Türkiye’nin en köklü şirketlerinden Otokoç 80’inci yılını kutluyor. 1928 yılında kurulan Otokoç 80 yıl boyunca pek çok birleşmeler, yönetim değişiklikleri gördü. Bugün 1.600 çalışanı olan şirkette ve grupta toplam 55 yıl ve 26 yıl boyunca çalışan 3 genel müdür ve şu anda genel müdürlük görevini yürüten Cenk Çimen, Otokoç’ta geçmişten günümüze insan kaynakları süreçlerini anlattılar.

1960’lı yılların başında yeni yeni sanayileşmeye başlayan Türkiye’de kalifiye eleman bulmak hiç kolay değildi. Şirketlerde de prim sistemleri, organizasyonel şemalar yoktu. Otokoç’ta çalışanların performanslarını ve şirkete bağlılıklarını ölçmek için onlara aileleriyle ilgili sorular sorulur, hatta akşam ne yedikleri, kiminle yedikleri bile işe alım mülakatlarında sorulurdu. 1960 yılların başında temelleri atılan insan kaynakları ve organizasyonel şemalar şirketin bugünkü insan kaynakları uygulamalarının kökenlerini oluşturuyor.

Bugün otomotiv perakendeciliği ve araç kiralama alanlarında faaliyet gösteren Otokoç, 1928 yılında Vehbi Koç tarafından kuruldu. 80’inci yılını kutlayan şirkette, 3 kuşaktan 4 genel müdür; Ahmet Binbir, Melih Koral, Ali İhsan İlkbahar ve bugünkü genel müdür Cenk Çimen geçmişten günümüze Otokoç’taki insan kaynakları süreçlerini anlattılar.

1953 yılında gruba katılan Ahmet Binbir tam 55 yıl boyunca çalıştı. Bu sürede Ford Otosan’ın genel müdürlüğünü, Otomotiv Grup Başkanlığını da yaptı. İTÜ’den mezun olduktan sonra 1964 yılında Otosan’ta mühendis olarak işe başlayan Ali İhsan İlkbahar, Ahmet Binbir’in yanında yetişti. İlkbahar 1986’da genel müdür, 2000’in başında ise emekli oldu. Halen Ford Otasan’da yönetim kurulu üyesi.

Melik Koral ise 1966’da gruba katıldı. Çok kısa Koç Holding’de çalıştıktan sonra Beldesan’a geçti. 1972’de genel müdür muavini, 1974’te genel müdür oldu. 1985’e kadar (daha sonra Otokoç’la birleşecek olan) Standart Belde’nin genel müdürlüğünü yaptı. Yine 1985’de kurulan satış, ithalat, yedek parça ve servis işlerinden sorumlu Nasoto’da (Otosan’ın tersten okunuşu) görev aldı. 1992 yılında emekli oldu.

Melih Koral’ın 1991’de Nasoto’da satış elemanı olarak işe aldığı Otokoç’un şimdiki genel müdürü Cenk Çimen ise 1998 yılında Otosan ve Nasoto’nun birleşmesi döneminde Ali İhsan İlkbahar tarafından Otokoç’un genel müdürlüğüne atandı.

3 farklı kuşak boyunca şirkette görev alan genel müdürler, şirket bugünlere gelirken insan kaynakları süreçlerinde ne gibi değişiklikler olduğunu, kendilerinin nasıl işe girdiklerini, nasıl yükseldilerini, o yıllarda kariyer planlamalarının nasıl yapıldığını anlattılar.

Önceden işe alımlar nasıl yapılırdı? Hangi özellikler ön plana çıkardı?

Melih Koral: Benim işe alım mülakatım için bana sabah saat 7’ye randevu verdiler. Giyindim gittim, bana ilk soruları “Dün akşam evde ne yediniz?” oldu. Önce bocaladım, acaba hafızamı mı kontrol ediyorlar diye düşündüm. Kafadan bir şeyler sıraladım. İkinci soru “Her zaman bunu mu yersiniz?” oldu. “Evet aşağı, yukarı bunları yerim” dedim. “İyi” dedi, meğerse iyi puan almışım. Nasıl bir ortamdan geldiğimizi anlamaya çalışıyorlarmış.

60’lı yıllarda eleman bulmak güçtü heralde?

Ali İhsan İlkbahar: 60’lı yıllarda üretim şirketinde eleman bulmak güçtü. Gazete ilanıyla eleman bulunurdu. Hatta benim sınıf arkadaşım mezun olduktan sonra Rize’ye çay fabrikasına girmeye gitti. Çay fabrikası da valiye bağlı olduğundan vali ile mülakatta gitmiş, istediği ücret çok fazla gelince de vali kızmış. “Ben bile bu kadar ücret almıyorum” demiş arkadaşıma. O da valiye “Sayın valim siz gazetede hiç vali aranıyor diye bir ilan gördünüz mü?” diye cevap vermiş. Sonunda vali istediği parayı vermek zorunda kalmıştı. O zaman mühendis sayısı çok azdı, iyi mühendis bulmak zordu, çünkü Türkiye yeni yeni sanayileşiyor, birdenbire mantar gibi yeni fabrikalar kuruluyordu. Ama yine de seçmek zorundaydınız. Örneğin Ahmet Binbir, bir Adanalı’yı mali işlere alacaktı. İşe alacağı kişiye “Sizin Adana’da toprak ağalığı var mı?” diye sordu. Çünkü kriteri şu, fazla zengin olursa çalışmaz, çok fakir olursa da açgözlü olur, o nedenle vasat biri olmasına dikkat ederdi. Bu gibi şeylere kadar inilirdi. Kişinin kendisini ne kadar şirkete bağlayacağı çok önemliydi.

