Temmuz, 2007 için arşiv

Havadan sudan konuşmanın önemi

Yayınlandı: Temmuz 29, 2007 / Yazılar

Rastlaştığı, tanıştığı herkesle konuşacak bir şeyler bulabilmek, özel bir yetenek. İş hayatında veya politikada insanı yukarılara taşıyan bir özellik. Sağdan soldan, havadan sudan konular açarak iletişim kurmayı becerenler çevrelerini geliştirip kariyerlerinde de üst seviyelere çıkabiliyor. Stanford Üniversitesi MBA mezunları arasında yapılan bir araştırmaya göre, “small talk” yeteneği olanlar, mezuniyet derecesi yüksek olanlara göre daha başarılı oluyor.

Small talk, yani resmi olmayan bir ortamda, çok fazla derine odaklanmadan yapılan kısa sohbetler, örneğin bir partide ya da buna benzer bir sosyal ortamda tanımadığınız kişilerle ayaküstü konuşabilmek ya da yüzlerce insanın çalıştığı işyerinizde herkesle konuşacak bir şeyler bulmak, çevrenizi olağanüstü derecede genişletebilir.

Malinowski, bu konunun önemine daha 1923’de değinmiş. Ünlü bilimadamı topluluk içinde bazı bireylerin bu yetenekleri sayesinde çok daha kolay mesafe kat ettiklerini görüyor. Böylece ayaküstü sohbet, birden bilimsel bir nitelik kazanıyor. Bunun insanın kariyerinde de önemli bir rolü var. CareerBuilder.com’da yer alan bir habere göre, Stanford Üniversitesi MBA mezunları arasında bir araştırma yapılmış. Mezunların 10 yıl boyunca izi sürülmüş, başarılarında (başarısızlıklarında) neyin ön plana çıktığı araştırılmış. Sonuçta, başka etkenlerle birlikte iletişim yeteneğinin de, mezuniyet derecesinden çok daha önemli bir başarı faktörü olduğu ortaya çıkmış.

Eğitim şirketlerinin bir araya geldiği ve trendlerin konuşulduğu American Society for Training & Development (ASTD) Konferansı’nın bu yıl Atlanta’da yapılan toplantısına katılan Management Centre Türkiye (MCT) yöneticilerinden Serkan Gülener “Small talk, yani 5 dakikada herkesin hatırını sormak, toplantıda gündeme gelen tavsiyeler arasındaydı” diyor. “Bu yeteneğe sahip kişiler, hızlı ilişki geliştirmede özellikle bu yöntemi kullanıyorlar. Bir topluluğa girip hemen kendilerine bir çevre yaratıyorlar.”

Acaba bu tür sohbetler yapmak, insanın içinden gelen bir yetenek mi yoksa sonradan öğrenilebilir mi? Serkan Gülener, “Bazı insanların iletişim yeteneği diğerlerine göre daha yüksektir” diyor “Bazılarında ise çocukken kır dizini otur aşağı yaklaşımından dolayı bloke edilmiştir. İnsanların ilk sözü açabilme cesaretini geliştirmek lazım. Çünkü small-talk’ta sözü açmak önemlidir. Bir davete gittiniz, kimseyi tanımıyorsunuz, birisinin yanına gidip “Beyaz şarap mı içiyorsunuz?” diye o sohbeti başlatabilmek veya bir sekreterseniz müdürünüze “Kravatınız çok güzel” diyebilmek cesaret işidir. Çok suskun bir tip bile yavaş yavaş bunu yapmaya alışabilir.”

Belki de bunun en güzel örneklerden biri, eskiden mühendis şimdiyse profesyonel bir konuşmacı olan, The Fine Art of Small Talk’un yazarı Debra Fine. CarreerBuilder.com’a verdiği röportajda eskiden topluluk içinde kendisini ne kadar rahatsız hissettiğini anımsıyor. Debra Fine, bu utangaçlığı nasıl kırdığını Fast Company Dergisi’ne verdiği bir röportajda “İnsanları gözleyerek, onlarla nasıl daha iyi ilişki kurulabileceğine baktım. Konuyla ilgili kitaplar okudum” diye anlatıyor. Small talk’ın “ince sanatı” konusunda bir kitap yazmış olan Debra Fine’ın, aslında small talk’tan hoşlanmadığını itiraf etmesi de ilginç. Kimseyle ayaküstü sohbet etmek gibi bir merakı olmadığı halde, kendi kendine her hafta üç yeni insanla konuşmaya karar vermiş. Sonuçta, “İletişim kurma yeteneği, kazanılabilen bir hüner” diyor.

