Bundan 10 yıl önce ’Ben bir Sivil Toplum Kuruluşu’nda (STK) çalışmak istiyorum’ diyen gençlere rastlanmazdı. Şimdi ise gençler için STK’larda çalışmak da bir tercih oldu. Öğrencilik yıllarında gönüllü olarak STK’larla çalışan gençler, mezuniyetten sonra soluğu STK’ların kapısında alıyorlar. Türkiye’de STK sayısı az olduğu ve STK’lar genelde küçük kuruluşlar oldukları için profesyonel yani ücretli çalışan sayıları da sınırlı.

Özel sektöre göre maaşların kıyaslanamaz olduğu STK’ları farkındalık sahibi, kendisi için anlamlı bir iş yapmak isteyen, idealleri olan, ülkesinin ve dünyanın sorunlarına duyarlı kişiler tercih ediyor.

Sivil Toplum Kuruluşları’nda çalışmak isteyenlerin sayısı her gün artıyor. Türkiye’de “sivil toplum” yeni bir kavram olduğu için, bu kuruluşların başında genelde özel sektörde çalışıp emekli olmuş, ya da özel sektörde uzun yıllar çalışmış ama artık farklı bir şeyler yapmak isteyen kişiler, altlarında daha önce bir STK’da gönüllü olarak çalışan profesyoneller, onların altında da gönüllüler yer alıyor.

Türkiye’de STK’ların tanımı, yapana göre değişiyor. Hukuki ve resmi bir STK tanımı olmadığı için meslek odaları, siyasi partiler, vakıflar, dernekler, hayırsever kuruluşlar kendilerine göre bir STK tanımını yapıyorlar. Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Birimi’nden Ali Alper Akyüz, STK’ları “özgür yurttaş girişimleri olan yani bir mesleki örgüt olmayan, dolayısıyla ekonomik alanda yer almayan, haklar temelli çalışan kuruluşlar” olarak tanımlıyor: “STK Eğitim ve Araştırma Birimi’nin kuruluş nedeni çoğulcu demokrasiye katkıda bulunacak haklar temelli bir örgütlenme alanını desteklemek. Böyle olunca neyin STK olmadığından yola çıkarak bir tanım yapmış oluyorsunuz, bu da sendikaları, iş adamları derneklerini, meslek odalarını, sektörel örgütleri, hayırsever örgütleri içermiyor, tamamen özgür yurttaş girişimi şeklinde çalışan ve bir tür kendi dışında bir iyi için uğraşan örgütleri içeriyor.”

Türkiye’de yaklaşık 85 bin vakıf, dernek, sivil girişim vb var ama STK’nın tanımı değişik şekillerde yapıldığı için bunların kaçı gerçekten STK ve bunların da kaç profesyonel, kaç gönüllü çalışanları var, bilinmiyor. Türkiye’de STK’ların öneminin artması 1996 yılına rastlıyor. 1996 yılında Türkiye’de düzenlenen Habitat İnsani Yerleşimleri Zirvesi Türkiye’de sivil toplumun gelişimi açısından bir kilometre taşı olarak kabul ediliyor. Bu tarihten itibaren sivil toplum sadece niceliksel olarak değil, niteliksel olarak da gelişmeye, gençler de sivil topluma daha fazla ilgi duymaya başladı. 1999 yılında, Marmara Depremi’nin yol açtığı yaraları sarma konusunda sivil toplumun yer yer devletin de önüne geçen bir hız sergilemesi, sivil topluma verilen önemi arttırdı. Avrupa Birliği’nin 1999 yılında düzenlediği Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin tam üye adaylığını teyit etmesi de sivil toplum açısından bir başka kilometre taşı oldu, Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylık sürecinin hız kazanması ile birlikte sivil toplum kuruluşları yeni kaynaklara kavuştu.

