Ressam, özgün baskı resim ustası ve eğitimci kimlikleriyle tanınan Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Kurucu Dekanı Prof. Süleyman Saim Tekcan, aynı zamanda Metin Erksan’ın kült filmi Sevmek Zamanı’nın da jönüydü. Pek çok şapkası var ama eğitimci kimliğinin hepsinin önünde olduğunu söylüyor.

Daha önce Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’nin dekanlığını ve Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kurucu Dekanlığını yapan Tekcan ile ilginç kariyerini konuştuk.

Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Süleyman Saim Tekcan pek çok şapkası olan bir sanatçı. O ressam, sinemacı, tiyatrocu ve eğitmen kimliklerine sahip. Şu ana kadar pek çok atölye kuran, sergi açan Tekcan, 3 üniversitenin güzel sanatlar fakültelerinin dekanlığını yaptı. Baskı resminde kurduğu, kendi adını taşıyan Süleyman Saim Tekcan Tekniği ile dünya literatürüne geçmiş bir isim. Bugüne kadar yüzlerce yağlı boya tablo, yüzlerce gravür ve baskı tekniği denemiş, at üzerine çizilmiş binlerce eseri olan sanatçı, başarısını sanatın tüm dallarıyla ilgilenmesine bağlıyor.

Süleyman Saim Tekcan, 1940 yılında Trabzon’da dünyaya geldi. Trabzon’da 9 kardeşiyle birlikte bahçeli bir evde, dut ve incir ağaçları arasında büyüdü. Yaşadığı çevreyi “Çamurun bol olduğu, elimizi çamura değdirip heykel yapabildiğimiz bir atmosferde büyüdük. 3-4 yaşındayken çamurdan heykeller yapardık, hani şu milattan önce Anadolu medeniyetlerindeki küçük objelere benzer heykeller” diye anlatıyor.

Tekcan’ın babası o yıllarda müstantik muaviniydi (sorgu hákimi) yani dava vekili ruhsatnamesi ile avukatlık yapıyordu. Ama bu tek işi değildi. Trabzon’da bilinen ismiyle Hoca Temel Efendi, Arapça ve Farsçayı Türkçesi kadar iyi konuşan, aydın bir hocaydı aynı zamanda. Kardeşlerinin büyük bir çoğunluğu öğretmen okullarında okuyan Tekcan aslında eğitimci bir aileden geliyor. Ama ailede sanata ilgisi olan birisi yoktu. Ama o çocukken çamurla oynadıkları oyunları sanatın bir parçası olarak görüyor: “Anadolu topraklarının kültürel zenginliğini gözden geçirirsek, insanlar için sanatçı olmak bir şans. Ayrıca Karadenizli olmak sanatçı olmaya çok yakın bir olay, bugün Türkiye’deki sanatçıları gözden geçirin Trabzon kökenli sanatçıların çokluğunu görürsünüz. Bu belki de bölgenin getirdiği özelliklerden bir tanesi, çünkü tabiatın güzelliği, insanlar üzerindeki etkisi, sanatçı olmayı biraz daha koşul olarak önümüze getiriyor olabilir.”

El becerim el işi derslerinden

İlkokulu Trabzon İskender Paşa İlkokulu’nda okuyan Tekcan’ın bugünlere gelmesinde bu okulun rolü çok büyük. Öğrencilik yıllarında verilen müzik, sanat ve elişi eğitimleri onun elbecerisi kazanmasına ve sanata ilgisinin doğmasına neden olmuş: “O zaman okullardaki eğitim de enteresandı, müzik ve sanat eğitimleri çok iyiydi. Bir de elimize bir bez parçası tuttururlar, biz de o bez parçasında bir kesik yapıp, düğme dikerdik. Onun üzerine işlemeler yapardık. İğneyle dikiş yapmayı kızlı erkekli öğrenirdik. Benim el becerimin başlangıcı da bu oldu.” İlkokuldan sonra Trabzon Lisesi’nde ortaokula başladı ve o zaman daha bilinçli bir şekilde resim derslerine verdi kendini. Bu dönemde Türk resim tarihinde önemli bir yere sahip olan Kayhan Keskinok gibi çok önemli resim öğretmenlerinden ders aldı. Ders çıkışlarında sulu boyalar, yağlı boyalar, desen çalışmaları yapmaya başladı ama o yıllar resim branşını seçmeyi, sanatçı olmayı düşünmüyordu.