İŞYERİNDEKİ KONUŞMALARIN
YÜZDE 80’İ SMALL TALK
Small talk’un dostluk ve iş yapacağınız sosyal ağı geliştirmenin yanında, organizasyonel öğrenmeye de faydası var. İnsanların zihnindeki bilgiyi birbiriyle paylaşması bu tür sohbetlerle tetikleniyor çünkü. Serkan Gülener, “İşyerindeki sohbetlerimizin yüzde 80’i small talk, yüzde 20’si bilinçli toplantılar. O zaman bu yüzde 80 zaman diliminin içinde bizim öğrenmeyi gerçekleştiriyor ve tetikliyor olmamız lazım. Bu sürekli gelişim sürecinin bir parçası. Özellikle bilgi yönetimi kapsamında small talk bir araç olarak görülüyor. Hatta bir espri vardır, derler ki en iyi bilgi yönetimi aracı bir CRM sistemi değil şirketteki kahve makinasının civarıdır. Orada buluştuğunuz meslekdaşlarınızla yapacağınız 2 dakikalık sohbet sizin bilgi paylaşımını en verimli gerçekleştirmenizi sağlar.”

Bir lider için çalışanlarla sohbet önemlidir
İşyerinde small talk’u en iyi kullananlardan biri de DHL Genel Müdürü Michel Akavi. Şirket içinde bu yönüyle tanınan Akavi, koridorda yürürken karşılaştığı herkesle konuşuyor. “İşyerinde ayak üstü yapılan kısa bir sohbet bile çalışanlarla aranızda sıcak ve güvene dayalı bir bağ oluşmasına önemli katkı sağlar” diyor. “Açık iletişim ve açık kapı politikası olan bir şirketiz, bu kültürde small talk’un da önemli olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde çalışanlarınızı tanıma fırsatı bulabiliyorsunuz. Ayrıca liderlerin her zaman görünür olması önemlidir.” Akavi, çalışanlarla kişisel ilgi alanları ya da gündemdeki olaylar hakkında konuştuğunu söylüyor. Bir futbol maçı, bir film ya da su sorunu bu sohbetlere konu olabiliyor. Akavi, dışa dönük bir insan olduğundan her ortamda insanlarla konuşmayı seviyor. “Gittiğim restorandaki garsondan doktoruma kadar herkesle sohbeti seviyorum. Bu sizin network’ünüzü de geliştirir, önemli fırsatlar yakalayabilirsiniz.”

Karşılıklı konuşan insanlar kavga etmez
Microsoft Genel Müdürü Çağlayan Arkan da ayaküstü sohbetlere verdiği önemle tanınan yöneticilerden. “Bir insana değer verdiğinizi öncelikle onun ismini hemen öğrenip kendisine ismiyle hitap ederek belirtirsiniz” diyor. “İsimlerinden daha ileride, hepsi hakkında az çok bir şeyler bilmeye, özel hayat sınırlarına girmeden ilgi alanlarını, profesyonel ve kişisel geçmişlerini her zaman hatırlamaya dikkat ederim. Şirket içinde biraz dolaşsam herkes ile birkaç dakika ayaküstü konuşabilirim. Ayaküstü sohbeti işyerinde olumlu bir ortam oluşturan basit ama etkili bir araç. Bu sayede aslında bir çok büyük sorun hallediliyor. İyi ilişki kurulan bir yerde, insanlar sohbetlerde geçen birkaç küçük kelime ile doğabilecek büyük sorunları daha yüzeye çıkmadan hallediyorlar. Hatırlarız, eskiden işletmelerde çalışanların karşılıklı oturup konuştuklarından şikayetçi olunurdu. Oysa unutulmamalı ki, karşılıklı konuşan insanlar kavga etmezler!”

Small Talk’un 12 tüyosu

1. İlk olarak hakkında konuşulacak 3 şey ve diğerlerinin de konuşmasını sağlayacak 4 genel soruyu hazırla. Eğer kişiyle daha önceden tanıştıysan onun hakkında bildiğin şeyleri hatırlamaya çalış, örneğin spora olan ilgisi gibi.

2. İlk merbaba diyen sen ol. Eğer diğer kişinin seni hatırlayacağından emin değilsen, adını söyle. Önce gülümse ve birisiyle tanıştığında daima el sıkış.

3. İsimleri hatırlamak için özel bir çaba harca ve onları sıklıkla kullan.

4. Örneğin bir toplantıda, organizasyon veya mekanla ilgili yorunlar yaparak diğer kişileri konuşmaya çek, daha sonra konuyla ilgili açık uçlu sorular sor. “Katılımcılar geçen yıldan daha fazla, ne kadar süredir bu kongreye katılıyorsunuz? gibi. Ayrıca diğerlerine seyahatleri veya ev sahibi hakkında sorular sorabilirsin.

