Hazır giyim ihracatı yapan Hey Tekstil’in kurucusu, TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Aynur Bektaş aynı zamanda 33 ve 24 yaşlarında iki çocuk annesi. O tam bir işkolik ama çocukları ve 1 yaşındaki torunuyla da kaliteli zaman geçirmeyi bilen başarılı bir anne. “İş konusunda asla taviz vermem ama özel hayatımda hep alttan alırım” diyen Bektaş, “Çalışan kadınlar çocuklarını planlayarak yapsınlar, işlerini de aksatmamaya özen göstersinler.” diyor.

Ve ekliyor: “Çünkü başarılı bir kadın, doğum da yapsa, masasını kendisiyle beraber taşır. O masa onu bekler, vazgeçilmez bir eleman değilseniz o zaman tehlike başlıyor.”

Aynur Bektaş, 1951 yılında Çankırı Çerkeş’te doğdu. Ev hanımı bir anne ve elektrik teknisyeni bir babanın 4 çocuğundan en büyüğü olan Aynur Bektaş, liseyi Ankara Kız Lisesi’nde okudu. Ardından Ankara Ticari İlimler Akademisi’ne girdi. Henüz okurken bir bankada çalışma hayatında başladı ve yine öğrenciyken Akademi’de tanıştığı sıra arkadaşıyla evlendi. İlk çocuğu Hakan’ı 1974 yılında dünyaya getirdi. Tam da o dönemde bankada şef yardımcısı olmuştu. Hakan 6 yaşına geldiğinde eşinden ayrıldı ve bir yıl sonra çalıştığı bankaya atanan (bugün, 28 yıllık hayat arkadaşı) Süreyya Bektaş ile evlendi. Eşine hálá aşık olduğunu söyleyen Aynur Bektaş, “Gerçek aşk hep sürüyor, bittiğine inanmıyorum ben. Aşık olduğunu zanneden insanların aşkları geçici bence. Eşimin de bana gün geçtikçe daha aşık olduğuna inanıyorum. 50’li yaşlarda ilişkiler zirveyi yaşıyor bu anlamda. Kadınlar gerçek aşkı bulduklarına, kalplerini birisinin çarptırdığına inanıyorlarsa bunu iyi yakalasınlar, bırakmasınlar. Seven insan her zaman sevgiyi kazanıyor, bunda ısrarcı olsunlar bence” diyor.

Aynur Bektaş, ikinci oğlu Celal’i 1984 yılında doğurdu. 1985 yılında Ankara’dan İstanbul’a taşındılar. 1991 yılında Aynur Bektaş bankadan emekli oldu ve 3 aylık dinlenme döneminden sonra tekstil işine girmeye karar verdi. 1992 yılında Hey Tekstil’i kuran Bektaş, şu anda TOBB Kadın Gişimciler Kurulu Başkanlığı’nı da yürütüyor. Aynur Bektaş ile kariyerini ve iş ve özel yaşam dengesini nasıl kurduğunu konuştuk.

Emeklilikten 3 ay sonra kendi işinizi kurdunuz? Nasıl karar verdiniz buna?

Bankacılıktan emekli olduğumda küçük oğlum 7 yaşındaydı ve okula başlayacaktı. Eh, dedim büyüğü kaçırdım, küçüğü yakalayayım bari. Annelik duyguları ağır bastı, ben de bir parça evde oturmak istedim. Ama bu 3 ay devam edebildi. Çocuklar, evdeki yardımcım beni istemedi. Manzara şuydu: Bir gün arkamda kanepe, önümde sehpa, telefon, çaybardağı, ben yere oturmuşum ve sürekli yardımcıma “Şu numarayı getir, çay getir-götür” diyorum. Adeta evde kendime bir ofis kurmuşum gibi. Yardımcım daha fazla dayanamadı ve “Bak Aynur Abla, ben senin evdeki memurun değilim. Dünya kadar işim var, sen eğer böyle yapacaksan ben gideyim veya sen başka birini daha al bu eve” dedi. Evdeki yardımcıyı bankadaki asistanım gibi görmeye başlamıştım çünkü. Sabahtan akaşama kadar müşterilerle telefonda konuşuyordum. Bir süre sonra herşeye karışır oldum, kapıcıdan manava, apartman yönetiminden mahalleye, hatta parkta oynayan çocukların oyunlarına bile karışıyordum. Ruhuma yöneticilik girdiği için kuaföre gidip eğitim vermeye bile başladım. Evdekilerde bundan artık sıkılmaya başladılar. Toplum dışı oldum ve anladım ki benim hayatımda ev yok, benim çalışmam lazım, ben iş kadınıyım. Zaten kafamda sadece biraz ara vermek vardı ama bu düşündüğümden daha kısa sürdü. Artık kendi işimi yapmalıydım.

Neden tektsil?

