane, Çanakkale, Bayburt, Ağrı, Muş, Van, Osmaniye, Kahramanmaraş, Çankırı, Yozgat, Afyon, Siirt ve Şırnak’ta 13 bin ilköğretim öğrencisine çantalar iletildi. “Bir Şey Değişir, Her Şey Değişir” projesi hakkında bilgi almak için: http://www.tocev.org

Yargıya intikal etmiş bir mobbing davası
En sık rastlanan mobbing türlerinden biri olan kişiye uzmanlık alanına girmeyen işlerin verilmesi konusunda verilen Yargıtay kararı: “Davacının davalı işyerinde muhasebe elemanı olarak çalıştığı sırada temizlik elemanı olarak temizlik işlerine verildiği, davacının yeni verildiği bu işyerinde işbaşı yapmayarak hizmet akdini sona erdirdiği, iş değişikliği sebebiyle davacının çalışma şartları ağırlaştığından davacının feshine 1475 sayılı Yasanın 16/II. Maddesine uygun düştüğünden kıdem tazminatının kabülü doğru ise de feshi gerçekleştirdiği anlaşılan davacı lehinde ihbar tazminatına karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”

MOBBİNG BELİRTİLERİ
– Telefon, bilgisayar ve lamba gibi işyerinde bulunan kişiye ait eşyalar, birdenbire kaybolur veya bozulur. Yerine yenileri konulmaz.
– Çalışma arkadaşlarıyla arasında çıkan tartışmalar artar.
– Örneğin kişinin sigara kokusu ve dumandan çok rahatsız olduğunu bile bile yanındaki masaya çok sigara içen biri oturtulur.
– Başkalarının ofisine girdiğinde konuşma hemen kesilir, konu değiştirilir.
– Kişi işle ilgili önemli gelişmeler ve haberlerin dışında bırakılır.
– Arkasından çeşitli söylentiler çıkarılır.
– Kendisine yetenek ve becerilerinin çok altında veya uzmanlık alanına girmeyen işler verilir.
– İşe geliş-gidiş saatleri, telefon konuşmları, çay yada kahve molasında geçirdiği zaman ayrıntılarıyla kontrol edilir
– Üstleri veya iş arkadaşları tarafından kontrol dışı tepki göstermeye kışkırtılır.
– Şirketin kutlamalarına veya sosyal aktivitelerine çağrılmaz.
– Dış görünüşü veya giyim tarzıyla alay edilir.
– İşle ilgili tüm önerileri reddedilir, sorularına yanıt verilmez.
– Kendisinden daha alt düzeydeki görevlerde çalışanlardan daha düşük ücret alır.

EN SIK RASTLANAN MOBBİNGCİ TİPLERİ
 Narsisist Mobbingci Duymaktan aciz oldukları acılarını ve kabul etmeyi reddettikleri iç çatışmalarını bir başkasına yükleyerek dengelerini bulmaya çalışan kişiler. Kendilerini büyük bir güç, engin bir deha olarak görürler. Kurbanlarına karşı küstah, kendini beğenmiş davranış sergilerler.

Hiddetli, bağırgan mobbingciler Korkutup yıldırarak kontrol sağlamaya çalışırlar. Hiç sebep yokken bağırır, çağırır, küfür ve beddua ederler. Daha sonra hiç bir şey olmamış gibi işlerinin başına dönüp çalışabilirler. Aradıkları kişiyi, yerinde bulamamalarına tahammüleri yoktur.

İkiyüzlü yılan mobbingci Mobbing yapmaktan zevk duyarlar. Başkalarının üstünlüğünü, başarıları hazmedemezler. Suçu çok rahat başkasının üzerine atabilecekleri gibi, masum olduklarına dair hemen yemin etmeye hazırdırlar. Saldırganlıklarını gizlemek için sürekli gülümserler.

Megaloman Mobbingci Kendilerini büyütme gereksinimi ve numara yapma kişiliklerinin en önemli özelliklerindendir. Kendilerine güvensizlikleri, başkalarına karşı kıskançlık, nefret ve saldırganlık şeklinde yansır.

Eleştirici Mobbingci Sürekli olumsuzdurlar. Hata ararlar. Sürekli şikayet ederler. Diğer çalışanları sürekli çalışmaya ittikleri için, kendi yöneticileri tarafından sevilirler.

Hayal kırıklığına uğramış mobbingci Özel yaşamlarındaki sıkıntıları başkalarına boşaltırlar. Diğer insanlar benzer sorunlar yaşamadıkları için onların düşmanıdır. Başkalarına karşı haset ve kıskançlık duyarlar. Bu grupta çoğunlukla kadınlar yer alır.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 29,10,2006

Reklamlar

Tiyatroculuk yapabilmek için 2.5 yıl önce Tatlıcı Tombak markasını yaratan Nedim Saban, franchising yoluyla Tatlıcı Tombak ların sayısını 70 e çıkardı. Tatlıcı Tombak, 2008 sonuna kadar başta Karadeniz, Ege ve Ankara da olmak üzere toplam 120 franchise a ulaşmayı hedefliyor. Nedim Saban pekçok tiyatrocunun tiyatrosunu ayakta tutabilmek için ek meslekler edindiklerini, kendisinin de tatlıcılığı seçtiğini söylüyor: “Başka bir meslek de düşünemedim. Hem ikisinin de ortak yönleri var; tatlıcılık da tiyatro da insana mutluluk veriyor.”

