Ocak, 2007 için arşiv

Mobbing davaları yaygınlaşıyor

Yayınlandı: Ocak 28, 2007 / Mobbing

İşyerinde psikolojik taciz yani mobbing davaları artık Türkiye’de açılmaya başlandı. Avrupa’da çok yaygın olarak bilinen, yasalarda, iş sözleşmelerinde bile yer alan mobbing Türkiye’de de bol bol yaşanıyor ama insanlar ne olduğunu bilmediği için adlandıramıyordu. Fakat son dönemde Türkiye’de de uğradıkları mobbing olaylarından dolayı insanlar dava açmaya başladılar. Toprak Mahsulleri Ofisi’nde çalışan Şaban Tokat, Jeoloji Mühendisleri Odası’nda çalışan Tülin Yıldırım, Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olan Prof. Dr. Dehen Altıner, Türkiye’de ilk mobbing davalarını açanlar. Handan Arapcıoğlu ise mobbinge maruz kalmış fakat mobbing değil işe iade davası açmış. Her birinin hikayesi farklı ama hepsi de mobbingi yaşamış ve mahkemeye başvurarak haklarını aramış. Kimisi açtıkları davaları kazanmış, kimisinin ise davaları hala sürüyor. İşte onların hikayesi.

Anladım ki bu
bir yıldırma süreci
TÜLİN YILDIRIM
Mobbinge uğradığı için dava açan ve kazanan Jeoloji Mühendisleri Odası çalışanı Tülin Yıldırım’ın açtığı dava, 26 Aralık’ta Radikal Gazetesi’nde de manşet haber olarak verilmişti. Yıldırım’la HR Dergi’nin 24 Ocak’ta düzenlediği “Mobbing İşyerinde Psikolojik Taciz” konferansında konuştuk.
7 yıl önce Ankara Jeoloji Mühendisleri Odası’nda işe başlayan ve Büro Amiri olarak çalışan Yıldırım’ın işyerindeki sorunları iki yıl önce başladı. Yeni genel sekreterin gelişi onun için bir dönüm noktası oldu: “Sürekli olarak yaptığım işin beğenilmediği söyleniyordu ama neyini beğenmiyorsunuz diye sorduğumda ’beğenmiyorum işte!’ deyip geçiyordu. Bir sürü yetkimi elimden aldılar. Kimin ne eksiğinin giderilmesi gerekiyorsa bana yüklendi. Büro Amiri olmama rağmen toplantılarda kimse yüzüme bakmaz oldu. İzin günümde yaşanan bir evrak karışıklığının sorumluluğunu bana yüklediler. Beni yalancılıkla bile suçladılar. Sonunda uyarı ve kınama cezası da aldım. Artık işe ayağımı sürükleyerek gider olmuştum.”
Yıldırım bu dönemde istifa etmeyi çok düşündü ama kendini daha da ezik hissedeceğini düşünerek hep vazgeçti. Sonunda depresyona girdi, psikiyatra giderek rapor aldı. Bu sefer de işten kaytarıyor diye işyerinde dedikodusu çıktı. “Basit şeylerle başlayan süreç hızla bir sarmala dönüşüp beni yutmaya başladı. Arkadaşlarımla aramda bir problem yoktu fakat siz o kadar çok eleştirince bir süre sonra onların da size güvenleri eksiliyor. Açıktan söylemiyorlardı ama, Tülin Hanım da biraz dikkat etseydi, diye konuşmalar yapıldığını biliyorum. En son rapor aldığımda bana çok düşmanca davrandılar. Yönetim de, zaten çalışmak istemiyordu, gitti rapor aldı, sizi burada yalnız bıraktı, diyerek düşmanlık tohumları atmış. Ben işe gittiğimde insanlarda işten kaytarmaya çalıştığım gibi bir izlenim oluşmuştu. Sonra konuşarak çözdük. Neler yaşadığımı, bu davranışlara neden maruz kaldığımı, mobbingin ne olduğunu hem başka odaların çalışanlarının da katıldığı toplantılar düzenleyerek anlattım.”