Sermayem bir tek tekstile yetti. Ankara’da evim vardı, İstanbul’da bir kooperatife girmiştim, bir de işe ilk girdiğimden beri biriktirdiğim altınlarım vardı. Hálá altın biriktiririm, devamlı değer kazandırıyor, ne kadar param varsa o kadar altın alırım. O zaman kredi almak imkansızdı, o nedenle evleri, altınları satarak, emekli ikramiyemle tekstil işine girdim. Şirinevler’de 500 metrekare bir yerde 4 kişiyle işe başladık. Aslında her şey çok güzel tesadüflerle başladı. Eşim bankada çalışırken onun bir müşterisi bana “Siz çok çalışkansınız, böyle bir yer kuralım” diye fikir verdi. Biz o kişinin doğru bir adam olmadığına karar verdik. Fakat ben söylediğini de yaptım. Evime çok yakın, yürüme mesafesinde bir yerde işe başladık.

Eşiniz de emekli olduktan sonra mı katıldı size?

Hayır o işi bırakıp geldi, “sen para işlerini yönetmezsin” dedi ve geldi.

İş kurarken bankacılıkta edindiğiniz bilgi birikim nasıl işinize yaradı?

Tabii bankacı olmanın vermiş olduğu bir kültür var, finansı biliyorunuz, piyasayı biliyorsunuz, o bana çok şey sağladı. Bankacılık bitti, Aynur sen yine döpiyes giy dedim kendime. Çünkü bankacılıkta hep süslü ve bakımlı oldum. Hiçbir zaman giyimimden, kuşamımdan ödün vermedim. Taksitle alışveriş yapardım. Hayatımda hep taksit ödedim. Çünkü giyimi seven bir kadındım. Bazen biraz aileye haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Acaba o kadar giyime kuşama meraklı olmasaydım diye.

Hey Tekstil 16 yılda nasıl bir büyüme gösterdi?

Hey Grup, şimdi 70 bini kapalı olmak üzere 150 bin metrekare açık alanı olan, (Batman’daki fabrika bitince 80 bin metrekare olacak), 4 bin işçiye istihdam sağlayan, geçen yıl 250 milyon dolar ciro elde eden bir şirket oldu. Bu yıl ise bu ciroyu yakaladık bile, 2008’i 500 milyon dolar ciro ile 2009’u 1 milyar dolar ciro ile kapatacağız. Batman, doğduğum yer olan Çerkeş, eşimin doğduğu yer olan Hacıbektaş ve Tosya’da fabrikalarımız var. Önümüzdeki günlerde Nevşehir’de bir Anadolu merkez binası kuracağız. Bunun dışında Hey Travel Trend diye bir seyahet acentamız var. Çok başarılı, kültür turunda bir numara, bilet satışlarında 3’üncü sırada ve genel turizm sıralamasında 6’ıncı sırada. Hedefimiz bu yıl 3’üncü sıraya çıkmak. Bir de sermaye şirketi Hey Dış Ticaret’i kurduk, 10 gün önce onaylandı. Önümüzdeki yıl dış ticaret ve turizm şirketi çok büyüyecek.

Oğullarınız da sizinle mi çalışıyor?

Büyük oğlum Hakan makine mühendisi, eşi ise turizimci. Hey Grup şirketlerinden HC Tekstil’in başındalar, erkek giyim markası Buckler’i satın aldılar, şimdi harikalar yaratıyor. Onların şirketini ben 3-4 yıl önce ayırdım, çünkü çocuklar daha çok anne babaları yanında olunca uçamıyorlar, istedikleri şeyleri yapamıyorlar. Kuvvetli bir anne, baskın büyükler, çocukların yapamadıklarını gördüm. O nedenle 3-4 yıl önce Mahmutbey’e taşınırken onları Floraya’da eski firmamızda bıraktım. Küçük oğlum Bilişim’e geçti. Sentez Yazılım’ın pazarlama ve satış haklarını ellerinde tutuyorlar. Ben ve eşim ise turizmin başındayız.

Eşinizle aynı işi yapıyor olmak zor değildi mi? Sürekli aynı şirkettesiniz, evde birliktesiniz? Nasıl anlaşıyorsunuz?

Eşimle ben çok zıt karakterlerdeyiz. Ben işte hiç engel tanımam, kavgamı yaparım. Onun beni 2 dakika sonra boşayacağını bilsem de yine işle ilgili kavgamı yaparım. Fakat işten çıkıp eve gidince, arabaya binince hemen pıslarım. Evde hiç iş konuşmayız, konuşunca kavga çıkıyor zaten. İşle ilgili konuşup kavga edip restoran kapısından döndüğümüz çok olmuştur. Evde ne zaman iş konuşsak ne kahvaltı sofrası kalıyor, ne yürüyüş. Her pazar el ele yürüyüş yaparız eşimle ama işten konu açılırsa ayrı kaldırımlarda yürürüz. Özel hayatımda hep pısırık bir kadın oldum ben. Altan almaya özen gösterdim hep. Asla kapris yapmam, işten de asla taviz vermem. Ama özel hayatımda çok taviz veririm.

