SONY ERİCSSON TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ ROGER BOLANDER
Girdiğim her şirkette eleman çıkarmak zorunda kaldım, bir süre sonra kendimi kasap gibi hissetmeye başladım

Eylül ayında Sony Ericsson’un Türkiye Genel Müdürü olarak göreve başlayan Roger Bolander, üniversite eğitimi almamış olmasına rağmen kendini geliştirmeyi başarmış bir yönetici. Sony Ericsson İsveç’te genel müdür olarak göreve geldiğinde şirketin pazar payını yüzde 20’lerde yüzde 40’lara çıkaran, Sony Ericsson Rusya’da şirketin cirosunu 3 kat arttıran Roger Bolander’ın iş hayatında yeniden yapılanmalar ve işten çıkarmalar hiç eksik olmadı.

Roger Bolander 1958 yılında Stockholm’de doğdu. Babası elektrikçi, annesi ev kadını olan Bolander, zorunlu eğitimini tamamladıktan sonra okuldan çok sıkıldığını fark edip üniversiteye gitmemeye karar verdi. “15-16 yaşındaydım. Matematik ve fen bilimleri derslerim çok iyiydi ama ben okuldan sıkılmıştım artık.” Bir an önce iş hayatına atılmak istiyordu o nedenle mecburi eğitimini tamamladıktan sonra 2 yıl teknik mühendislik okuluna gitti, ardından askerliğine kadar çalıştı. Askerlikten sonra teknisyen olarak işe başladı, fakat kendini geliştirmekten de geri kalmadı: “Kafamda şöyle bir düşününce vardı; emekliliğime daha çok vardı ve ben daha zevkli bir iş yapmak istiyordum. Ne yapmam gerektiğini düşündüm, ve yarı özel bir iş okuluna gitmeye karar verdim. Okulda her şey yüzde 100 iş üzerineydi.” 2 yıl pazarlama kursuna ve akşamları liderlik kurslarına giden Bolander, 25 yaşında hızlı tüketim malları sektöründe hizmet veren Norveçli bir firma olan Kavli’da bölgesel satış yönetmeni olarak çalışmaya başladı. Bu işin kendisine çok şey öğrettiğini söylüyor: “Çok erken yaşta yönetici olmak insana çok şey katıyor. Çok iyi bir deneyim”. 1 yıl çalıştıktan sonra Coca-Cola’ya ürün müdürü olarak transfer olan Bolander, key account manager (özel müşteri yönetmeni) olarak çalışmaya başladı. O zamana kadar bu işi hiç duymamış olan Bolander, müşteri iş planları yapmaya başladı. Coca-Cola’daki görevi özel ürünlerin satışlarının nasıl artırılacağına yönelikti. Daha çok danışman gibi çalışıyordu. “Hiçbir okul Coca Cola’dan iyi olamaz. Gerçekten öğreten bir deneyim oldu. Key account manager olmanın yanı sıra olayları olabildiğince basit tutmayı öğrendim. Büyük düşün ama basite indirge. Müşterileriniz, tüketicileriniz herkes sizi anlayabiliyor olmalı, işleri daha komplike hale getirmemeyi, sadeleştirmeyi öğrendim.”

Roger Bolander’ın bir sonraki görevi Walt Disney Company’nin İsveç ülke müdürlüğüydü. 1992-93’te Walt Disney’in İsveç müdürü olarak ev videosu sektöründe çalıştı. İşe başladıklarında henüz ev videosu pazarı yoktu, önce pazarı yaratıp sonra her 4 evden birinin büyük klasik filmlerden almalarını sağladılar.

Bolander, Disney macerasından sonra, ilk genel müdürlük pozisyona Finlandiya merkezli Fiskars şirketinde yükseldi. Bahçe bıçak ve makasları üreten, yıllık cirosu 12 milyon Euro olan bu küçük şirketin İsveç’te bir fabrikası bulunuyordu. Çok büyük bir Amerikan şirketinden küçük lokal bir firmaya geçmek de ona çok şey kazandırdı:

KÜÇÜK ŞİRKETTE HER KURUŞU
HESAPLAMAK ZORUNDASINIZ

“Coca-Cola ve Walt Disney’den sonra şunu gördüm ki küçük bir şirkette çalışıyorsan her kuruşu hesaplamak zorundasın. Büyük şirketlerdeki gibi karar alıp devam edemiyorsun. Daha çok düşünmek, yatırılan her kuruşu kullanmak zorundasın. Hata yapma payı yok. Bu da benim için farklı bir deneyim oldu.” Şirket bu dönemde yeniden yapılanmaya gitti.