Tiyatrocu Nedim Saban, New York Üniversitesi nde drama eğitimi aldıktan sonra 1992 de Türkiye ye dönerek kendi tiyatrosu Tiyatrokare yi kurdu. Aynı dönemde televizyonda Dr. Stress isimli talkshow programını sunuyordu. Bu dönemde tiyatro yapmakta zorluk çekmedi. Ama tv programları bitince tiyatrosunu ayakta tutabilmek için bir ek iş aramaya başladı ve Bolulu Hasan Usta tatlı zincirinin bayiliğini aldı. İstanbul da 14 bayi açtıktan sonra Bolulu Hasan Usta dan ayrıldı ve 2.5 yıl önce Tatlıcı Tombak markasını yarattı. Modern muhallebici konseptinde tatlılar yapmaya başlayan Saban, kısa sürede 5 bölgede 70 franchise a ulaştı. “Tatlıcılık bana çok tatlı geldi, kendimi başka bir işte düşünemedim” diyor.

Nedim Saban ı ikinci bir iş yapmaya iten neden çok sevdiği tiyatrodan para kazanamasıydı. Bugün de, 70 dükkanım var ama hala zar zor tiyatro yapabiliyorum diyor: “İstanbul da perde açmak çok maliyetli. Profilo da salonum var ama perde açamıyorum. 70 dükkanımla zar zor tiyatro yapabiliyorum. Hala Anadolu ya turneye gitmek zorundayım ki tiyatromu ayakta tutabileyim. Ek işler olmaksızın tiyatro yapmak mümkün değil.”

Saban, tatlı sanattır, diyor. Çünkü Tatlıcı Tombak ta her tatlı sanata bir pay olarak katkıda bulunuyor. Şu anda 5 kişilik bir ekiple “2 Oda 1 Sinan” oyununu oynayan, Anadolu ya turnelere çıkan Nedim Saban, oyuncularının geçim kaynağının Tatlıcı Tombak olduğunu söylüyor: “Hatta bazen onlara bu hafta size birşey veremiyorum, tatlı versem olur mu diye şakalaşıyorum.”

BÜTÜN TİYATROCULARIN EK BİR İŞİ VAR
12 yıllık tiyatroculuk hayatında şu ana kadar sadece iki oyundan, “Salaklar Sofrası” ve “Şen Makas”dan para kazanabilmiş. “Ama 12 yıl boyunca kira, vergi ve oyunculara para ödemem gerekti. İşin ilginç yanı gerek kiralar gerek salon maliyetleri, gerek gazete reklamları gerek oyuncu giderleri son derece artmış durumda. Mesela önceden oyuncular, ödenekli tiyatronun maaşlarıyla gelip oynayabiliyorlardı. Ama şu anda dizilerden çok büyük gelir elde ettikleri için perdeleri açmak çok büyük bir maliyet oldu. O nedenle her tiyatro sahibinin bir ek gelirinin olması şart. İstanbul da bir tiyatroyu ayakta tutmak, senede 250-300 bin dolarlık bir yatırım demek. Bugün Haluk Bilginer dizilerde yada reklamlarda oynarak, Ali Poyarazoğlu konferanslar vererek bunu sağlıyor. Çolpan İlhan da hem sinema yapıyor hem modaevi var. Bende tatlıcılık yapıyorum. Bana da bu cesareti veren Melda Gür oldu. Onun da Olivium da bir butiği vardı. Sonuçta herkes birşeyler yaparak tiyatrosunu açık tutabiliyor.”
Nedim Saban, tatlıcılığın tiyatrodan çok farklı bir alan olduğunu kabul ediyor. “Ama yapılacak pek de bir şey yoktu” diyor. “Televizyon kapanmıştı. Ben de kötü işlerde yer almak istemedim. İkinci Bahar kalitesinde bir işin gelmesi çok zordu. Ben de ekmeğimi tatlıcılık yaparak kazanırım tiyatroma da devam ederim dedim.”
Nedim Saban tatlıcılıktan kazandığı ilk parayla “Salı Ziyaretleri” oyununu sahneye koydu. Büyük bir gişe geliri elde etmedi ama o yine de memun çünkü bana Afife Jale gibi çok prestijli bir ödülü getirdi diyor. Sonra tatlıcılıktan kazandığı parayla çocuk tiyatrosu da kurdu. Geçen yıl Gamze Özçelik in oynadığı “Seni Seviyorum” oyunu da büyük bir prodüksiyondu. Nedim Saban, “Kazandığımız paraları tiyatroya yatırıyoruz. Böylece bir vakıf gibi dönüyor” diyor.

Franchise’da en başarılı olanlar askerler ve öğretmenler
Tatlıcı Tombak ı ilk kurduğunda bir francising konusunda bir firmadan danışmanlık aldıklarını söyleyen Nedim Saban, el kitabı niteliğinde bir franchise kitabı da yazdıklarını söylüyor: “Franchise bir disiplin gerekiyor. Her sabah kendi dükkanınızı açıyorsunuz ama aynı zamanda bir markayı temsil ediyorsunuz, sorumluluğunuz var. Bu disipline ayak uyduramayıp sistemden çıkan arkadaşlar da oluyor. Mesela çok büyük bir cezai şartı olduğu halde evde kendi kendine tiramisu yapmış onu satıyor. Neymiş bizim tiramisunun tadı acıymış. Öyle bir sistem ki o dükkan onun ama onun değil. Bu sisteme en iyi uyan kişiler askerler, öğretmenler, bir de tekstilden gelme insanlar. Üst düzey yöneticiler de bizden franchise aldı ama sisteme uyamayıp dükkanları devrettiler. Bir pastacının, yada yaratıcı bir mimarın da başarı şansı çok az. Çünkü çok yaratıcı olmaya gerek yok, önemli olan kuralları uygulamak.”

