Ağustos, 2007 için arşiv

Sosyal insan olmanın faydaları

Yayınlandı: Ağustos 19, 2007 / Yazılar

Çevrenizin geniş olması, her kesimden farklı insanları tanımanız size ne kazandırır? Türkiye gibi işlerin kendi sistemi içinde değil de hep tepeden birilerinin talimatıyla yürüdüğü bir ülkede sosyal çevre, Amerikalıların deyişiyle network çok önem kazanıyor. Sorunları hızla çözmek, yeni işler yaratmak, yeni insan kaynağı veya parasal kaynak bulmak için çevrenizin geniş olması şart. Ayrıca, farklı çevrelerden dostları olanların, olaylara farklı açılardan bakabilmesi, değişik alternatifleri değerlendirebilmesi de kolaylaşıyor.

Ama bunu mesai saatine sıkışıp kalarak değil, farklı ortamlarda bulunarak yapabilirsiniz. Okuldan askerliğe, üye olduğunuz dernekten spor kulübüne, komşularınızdan mahalle muhtarınıza kadar bulnduğunuz her ortamda arkadaş edinmeniz ve en önemlisi bunları korumanız gerek. Girişken olmak da önemli bir özellik. Sofra Genel Müdürü Deniz Gürsoy yeni bir ortama girildiğinde insanlarla nasıl iletişim kurulabileceğini şu örnekle açıklıyor: “Benim bir tanıdığım var, her partide veya konferansta bir ufak topluluğa ilişip hep aynı fıkrayı anlatarak ilk giriş buzlarını kırar, eritir, ardından kartvizitini dağıtırdı. Bir Asya ülkesinin fahri konsolosluğunu yapan bir ağabeyimiz yıllarca bu tür toplantılarda cebinden çıkardığı ufacık cam filleri herkesin ceket yakasına iliştirir ve bağlantıyı böyle kurardı.”

Peki network işinizde size nasıl fayda sağlar? Bir kere yalnızlık çekmiyorsunuz. Hiç olmayacak gibi görünen bir işi o konuda uzman olan bir dostunuza açtığınızda çoğu zaman çözümü bulabiliyorsunuz. Yeni gelişmelerden önceden haberdar oluyor, rakiplerinize karşı avantaj elde ediyor ve krizleri daha kolay atlatabiliyorsunuz. Geniş bir çevre edinmenin yollarını, bu konuda tecrübesi olanlara sorarak araştırdık.

SOSYALLEŞMENİN TEMELLERİNİ OKULDA ATMAK
Girişkenlik çoğunlukla genç yaşlarda edinilen bir özellik. Örneğin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, aşırı disiplinli bir ortamda büyümüş. Ama okulunda tiyatro, izcilik, koro, gezi gibi pekçok faaliyete katılmış. “Bu etkinliklerle sosyalleşmeyi öğrendik. Ondan sonrası da çorap söküğü gibi geldi” diyor. Bulunduğu ilde herkes tarafından tanınan Denizli Sanayi Odası Başkanı Müjdat Keçeci de çocukken katıldığı şiir günlerinin, futbol maçlarının, tiyatro faaliyetlerinin sosyalleşmesinde büyük etki yarattığına inanıyor. Bugünkü sosyalliğini lisedeki kulüp başkanlığı tecrübelerine borçlu olan Sofra Yemek’in Genel Müdürü, mutfak kültürü yazarı Deniz Gürsoy, gençlere lisede mutlaka kulüplere katılmalarını salık veriyor.

OKUL ARKADAŞLARINI KAYBETMEMEK

Çevresi geniş insanlar okul arkadaşlarıyla bağlarını koparmıyor. Örneğin Türkan Saylan, ilkokul arkadaşlarıyla senede en az bir kez bir araya geldiğini, ayda bir telefonlaştığını söylüyor. Ortaokul ve üniversite arkaşlarıyla yılda bir görüşüyor, lise arkaşlarıyla da zaten hep beraber olduklarını söylüyor. Deniz Gürsoy da okuldan arkaşlarıyla muntazam ayda bir, hızını alamadıklarında da haftada bir görüşüyor.