5. Konuştuğun kişiye odaklan, onu iyi dinle ve geribildirimde bulun. Göz temasını koparma. Seninle konuşulurken asla gözlerini odanın etrafında gezdirme.

6. Konuştuğundan daha fazla dinle.

7. İlginç konular bul. Güncel olaylara yakın olmak, sizi harika bir konuşmacı yapar. “Şu konuda ne düşünüyorsun?” “… duydun mu?” gibi cümleler kur. Olumsuz ve çekişmeli konulardan uzak dur, uzun hikayelerden veya detay vermekten kaçın.

8. Eğer özellikle tanışmak istediğin kişiler varsa, ulaşmanın en iyi yolu onların saygı duyduğu kişiler tarafından tanıştırılmaktır. Bir arkaşından rica et.

9. Birisi size kartvizitini verirse bunu bir hediye olarak bakul et. İki elinle tut ve üzerinde ne yazdığını oku. Daha sonra gömlek cebine ya da cüzdanına koy, değer verdiğini göster.

10. Kendi beden dilini izle. Hasta gibi gözüken insanlar diğerlerini rahatsız eder. Öyle olmasan bile rahat davran.

11. Önden başlamış bir konuşmaya katıldıysan gözle ve dinle.

12. Birkaç çıkış noktası bırak ki incelikle konuşmadan çıkabilesin. Örneğin “Bir müşteriyi kontrol etmem gerek”, “Öğle yemeğini kaçırdım, büfeye gitmem gerek” gibi veya onlara bir içecek teklif et.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 29,07,2007

Reklamlar

Yelken iş yaşamında nasıl moda oldu

Yayınlandı: Temmuz 1, 2007 / Yazılar

Türkiye’de yelken sporunun popüler olması 2000’li yıllara rastlıyor. Yelken dersi vermek ciddi bir işe dönüştü, düzenlenen kupalar ve kışın denizde gördüğümüz yelken sayısı arttı. Yelken aslında bu popülerliğini iş dünyasına borçlu. Üst düzey yöneticilerin ve patronların sevdiği sporların başında geliyor. Onların bu sevgisi, şirketlerine de yansıdı. Çalışanlarını yelken kurslarına gönderen, takımlar kuran, yarışlar düzenleyen işyerleri arttı. Hatta alınacak yeni elemanları yelken başında denemek gerektiğini söyleyen yöneticiler, tüm şirketin organizasyonunu yelkenli hiyerarşisine göre yeniden kuran şirketler bile var. Bu sporu yapan tüm profesyoneller, şirket yönetmekle yelken kullanmak arasında bir paralellik kuruyor ve yelkenlideki iş bölümü, ekip çalışması ve hedefe yönelik yolculuğun çalışma hayatı için benzersiz bir model oluşturduğunu ileri sürüyor. Yelkenciliği rehabilitasyon veya meditasyon gibi görenler de hiç az değil.

Uzel, Koç Bilgi Grubu, British American Tobacco, Wyeth İlaç, Unilever, Cargill, Turkcell, Pepsi Cola, Siemens, Volvo, Microsoft, Zorlu Holding, HP, Bossa, Ak Emeklilik, Ford Otosan, Vassilev Maritime Nakliyat, Philip Morris, Denpar, Metis, Coca Cola…

Farklı büyüklükte, farklı sektörlerden bu şirketleri aynı listede birleştiren, yelken sporuyla olan ilgileri. Yelkencilik eğitimi veren kuruluşların müşterilerinin büyük bir kısmını da zaten iş dünyasından kişiler oluşturuyor. Örneğin İstanbul Sailing Academy’nin eğitimlerinin yüzde 80’inini, bilişim, bankacılık, finans, sigorta, havacılık, teknoloji, gıda, risk yönetimi, ölçümleme-analiz, ilaç, tarım, ambalaj, kağıt ve hızlı tüketim malları alanlarında faaliyet gösteren firmalara yönelik kurumsal eğitimler oluşturuyor.

Peki neden yelken şirketler arasında böyle moda? Bir kere bunun Türkiye’ye özgü değil, global bir ilgi olduğunu söylemek gerek. İstanbul Sailing Academy Kurumsal Pazarlama Direktörü Arzu İnan Baştımar “İş dünyasında esen her rüzgar muhakkak Türkiye’ye de uğruyor. Avrupa ve Amerika’daki şirketlerde yelken sporu inanılmaz popüler” diyor.