Bu işte herkes kilo alıyor
Sabah 8.30 da yapılan tatma seanslarına kendisi de katılıyor. Kendisi de dahil bu işe giren herkesin kilo aldığını söylüyor: “Mesela güllaç çıkacak yada bir pasta çıkacak diyelim. 6 çeşit, 8 çeşit çıkıyor, bunları tek tek denemek lazım. Önceden tadını anlayabilmek için hepsini yerdik. Bu nedenle feci kilo aldım ama şimdi azıcık tadına bakarak anlayabiliyorum. Tat duygum çok gelişti.”
Sabah tatlıcılık, öğleden sonra tiyatroculuk yapan Nedim Saban, iki işi arasındaki ortak yönü şöyle açıklıyor: “Tiyatroda da anında gülme alıyorsunuz, tatlıcılıkta da. Ziyaretçileriniz tatlıyı yedikleri anda yüzleri değişiyor, mutluluk beliriyor. 3 dakikada tatlınızı yiyiyorsunuz, adrenaliniz yükseliyor ve dükkandan mutlu ayrılıyorsunuz. Ama bir restoranda uzun bir yemek yendiğinde bu mutluluğu görmeniz mümkün değil. Tiyatroda olduğu gibi burada da halkla yüzyüzesiniz, berabersiniz.”

TATLICI TOMBAK NEDİM SABAN
1967’de İstanbul’da doğan Nedim Saban, Robert Lisesi’nden mezun olduktan sonra New York Üniversitesi’nde tiyatro bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede iki sene TV ve sinema eğitimi alan Saban, bitirme tezi olarak “Hizmetçiler ve Hortlaklar” adlı bir oyunu sahneye koydu. Bu oyunla bir burs kazandı ve bir yıl boyunca ABD’de tiyatrolarda yönetmen yardımcılığı yaptı. 1992’de Türkiye’ye dönüp Tiyatrokare’yi kurdu. 10 yıl boyunca çeşitli kanallarda Dr. Stress isimli bir talkshow sundu. İkinci Bahar dizisinde de Medet rolüyle yer aldı.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 22,10,2006

 

Son yıllarda en çok duyduğumuz kelimelerden biri de “sedanter hayat.” Eski çağ insanlarına göre çok daha durmuş-oturmuş bir hayat sürüyoruz. Otomobilimizi mümkün olduğu kadar evimizin tam önüne park ediyoruz, iki kat merdiven çıkmak yerine asansöre biniyoruz ve tüm iş günümüz bir masa başında geçiyor. İşte buna “sedanter hayat” diyor uzmanlar. Bu hayat tarzı, türlü çeşitli hastalıklara, ağrılara ve şişmanlığa neden oluyor. İlk gençlik günlerinde belki sorun değil ama orta yaşa yaklaşan insan, o güne kadar hep böyle bir hayat sürdürdüyse, sık sık hastalanmaya ve işten uzaklaşmaya başlıyor. İşte bu nedenle artık çalışanların çoğu, iş temposu arasında mutlaka spor yapmak için kendine vakit ayırmaya çalışıyor.

Burcu ÖZÇELİK

Haftanın beş-altı günü yoğun bir tempoyla çalışan bir insan için sporun birden fazla faydası var. Boyun-bel-omuz-sırt ağrılarının önüne geçmek, şişmanlamamak, fit kalmak gibi fiziksel yararlarının yanısıra psikolojik faydası da unutulmamalı: Spor yapmak, vücudu çalıştırmak mutluluk verici hormonların salgılanmasını artırıyor veya düzenliyor; beyinde biriken gerginliği çözüyor, enerji ve iyimserlik veriyor, kısacası insanın iş hayatının zorluklarına direncini azaltıyor. Örneğin sabah yarım saat yüzen bir insanın işte akşam saatlerine kadar öfkelenip kavga etmesi neredeyse imkansız hale gelebiliyor!

KİLO VERENLER İÇİN ŞART
İşyerlerine sağlık beslenmeyle ilgili danışmanlık veren diyetisyen Dilara Koçak, sağlık beslenmenin yanında sporun da önemine dikkat çekiyor ve başarılı kilo verenlerin ve daha sonrasında bu kiloyu muhafaza edenlerin yüzde 70-80 inin mutlaka egzersiz yaptıklarına değiniyor: “Sadece diyet ile sağlıklı kiloyu muhafaza etmek zor olabiliyor. Çünkü yaş ilerledikçe yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak, oluşan kas kaybına engel olmak egzersizle ilgili. Aksi takdirde sürekli yediklerinizi azaltmak zorunda kalırsınız ki bu sağlık için uygun olmaz.”