Aslında Tülin Yıldırım’ın mobbing kavramıyla tanışması tamamen tesadüf. İşyerindeki can sıkıcı olaylar başladıktan 7-8 ay sonra jeoloji haber bülteninde bir üyenin yazdığı makalede ilk kez mobbing kavramından söz edildiğini okudu. Sonra yabancı kaynaklarda araştırdı. “Mobbingin ne olduğunu öğrenince anladım ki bu bir yıldırma süreci. Bir an ne olduğunuzu anlamıyorsunuz. Hem size hem çevrenizdekilere kötü olduğunuz izlenimi veriliyor. Mobbing bir işten atılma süreci. Baştan hiç işten atılabileceğimi düşünmedim çünkü işimi seviyor ve iyi yapıyordum. Ama bunların her biri ona götürüyormuş meğerse. Nitekim sonuçta çıkışımı da verdiler.”
Yıldırım işten atılmadan 2 ay önce, maruz kaldığı mobbing’den dolayı gördüğü zarar nedeniyle manevi tazminat davası açtı. Oda dava metnini gördüğünde çok da fazla ilgilenmedi ama ona üç gün hiçbir iş vermeyip, masasındaki bilgisayarı da alarak sen burada oturacaksın denildi. Açtığı davayı kazanan Yıldırım kendisine verilen uyarı ve kınama cezasını da kaldırıp 1000 YTL tazminat aldı. Şimdi ise işe iade davası devam ediyor.
Avukatı anlatıyor:
Hukuki açıdan mobbingi nereye oturtabiliriz diye baktık
Tülin Yıldırım’ın avukatı Ayşe Altıparmak, Yıldırım kendisine ilk geldiğinde mobbing kavramını bilmediğini bunu hukuki açıdan nereye oturtabiliriz diye çalışmaya başladıklarını söylüyor. “Çünkü benim gördüğüm tüm davalarda iş akdi bir şekilde ya işçi yada işveren tarafından fesh ediliyordu. Bizim davamızda ise iş akdi devam etmekteydi. Kişi orada çalışıyor ve işverene sen bana haksızlık ediyorsun, bu benim çalışmamı etkiliyor ve bu yüzden bana tazminat ödemen gerekiyor, diyorduk. Bu çok yeni bir şeydi ama denemeye karar verdik. Tülin Yıldırım’a dava sürecinde üstündeki baskıların çok artacağını söyledim. Hatta istiyorsan yeni bir iş ara, sen benim arkadaşımsın, boşuna uğraşmayalım dedim. O ise çok yıprandığını, kaybedecek de olsa birilerinin onun haksızlığa uğradığını bilmesini istediğini söyleyince dava açmaya karar verdik.”
Kavram yabancı olduğudundan Ayşe Altıparmak İngilizce, Türkçe her türlü yayını ve davayı inceledi. Mahkemeye sunduğu dipnot ve dilekçelerde böyle bir kavramın olduğunu ve dünyada milyonlarca insanın mobbinge uğradığını söyledi. Altıparmak hukuki olarak tanımlanmamış bir süreci nasıl bir temele oturttuklarını şöyle anlatıyor: “İşveren işçinin sağlığını korumak ve gözetmekle yükümlüdür. Bu genel bir kural. Biz burada söz konusu olanın sadece fiziki değil ruhsal sağlık da olduğunu söyledik ve işveren işçinin kişiliğine saygı gösterip onun kişiliğini korumakla yükümlüdür dedik. Bir işçiyi dışlamak, diğer çalışanlarla ilişkilerini kesmek, sürekli yazılı savunmalar istemek, sen yetersizsin demek, bunların hepsi bir bütün olduğunda kişilik haklarına saldırıdır ve bu 1.5 yıldır sistematik olarak yapıldığında mobbing olur, dedik.”
Dava açıldıktan sonra işverenin daha da sinirlendiğini ve Tülin’in hiçbir iş yapmasına izin verilmeğini söylüyor avukatı: “Kışın ortasında izne çık dendi ama bunu yazılı olarak bildirmemiz istendiğinde bildirilmedi. Sen döküman çalışıyorsun, hırsızsın dediler fakat hiçbir şey ispatlayamadılar. En sonunda bunların hepsinden vazgeçip tamam biz senin kıdemini ve ihbarını ödüyoruz al git dediler. Ama biz davalara devam ettik. Mobbing için açtığımız davada kınama ve uyarının haksız yere verildiği kanıtlandı ve 1000 YTL tazminat kazandık. Şimdi Yargıtay aşamasında. İşe iade davamız ise halen devam ediyor.”