Herkes, yelken ve iş dünyası arasındaki bağ konusunda hemfikir. Yelken tam bir takım sporu. Teknedeki herkesin bir görevi var ve kaptandan aşçıya, güverte üstünden taktisyene kadar herkes işini doğru, tam zamanında ve güvenlik kurallarına uyarak yapmak zorunda. Sistemdeki bileşenlerden biri aksadığında, ekip yarışı kaybediyor. Bu mekanizma, bir şirketin ideal çalışma biçimine bensiyor.

DALGALI DENİZ İŞ
DÜNYASINA BENZER

Türkiye’nin iş ortamının dalgalı denizlere ne kadar benzediğini düşünürseniz, aradaki bağ daha da yakınlaşıyor. HP Türkiye Görüntüleme ve Baskı Grubu Ülke Müdürü Fikret Ergüder bu benzetmeyi şöyle yapıyor: “Türkiye’de ne zaman ne olacağı belli değil. Ekonomik ortam rüzgara göre değişiyor. Yelkende de rüzgarın yerinin değişmesi, havanın duraklaması, özellikle Marmara’da yelken yapıyorsanız karşınıza çıkan deniz otobüsleri, şehir hatları vapurları gibi birçok etkene karşı mücadele ediyorsunuz. Bu mücadelede en önemli şey, sabır ve odaklanma. Mesela dümenci arkadaşlar dikkati bir an kaybetse tekne hemen geri kalabilir. İş dünyasında da benzer bir durum var. Bir manevra yaparken, bir şirketin genel müdürü bile arkadaşlarına kolaylık sağlamakla yükümlüdür. Ben kaptanım, söylediğimi yapın, diyemez. Onlar sıkıntıya düştüğünde dümeni ayarlar ve işlerini kolaylaştırır. Zor zamanlarda ekiplerin, liderin yanlarında olduğunu hissetmesi de gereklidir. Yani, işe odaklılıkla insan yönetimi arasında tam bir uyum sağlanmalı.”

Yelkenin profesyonellere öğrettiği bir başka gerçek de, ekip çalışması ve takım ruhu gibi kavramların sadece laftan ibaret olmadığı. İstanbul Sailing Academy Başeğitmeni Deniz Güman, “Yelkendeki görev dağılımı sırasında ast-üst ilişkisi ortadan kalkıyor ve takım çalışması başlıyor” diye anlatıyor. “Ortak bir hedef için çalışan takımın bireyleri oluyorsunuz. Yardımlaşma çok önemli. Astlardan biri vinci çevirirken, üstü iskotanın boşunu alabiliyor. Tabii tekne içinde de bir hiyerarşi var. Dümencinin emirlerine göre yönlendirme yapılıyor. Yelkenin doğasında bulunan takım çalışması, bu tür eğitimlerde bütünleştirici bir unsur; ofis ortamında verilen eğitimlerden çok daha renkli ve verimli.”

BİR ÇEŞİT
REHABİLİTASYON

Yelkenin sıkı bir tempoyla çalışanlar için bir başka fonksiyonu daha var. 2004’ten beri düzenli olarak yelken sporuyla ilgilenen AKG Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Bülent Akgerman’a göre bu sporun bu kadar popüler olmasının bir nedeni de bir çeşit rehabilitasyon veya terapi ile eşdeğer etki yaratması. Teamworks Genel Müdürü Arif Gürdenli’ye göre de yelken bir tür meditasyon: “Denize açılan, teknesiyle ilgilenen insan başka hiçbir şey düşünemez hale geliyor.”

Yelken insana sabırlı olmayı öğretiyor, ruhunu dinlendiriyor, karar vermeyi, mücadele etmeyi öğretiyor. Metis AŞ Genel Müdür Yardımcısı Fatma Küçüktaş işe alınacak elemanların önce yelkene çıkmasından yana. Çünkü yelken yaparken karakterin hemen açığa çıktığını söylüyor: “Tezcanlı mısınız, paylaşımcı mısınız, tembel mi, ilgili mi, dağınık mı, hemen görünüyor. O nedenle işe alacağınız elemanlarla işe almadan önce yelkene çıkma fırsatınız olsa çok iyi olurdu.”

Küçüktaş’a göre, yelken insanın kendi kendisini keşfetmesini sağlıyor: “Deniz, aslında zorludur. Zorluklar karşısındaki duruşunuzu ortaya koyuyorsunuz. Olanaksız gibi görünen durumlarda oldurma potansiyelinizi fark ediyorsunuz. Yaratıcılığınızı keşfediyorsunuz. Bence yelken sporu, mücadeleci yanınızı ve kendini tanıma dürtüsünü ortaya çıkarmanın bir aracı.”