Son yıllarda “kurumsal sosyal sorumluluk” kavramının gelişmesi ise özel sektörden sivil topluma aktarılan kaynakları artırdı ve bu da beraberinde kurumsallık ve performans beklentisini getirdi. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) Genel Müdürü Nurdan Şahin: “Türkiye’de sivil toplumun önündeki imkanlar ve kapasite artarken aynı zamanda daha önce özel sektöre ait kavramlar gibi görülen kurumsallaşma, etkinlik, verimlilik gibi kavramlar sivil toplumda da geçerlilik kazanmaya başladı. Sivil toplum kuruluşları ise bu beklentileri karşılayabilmek için iyi eğitimli, yetenekli kadrolara yöneldiler ve böylece sivil toplumda, bu yolu seçmek isteyen gençler için iyi bir kariyer yapma imkanı da başladı” diyor.

Kimler tercih ediyor

Peki STK’da çalışmayı kimler tercih ediyor? Kimine göre “kendi dışında bir iyiye yönelik bir çalışma”, kendisi için anlamlı bir iş yapmak isteyenler bu alanı tercih ediyorlar. Çalışanlar genelde bir gönüllülük deneyimi edinip, bununla gerçekten kendini, ya davayla (vakayla) ya da örgütün kendisiyle özdeşleştirmiş kişilerden oluşuyor. Zaten eleman seçimleri açık ilan yoluyla değil, daha kapalı network’lerde öncelik çoğunlukla eski gönüllülere tanınarak yapılıyor. Yurt dışında durum daha farklı, Avrupa’da ve Amerika’da bir çok sivil toplum kuruluşunun eleman ilanını görmek mümkün. Bu küreselleşmesinin, STK’ların kapalı network’lerinin dışına açılmalarının, profesyonelleşmelerinin ve özel sektördeki pratiklerin de iş yaşamına aktarılmasının sonucu. Yine yurt dışında emekliler de potansiyel gönüllü olarak görülüyorlar. Ama Türkiye’de birçok insan emekli olsa da çalışmak zorunda kaldığı için, gönüllü işleri tercih etmiyor.

Türkiye’de sivil toplum gönüllüleri daha çok gençlerden, üniversite sırasında çalışmaya ihtiyacı olmayanlar öğrencilerden oluşuyor. Bir yandan gönüllü çalıştıkları süre içinde böyle bir niyetleri olmasa bile, gönüllü olarak yaptıkları iş kendileri için çok anlamlı olunca “bu anlamlı işi neden hayatımı sürdürmek için de devam ettirmeyeyim” diye düşünüyorlar.

Bankacılık sektöründe çalıştıktan sonra Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın (TOG) Genel Müdürü olan Yusuf Güvenç, 17 bin gönüllü, 42 de ücretli çalışanları olduğunu, ücretli çalışanların profillerinin eğitim durumlarının, lisan bilgilerinin profesyonel hayattan farklı olmadığını söylüyor: “Aramızda genetik mühendisi de var, uçak mühendisi de. Bu gençler hayata daha farklı baktıkları için profesyonel hayat yerine burayı tercih ediyorlar. Ben 3.5-4 yıllık tecrübemde kravat takmamak için sivil toplumu tercih eden de tanıdım, bunu bir yaşam biçimi olarak kabul edip, yüksek ideallar uğruna burayı tercih edeni de. Gençler buraya kariyer yapmak, para kazanmak için değil, hayata bakışları, kişilik yapıları, ideallari olduğu için geliyorlar. Ben mezun olduğumda benim için önemli olan büyük bir kurumda kariyer yapmak ve iyi bir hayat standardı yakalamaktı. Ama buradaki arkadaşlarımın motivasyonu bu değil. Onlar Türkiye’de rahatsızlık duydukları konuların iyileştirilmesi ile ilgili kişisel katkılarını vermek istiyorlar.”

Nurdan Şahin, ise STK’larda “aktif sorumlu yurttaş” diye tanımladığı kişilerin çalıştığını belirtiyor: “Yani çevresinin, ülkesinin, dünyanın sorunlarına duyarlı, doğrudan kendisi ile ilgili olmayan sorunların da farkında olan ve çözümüne katkıda bulunmak isteyen, demokrasiyi sadece 4 yılda bir oy kullanmak olarak görmeyen insanlar çoğunlukta.”