İKİNCİ CÜMLEYE GEÇEBİLMEK

Bir partide, konferansta ya da kokteylde tanımadığınız biriyle nasıl ilişki kurarsınız? “Bugün hava çok güzel” veya “Bugün hava yağmurlu” demek kolay ama asıl maharet, ikinci cümleyi bulmakta. Tabii, konuşacak bir şeyiniz varsa. Türkan Saylan, birisiyle konuşmak istediğinde sözü okumuş olduğu bir makaleden açtığını söylüyor: “Yoksa kimse gelip de size ne güzel kaşın gözün var gel arkadaşlık edelim demez artık bu çağda.”

TANIŞIKLIKLARI DOSTLUĞA ÇEVİRMEK

Kimilerine göre bu tür ortamlarda edinilen tanışıklıkları dostluğa çevirmek imkansız. Yapı Kredi Bankası eski Genel Müdürü ve Burhan Karaçam Partnership’in kurucusu Burhan Karaçam şöyle diyor: “Dost anlamında dost, bu tür ortamlarda ortaya çıkmaz. Zaten iş hayatından çok dost çıkaramayabilirsiniz. Çünkü menfaat üzerine kuruludur ve bunu bildiğiniz sürecede bu sizi rahatsız etmez.” Tabii herkes aynı fikirde değil. Deniz Gürsoy, “Tanışıklıkları dostluğa çevirmek için o kişiyi görüştüğünüz konunun dışına çıkarıp tartarak karakterinize uygunluğunu araştırmanız lazım” diyor. “Eğer uygunsa, onun sevdiği bir konuya bağlantı kurup bir etkinliğe davet etmelisiniz. Bunun hoşlandığınız bir kadını yemeğe davet etmekten hiç bir farkı yoktur.”

DERNEKLERE, KULÜPLERE ÜYE OLMAK

Derneklere, vakıflara, spor kulüplerine üye olmak, kurslara katılmak farklı kişilerle tanışmayı ağlıyor. Bu tür tanışıklıklar bazen aile dostluğuna, iş arkaşlığına dönüşebiliyor. Sofra Genel Müdürü Deniz Gürsoy, bunun önemini şöyle anlatıyor: “Ben bu kulüplere işlerimin gelişmesine oralarda kurduğum dostlukların yardımı olsun diye katılmadım ama otuz-otuzbeş yıl sonra geriye dönüp baktığımda çoğunlukla iş yapmışız. Özellikle Sofra’nın ilk zamanlarında aldığımız işlerin çoğu çeşitli derneklerdeki dostlarım tarafından verildi.” Burhan Karaçam ise, farklı çevrelerde tanıdığınız kişilerin bakış açınızı geliştirdiğini söylüyor: “Çok farklı çevrelerin, farklı ihtiyaç ve sorunların neler olduğunu görüyorsunuz. Tamamen amatör ruhla, severek bazı toplumsal sorunlara ve ihtiyaçlara çözümler buluyorsunuz, takım oyununu geliştiriyorsunuz. Farklı konulara girdiğiniz zaman kendi esnekliğinizi arttırıyorsunuz.”

ULUSLARARASI KONGRELERE KATILMAK

Bazı mesleklerde örneğin tıpta uluslararası kongrelerin rolü büyük. İnsanın mesleğinde yerinde saymamasını, geriye düşmemesini bu sağlıyor. Altı kez Hindistan’a giden Saylan, artık kendini Hindistan vatandaşı gibi hissettiğini söylüyor. 1986’da bir ödül dolayısıyla Hindistan Cumhurbaşkanı’yla bile tanışan Saylan ülkenin protokolünde yer alıyor.

Network platformu cember.net’in 200 bin üyesi var

Eylül 2005’te, Çağlar Erol ve eşi Nihan Çolak Erol tarafından kurulan network platformu cember.net’in 200 bin üyesi var. Bu üyeler kendilerine ait sayfalarda şirketleri, pozisyonları, aranınca bulunabilmelerini sağlayan özel anahtar sözcükleri, mezun oldukları okullar, ilgi alanları gibi bilgilere yer veriyor. Çağlar Erol, “Konu iş yapmak olduğunda insanlar kişisel olarak az da olsa tanıdıkları insanlara hiç tanımadıkları insanlardan daha fazla güvenirler” diyor. “Bunu yalnız üst düzey iş bağlantıları için düşünmemek gerek. Profesyonel yaşamın farklı basamaklarında da aynı şey geçerli.”