İstanbul Yelken Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Kaptan Mümtaz Ünel diyor ki: “Yelken eğitimi almış bir yönetici, ileriyi daha iyi görebilen, çevresindekilerle daha iyi iletişim kurabilen, koordinasyonu iyi sağlayabilen, sabırlı ve karar verme yeteneği en üst düzeyde olan kişidir.”

BU SPORU ÇOK SEVENLER
Uzel Grubu yelkenli gibi örgütlendi
Grup, 2004’te başlattığı yeni organizasyon sürecini yelken sporuyla özdeşleştirerek adına “Trim” dedi. Trim, geminin en uygun şekilde hedefe gitmesini sağlamak için yelkende yapılan ayarlamalara verilen bir denizcilik terimi. 40 orta ve üst düzey yöneticinin yer aldığı trimde temel adımlar hep yelken terminolojisindeki gibi adlandırıldı. Örneğin proje yöneticisine komodor, yönetim takımının üyelerine amiral, proje ekibi üyelerine armador, proje çekirdek ekibine de trapezciler dendi. Uzel ekibe temel yelkencilik dersi de aldırdı. Ardından Uzel Yelken Kulübü doğdu. Şimdi 20 kişilik iki ayrı yarış ekibi var.

Microsoft 20 kişilik yelken ekibi kurdu
Şirkette 20 kişiden oluşan yelken takımı, Microsoft toplantı odalarında teorik eğitim aldıktan ve denizde antrenman yaptıktan sonra Eshquia teknesiyle 2004 Bodrum Gant Kupası yarışlarına katıldı. Ekiptekiler, yıl boyunca Bodrum’daki yarışlara katılarak belli bir seviyeye kadar geldi. 2005 ve 2006’da Eshquia ile İstanbul’daki yarışları takip ettiler. 2007’de ise Bodrum Gant kupası ikincisi oldular. Microsoft ekibi sene başında bir trofe seçti, onunla ilgili tüm yarışlara katılmaya ve trofe’yi kovalamaya karar verdi. Yarış olmadığı zaman haftada 1 gün antreman yapıyorlar. Genel Müdür Çağlayan Arkan ekibin aktif üyelerinden, teknede ana yelken ve baş üstü olarak 2 farklı pozisyonda görev alabiliyor. Ekipte herkes 2 pozisyonu çok iyi biliyor, böylece yarış zamanı ekip kurmak daha kolay oluyor.

Coca Cola yelkenli inşa ettiriyor
Coca Cola, İstanbul Yelken Kulübü ile anlaşma yaparak Ege Yat 30T modeli bir yelkenli inşa ettirmeyi, şirketin 100 çalışanını eğitip 3 yıl boyunca antrenmanlar yaptırarak yarışlara katılmalarını planlıyor. Coca-Cola çalışanları 30 saat teorik, 20 saatte denizde olmak üzere 1 aylık yelken eğitimi alacaklar. Üç yıl boyunca hafta sonu bir gün tekneyi istedikleri gibi eğitmen eşliğinde kullanabilecek ve bu günlerde yılda 8 yarışa 8-10 kişilik bir ekip olarak katılabilecekler.

HP yöneticileri birlikte denize açıldı
Üniversitede okurken yelken yapmaya başlayan HP Türkiye Görüntüleme ve Baskı Grubu Ülke Müdürü Fikret Ergüder, şirketteki diğer çalışanları da yelkene teşvik ediyor. Şirket, Genel Müdür Şahin Tulga’nın önderliğinde 3 Grup Müdürü, Finans Müdürü, İnsan Kaynakları Müdürü, Operasyon Müdürü ve Servis Müdüründen oluşan 7 kişilik bir ekiple Marmara’dan denize açıldı. Ergüder, “İlk yelken kokusunu almak için Marmara’dan denize açıldık. O kokuyu seven arkadaşlarla bunun devamını getireceğiz” diyor.

Pahalı bir spor ama sanıldığı kadar değil
İş dünyası-yelken ilişkisinde bu sporun maliyetinin yüksekliği de etkili değil mi? 1979’da yelkenciliğe başlayan, iki olimpiyata, pek çok dünya ve Avrupa şampiyonasına katılan Teamworks Genel Müdürü Arif Gürdenli tekne sahiplerinin yüzde 90’ının iş adamlarından oluştuğunu söylüyor. Ama ona göre yelken sporu çok da yüksek bir bütçeye sahip olmadan da yapılabilir: “Elbette, iyi bir tekneye sahip olmanın bedeli yüksek. Ancak, daha küçük bir tekneyle, yılda 5 bin dolarla da bu sporu yapabilirsiniz.”
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 01,07,2007