EN ÇOK SABAHLARI YAPILIYOR
Çalışanların ve yöneticilerin genelde sabah erken saatlerde veya akşam iş çıkışı spor yapmayı tercih ettiklerini belirtiyor Koçak, “Öğle arası spor yapan çok az bir grup var. Kurumsal beslenme danışmanlığı verdiğimiz şirketlerde genelde tepe yönetici kendi yaşamında da doğru besleniyor ve egzersiz yapıyor ise bu alışkanlığı çalışanlarında da görmek istiyor” diyor.
Coliseum Uzman Fitness Eğitmeni Gökçe Bağçivan, İstanbul daki bu spor merkezine üye iş adamlarının daha çok sabah saatlerinde egzersiz yapmayı tercih ettiklerini çünkü bu sayede güne çok daha dinç ve açık bir algı ile başladıklarını söylüyor. İş kadınları ise daha çok akşam saatlerinde spor yapıyor.

SPORA EN ÇOK MASA BAŞI
ÇALIŞANLAR İLGİ GÖSTERİYOR
İstanbul daki bir başka spor merkezi olan Metrocity deki Essporto Spor un Müdürü Bünyamin Aysoy, iş ortamından uzaklaşmanın verdiği zihinsel rahatlık ve fiziksel güç kazanmanın kişinin daha zinde olmasını, dolayısıyla kişiden alınacak verimin artmasına neden olduğunu söylüyor.
Aysoy, genellikle masa başı işlerinde hareketsiz olan grubun spor yapmayı tercih ettiğini ifade ediyor: “Özellikle sorumluluğu fazla olan yönetici grubu ve borsa, bankacılık gibi sektörlerde çalışan kişiler çoğunlukta.”
Sporun iş hayatının yarattığı strese bağlı psikolojik tahribatı minimalize ederek özgüveni artırdığını söyleyen Coliseum Sportif Yaşam Merkezi Uzman Fitness Eğitmeni Gökçe Bağçivan ise üyeleri arasında spora ilgi ve düzenli spor yapmak açısından mühendis kökenli yöneticilerin ilk sırada yer aldığını söylüyor. Ayrıca sporun masa başı çalışanların karşılaştığı kronik hale gelen boyun ve sırt ağrılarını ortadan kaldırdığını ekliyor.

Essporto Spor Müdürü Bünyamin Aysoy’dan
çalışanlara spor tavsiyeleri
* Bir iş adamı minimum haftanın 3 günü günde 50-60 dakika egzersiz yapmalı. Tercih edeceği egzersizler daha çok kardiovasküler çalışmalar yani kalp-dolaşım sistemini çalıştıran çalışmalar olmalı. Ancak bu çalışmalarda uzman bir eğitmenin belirleyeceği çalışma nabzı aralığında egzersiz yapılmalı: Aksi takdirde sağlıkta risk ortaya çıkabilir.
* Düşük tempolu yürüyüşler, bisiklet tercih edilebilir. 50 dakikalık grup egzersizleri de tercih edilebilir.
* Özellikle masabaşı işinde çalışan insanlar için duruş bozukluklarını düzelten yoga fit, ars corpore, bosu gibi dersler önerilebilir. Uzman eğitmenin belirleyeceği sürenin ardından kardiyovasküler çalışmalarla beraber temel kas gruplarına yönelik olan göğüs, sırt, omuz, ön kol, arka kol, bacak, kalça, karın ağırlık çalışmalarına başlanabilir.
* Özellikle işi stresli olan çalışanlar, sporun strese karşı iyileştirme gücünü keşfetmiş durumdalar. Sabah saatlerinde işe başlamadan önce egzersiz yapılması insanı güne zinde bir şekilde hazırladığından dolayı tercih edilmekte.
* Spor yapmaya vaktiniz yoksa, işyerinizde masa başında yapılabilecek olan egzersizleri deneyebilirsiniz. Daha çok kaslarınızı esneterek çalıştırabilirsiniz. Ancak kardiyovasküler çalışma için mutlaka günde 30 dakikadan az olmamak şartıyla hafif tempolu yürüyüş yapılmalı.

EN KOLAY EN RİSKSİZ EGZERSİZ YÜRÜYÜŞ
Diyetisyen Dilara Koçak, teknolojinin bizi hareketsiz bıraktığını ve bu nedenle de hareketi ne şekilde olursa olsun arttırmanın çok önemli olduğunu söylüyor: “Ancak egzersizi temelde iki grupta incelemek gerek. Yağ yakımını sağlayan kardiyovasküler egzersizler (yürüyüş, yüzme, koşu vb) diğeri ise kas gücü ve dayanıklılığını arttıran kas çalışmaları. Kişinin sağlığı müsaade ediyorsa her ikisinin de bir arada yapılması en doğrusu. İnsanlar bazen kas çalışmaktan korkuyor, oysa kas çalışması metabolizmayı hızlandıran en önemli doğal ilaçtır. Yürüyüş ise en kolay ve en çok tercih edilen egzersiz. Ancak hangi nabızda kaç dakika süreyle ve ne sıklıkta yürüdüğünüzün mutlaka ölçülmesi gerekir. Aksi takdirde kaybedilen yağ değil kas ve su olabilir. Bu istemediğimiz bir durumdur. Çünkü kas kaybı vücuttan hızlıca su kaybına sebep olur, metabolizma yavaşlar ve kısa sürede yüz güldüren bu sonuç ardından ömür boyu kilo fazlalığına sebep olabilir. Çünkü kaslar yağı yakan fabrikalardır bu fabrikada çalışan işçi sayısını azaltmak kilolara davetiye çıkarmaktır. Bu sebeple egzersiz tipi ve süresi, egzersiz öncesi ve sonrası yenilecek besinler mutlaka profesyoneller yardımıyla yapılmalıdır.”
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 15,10,2006