CEP TELEFONUM BÜTÜN TÜRKİYE’NİN CEBİNDE
Deniz Gürsoy’un cep telefonunda 1.200, Burhan Karaçam’ınkinde 1000, Tansu Yeğen’inkinde 500’den fazla isim kayıtlı. Müjdat Keçeci ise artık ezberlediği numaraları rehberden silerek kendine yer açmaya çalışıyor. Aynı zamanda hekim olan Türkan Saylan’ın cep telefonu numarasını ise bilmeyen yok gibi: “Az önce Gümüşhane’den bir kız aradı, ’Kızım telefonumu nereden buldun’ dedim. Bir arkadaşından almış, arkadaşı bir başkasından almış. Tüm Türkiye’de telefonum var.”

BİN DÜĞÜN BİN CENAZE
Çevresi geniş olan bir insanı nasıl tanırsınız? Katılması gereken düğünler yüzünden yaz tatiline çıkamıyorsa. Denizli Sanayi Odası Başkanı Müjdat Keçeci, yılda 30-40 düğüne katıldığını ve çoğunda şahit olduğunu, Deniz Gürsoy ise düğün çiçekleri dolayısıyla çiçekçiyle, vefatlar dolayısıyla da Türk Eğitim Vakfı ile neredeyse akraba olduğunu söylüyor.

KİM NEREYE ÜYE
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan: Kandilli Kız Lisesi, İÜ Tıp Fakültesi mezunu. Cüzzamla Savaş Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Kandilli Kız Lisesi Eğitim ve Kültür Vakfı’nda aktif olarak çalışıyor.
Sofra Yemek Genel Müdürü Deniz Gürsoy: English High School, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nde okudu. Robert Kolej Mezunlar Derneği, BÜMED, İstanbul Fındıklı Rotary Derneği, Propeller Club-Port Istanbul, YASED, TÜSİAD, Türk-İngiliz Ticaret Odası, Türk-Fransız Ticaret Odası, Kemer Country Golf Club ve Trafik Kazalarını Önleme Derneği’ne üye.
Burhan Karaçam Partnership’in kurucusu Burhan Karaçam: Tarsus Amerikan Koleji, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nde okudu. Okuduğu okulların derneklerinin yanı sıra Beyoğlu Güzelleştirme Derneği, Türk Eğitim Gönüllüleri, TÜSİAD, Fenerbahçe 1907 Derneği’nde aktif roller alıyor. Ege Kültür Sanat Derneği’nin de kurucuları arasında.
Denizli Sanayi Odaası Başkanı Müjdat Keçeci: Denizli Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Er-Bakır’ın Genel Müdürü ve Denizli Sanayi Odası Başkanı. Denizli Orman Çevre Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Vekili, Denizli Kültür Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Denizli Rotary Kulübü geçmiş dönem başkanlarından. Pamukkale Tenis Kulübü’nün 8 sene başkanlığını yapan Keçeci, Erbakır Santranç Kulübü’nün de kurucusu ve başkanı.
Life Genel Müdürü Tansu Yeğen: Alman Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nde eğitim gördü. Pek çok derneğe ve kulübe üye, en keyif aldığı Hillside Spor Kulübü ve Rotary Derneği’ydi. Şu anda Ukrayna’daki görevi nedeniyle Amerikan Şirketleri Derneği ve Avrupa Şirketleri Derneklerine üye oldu.

BURHAN KARAÇAM
Çalıştığınız kurumun etkisi büyük
Arthur Andersen’in Türkiye’deki kurucularından olan Burhan Karaçam, o dönemde işi gereği büyük kurumların bütün üst düzey yöneticileriyle tanışıyordu. Sonra bankacılık sektörüne giren Karaçam, “İzmir’de Egebank’ta genel müdürlük yaptığım için Ege’de çok çevrem oldu. İş yaratmak için çok yere girip çıkmak durumundasınız. Oralara sadece para istemek için değil hizmet etmek için de girdiğinizde sizin kurumunuza artı olarak geri dönüyor.” Bu dönemde Burhan Karaçam’a Göztepe Kulübü’ne başkanlığı bile teklif edilmiş. Daha sonra Yapı ve Kredi’ye geçen Karaçam, “Yapı Kredi kendi başına bir devdi o dönemde” diyor. “Çok farklı faaliyetler içindeydik: Kültür sanat, spor, yayıncılık, reklam, yeni ürünler, yeni piyasalar, yurtdışı açılışlar. O kadar hareketli bir kurumun başındaysanız çok yerden çağrılıyorsunuz. Bu bulunduğunuz, temsil ettiğiniz kurumun size verdiği güçten kaynaklanıyor.”