Norveç, İsveç, Danimarka ve Finlandiya’da ülkelerinin sorumluluğu başka bir kişideydi. Yeniden yapılanma kapsamında Bolander’a görevi iki kişi birlikte yürütüp yürütemeyecekleri sorulduğunda

“Bir gemide iki kaptan olmaz” deyip işi terketti. Bolander’ın bir sonraki görevi Egmont Entertainment’ın genel müdürlüğü oldu. Firma film, kiralık video ve oyunlar olmak üzere 3 farklı branşta faaliyet gösteriyordu. Egmont Entertainment o dönemde para kaybettiği için çalışanların yüzde 30-40’ı işten çıkarıldı. Bu Bolander’ın ilk işten çıkarma deneyimiydi ama son da değildi. “İnsaları işten çıkarmak size kendinizi kötü hissettiriyor. Bir kasap gibi hissediyorsunuz ve bunun işinizin bir parçası olmadığını düşünüyorsunuz. Pek çok kişi durumu anlıyor, bunun maliyetleri düşürmek için olduğunu biliyorlar, o nedenle kovmak zorunda kaldığımız pek çok kişiyle hala arkadaşız. Ama ilk işten çıkarma deneyiminde geceleri uyuyamamıştım.” 1.5 yıl çalıştığı şirket yeniden yapılanmaya gitti bu kapsamda 9 milyon nüfuslu İsveç, 4 milyon nüfuslu Norveç ve 5 milyon nüfuslu Danimarka birleştirilerek İskandinavya ülkelerinin başına Roger Bolander’ın geçirilmesine karar verildi ama Stockholm’de yaşayan Bolander Kopenhang’a taşınmak istemediği için işi kabul etmedi.

SONY ERICSSON’UN PAZAR
PAYINI İKİYE KATLADI

Bolander, tam da bu sırada bir head hunter (beyin avcıları) firmasından telefon aldı, ismini açıklayamayacakları büyük bir şirket için kendisine iş teklif ediyorlardı. Bu şirket Ericsson’du. 2000 yılında Ericsson İsveç’e genel müdür oldu: “O zamanlar Ericsson’un içinde bulunduğu durumu bilseydim belki de işi kabul etmezdim” diyor Roger Bolander, “Çünkü onlar da para kaybediyorlardı. Çok kötü durumdaydılar.” İşe başladıktan 3 ay sonra bu sefer Ericsson yeniden yapılanmaya gitmişti. Ona İsveç, Danimarka, Norveç, Finlandiya ve İzlanda’dan oluşan Kuzey Avrupa ülkelerinin sorumluluğu verilmişti. “Şirket para kaybediyor, maliyetleri kesmek gerek, yine aynı durum. İşten çıkarma. Ne yazık ki maliyetlerin azaltılması çoğu zaman işten çıkarmak anlamına geliyor.” Ericsson’un 125 olan çalışan sayısı onun genel müdürlük yaptığı dönemde 25’e düşmüştü. Fakat bu bir seferde olmamıştı. “Tek seferde olmaması daha kötü çünkü her seferinde insanlara bu son diyorsunuz ve son olmuyor, insanların size güveni azalıyor.” 25 kişi kaldıklarında bu sefer de bu kadar az insanla nasıl başaracağız diye düşündü: “Daha önce 125 kişiydik ama şu çok açıktı ki geçmişe bakmamak gerek. Çünkü geçmişte başarılı değildik.” Roger Bolander 2000’de Ericsson İsveç’e genel müdür olduğundan şirketin pazar payı yüzde 20’lerde, Nokia’nın ki ise yüzde 70’lerdeydi. 2001 yılı ortalarında Ericsson ve Sony birleşmesi geldi. Bolander 2005 yılında görevden ayrıldığında Sony Ericsson’un pazar payı ikiye katlanmıştı. Şu anda ise İsveç’te pazarın yüzde 50’sine sahip olan Sony Ericsson cirosunu da 3 kat büyüttü.

Sony Ericsson’da 5 yıllık genel müdürlüğün ardından Rusya’ya genel müdür olarak atanan Bolander, ilk kez yabancı bir ülkede görev almış oldu: “Kendi ülkenizdeyken kültür hakkında pek düşünmezsiniz. Dışarıya çıktığınızda kendi kültürünüz bazen size oyun oynar. Rusya’dayken kendi geçmişim hakkında da düşündüm, İsveçliler Protestanlar ve dindar değiller. Bu da direkt olmasa da önemli bir rol oynuyor. İş açısından Rusya çok iyiydi ama karım Rusya’yı sevmedi. Rusya’da çok izole oluyorsunuz, cemiyetin bir parçası olamıyorsunuz. Yalnızca yabancılarla sosyalleşebiliyorsunuz.” 2004 yılında Sony Ericsson Rusya pazarda 5.6. sıralardayken 2006’da Roger Bolander görevi bıraktığında şirket pazarda 3. sıradaydı, şirketin cirosu ise 3’e katlanmıştı.

2 yılda elde edilen başarı karşısında kendisi de şaşıran Bolander, “Bu benim için de büyük bir sürpriz oldu. Büyümenin hala devam ediyor olması gösteriyor ki sürekli başarıda en önemli şey çalışanlar” diyor.