Aynı işyerinde iş konuşmamayı nasıl beceriyorsunuz?

Eşim bir kat aşağıda çalışıyor. Konuşacağımız zaman aracımızla konuşuruz. Özel bir şey konuşulacaksa 5 dakikada konuşuruz, onda da birbirimize seni seviyorum, bugün çok güzelsin gibi şeyler söyleriz ama işle alakalı değil.

Kadınları fuarlara taşıyacağız

Aynur Bektaş 29 Ekim’den bu yana TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı. Kurul, şu anda 1.600 girişimci kadına ulaştı. Bu kadınlar illerindeki diğer kadınlara koçluk veriyor. Bundan sonraki hedef ise her ilde kadın girişim merkezleri açmak. Kadınlar, işinde neler olabileceği, ne gibi imkanlar olduğu, ne tür kredilerden yararlanabileceği gibi konularda bu merkezlerde koçlardan destek alıyor. Bu merkezler aynı zamanda teminatsız 750 bin YTL’ye kadar kredi imkanı da sağlayacak. Bektaş gelecek projelerinden şöyle bahsediyor: “Bunun dışında kadınları fuarlara taşıyacağız. İstanbul’da CNR ve Tüyap ile anlaştık, her fuarda kadınlarımıza 75’er metrekare bedava fuar yeri aldık. Koç kadınlarının liderliğinde her yöreden kadınlar el işlerini sergileyecek.”

Başarılı bir kadın, doğum da yapsa masasını kendisiyle beraber taşır

Hem iş hem iki çocuk büyütmek zor olmadı mı? Nasıl vakit ayırdınız her ikisine?

Her zaman işyerime yakın oturmaya özen gösterdim. İstanbul’a geldiğimde de çok güzel evlerde oturabilirdik ama biz bunu tercih etmedik, bankaya en yakın evi tuttuk. Mecidiyeköy’de oturduk, bankam da caddenin kaşısındaydı. Öğlenlerde bir saat eve gelirdim. Hiçbir zaman çocukları bırakıp bir yerlere gidelim demedik, o kadar lüksümüz yoktu hoş. Her hafta sonumuz beraber geçti. Çocukları ihmal etmedim, yanımdan da hiç ayırmadım. Büyük oğluma 15 ay, küçük oğluma da 12 ay süt verdim.

İş hayatınıza ara verdiniz mi hiç bu dönemde?

Hayır, çünkü işimi de kaybetmek istemiyordum. Acımasızdı iş koşulları, sizi beklemiyordu, Hakan’ı doğurduğumda önemli bir görevdeydim, bankada şef muavini olmuştum. Hem Hakan doğdu, hem okul bitti, hem de bankada şef muavini oldum. Çalışan kadınlar çocuklarını planlayarak yapsınlar, işlerini de aksatmamaya özen göstersinler. Çünkü başarılı bir kadın doğum da yapsa, masasını kendisiyle beraber taşır. O masa onu bekler, vazgeçilmez bir eleman değilseniz o zaman tehlike başlıyor. Kaldı ki insanların gerçekten, özellikle kadınların çalışma hayatlarına önem vermeleri lazım.

Gelinlerinizle nasıl bir ilişkiniz var?

Gelinlerimle arkadaş olduğumu düşünüyorum. Bir gelin kayınvalide ilişkisi hiç olmadı. Zaten aynı işte de çalışıyoruz. Son derece düzgün gidiyor ilişkilerim.

Çocukları büyütürken eşinizin size nasıl destek oldu?

Eşim benden daha çok zaman ayırdı çocuklara, itiraf ediyorum. Hiç bir zaman ben sınıf annesi olamadım mesela ama kocam sınıf babası oldu hep. Bütün anneleri eşim tanıyordu. O işine zamanında gelir ve kendine koyduğu saatte işinden çıkar. Ben bunu hiçbir zaman yapamadım. Ben de zaman mefhumu zayıf, işim ne zaman biterse o zaman çıkarım. Ama çocuklarımın da herşeyiyle ilgilendim.

Çocuklara kim baktı siz çalışırken?

Büyük oğlum Hakan çok şanslıydı. Ona aile büyükleri baktı, kızkardeşim de üniversiteyi yanımda okudu, eve erken gelirdi, yaz aylarında da ilgilenirdi. Hakan aile büyüklerinden de aldığı o sevgiyi etrafına yansıtıyor, çok pozitif, sevecen bir çocuk, çok dışa dönük. Celal’e ise bakıcılar baktı, epeyce de bakıcı değiştirdi. Celal daha kapalı oldu abisine göre ama iş hayatına girince o da çok değişti.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 11,05,2008