TÜRKAN SAYLAN
Vereceğin bir şey olacak ki alacağın bir şey olsun
Dernek, kulüp, vakıf üyeliklerinin network geliştirmeye katkısı büyük ama insanlar oraya çevrelerini geliştirmek için değil, ben ne yapabilirim diye gitmeli. Oraya gideyim herkes benimle ilgilensin, kendimi tanıtayım demek yerine orada paylaşacağınız bir şeyin olması lazım. Bir sivil toplum örgütüne girenin çalışması gerek. Vereceğin bir şey olacak ki alacağın birşey olsun.

TANSU YEĞEN
Yabancı bir ülkede nasıl çevre edinilir
Apple’ın genel müdürlüğünden Ukrayna’nın 3. en büyük operatörü life:)’ın genel müdürlüğüne geçen Tansu Yeğen, Ukrayna’daki bu görevi nediyle Amerikan Şirketleri Derneği ve Avrupa Şirketleri Derneği’ne üye oldu. Ülkede yeni olması nediyle bu derneklerin çevre konusunda kendine çok yardımcı olduğunu söylüyor: “Şu anki işimde network’un önemi çok fazla. Ortak pazarlama çalışmaları yapmak veya kamuda aksayan problemlerin çözümünde güvenebileceğim kişilere hızlıca ulaşmak şirketin hızına hız katıyor.” Tansu Yeğen’in bir diğer network kurma yönetimi de arkadaşlarının arkadaşları ve müşterileri.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 19,08,2007

Reklamlar
Bundan tam 17 yıl önce ünlü sinema sanatçısı Tarık Akan tarafından Bakırköy’de kurulan Özel Taş İlköğretim Okulu öğrencileri 389.033’lük puan ortalamasıyla OKS’de büyük başarı elde etti. Okuldan mezun olan 49 öğrencinin tamamı sınava girdi ve birinci yerleştirme sonuçlarına göre yüzde 91 başarı elde edildi. Bundan önceki yıllarda da sürekli ilk 5 okul arasında yer alan okulun başarısının altında yatan en önemli nedenlerin başında, sorgulamaya dayalı uluslararası ezbersiz eğitim programı geliyor.

Özel Taş İlköğretim Okulu’nun Bakırköy’de bulunan tarihi binası 1884 yılında Fransızlar tarafından karakol binası olarak inşa edilip, ardından Aya Yorgi Kilisesine bağlı Rahibeler Okulu, daha sonra ortaokul olarak yıllarca kullanıldı. Yoksullar için aşevi ve yurt işlevi gördükten sonra 1928 yılında Bakırköy, Yeşilköy ve Yeşilyurt’un tek merkez ilkokulu olarak hizmete açıldı. 1968’e dek bu fonksiyonu sürdüren okul 1968’den 1991’e kadar boş ve bakımsız olarak kaldıktan sonra tarihi bina 1991 yılında ünlü sinema sanatçısı Tarık Akan tarafından aslına uygun olarak restore edilerek Özel Taş İlköğretim Okulu olarak eğitim ve öğretim hayatına başladı. Tarık Akan, tarihi taş binayı önce bir sanat merkezi olarak düşündüğünü ama binanın yeterli büyükte olmadığını görünce kendisinin de bir dönem okuduğu bu binayı yeniden okula çevirmeye karar verdiğini söylüyor. O nedenle olsa gerek Tarık Akan’ın okulla arasındaki bağ çok büyük. Sadece okula yatırım yapıp çıkmamış, her şeyiyle yakından ilgilenmiş. Okulda küçük bir odası bulunan Akan hemen hemen her gün okula geliyor, ama okulun içinde kendisini kaybettirmeyi başarıyor. Hep arka planda kalmayı tercih ettiği için kimse Akan’ın bir okul sahibi olduğunu dahi bilmiyor. Akan, okulla ilgili anılmaktan da pek hoşlanmıyor. Çünkü o bu başarının kendisine değil öğretmenlere ait olduğunu, bir kurumu başarıya götürenlerin parayı yatıranlar değil çalışanlar olduğunu söylüyor: “Ben sadece binayı yaptım, burası öğretmenlerin. O yüzden hep kaçtım, ön plana çıkmak istemedim. Bu okulda 500 öğrenciye 100 çalışan düşüyor, ben sadece para yatırdım, para dediğin nedir ki? Öğretmenler olmadan burası da olmazdı.”