Rusyadan sonra İsveç’e geri döndü. Yöneticisi ondan şirketin çok iyi olmadığı ülkelerdeki iş üniteleri içi kurulan özel proje grubunda çalışmasını istedi. Türkiye de bu ülkelerden biriydi. Türkiye’ye ne yapılabileceğine dair 2 aylık bir çalışmanın içinde yer aldı ve daha sonra Sony Ericsson Türkiye’nin genel müdürü oldu. Bolander yeni görevinde İsrail ve Azerbaycan’dan da sorumlu.

Hep 1 numara olmayı düşünürüm

Roger Bolander, Türkiye’de hedeflerine değinirken bir numara olmak dışında bir şey düşünemeyeceğini söyleyerek, aksi görüşe sahip olmanın sadece kaybedenlerin yaklaşımı olabileceğini ifade ediyor. Görüntüleme (kamera), müzik ve internet olmak üzere 3 alana odaklanacaklarını söyleyen Bolander, “Eğlence kavramı, saf müzik ve internet bağlanılabilirliğine dönüştü. Türkiye’deki pazar yapısı oldukça ilginç, kullanıcılar çok sık ellerindeki cep telefonlarını değiştiriyor. Pazar dinamiklerine baktığımızda kullanıcıların yüksek performans, dizayn ve düşük fiyat bileşenlerinin ortasına kendilerini konumlandırmaya çalıştığını görüyorum. Türk tüketicisinin profili cep telefonu pazarındaki trendleri belirleyen en önemli etken. Beklentileri karşılayabilmek için, son kullanıcıyla birebir ilişkilerimizi ve iletişimimizi çeşitli kanallarla artırmayı hedefliyoruz. AB’ye uyum süreci içerisinde regülasyonların da hız kazanmasıyla mobil iletişim teknolojilerinde özlenen numara taşınabilirliği, 3G ve HSDP standartlarına hızlıca geçilebileceğini düşünüyorum.”

Üniversite burada
iki rol oynuyor

Bir açıdan üniversiteye gitmediğim için pişmanlık duyuyorum, fakat askerlik görevimi yerine getirdim, eğer üniversiteye gitseydim bir işe başladığımda 30 yaşında olacaktım. O nedenle zorunlu eğitimden sonra birkaç yıl mühendislik eğitimi aldım. Üniversite bir açıdan önemli ama çok gerekli değil. Eğer üniversitede aldığınız bilgileri iş dünyasına aktaramıyorsanız hiçbir anlamı yok. Belki sizin ülkenizde biraz daha önemli, çünkü üniversite aynı zamanda ilişki kurulmasında önemli bir rol oynuyor. Sizin kültürünüzde iki değeri var; öğrendikleriniz ve ilişkiler.

Karım ’orada bombalar patlıyor, gitmeyelim’ dedi

Türkiye’deki yeni görevini ailesiyle paylaştığında karısının ilk tepkisi “Orası tehlikeli, bombalar patlıyor” demek oldu. Bolander, “Şehirler hakkında okuduğunuz, izlediğiniz haberler hep kötü haberler olur. Aynı şey Rusya’da da oldu. Oğlumun Rusya hakkında bildiği tek şey mafyaydı. Çünkü Amerikan filmlerinde kötü adamlar Ruslar, iyi adamlar Amerikalılar olur hep. O nedenle İstanbul’daki bombalı saldırılar ya da deprem tehlikesi sizi düşünüdürüyor.”

Türkiye’de ilişkiler, benim kültürümde ise iş önemli

Rusya’da insanlar çok soğuk asla gülmüyorlar, Türkiye’de ise herkes gülümsüyor, size yardımcı olmaya çalışıyor. Burada ilişkiler çok önemli. Benim kültürüm sadece iş yap başka hiç birşey der. Eğer iyi iş yaparsak belki iyi arkadaş olabiliriz. Burada ilkin arkadaş olup daha sonra iş yapmak söz konusu. Benim kültürüm ve Türk kültürü arasında bu açıdan büyük bir boşluk var. Ama eğer yönetebilirseniz bu iyi bir evlilik olabilir. Türk çalışanlar bana sen ilişkilere daha çok önem vermelisin diyorlar ben de onlara daha çok iş odaklı olmalıyız diyorum. O nedenle ikisinin kombinasyonu çok iyi oluyor. Ayrıca Türkiye’de insanlar çok da konuşkan, genç insanlar ama cesurlar. Eğer Rusya ile kıyaslarsanız, Ruslar asla soru sormaz. Eğer soru sorarsanız bu anlamıyorsunuz demektir. O nedenle insanların anlayıp anlamadıklarını bilebilmek çok zor. Rusya’da bir problem müdür bilmediği sürece problem değildir. O nedenle en küçük ayrıntıya kadar herşeyi takip etmeniz gerekir. Burada ise insanlar daha bağımsız olarak çalışıyorlar. Bu açıdan daha açıklar.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 18,11,2007