STK’larda çalışmak son yıllarda popüler olduğu için, kurulan STK’ların başına da özel sektörde deneyimli kişiler getiriliyor. Özel sektör çalışanları STK’ları özel sektörün antitezi gibi görüyor. Özel sektörde çalışmak artık kişiyi doyurmuyorsa, bir insanın iş olarak kullanabileceği, kapasitesini, yeteneklerini ortaya koyabileceği yer STK’lar oluyor. Örneğin uzun yıllar bankacılık alanında çalışan, yöneticilik yapan TEGV Genel Müdürü Nurdan Şahin, genel müdür vekili olarak çalıştığı bankanın yabancı ortaklar tarafından satılması nedeniyle ortaya çıkan durumu bir fırsat olarak değerlendirip; (kendi deyimiyle) bir nefes alma, durup düşünme ve gerçekten ne yapmak istediğine karar verme fırsatı bulunca yolu TEGV ile kesişiyor: “24 yıllık yoğun bir iş hayatından sonra verdiğim bir yıllık ara, bana Sivil Toplum yolunu gösterdi. Ben 78 kuşağındanım; her zaman içinde yaşadığım ülke ve dünya ile ilgilendim, sorunlara duyarlı oldum, elimden geldiğince bazı katkılarda da bulunmaya çalıştım ama artık bunun asıl uğraşım olmasını istediğime karar verdim. İki yılı aşkın süredir TEGV’de hayatımın en yoğun ve en heyecan verici işini yapıyorum.”

Özel sektörde edinilen tecrübelerin faydası yadsınamaz. Çünkü STK’lar da mali kaynakları bulmak harekete geçirmek, insan kaynağını yönetmek açısından özel sektörle benzerlik gösteriyor. TOG Genel Müdürü Yusuf Güvenç, Garanti Bankası’nda çalıştığı dönemde pek çok eğitim aldığını ama bu eğitimlerin esas önemini TOG’da çalışırken kavradığını söylüyor: “Profesyonel hayatta yöneticilik yaptığınız zaman inanılmaz yetkilerle donatılıyorsunuz. İnsanların kariyeri, maaş beklentileri, işe devam edip etmeyeceği kararında çok etkilisiniz, bu çok büyük bir güç veriyor, ama gönüllü bir organizasyonun içinde çalıştığınız zaman ki TOG’un bugün itibariyle 17 bin gönüllüsü var, şimdi gönüllünün işine son veremezsiniz, maaşı yok ki artırıp, azaltasınız; o zaman tamamen onlarla kuracağınız ilişkiler ve bir yönetici ve lider olarak onları nasıl motive edeceğiniz önem kazanıyor. Profesyonel hayatta sözü edilen liderlik yeteneğini, insanları aynı ufuğa bakma konusunda yönlendirmeyi profesyonel hayattan daha çok burada görüyorsunuz. Çünkü o silahlar elinizde yok, tamamen kendi yeteneğinizi sivil toplumda kullanmak zorundasınız. Gönüllülerin motivasyonunu sürekli çok üst seviyede tutmamanız lazım. Farklı araçlar geliştirmeniz lazım, ücret, pozisyon bir araç değil burada. Tamamen liderlik özelliklerinizle yaklaşmalısınız” Güvenç önümüzdeki yıllarda STK’ların artık dışarıdan profesyonel yönetici almak yerine kendi içlerinden yetiştirir konuma geleceklerini söylüyor.

Ücret ve kariyer beklentisi yok, manevi tatmin var

STK’larda maaşlar özel sektörle kıyaslanamaz, zaten STK çalışanları da maaş ya da ücret beklentilerinden bu işi tercih etmiyorlar. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) Halkla İlşkiler Sorumlusu Seda Alp, “Büyük ve ciddi kurumsal yapıya sahip olan STK’larda çalışanlar geçimlerini sağlayabilecek kadar para kazanabiliyorlar. Küçük STK’larda ise profesyonel ve sürekli çalışan bulmak çok zor, çalışanlar da özel sektörle kıyaslandığında çok düşük ücretler alıyorlar. Bu tür işlerde çalışanların herhangi bir kariyer beklentisi de olmuyor. Burada önemli olan sorumlu olduğunuz kişilere yani hedef grubunuza karşı yaptığınız işi en iyi şekilde gerçekleştirebilmek. Bu işlerin çoğunda gönüllülük ön plana çıktığı için ’kariyer’ denilen şey çok önemli olmayabiliyor.” diyor.