6 ÖĞRENCİYE 1 ÖĞRETMEN

Tarık Akan, okulu yaparken restorasyonuyla da özel olarak ilgilenmiş. Bugün Özel Taş İlköğretim Okulu eski taş bina, yeni yapılan bina ve ana sınıflarının olduğu 3 farklı yapıdan oluşuyor. 26 derslikte 500 öğrencinin eğitim gördüğü okulda 68’i öğretmen olmak üzere 100 kişi çalışıyor. Yani 6 öğrenciye 1 öğretmen düşüyor. Yeni başlayan öğrencileri seçerek alan okul, onları önce pedagojik bir değerlendirmeye alıyor. Aile ile okul felsefesi arasındaki ilişkiyi ortaya çıkaracak bir görüşmenin ardından öğrenciler okula kabul ediliyor. Öğretmenler seçilirken, en çok okulda uzun zaman hizmet verecek olmalarına dikkat ediliyor. Okuldaki öğretmen sirkülasyonu çok düşük, okuldaki öğretmenler çalışma ortalaması 8 yıl. Okuldaki her öğretmen düzenli aralıklarla hem yurtdışından ve yurtiçinden ezbersiz eğitim hakkında danışmanlık ve eğitim alıyorlar.

Her yıl ortalama 50 kişinin mezun olduğu Özel Taş İlköğretim Okulu’ndan bu yıl mezun olan 49 öğrenciden hepsi OKS sınavına girdi. Okul 389.033 puan ortalamasıyla OKS’de büyük başarı elde etti.

Birinci yerleştirme sonuçlarına göre yüzde 91 düzeyinde başarı elde eden okul, Kabataş Erkek Lisesi, Robert Kolej, İstanbul Lisesi gibi pek çok liseye öğrenci gönderdi. Geçen yıllarda OKS sonuçlarına göre de hep ilk 5’te yer alan Özel Taş İlköğretim Okulu’nun Müdürü Ali Akdoğan da tıpkı Tarık Akan gibi bu başarılarındaki en büyük nedenin öğretmenleri olduğunu söylüyor: “Öğrencilere ezberden uzak, analiz, sentez değerlendirme yapabilecekleri bir ortam yarattığınızda ve öğrenme süreçlerine aktif bir biçimde katılmalarını sağladığınızda başarı kendiliğinden geliyor.” Okul düzenlediği mizah haftaları, matematik günleri, müzik haftası, sosyal bilimler haftası, kitap fuarı, Türkçe yabancı paneller ve gezi etkinlikleri aracılığıyla da çocukların aktif biçimde öğrenmelerini sağlıyor.

SORGULAMAYA DAYALI EZBERSİZ EĞİTİM

Özel Taş İlköğretim Okulu 2000 yılından bu yana merkezi Cenevre’de bulunan International Baccalaureate Organization’ın geliştirdiği Sorgulamaya Dayalı Ulusalarası Ezbersiz Eğitim programını uyguluyor. PYP (Primary Years Programme) adı verilen bu program ilköğretimin 5. sınıfa kadar olan bölümünde uygulanıyor. PYP, 3-12 yaş arası çocukların sadece akademik olarak yetişmelerine değil aynı zamanda davranış, tutum, beceriyle ilgili özelliklerine de odaklanan bir yaklaşım. Bu sistem sayesinde okulda mevcut müfredat tek tek işlenmek yerine, tüm alanları kapsayacak şekilde birlikte işleniyor. Örneğin 4. sınıfta görülen Geçmişten Günümüze dersi sosyal bilimler, türkçe, matematik ve resim derslerinin hepsini bir bütün olarak alıyor. Bu dört ders birbiriyle paralel ve birleşik bir biçimde veriliyor öğrenciye. Ali Akdoğan, “Böyle olunca çocuk hayatı parça parça algılamıyor, bütüne yönelik algılıyor” diyor. “İnsanlar, yetişkinler bunu bölerler ama hayat bilgisi, türkçe, matematik, hayatta bölünmez. Okullarda bir düzen olsun diye bölünmüştür ama o bölünme öğrencinin öğrenmesi yönünde önemli bir engeldir. Biz de bu programı sorgulama kapısı araladığı için ezberden ziyade öğrenci kendisi sorgulayarak öğrendiği için çok önemsiyoruz. Çünkü yaşamda dil sanattan bağımsız değildir. Sosyal bilgiler onun içindedir, fen de ona karışıktır.” Dönem sonunda öğrencilere resmi olarak almaları gereken karnenin yanı sıra her dersin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığını içeren bir de alternatif karne veriliyor. İkinci karnede öğrencinin, öğretmenin değerlendirmeleri ve ailelerin görüşleri yer alıyor.