Sabah kapıda bir baktım ki manyetik kartım iptal edilmiş
HANDAN ARPACIOĞLU
Çok şubeli, büyük ölçekli bir bankada iki ayrı bölümden sorumlu bölüm başkanı olarak çalışan Handan Arpacıoğlu, 6 ay süreyle mobbinge maruz kaldı. Çalıştığı işyerinde üçüncü yılındayken yeni gelen amiriyle başladı herşey. Arpacıoğlu, amirinin geldiği günden itibaren görevini yapmayı engeleyici herşeyin yaptığını söylüyor: İlgili toplantılara çağrılmamak, yapacağı işlerin yanında son derece önemsiz ve gereksiz görevlerin kendisine verilmesi, başka bölümlerin işinin kendisine yüklenmesi, masasına amiri tarafından kağıtların fırlatılması ve sen yapacaksın denmesi, şahsen çağrıldığı yurt içi ve yurt dışı toplantılara yerine başka birisinin gönderilmesi, yaptığı her işin sorgulanması, herkesin ortasında kendisine bağrılması…
Arpacıoğlu’nun işten çıkarılma süreci ise sorumluluğundaki bir işin yapılmasına onay vermemesiyle başlıyor. “Amirim sen hiçbir şekilde bu işle ilgilenmeyeceksin yoksa canını yakarım diye tehdit etti. Ama yine de onay vermedim. Bunun üzerine başka bir bölüme atandım. Yeni poziyon hem unvan, hem ücret hem görev bakımından bir rütbe tenziliydi.” Yeni görevine itiraz eden ama hiçbir sonuç alamayan Handan Arpacıoğlu bir gün bankaya gittiğinde içeri giremedi: “Manyetik kartım iptal edilmişti. Arkadaşlara niye giremiyorum dediğimde siz artık içeri giremeyeceksiniz dediler. Niye dedim? X bey öyle söyledi dediler. O gün yönetim kurulu başkanına, genel müdüre ve insan kaynakları müdürüne bir mail attım ama hiçbir yanıt gelmedi. Ben de bu olayı noterle tespit ettirdim.”
Ondan sonra hukuki süreç başladı. İşe iade davası açan Handan Arpacıoğlu, bir yılın sonunda davayı kazandı. Fakat işyerine gittiğinde amiri tekrar karşısına çıkarak sen burada değil yeni atamanın yapıldığı yerde çalışacaksın dedi. Mahkemenin konusunun bu atamanın yanlışlığı olduğunu ve görevine iade edildiğini söyledi ama bir sonuç alamadı: “Mahkeme kararı gereği şirket göreve geri almayınca tazminat ödemekle yükümlü. Tazminatımın sadece bir kısmını alabilidim, o nedenle şimdi de tazminat davası sürüyor.” Arpacıoğlu mobbing davası da açmak istediğini ama kurum zarar görmesin diye açmadığını söylüyor. Yine kurum zarar görmesin diye, çalıştığı bankanın adının açıklanmasını da istemiyor.