Siz de işe alırken benzer sorular sorar mıydınız?

Melih Koral: Tüm işe başlattığım arkadaşlarımın kimin nesi olduğuna ben de çok dikkat ederdim. Kimdir, nedir, nerede yatar kalkar, ne yer ne içer, arkadaşları kimdir yani bazı nedir diye bakardım. Çünkü onu değiştiremiyorsunuz. Lisan da öğretebilirsiniz iyi kötü, kurslara yollayabilirsiniz ama baz değişmiyor.

Bunlara şirkette hálá dikkat ediliyor mu? Şimdi işe alımlar nasıl?

Cenk Çimen: Biz şimdi yetkinlik bazlı seçme yerleştirme yapıyoruz ama temelinde yatan aynı. Sonuç odaklı mı, lider özellikleri var mı, bütünsel bakış açısı var mı? Ben kendi mülakatlarımda ailelerine şahsen çok dikkat ediyorum. Nasıl bir aileden geliyor, benim de yakalamaya çalıştığım diğer genel müdürlerin baz aldığı şeyler oldu. Çünkü bu kişiler daha iyi performans gösteriyor ama bu demek değil ki illa böyle olacak. Yönetici pozisyonları için ise panel mülakatı yapıyoruz. Muhakkak İngilizce testinden, kişilik testinden geçiriyoruz.

O dönemde organizasyonel şemaları nasıldı?

Ali İhsan İlkbahar: O zaman fabrikalarda organizasyon şemaları, kimin ne yaptığı belli değildi, düzen kendiliğinden kurulmuştu. Yağmur sularının vadilerden denize ulaştığı gibi kendiliğinden bir takım organizasyonlar oluşmuştu. Bir gün Ahmet Bey’i tenkit eden 5-10 maddelik bir notla Ahmet Bey’in karşısına çıktım. Cebimde de istifa dilekçesi var, Almanya’da iş bulmuşum. Beni ikna etti, çok daha az bir paraya şirkette kaldım. Bana senin fikirlerinde hemfikirim, organizasyonel şemayı sen yapacaksın dedi. Bu 60’ların sonu 70’lerin başıydı. O günden bugüne kadar organizasyonu düzenlemek benim işim oldu. Bir düzen, bir sistem kurduk. Görev tarifleri yapıldı kurumsal bir müesseseye dönüştü. Önceden görev tarifi diye bir şey yoktu. Ben İTÜ mezunu bir imalat mühendisiydim, Ligor Usta ise lise mezunu imalat şefi. Bir sene boyunca kim kimin amiri bir türlü söyleyemediler. 60’lı yıllarda eleman bulmak çok güç, lisan bilen hemen hemen hiç yok, organizasyon sistemleri hiç oturmamış. Yeni yeni sanayi teşekkül ediyordu.

Kariyer planları nasıl yapılıyordu? Örneğin sizin kariyer planınız yapılmış mıydı?

Ali İhsan İlkbahar: Ben İstanbul Erkek Lisesi’nden mezunum, Fransızcam vardı, üniversitedeyken de stajlarımı Almanya’da yaptım, dolayısıyla Almanca da öğrenmiştim. İngilizce bilmiyordum, Otosan’da öğrendim. Ahmet Binbir beni İngilizce öğrenmem için 3 aylığına İngiltere’ye gönderdi, hem İngilizce öğreneyim, geliştireyim hem de orada üretim mühendisliğinde staj göreyim diye. Bundan evvel de 3 ay burada bana hoca tutup İngilizce kursları aldırdı. Ondan sonra İngiltere’ye gittim, orada kendi işimi yaparken, mesai dışında çalışarak bir proje hazırlayınca Ahmet Binbir benim kalmamı 3 ay daha uzattı. Ahmet Bey beni İngiltere’ye gönderip lisan öğrenmemi amaçlarken kafasında muhakkak bir yer vardı. Demek ki bir plan vardı. Ben de benden sonraki genel müdürü planlamıştım.

O zaman performans değerledirme nasıl yapılıyordu, başarılı ve başarısızı nasıl ayırıyordunuz?

Ahmet Binbir: İlk defa bizim şirketimizde primi ben getirdim, 1959 yılında. Prim veriyorum kimse niye verdin diye sormuyor. İnsanlara ev al, önce çocuğunu okut diye öğüt veriyorduk.

İlk primler nasıl belirleniyordu?