ZİLSİZ EĞİTİM

Okulda herkesin kendini yönetmesi bir temel ilke olarak gözetildiği için tenefüs zilleri yok. Öğrenciler kollarındaki ve bahçelerdeki saatlere bakarak derslere girip çıkıyorlar. Okul müdürü Ali Akdoğan, “Öğrencileri doldurulacak boş bir kova olarak görmeyiz, onları potansiyelleri olan düşünen akıllı birer birey olarak algılar ve onlara çeşitli sorumluklar verip, nedenlerini anlatırız. Zilsiz eğitim de bu inancın bir sonucu” diyor.

Dershanesiz de başarılı olunacağını gösterdik

Biz öğrencilerimizin dershaneye gitmeden de başarılı olabileceklerini gösterdik. 7. sınıfa kadar öğrencilerin dershaneye gitmesini uygun bulmuyoruz ve bunu velilerle de paylaşıyoruz. 8. sınıfta öğrencilerin ancak yüzde 50’ye yakını dershaneye gider. Bu yolla Türkiye’ye de bir model sunmak istiyoruz. Öğrenciler iyi bir çalışma yürütürse dershaneye gerek olmadan da başarılı olabilirler.

28 gönüllü abi ve abla var

Okulda ana sınıfından 8. sınıfa kadar tüm öğrencilerin birbirleriyle ilişki kurması ve sağlıklı etkileşim için gönüllü abi ve ablalık programları uygulanıyor. 5. 6. 7. ve 8. sınıfta okuyan 14 sınıftan 28 gönüllü abi ve abla, 4. sınıfa kadar olan öğrencilere törenlerde, tenefüs saatlerinde veya çeşitli özel günlerde onların yanında bulunarak, özel sorunlarında onlara arabuluculuk yaparak ablalık ve abilik yapıyorlar. Bunun öncesinde kendileri de 8 haftalık bir eğitimden geçiyor.

Yıllık ücret 16.000 YTL

Özel Taş İlköğretim Okulu’nda yıllık ücret 16 bin YTL. Sabah 08.55’den akşam 16.20’ye kadar ders veren okul, 16.20’den 18.00’e kadar da öğrencilerin bireysel eksikliklerine, gelişmelerine yönelik özel ders uyguluyor. 68 öğretmenin eğitim verdiği okulda 2’si İngiliz olmak üzere 14 yabancı dil öğretmeni var. Okulun yabancı dili İngilizce ve Almanca.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 12,08,2007