17 sene her gün işyerindeki sorunların etkisinde yaşadım
PROF. DR. DEHEN ALTINER
1985’ten beri Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Dehen Altıner de bir mobbing kurbanı. Geçen yıl Hürriyet Pazar’da yayınlanan röportajında Dehen Altıner, amiri durumundaki Dekan Prof. Dr. Mürşit Pekin’in baskısıyla gördüğü mobbing’i anlattı: Öğrencileri laboratuvarlardan kovuluyor, araştırmalarına ödenek sağlanmıyor, çay ocağının yanında sunta çevrili odaya sürülüyor, asistanlarına kadro verilmiyor ve hayatları karartılıyordu. Altıner 17 yıl dişini sıktıktan sonra 3 yıl önce bir bölüm toplantısında Dekan Pekin’in “haykırarak onu odadan kovması” üzerine harekete geçmeye karar verdi ve manevi tazminat davası açtı. Mahkemede, Pekin’in “kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, küçük düşürdüğünü, itibarını zedelediğini” kanıtladı. Dekan Prof. Dr. Pekin’in mahkûmiyeti Yargıtay’da onandı. Prof. Dr. Altıner “60 yaşındayım. 17 sene her gece eşimle işyerimdeki sorunların etkisini yaşadık. Hiç değilse yasal olarak yapılanı belgelemiş oldum” diyor.

Sadece kendisi değil oğlu ve eşi de depresyon tedavisi gördü
ŞABAN TOKAT
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 25 yıllık çalışanı Şaban Tokat da mobbing’e uğrayıp dava açanlardan. Akşam Gazetesi’nde de yer alan habere göre Şaban Tokat, 25 yıl boyunca TMO’da çalıştıktan sonra Personel Daire Başkanlığı’na atandı. Tokat’ın kaderi AKP iktidarının göreve gelmesiyle değişti. İstifası istenen Tokat kabul etmeyince rütbesi düşürülüp müşavirlik, sonra başuzmanlık kadrosuna atandı. Görevine dönmek için açtığı dava lehine sonuçlandı. İfadesine göre yönetim sonrasında baskı ve yıldırma politikası uyguladı. Gece nöbetleri verildi.
Sonunda üzerindeki baskıya dayanamayan bürokrata, ’kalp krizi’ şüphesiyle kaldırıldığı hastanede majör depresyon tanısı kondu. 1,5 ay yatarak 10 ay da ayakta tedavi gördü. Tokat, bu süreçte depresyona giren ve kollarını jiletlemeye başlayan oğlu ile eşinin de tedavi gördüğünü anlattı.
Tokat, TMO’da mobbing’e uğradığını, bu nedenle önce kendisinin daha sonra ailesinin depresyona girdiği gerekçesiyle mahkemeye başvurdu. Kendisine psikolojik baskı yaptıkları ve istifaya zorladıkları gerekçesiyle AKP iktidarı dönreminde kuruma atanan yöneticiler hakkında 15 bin YTL’lik maddi ve manevi tazminat davası açtı. Tokat’ın davası hala devam ediyor.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 28,01,2007

Reklamlar

200 bin kişinin çalıştığı özel güvenlik sektörü sık sık şiddet olaylarıyla gündeme geliyor. İstanbul Cevahir Alışveriş Merkezi’nde küçük bir kızın hırsızlık şüphesiyle güvenlikçiler tarafından bir odada işkence görmesinin ardından geçen hafta da yine İstanbul Maltepe Carrefour’da bir güvenlik görevlisinin iş başvurusuna geldiğini iddia eden kişileri tartaklaması, bu sektörde çalışanlara verilen eğitimlerin yetersizliğini, denetimlerin azlığını ortaya koydu. Sektör yetkilileri ise, 2004’de yeni bir yasanın kabul edildiğini hatırlatarak bir geçiş sürecinde olduklarını, sektörün henüz emekleme aşamasından çıkmadığını söylüyor. İstanbul Cevahir Alışveriş Merkezi’nde güvenlikçilerin dövdüğü küçük kız kapkaççıydı… Maltepe Carrefour’da güvenlikçilerin tartakladığı genç adam oraya olay çıkarmak için gelmişti… Güvenlik şirketlerine, neden elemanlarının sürekli şiddet gösterileriyle gündeme geldiklerini sorduğumuzda, ilk aldığımız cevaplar böyle öz savunma refleksleri. Ama onlara “Zaten işin doğası bu. Güvenlikçiler, her türlü insanla karşı karşıya geliyor. Onları fiziksel güce sahip başka insanlardan ayıran, bu tür kriz anlarını yönetebiliyor olmaları” dediğimizde sektörün eksikliklerinden söz etmeye başlıyorlar. Doğal olarak dayak atma veya havaya ateş açma gibi yetkileri olmayan güvenlik görevlileri, neden karşılaştıkları sorunları şiddet dışı yöntemlerle çözmeyi başaramıyorlar? Cevap: Eğitimleri çok eksik, çalışma koşullarına göre ücretleri çok düşük.