Ali İhsan İlkbahar: Bir sistem kurduk. Basit bir formülle liyakatı, başarıyı, özveriyi, yapamadığı işleri basit bir puanlama yaparak prim vermeye başladık. Buna yöneticinin kanaati de katılarak ilk primler 1970’lerin başında dağıtıldı.

Bu sistem hálá aynı şekliyle mi devam ediyor?

Cenk Çimen: Sistemin temelleri Ali İhsan Bey’in zamanında atıldı, şu anda tüm Koç Topluluğu’nda ve Otokoç’ta o dönemlerde kurulmuş bir sistem çalışıyor. O sistem de şirketin ana iş hedeflerine ve stratejilerine ve o sene bütçesine, yapmak istediklerine çok bağlı. Tüm şirkette hedefler Balanced Scored Card (kurumsal karne) mantığıyla genel müdürden en alt kademedeki çalışana kadar indirgeniyor. Tüm bu hedefler IT ortamında yapılıyor, içinde kárlılık, pazar payı, strateji, müşteri memnuniyeti, büyüme ile bağlantılı hedefler var. Bir de yöneticinin takdiri var. Puanın yüzde 15’i yöneticinin takdirinden geliyor. Bunların hepsinin neticesinde belli bir puan alıyor çalışanlar. Otokoç’ta 1.600 kişinin tamamı prim alıyor, teknisyen sattığı saatten, yaptığı işten prim alıyor, satıcı sattığı arabadan, onun kárından, bir de sağladığı müşteri memnuniyetinden prim alıyor. Ve gelirinin yüzde 50’sini, 60’ını çalışanlar primle alıyor. Koç Topluluğu’ndan bu kadar aşağı indirgenmiş bir sistem yok.

1928’de kuruldu, bugün 1.600 kişi çalışıyor

Otokoç, 1928 yılında kuruldu. Vehbi Koç 1926 yılında Koç Ticaret AŞ’yi kurduktan 2 yıl sonra Türkiye’de otomotiv ve kamyon işinin gelişeceğine inanarak Koç Ticaret AŞ bünyesinde bir otomotiv şubesi kurdu. Otokoç’un kuruluşu da bu otomotiv şubesinin kuruluşuna dayanıyor. Zaman içinde birçok evrelerden geçti Otokoç. Bölge distribütörlüğü, ana distribütörlük, traktör ve zirai makineler, lastik işi yaptı. Birçok farklı konuda faaliyet gösterdi. En son 2001 yılında Koç Holding, Ford kanadında 7, Fiat kanadında 11 şirketi birleştirme kararı aldı. Ford kanadında birleştirilen şirketlerin hepsi Otokoç bünyesinde birleştirildi. 2001 yılında Fiat kanadındaki 11 bölgesel şirket Birmot çatısı altında toplandı. Dolayısıyla 18 şirket 2 tüzel kişilik altında 2001 yılında toplanmış oldu. 2005’de iki şirketin tüzel kişilikleri Otokoç ve Birmot olarak ayrı kalmak üzere yönetimleri tek çatı altıdan toplandı. Tek genel müdür, tek organizasyon yapısı kuruldu ama tüzel kişilikleri birleştirilmedi. Yine aynı yıl araç kiralama işinde Avis markasıyla faaliyet gösteren Set Oto ve 2007’de araç kiralama alanında faaliyet gösteren Budget’ı bünyesine katan Otokoç, şu anda otomotiv perakendeciliği, satış, satış sonrası hizmetleri ve araç kiralama operasyonları alanında faaliyet gösteriyor. 1.600 kişinin çalıştığı Otokoç’un yaş ortalaması 31. Yönetim kademelerinin yaş ortalaması ise 34.

Vehbi Koç kuralları

Otokoç’un eski ve yeni yöneticilerinin bu anlattıkları, aslında Koç Grubu’nun kurucusu, efsanevi işadamı Vehbi Koç’un iş hayatı boyunca uyguladığı “insan kaynakları” kurallarından biri. Koç’un insana, çalışanına ve gerisinde Koç imajına verdiği önemle ilgili şöyle bir anekdot anlatılır: 1960’lı yıllarda Anadolu’dan gelen iki genç mühendis İstanbul’da Koç’ta çalışmaya başlamışlar. Bir gün, şirketteki bir toplantı esnasında Vehbi Bey sormuş, “Bu gençler nerede kalıyorlar?” İkisinin beraber bir bekar evi tuttukları cevabı verilmiş. “Peki içinizden bu çocukların yaşadığı daireyi gören var mı?” Yokmuş. “Olur mu!” demiş Vehbi Bey “Bir bakın bakalım doğru dürüst koltukları, masaları var mı? Kapları kacakları var mı? Birisi evlerine gittiği zaman ’Koç müessesesinde çalışan mühendisler böyle bir evde mi yaşıyor?’ dememeli.” Derhal gereği yapılmış ve genç mühendislerin evine koltuk, kanepe, masa alınmış. Otokoç yöneticilerinin sözleri, kurucuları Vehbi Koç’un koyduğu kuralların hálá geçerli olduğunun ispatı.
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 29,06,2008