Kariyerine karısı yön verdi
BİR ZAMANLARIN SAVAŞ PİLOTU ANDERS LİNDBLAD ŞİMDİ ERICSSON TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ
Ericsson Türkiye’nin yeni genel müdürü Anders Lindblad bir zamanlar savaş pilotuydu. 6 yıl İsveç Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde çalıştıktan sonra İtalya’ya yerleşip Ericsson’da işe giren Lindblad, 15 yılda 4 ülke değiştirdi, 14 kere taşındı. Orduyu bırakıp özel sektöre geçmesinde eşinin payı büyüktü. Çünkü İtalyan eşi İsveç’te iş bulamamış, bunun üzerine Anders Linblad İtalya’da iş aramaya başlamıştı. Lindblad’ın Ericsson’daki kariyeri böyle başladı.
Anders Lindblad (39) İsveç’te küçük bir kasabada doğdu. Küçük yaşlarda babası ailesini terk ettiği için Protestan rahip olan büyükbabası hayatında önemli bir rol oynadı. Ancak büyükbabası muhafazakar bir din adamı değildi. Lindblad, “Çok açık fikirliydi. Farklı kültürlere, farklı dinlere bu kadar yakın olmamda onun etkisi çok fazla” diyor.
İsveç’te Linköping Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği eğitimi aldı. Üniversitedeyken bir arkadaşının tavsiyesiyle İsveç Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne başvurdu. Savaş pilotluğuna başvurmak demek, başkent Stockholm’e ücretsiz olarak gidip orada konaklamak demekti. 19 yaşında başkente gidip bir gece orada kalmak çok cazip geldi. Savaş pilotu olmak istemesinde Tom Cruise’un baş rolde oynadığı meşhur Top Gun filminin de rolü büyüktü. Tom Cruise’u üne kavuşturan bu film, Lindblad’a göre, o dönemde pek çok gencin savaş pilotu olmaya yönlendirmişti.
Lindbad testler sırasında aynı anda hem savaş pilotu hem de mühendis olarak çalışabileceğini öğrenince bu işi daha çok istemeye başladı. İsveç Hava Kuvvetleri aynı zamanda üniversite eğitimleri için öğrencilere para yardımında bulunuyordu. “Bu benim için harikaydı” diyor Lindblad “Hem para alacak, hem de mezuniyetten sonra savaş pilotu ve mühendis olarak çalışabilecektim.”
Tek bir pozisyon için 3000 başvuru oldu ve 3-4 gün süren testlerden sonra Anders Lindblad İsveç Hava Kuvvetleri’ne girmeye hak kazandı. Üniversitede mühendislik eğitimini tamamladıktan sonra pilotluk eğitimleri almaya başladı. İsveç Hava Kuvvetleri’nde 6 yıl boyunca aktif uçuşlara katılan Anders Lindblad “İsveç’te savunma endüstrisi çok güçlü. Uçak, savaş gemileri, silahlar üretiyoruz; o nedenle geniş bir mühendis ve memur kadrosuna sahibiz” diyor. İsveç herhangi bir savaşa girmediğinden, NATO’ya da üye olmadığından, Lindblad sadece İsveç içinde uçtu. Bunun da büyük bir kısmı sınır kontrolleriydi.
EŞİ İSVEÇ’TE İŞ BULAMAYINCA
O İTALYA’DA İŞ BULDU
Hava Kuvvetleri’ne katılmadan önce 1991’de şimdiki eşiyle İtalya’da bir tatil sırasında tanışan Lindblad 1992’de Roma’da küçük bir kilisede evlendi. Eugenia (44) hukuk mezunuydu ve İtalya’da bir bakanlıkta çalışıyordu. Evlenince İsveç’e yerleştiler. Anders Lindblad’ın savaş pilotluğu yaptığı dönemde eşi Eugenia çalışmıyordu. 1993’te doğan kızı Martina’ya bakmayı tercih etmişti. Ama 1996’da artık sıkılmış, çalışmaya karar vermişti. Bu da Lindbald’ın kariyerinde bir dönüm noktası oldu.
“Bir anlaşma yaptık. Eğer İsveç’te bir yılda ciddi bir iş bulamazsa, ben İtalya’da iş arayacaktım. Bir yıl sonra o iyi bir iş bulamayınca ben 1997’de İtalya’da iş aramaya başladım. İş Roma’da olmalıydı çünkü bakanlıklar oradaydı. Bir ay sonra Ericson’dan iş önerisi aldım.” Lindblad’ın bu işi almasında mühendislik eğitimi almış olmasının payı büyüktü: “Hava kuvvetlerinde vaktimin yüzde 30’unda uçuyordum. Yüzde 70’i ise teknik yöneticilik pozisyonunda geçiyordu. İletişim teknolojileri endüstrisiyle ilişkim de vardı. Ayrıca askeriye size sağlam bir yönetim eğitimi verir. Özel sektör sizin yönetim becerilerinizin kıymetini bilir. Yöneticilik becerilerimin yanı sıra 10 yıl boyunca teknik becerilerimi de kullandım.”