LİSE MEZUNU BULAMADILAR

Özel güvenlik sektörüyle ilgili 5188 Sayılı Kanun çıktığında, sektör temsilcileri çalışacak insanların en az lise mezunu olmasını istedi. Hükümet, ilköğretim (8 yıl) mezunu olmalarının yeterli olduğunu iddia etti ama sektörün itirazı üzerine lise mezunu şartı konuldu. Fakat bu sefer de sektör, çalıştıracak insan bulamadı. Sonunda yasanın ilgili maddesi değiştirildi. Şimdi lise mezunları silahlı güvenlik görevlisi, ilköğretim mezunları ise silahsız güvenlik görevlisi olarak çalışabiliyor. Tek başına bu olay bile, sektördeki eğitim sorununu kanıtlıyor. Ancak işe giren personel daha sonra da iyi bir eğitim alamıyor. Yasaya göre silahsız görev alacak güvenlikçiler 90 saat, silahlı güvenlikçiler ise 120 saat eğitim almalı. Güvenlik şirketi CSS’in Yönetim Kurulu Başkanı Gürbüz Kaya eğitim saatlerinin çok yetersiz olduğunu söylüyor: “90 saatlik bir eğitimle polis kimliğinde, polise yardımcı bir kuvvet oluşturmaya çalışıyorsunuz, bu bir meslek olacak, diyorsunuz, o çocuktan da hırsızı engelle, müşteriyi memnun et diye bir ton şey bekliyorsunuz. Veya eline silah almamış bir genci, sadece 120 saatlik bir eğitimden sonra 20 mermiyle silahşör yapmaya çalışıyorsunuz.”

UCUZA İHALE, UCUZ İŞGÜCÜ DEMEK

Sektörün en büyük sorunların biri de ücret yetersizliği. Ortalama 500 YTL civarında maaşlarla çalışan güvenlik personeli, başka bir firma biraz daha fazla para verdiğinde gidiyor. Firmalar da nasıl olsa sirkülasyon çok fazla, ben niye bu adamı eğiteyim nasıl olsa gidecek diye düşünerek eğitime gereken özeni göstermiyor. Gürbüz Kaya “12 saat ayakta duracak insana 500 YTL veriyorsunuz. Bu insanın psikolojisi nasıl olsun? Ertesi gün bu adam cinnet geçirmiş adam muamelesi görüyor. Adam cinnet geçirmeyip ne yapsın. Askerlikte bile en uzun nöbet 2 saat” diye yakınıyor. Sektör temsilcileri, ücretin düşüklüğünü, koruma hizmeti alan firmaların verdiği paranın düşüklüğüne bağlıyor. Güvenlik Servisleri Organizasyonları Birliği Derneği (GÜSOD) Genel Sekreteri Ayhan Sabri Göklergil, bu durumu şöyle açıklıyor: “Bir güvenlik projesinin fiyatlandırılmasında hizmet alan tarafla, onların İK yönetimiyle oturulup konuşuluyor. Karşı taraf kişilerin aldığı her bir kalemi çok iyi biliyor; yol parası, ulaşım parası, yemek parası, kıyafet parası vs. Yani alınan kişinin ne kadar hizmet vereceği biraz da aldığı rakamla ve o rakama çalışabilecek nitelikli insan unsuru ile bağlantılı. Belirli nitelikleri ararken belirli bir para seviyesini de ortaya koymanız gerekiyor. ”