En büyük toplu yemek şirketinin kurucusu yemek-içmekle ilgili 17 kitabın yazarı: DENİZ GÜRSOY

Sofra Yemek Üretim ve Hizmet AŞ, yirmi yıl önce toplu yemek, temizlik ve güvenlik hizmetleri vermek üzere kuruldu. Şirket kurulduğunda ortada sadece bir genel müdür, bir oda, bir de 50 bin dolarlık sermaye vardı. Sofra nın şimdi çalışan sayısı 7 bin 500, cirosu 220 milyon dolar. Günde 210 bin kişiye yemek üretiyor, 35 ilde hizmet veriyor. Şirketin kurucusu Deniz Gürsoy tam bir işkolikti. 10 yıl önce sırf hobi olsun diye kitap yazmaya başladı. 17 kitaptan sonra onu bugün herkes bir yemek kültürü yazarı olarak tanıyor. Gürsoy, yazdığım her kitaba cerahatımı döktüm, diyor.

Sofra Genel Müdürü Deniz Gürsoy 57 , ortaokulu İngiliz High School, liseyi Robert ve üniversiteyi Boğaziçi İşletme de okudu. İş hayatına 15 yaşında Oraloğlu tiyatrosunda atıldı. “Karanlığın İçinden” piyesinde Alev Oraloğlu ile sahneye çıktı. Yaz tatillerinde otel resepsiyonlarında çalışıyordu. 1967-74 arasında her yaz Kapalıçaşı da turistlere deri ve süet satan Gürsoy, “Kaplıçarşı benim için bir okuldu” diyor. “Benim hayatımda iki ekol oldu: Biri Kapalıçarşı da öğrendiğim esnaflık, diğeri de büyük patronların yanında çalışarak edindiğim vizyon. O nedenle gençlere tavsiyem, büyük şirketlerde anketörlük yapacaklarına esnaflık yapsınlar. Halkla teması, satmayı öğrenmiş olurlar. Öbür taraftan büyük iş adamlarının yanında çırak olarak çalışsanız bile vizyon geliştirmeyi öğreniyorsunuz. Esnaflıkta önünüze, iş adamının yanında ise uzağa bakmayı öğreniyorsunuz. Ben her ikisinin de hayrını gördüm.”

6 BEKÇİDEN GÜVENLİK
DEPARTMANI KURDUK
Deniz Gürsoy, 20 sene önce bina otomasyon sistemleri satan bir firmada genel müdürdü. STFA Grubu da o sıralar binaların teknik tesislerini işletecek, temizliğini, güvenliğini, bahçe bakımını, yemeğini yapacak bir şirket kurmak istiyordu. O dönemde tüm bu hizmetleri komple yapan bir firma yoktu. Deniz Gürsoy, “STFA ya beni tavsiye etmişler. 1987 yılının Ocak ayında şirket kuruldu. Fakat şirkette bir oda, bir genel müdür, bir de 50 bin dolarlık sermaye vardı” diye anlatıyor.
Sofra ilk kurulduğunda STFA dan 6 bekçi alarak güvenlik departmanı, 450 kişinin yemek yediği kafetaryayı alarak 11 personeli olan bir catering departmanı ve grubun kalorifercilerini toplayarak teknik departman oluşturuldu. Şimdi güvenlik ekibi 1.500, yemek ekibi 3600 kişi.
Deniz Gürsoy, büyümeyi şöyle anlatıyor: “Sofra nın ilk müşterisi İktisat Bankası ve ardından Teletaş tı. Biz bir şey yapmadık, oradan aldığımız referanslarla şirketler geldi. Hizmet işinde önemli olan büyümeyi kontrol etmektir. Eğer büyüme kontrol edilemiyorsa ve müşteri memnuniyeti sağlayacak şekilde hizmet üretilemiyorsa bence o iş büyütülmemelidir. Bu çok kritik bir nokta. Belki de bizim başarılarımız burada yatıyor.”

STFA BİZE HİÇ İŞ
VERMEDİ, BU DA İYİ OLDU
Büyüme hızlanınca Deniz Gürsoy, yurtdışından ortak bulmak zorunda kaldığını söylüyor: “Türkiye de bu know-how yoktu. 1992 de Fransız SHRM 1997 de İngiliz Compass tarafından alındı ile eşit ortaklık kurduk.”
Deniz Gürsoy, STFA grubunun pekçok şirketi, şantiyesi olmasına rağmen Sofra ya ne güvenlik, ne temizlik ne de yemek hizmeti verdiklerini söylüyor: “Pekçok kişi bizim STFA nın işlerini yaparak ayakta kalacağımızı düşündü. Ama yanıldılar. Hangi büyük grup bu işler için bir firma kurduysa uzun süreli olmadı. Çünkü kardeş kuruluşlara hizmet verdiğiniz zaman bu iş olmuyor, himaye ile bu tür şirketler yozlaşıyor. STFA bizi denize attı, biz de yüzmeye başladık. Sezai Türkeş, bize STFA ya iş yapmayı yasakladı. Çok doğru bir karardı, ilk yıllarda bunu görememiştim. Sezai Türkeş in bize kastı mı var diyordum ama sonra anladım.”