Bilgi Üniversitesi STK Eğitim Araştırma Birimi’nden Ali Alper Akyüz STK’da çalışmanın verdiği en önemli değerin tatmin duygusu olduğunu söylüyor: “Eğer kişi kendini gerçekleştirebildiğine inanıyorsa bu en önemli şeydir. Kişi kendini örgütle, hedef kitleyle özdeşleştirdiği için orada çoğunlukla. Dolayısıyla manevi tatmin en ön sırada geliyor. İkinci sırada sosyal ortam, yani örgütün kendi içindeki arkadaşlık, dostluk hissi geliyor. STK’larda çalışan insanlar hayatlarını iş haline, işlerini de hayatları haline getiriyorlar. İş ve özel yaşam ayrımının STK’larda daha bulanık olması insanları normalden daha fazla çalışmasına neden oluyor.” Bu yoğun tempoya dayanamayıp STK’dan özel sektöre geçenler de olabiliyor.

STK’larda çalışıp daha sonra kendi danışmanlık şirketlerini kuran, hem özel sektöre hem de STK’lara danışmanlık yapan kuruluşlar da var. AB fonlarının artmasıyla bunların da sayılarının artması öngörülüyor.

NASIL STK’YA GEÇTİLER
YUSUF GÜNENÇ
1982’de Gazi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Mezuniyetten sonra kısa bir süre Yeni Karamürsel’de ardından 17 yıl Garanti Bankası’nda ağırlıklı olarak genel merkezde üst düzey yönetici olarak çalıştı. Garanti’den ayrıldıktan sonra bir sanayi kuruluşunda genel müdür yardımcısı olarak kariyerine devam etti ve 2005 yılında Toplum Gönüllüleri Vakfı’nda Genel Müdür oldu.

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) Genel Müdürü
NURDAN ŞAHİN
Boğaziçi Üniversitesi’nde ekonomi lisansı ve yüksek lisansı yaptıktan sonra önce üniversitede asistanlık yaptı, sonra özel sektöre geçip Unilever’de çalıştı. 1986’da Banque Nationale de Paris ile Akbank’ın ortak bankası BNP Ak’da çalışmaya başladı. 19 yıl sonra 2005’te, genel müdür vekiliyken, banka Dresdner Bank’la ortak oldu. Artık farklı bir şeyler yapmanın zamanı geldi, düşüncesiyle bankadan ayrıldı ve TEGV’in Genel Müdürü oldu. STK’da yöneticilik onun deyimiyle tam bir meydan okuma ve mücadele demek: “Çünkü özel sektördeki hiyerarşik yapı burada yok. Çok daha yatay bir organizasyon var. Rutin iş neredeyse hiç yok. Herkes proje bazlı çalışıyor. Profesyonel kadronun yanında, müthiş bir gönüllü ordusuyla çalışıyorsunuz. Gönüllü çalışan demek, size bilgisini, deneyimini, emeğini hiç maddi karşılık beklemeden sunan insan demek. Bir gönüllü o yıl müthiş bir iş yaptıysa ona seni terfi ettiriyorum deme şansınız yok. Yaptıklarından memnun değilseniz, seni işten çıkarıyorum, prim vermiyorum diye bir şey de yok. Ama gönüllülerle çalışmanın başka bir keyfi var.”

Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Birimi’nden
ALİ ALPER AKYÜZ
İTÜ Uçak Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra bir dönem araştırma görevlisi olarak çalıştı. 1994 yılından itibaren 8 yıl çeşitli STK’larda gönüllü olarak görev aldı. 1996’da profesyonel olarak TEMA’da uluslararası ilişkiler alanında çalıştı, daha sonra Tarih Vakfı’nda Sivil Toplum ve İnsan Hakları Programı Koordinatörü oldu. Mühendislik yapmayı hiç düşünmediğini söylüyor Akyüz, “STK’da çalışmak gerçekten anlamlı bir iş. Benim de çıkış noktam bu oldu. Türkiye’de mühendislik yaparak kendimi gerçekleştiremeyeceğimin farkına varmıştım. Özel sektörde de çalışmak istemiyordum.” Akyüz, 2003’ten, yani kuruluşundan bu yana Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Birimi’nde çalışıyor. Aynı zamanda STK’larda çalışma konulu bir doktora tezi hazırlıyor.

Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) Geliştirme Departmanı Yöneticisi
BURCU HAYLAZ
2007 yılında MÜ Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Öğrenciliği sırasında TOG ile tanıştı, gönüllü olarak pek çok proje yürütüp, eğitmenlik yaptı. Haylaz, gönüllü çalışmak istemesinde sosyoloji okuyor olmasının yarattığı farkındalığın rol oynadığını söylüyor: “Öğrenciyken STK ve Türkiye’de demokratikleşme süreci üzerine araştırmalar yapıyordum. Teorik olarak bunları okurken, pratik olarak hiçbir deneyim edinmeden o bölümden mezun olmak istemedim. TOG’un kapısını çaldım ’merhaba ben geldim ne yapabilirim?’ diye başlattım bu süreci. Buradaki motivasyonum çok farklı. Çünkü burada bu işin tam anlamıyla bir parçası olduğumu hissediyorum. Ekip olarak hedefleri koymak, hedeflere ulaşmak için ilgili araçları geliştirmek ve sonunda evet bunu başardık demek burada çok farklı. Bu işi ne kadar çok sahiplenebilir ve ne kadar çok şey yaratabilirsek aslında o kadar çok kariyer imkanı ve yeni yollar var.”

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) Halkla İlişkiler Sorumlusu
SEDA ALP
1995 yılında ODTÜ Matematik Bölümü’nde mezun oldu. Radyo Arkadaş’ta haber editörlüğü ve yapımcılık, Dünya Gazetesi İnternet Departmanı’nda editörlük ve Kültür Sanat Departmanı’nda muhabirlik, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’inde stajyerlik, Ulusal Demokratik Enstitüsü’nde Program Asistanlığı ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Halkla İlişkiler Birimi’nde asistanlık yaptı. Alp, bu alanda çalışmayı nasıl seçtiğini şöyle anlatıyor: “Üniversite sürecinde farklı bir şeyler yapma arayışı, üniversite kampusundan dışarı çıkıp etrafta neler olup bittiğini daha belirgin bir şekilde anlamaya veya anlamlandırmaya çalışmak, gönüllü yapılan çalışmalar, bana ’ne yapmak istediğimden’ daha çok ’ne yapmak istemediğimi’ gösterdi. Yapılan işin sizin hayat akışınıza ve algınıza uyması çok önemli. Eğer sevdiğiniz bir işi yapıyorsanız hem yapmış olduğunuz işi daha iyi yapıyorsunuz hem de yaptığınız iş sizi dönüştürüp geliştiriyor. Durum böyle olunca da zaman içinde siz işi, iş de sizi buluyor.”

Özel Sektör Gönüllüleri Derneği (ÖSGD) Proje Koordinatörü
BAŞAK GÜÇLÜ
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden 2001 yılında mezun oldu. Üniversite döneminde Marketing Türkiye Dergisi’nde önce yazı işlerinde çalıştı. 2001 yılında, Birleşmiş Milletler Dünya Gönüllüler Yılı olması sebebi ile Türkiye’de çalışmalarını yürüten Gönüllülük Komitesi ile tanıştı. Ardından bir danışmanlık şirketinde çalışmaya başladı. 2005 yılında ÖSGD’ye Proje Koordinatörü olarak geçti. Güçlü’nün bir STK’da çalışmasını yakınları uzunca bir süre anlayamamış. Hatta hep başka bir iş yapacakmış beklentisiyle karşılaşmış: “STK’da çalışmanın bir iş olarak görülmesi yeni yeni kabul görmeye başladı. Üniversitelerde zorunlu sosyal proje dersleri konulmaya başladı, hatta bu konuda dersler açılmaya başladı. Bunların doğal sonucu olarak da kariyer olanakları doğuyor.”
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 10,08,2008

Reklamlar