MAAŞLARA BİR ALT SINIR GETİRİLEBİLİR

Güvenlik Servisleri İşadamları Derneği Başkanı ve aynı zamanda CSS İcra Kurulu Başkanı Emekli Tuğgeneral Canay Koru, özel güvenlik sektörünün henüz emekleme aşamasında olduğunu söyleyerek, 5188 sayılı kanunun çok yeni olduğunu zamanla daha oturacağını söylüyor: “Fakat sektörün imajının düzelmesi için eğitim ve denetim şart.” Maaşların arttırılmasının da şart olduğunu söyleyen Koru, şu öneriyi getiriyor: “Silahsız güvenlikçilerin maaşı asgari ücretin bir buçuk katı, silahlıların 2 katı gibi spesifik düzenlemeler yapılabilir. O zaman meslek olarak ilgi odağı haline gelir. İnsanlar da bunu bir meslek olarak görür. Örneğin biz A noktasında çalışan personeli B noktasına tayin edebilmeliyiz. Ama biz o kişiyi yerleştiriyoruz, maaşım iyi değil deyip gidiyor. Onun yerine başka birini bulup tekrar eğitiyorsunuz. Maaş düzensizliği çok büyük sıkıntılar yaratıyor. ”

İŞ BULAMAYAN GÜVENLİKÇİ OLUYOR

Tansaş, Migros gibi alışveriş merkezlerine güvenlik hizmeti veren RGS Group’un Güvenlik Grup Direktörü Işık Sönmez, üniversiteyi kazanamamış, başka bir alanda iş bulamamış kişilerin bu sektörü son seçenek olarak tercih ettiğini söylüyor. “Kanunun öngördüğü eğitim süreleri yeterli değil. Bu işi yapacak elemanlar hangi proje üzerinde çalışacaklarsa o projenin özelliklerine göre eğitim almalı. İşe başlamadan önce de eğitimden geçirilmeli. Ama sistem böyle işlemiyor Türkiye’de. Firma gazeteye ilan verip, bulduğu kişileri projeye monte ediyor, kapsamlı bir eğitimden geçirmiyor.” Ücret konusunun da bir diğer sorun olduğunu söyleyen Sönmez, “400 YTL maaşa çalışan birisi bir başkası 480 verdiğinde gidiyor. Bu maaşı da iş bulamadıkları için kabul ediyorlar. Sektördeki en büyük sorun, nitelikli, bu işe benim gözüyle bakabilecek eleman bulmakta.”

GÜRBÜZ KAYA (CSS Grup Başkanı)
Ben toplum mühendisi değilim ki

Güvenlik personeli olmak çok zor bir görev. Bu kadar zor bir görevi yerine getiriyor olmamıza rağmen bir de insanların sizden farklı beklentileri oluyor. Bazıları hırsızı hırsızlık yapmaktan ikna edin gibi beklentiler içinde oluyorlar. Ben toplum mühendisi değilim ki! Ben sadece güvenlik personeliyim benim görevim olaya müdahale etmek. Hırsızları yeniden topluma kazandıracak olan kişi ben değilim.

IŞIK SÖNMEZ (RGS Grup Güvenlik Direktörü)
Bir güvenlik elemanının şiddet göstermesi kabul edilemez

Türkiye’de 200 bin güvenlikçi var, çok büyük bir rakam, arada aksaklıklar olabiliyor. Sonuçta bizim hammaddemiz insan, 2 bin 800 çalışanımız var, hepsi ayrı karakterde ama tabii kesinlikle bir güvenlik elemanının suçlulara şiddet göstermesi kabul edilemez. Yasaya göre özel güvenlik personeli, polisin ve jandarmanın olmadığı yerde polise ve jandarmaya yardım edecek şekilde yetkilerle donatıldı. Hırsızı bir yere alıp arama yaparsınız, zorluk çıkarırsa kelepçe takıp sonra Emniyet’e teslim edersiniz.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 14,01,2007