Bal börek verecek halimiz
yok ya eti de evlerinde yesinler!
İş alemi insan kaynaklarına çok önem veriyoruz diyor ama krizden sonra söylem şu: “Tabii insanın değerini biliyoruz ama en ucuzu buysa bunu alacağız. Bal börek verecek halimiz yok ya, eti de evinde yesinler.” 2001 den bu yana insan kaynaklarına yine personel maliyeti diye bakar olduk. Bunun değişmesi lazım.”
 Toplu yemek hizmeti veren bir şirketin kurucusu olarak aynı zamanda kitap da yazıyorsunuz. Nasıl başladı bu yazma merakı?
-Tüm bu stres, beni işkolik yaptı. İşkoliklikten başka kolikliklere terfi etmemek için 10 sene evvel bir hobi bulmaya karar verdim. İlk kitabımı yazdım. 1999 da çıkan Çilingir Sofrasında Rakı ydı bu kitap. Kitabın tutacağı tuttu. Demek ki böyle bir arayış varmış toplumda.
Peki neden rakıyı yazdınız?
-O yıllarda ben TÜSİAD a üye oldum. Sabancı Center da bir kokteyl yapıldı. İşin komik tarafı hizmeti veren de biziz. Garsonlardan rakı istedim ama gelmedi. Eyvah dedim biz böyle hizmet veriyorsak şapa otururuz. Garsonlara niye rakının gelmediğini sordum, bana rakı yasak dediler. Şarap var, votka var, her tür içki var, rakı yok. Çünkü o sırada toplumda şarap aristokrat içkisi rakı ayyaş içkisi olarak görülüyordu. Bu kitap benim ona bir tepkimdir. Rakıcı olan da olmayan da yazdıklarımdam rakı kültürünün coğrafyamızın bir parçası olduğunu görebiliyor.
Rakıyla ilgili bu bilgi birikim nereden geliyor? Tecrübeden mi?
-Evet zaten benim yazdığım kitapların tamamı tecrübeye dayanıyor. Ben 57 yaşındayım 16 yaşından beri içerim. Hem de iyi içerim. Burada üst kata bir bar yaptırdım. 6 da çıkarım yukarı, alırım içkimi, daha sonra iş yemeklerinde devam ederim.
Yemek kültürüyle ilgili kitaplarınız da var.
-Evet örneğin hamsi üzerine bir kitabım var çünkü hamsinin kültürümüzde bir yeri var. Ramazan yemekleri kitabı da öyle. Yöresel Mutfağımız diye bir kitap yazdım, 3.5 yılımı aldı. İçinde 900 kusur yemek tarifi var ama sizin bildiğiniz bir yemek bile yok içinde. Bunların yanı sıra çay, kahve, çikolata kitaplarım da var. Çoğu Türkiye de ilk kez yazılan kitaplar.
Yazdığınız kitaplar Sofra yı etkiliyor mu?
-Mesela yöresel yemekler kitabını işte de kullanıyoruz. Yöresel yemekler toplu yemekte monotonluğu gideriyor. Bazen yemek pişiren bacıları getirip hamur açtırıyoruz. Toplu yemek hizmeti ile ilgili kitaplarım da var. Yani iş bu kitaplara hizmet etti, bu kitaplar da işe hizmet etti.
Yemek pişirmeyi biliyor musunuz?
-Hiç bilmem, çünkü eşim bu konuda çok iyi. Ben burada aşçının başına dikilirim, veririm reçeteyi, piştikten sonra tadarım, eksik fazla olanları söylerim.
 Sırada ne kitabı var?
-En son Ramazan Geldi, Hoş Geldi Baklava Tepsisi Boş Gel(Me)di diye bir kitabım çıktı. Bundan sonra sırada çorbalar, afrodizyak yemekler kitabı ve gastronomi tarihi kitapları var. Bir de yayınlanmış yazılarımdan oluşan bir kitap çıkartacağım.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 08,10,2006

Başta bankalar ve telekomünikasyon sektörü olmak üzere 20 binden fazla kişinin çalıştığı çağrı merkezleri insan kaynakları açısından her yıl yüzde 25 büyüyor. Önümüzdeki yıl 25 bin kişiyi istihdam etmesi beklenen sektörde, çoğunlukla üniversite öncesi gençler çalışıyor. Gençler bu işi bir basamak olarak görüp, daha sonra başka alanlara kaydıkları için çalışan sirkülasyonu yüzde 40 düzeyinde. Fakat bu profil yavaş yavaş değişeceğe benziyor. Artık çağrı merkezleri belli bir iş tecrübesi olan, emekli ya da evli kadınları da istihdam etmek istiyor, tıpkı yurt dışında olduğu gibi. 1999 da kurulan ve bir Turkcell iştiraki olan Global Bilgi nin bu yılki işe alım sürecinde bu portföye doğru bir kayış oldu. Hatta firma “annenizi getirin” kampanyası için hazırlıklara başladı. Çalışanlardan annelerini yada arkadaşlarının annelerini işe getirmeleri isteniyor.