Lindblad İtalya’da 3 yıl satış ünitesi, sistem entegrasyonu, danışmanlık, proje yönetim servisinden sorumlu olarak çalıştıktan sonra, bu sefer eşi İtalya’daki işinden sıkılmaya başladı. Tam da bu sırada Anders Lindblad’a EMEA bölgesinde satış direktörlüğü teklif edildi. “Tekrar taşınmak, İsveç’e gitmek gerekiyordu ama karım evet dedi. 2000 Nisanında İsveç’e gidecektim, yazın da ailem gelecekti. Fakat Mayıs ayında karım terfi etti. Ulaştırma ve İletişim Bakanlığı’nda direktör seviyesine yükseldi. O pozisyonda en az 6 ay çalışmalıydı ki rahatça ayrılabilsin. Annem benim yanıma taşındı. 6 ay çocuklar ve annemle Stockholm’de yaşadık, bu dönemde karım ayda bir kez yanımıza gelebildi. Bu aile perspektifinden bakıldığında tam bir fedakarlıktı.”
İNGİLTERE’DEN İTALYA’YA
İTALYA’DAN TÜRKİYE’YE
2001 ilkbaharında Linblad’dan Global Servisler ve Kablolu Servisler Yöneticisi olarak İngiltere’ye gitmesi istendi. “Telekomünikasyon pazarının global düzeyde güçlendiği bir dönemdi. Vodafone, Telecom İtalya, BT gibi büyük oyuncular işe daha global bakıyorlardı. Ericsson bu nedenle global hesaplar açmaya başladı. Ben de British Telecom’la servis iş geliştirmeden sorumluydum. İngiltere’deki çalışma büyük bir deneyimdi. Çok dinamik bir pazar.”
İki yıl sonra Lindblad tekrar İtalya’ya çağrıldı. Servisler Genel Müdür Yardımcısı olarak çalıştı. 2005’de Telekom İtalya’nın sorumluluğunu global olarak alması istendi. Buraya gelmeden önce Güney Amerika, İtalya, Almanya, Fransa ve Hollanda’dan sorumlu oldu. 2007 Şubatında Anders Lindblad’ı yeni görevi için aradılar: “Şirket daima adayları tespit eder ve bir sonraki adıma hazır olup olmadığını sorar. Bir kış akşamı telefon çaldı, senin için müthiş bir iş fırsatı sunuyoruz, Türkiye’ye gitmeni istiyoruz dediler. Karımlar konuştum ve Türkiye’ye gelmeye karar verdik.”
Türkiye’de internet müthiş patlayacak
15 Temmuz’da Türkiye’ye genel müdür olarak gelen Andres Lindblad, aynı zamanda İsrail ve Filistin’den de sorumlu. Türkiye’de telekomünikasyonun çok dinamik bir pazar olduğunu söyleyen Lindblad, “Geniş bandın gelişiyle telekomünikasyon sektöründe büyük bir değişim olmak üzere. Bu konuda yapılacak çok şey daha var. İnternet Türkiye’de de birkaç yıl içinde müthiş patlayacak. Bu mobil geniş bant için de geçerli. İnsanların hayatında büyük değişimler olacak. Geniş bandın ve Web 2.0’ın insanların iletişim tarzını nasıl değiştirdiğinin farkında değiliz. Günlük yaşamda bu kadar etkili bir sektörde olmak bir ayrıcalık.”
Ailece Türkçe öğreniyorlar
14 yılda 15 kez taşınan ve işleri nedeniyle sürekli uçan Lindblad savaş pilotu olduğundan daha fazla uçuyor ama pilotluk yıllarını da özlüyor. “Başka hiçbir şeyden uçmaktan aldığınız tadı alamazsınız” diyor. Her taşınma bir fedakarlık ama aynı zamanda yeni perspektifler de kazandırıyor: “Daha önce eşimle birlikte tatil için İstanbul’a gelmiştik. O nedenle İstanbul’a gelmem teklif edilince eşim hemen kabul etti.” Anders Lindblad’ın kızları Martina (14), Alessia (12) ve Karolina (5) bu taşınmalardan en çok etkilenenler. Şimdi İstanbul’da yeni çevrelerine alışmaya çalışıyorlar. Ailenin tamamı Türkçe öğreniyor.
TÜRKİYE’DE 300 KİŞİ ÇALIŞIYOR
Ericsson Türkiye’de 300’ün üzerinde kişi çalışıyor. Lindblad eğer işler planladıkları gibi giderse önümüzdeki yıllarda bu sayıyı iki kat artıracaklarını söylüyor. “Ericsson kendi yöneticilerini içeriden yetiştirir. Kıdemli çalışanların hepsi Ericsson’da uzun yıllar çalışan kişilerdir.”
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 05,08,2007