Çağrı merkezlerinde çalışanlar çok genç. Yaş ortalaması sadece 26. Ya yeni üniversite mezunları ya da bekar genç kadınlar bu işi seçiyor. Gençler genellikle evlenene ya da askere gidene kadar çalışıyor. İş ortaklarıyla birlikte 3 bin 600 çalışanının yüzde 70 ini kadınların, yüzde 68 ini yeni üniversite mezunlarının oluşturduğu Global Bilgi, şimdi işe alımlarda bu profili değiştirmeye başladı.

Global Bilgi İK Genel Müdür Yardımcısı Nilüfer Değirmenci, “Yurt dışındaki çağrı merkezlerine bakıldığında bu iş evli kadınların, orta yaşlı ve emeklilerin yaptığı bir iş olarak karşımıza çıkıyor. Yurtdışından danışmanlar geldiğinde bu kadar çok genci görünce şaşırıyor. Orada bir kadın çocuğunu okula bırakıp gelip çağrı merkezinde çalışabiliyor. Türkiye de bu yola kayacak. Biz işe alımlarda bu profile kaydık bile.”

Global Bilgi bunun için bir de “Annenizi getirin” kampanyası başlatmayı planlıyor. Çalışanların anneleri yada arkadaşlarının anneleri Global Bilgi de işe davet edilecek. Değirmenci, “Örneğin ev kadınlarına yönelik bir ürün söz konusu olduğunda insanlar bu konuda deneyimli birisiyle konuşmayı tercih ederler. O yüzden çalışanlara annenizi yada arkadaşınızın annesini işe getirin diyoruz” diyor.

Peki bu sektörde bir kariyer yapmak mümkün mü? Nilüfer Değirmenci, çağrı merkezlerinde çalışan kişilerin 6 ay sonra terfi etmek istediklerini yada görevlerinden sıkıldıklarını söylüyor: “O nedenle bu kişilere kariyer planı sunulmalı” diyor. Örneğin Global Bilgi de işe yeni başlayan birisi ilk 6 ay eğitim görerek beceriler kazanıyor, 1 yılın sonunda atölye, e-learning gibi eğitimlerden geçerek uzman müşteri temsilcisi oluyor. Bir yılını tamamlayan kişi back ofis, çağrıya cevap verme yada şikayetleri çözme gibi farklı gruplara geçebiliyor. 1.5 yılını tamamlayan takım lideri oluyor. İki yılını dolduran için ise dikey hareketlenme başlıyor. Global Bilgi nin kurumsal müşterilerinde, iş ortaklarında ya da call-center içindeki idari kadrolarda görev alabiliyor. Değirmenci, şirketteki idari kadrolarının yüzde 85 inin bu şekilde içeriden doldurulduğunu söylüyor.

Bir başka büyük call center şirketi CMC nin Genel Müdür Yardımcısı Metin Tarakçı da bir çağrı merkezi çalışanın 3 yıldan fazla çalışmaması gerektiği görüşünde. “Üç yılın sonunda hizmet kalitesi düşüyor. O nedenle çalışanları mümkün olduğunca farklı alanlara kaydırmaya çalışıyoruz. Mesela, çalıştığımız firmalara kaydırabiliyoruz.”

MİNDERLERLE
STRES EĞİTİMİ
Global Bilgi de işe yeni başlayan birisine verilen oryantasyon eğitimi 1 hafta ila 25 gün arasında sürüyor. Ardından telefonda müşteriye nasıl hitap edecekleri, onu nasıl dinleyecekleri, nasıl anlayacakları öğretiliyor. İlk 6 ayda etkileyici ve güzel konuşma, temel e-learning eğitimleri de alıyorlar.
En önemlisi, stresle başa çıkma eğitimi. Değirmenci şöyle anlatılıyor: “Burada loş, içinde minderlerin olduğu, arka tarafta müzik çalınan bir ortamda veriyoruz bu eğitimi. Stres yaşamayın demiyoruz, mutlaka yaşanacak çünkü şikayeti olan bir kişi aradığında stres yaşamamak imkansız. Ama orada yansıtılan duygu, kişiye özel değil, ürüne yada markaya yansıtılan bir duygu. Müşteri temsilcisi bunu kişisel algılamamalı. Biz bunu öğretiyoruz. Yoksa egosu zarar görür ve bu iş uzun süre yapılamaz.”
Nilüfer Değirmenci, çağrı merkezinde çalışmanın empati gerektirdiğini söylüyor: “Bir çağrı merkezi çalışanının en önemli özelliği iletişim becerilerinin güçlü olması. Karşınızdaki kişiyi dinlemek, ikna etmek, satış yapmak gibi özellikler bu işin size verdiği en önemli özellikler.”

Kariyer yapan çağrı merkezi çalışanları
* Yeliz Demirel 23 Sakarya Üniversitesi Bilgisayar-Muhasebe bölümü mezunuyum. Mezun olduktan sonra bu işe girdim. İnsanlarla ilişki içinde olmak birçok insana dokunup yardım edebilmek çok keyifli. Şu anda takım lideriyim, hedefim önce süpervisor sonra da bölüm yöneticisi olmak.

*Ali Taylan Arslantürk 29 BÜ Meslek Yüksek Okulu İş İdaresi mezunuyum. 11 yıldır profesyonel olarak çalışıyorum, daha önce mağaza müdürlüğü yapıyordum. Askerden döndüğümde kriz vardı. Başvurularıma Global Bilgi den olumlu yanıt geldi. Üç yıldır buradayım. Şu anda takım lideriyim. Her takım liderinin 15 kişilik bir grubu var, onlara bir tür koçluk yapıyoruz.

* Ümit Çil 26 Uludağ Üniversitesi Ekonometri mezunuyum. Üç yıl önce Global Bilgi de çalışmaya başladım. Kendimi geliştirme açısından uygun olduğunu düşündüm. Daha çok yönetim kanadında olmayı hedefliyorum. Çünkü ekonometri okudum ve yönetim kısmı da sayılarla ilgili.

* Dina Pekşen 31 İÜ Leh Dili ve Edebiyatı mezunuyum. 7 yıldır Global Bilgi de çalışıyorum. Şu anda Turkcell in Rusça hizmetleri bölümünde çalışıyorum. Mezun olduktan sonra ana okulu öğretmenliği yapıyordum işten ayrıldım ve bir arkadaşımın tavsiyesiyle bu sektöre adım attım. Hem çok keyifli, hem de çok zor bir iş. Ama hiçbir zaman durağan değil. Öncelikle insanı tanımayı öğretiyor. Kendinizi zorluklarla başa çıkmak yönünde geliştiriyorsunuz. Abonelerle problem yaşayabiliyoruz, bazen bize bağırıyorlar ama aldığımız eğitimlerle bunun üstesinden gelebiliyoruz.

Yıllık büyüme yüzde 25 olduğu için kimse yurtdışıyla uğraşmıyor
Batılı büyük şirketler uzun süredir çağrı merkezi hizmetlerini maliyetin düşük, genç nüfusun çok ve yabancı dil bilgisinin iyi olduğu ülkelere taşıyor. Bu ülkelerin başında Hindistan, Romanya, Polonya, Çekoslovakya, Hırvatistan geliyor. Türkiye de de böyle yatırımlar var ama iç piyasadaki büyüme yüzde 25 olduğundan şimdilik çağrı merkezi firmaları yurt dışı operasyonlara pek yönelmiyor.
CMC nin yurt dışı ayağında 30 kişi çalışıyor. Bunlar Amerikalı bir telekomünikasyon firmasının Almanya ve Fransa daki müşterilerine dönük çağrı merkezi hizmeti veriyor. Metin Tarakçı, “Lufthansa, Toshiba gibi firmalar da Türkiye den hizmet vermeye başladı. Özellikle Almanya da doğmuş büyümüş bu dili ana dili gibi konuşan kişiler var, fakat sektörden haberdar değiller. Bu yüzden alımlarda çok zorlanıyoruz. Almanca, Fransızca, Batı Avrupa dillerinin yanı sıra Arapça, Farsça gibi Orta Doğu dillerine de ihtiyaç var. Bu kişileri bulmak çok meşakkatli. Diğer taraftan yurt içinde de büyüme olduğu için kimse yurtdışı operasyonlarla ilgilenmiyor.”

30 engelliye iş imkanı
Call-center hizmeti veren CMC, bir firma ile ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında 30 işitme ya da konuşma engelli çalışanı istihdam etmeyi planlıyorlar. Bir firmaya veri giriş hizmeti verilecek. Toplam 100 kişi istihdam edecek, bunların 30 u engellilerden oluşacak. İşe alınacakların klavyeyi ve bilgisayarı düzgün kullanabilmesi isteniyor. Çalışma saatlerie 09.00-17.00 ve 17.00-24.00. CV ler için: kariyer cmcturkey.com

Taslak onaylanırsa kasımda bankalar çağrı merkezi
hizmetini dışarı verecek
Bankaların çağrı merkezi hizmetleri, gizlilik nedeniyle çok kısıtlı olarak dışarıya verilebiliyordu. BDDK nın hazırladığı yeni taslak onaydan geçtiği takdirde Kasım dan itibaren bankaların hemen hemen tüm çağrı merkezi hizmetleri outsource edilebilecek, yani çağrı merkezi şirketlerine devredilebilecek. Global Bilgi nin İK Genel Müdür Yardımcısı Nilüfer Değirmenci, bunun bilgi güvenliği, iş sürekliliği gibi pekçok standardı da beraberinde getireceği söylüyor.
CMC de yeni tasarı nedeniyle bankacılık sektörüne odaklandı ve hatta bankalardan 28 kişiyi bünyesine kattı.
Şu anda bankaların çağrı merkezlerinde 5 bin kişinin çalıştığı tahmin ediliyor. Peki bu çalışanlar taslak kabul edilirse ne olacak? Metin Tarakçı, en az yüzde 60 ının çağrı merkezi şirketlerine geçeceğini, geriye kalanın da bankalarda diğer departmanlarda değerlendirilebileceğini söylüyor.
Tarakçı, bankaların bu hizmeti outsource etmek istemelerini yabancı yatırımcılara bağlıyor: “Herşeyin çok hızla değiştiği bir ortamda yaşıyoruz. Bankacılık sektörüne yurt dışından pekçok yabancı yatırımcı geldi. Onlardaki tedirginliği hissedebiliyoruz. Yabancı yatırımcılar karlı bir gelecek için geldi ama akıllarında hep işlerinin bozulabileceği ihtimali var. Bir şey olduğu an tası tarağı alıp gitmeleri gerektiğini düşünüyorlar. İşte biz onlara bu esnekliği veriyoruz. Bütün o personelin riski bizim üzerimizde olacak.”
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 01,10,2006