Tekcan, o yaşlarda sporcu olarak hayatını geçirmeyi planlıyordu. Futbol, voleybol, basketbolu en üst seviyede oynayan Tekcan, tam spor akademisi sınavlarına girecekken hastalanınca, kendi deyimiyle “hadi bari resim bölümü sınavlarına gireyim” diyerek Gazi Eğitim Enstitüsü’nün sınavlarına girdi. Tekcan, “Bu tanrının bana verdiği büyük bir şanstı. Bazen hayat tesadüftür” diyor.

Ortaokuldan sonra öğretmen okulunu bitirerek, Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü sınavına giren Tekcan, daha sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde grafik ve resim eğitimi aldı. 1970’de Almanya’ya giderek, özellikle baskı resim alanında inceleme yaptı. Baskı resim eğitimlerini araştırıp, bunun üzerine bir tez hazırlayıp MEB’e sundu. Ardından (İTÜ, Atatürk Eğitim Enstitüsü gibi) Türkiye’de kurulan pek çok okuldaki baskı resim atölyelerinin kuruluşuna yardımcı oldu, sayısız atölye kurdu. Türkiye’de serigrafi alanında kurulmuş okul ve atölyelerin çoğunda onun emeği var. Hatta kendi adını alan, dünya literatürüne giren bir de tekniği bulunuyor. Süleyman Saim Tekcan Tekniği, birçok makinenin, presin veya serigrafi makinesinin yan yana konup bütün renklerin kurumadan yaş olarak basılmasıyla meydana getirilen bir teknik. Bu tekniği öğrenmek için Amerika’dan ve Avrupa’dan pek çok hoca gelip Tekcan’ın atölyesinde çalıştılar. Almanya, Hollanda, İtalya’da yüzlerce sergi açan Tekcan’a, Almanya’da Şehir Sanatçısı unvanı verildi.

Sevmek Zamanı’nın yakışıklı jönü

Süleyman Saim Tekcan’ın bir de eğitimci kişiliği var, hatta o eğitimci kişiliğinin zaman zaman sanatçı kişiliğinin önüne geçtiğini söylüyor. Tekcan’ın Gazi’den mezun olduktan sonra gittiği ilk yer Artvin Öğretmen Okulu oldu. Eğitimci kişiliğinde Artvin’de resim öğretmenliği yapmış olmasının rolü büyük. Burada öğretmenlik yaparken, başta atabarı olmak üzere Artvin folklorüyle ilgili dans resimleri ve folklor resimleri yapmaya başladı. Bu resimler Varlık Dergisi’nde yayınlandı. O dönem tiyatroya da merak sardı. Sahneye tiyatro eserleri koyup, öğretmen ve öğrenciler birlikte oynuyorlardı. Daha sonra İstanbul’a Işık Lisesi’ne resim öğretmeni olarak geldi. Sinemaya ve tiyatroya ilgisi İstanbul’da da devam etti. Sinema çevresinden kendine dostlar edindi ve 1963 yılında yönetmen Metin Erksan ile tanıştı. Metin Erksan’ın yönettiği Sevmek Zamanı filminde başrol teklifi aldı. Müşfik Kenter, Sema Özcan ve Süleyman Saim Tekcan’ın başrollerini paylaştığı film bir kadının iki erkek arasındaki ilişkisini anlatıyor. Film bu yıl Cannes Film Festivali’nde onur ödülü olarak gösterildi. Süleyman Saim Tekcan ile Metin Erksan’ın dostlukları sonra da devam etti. Hatta şimdi Metin Erksan, Işık Üniversitesi’nde sinema öğrencilerine ders veriyor.

Sevmek Zamanı’ndan sonra Tekcan’a pek çok rol teklifi geldi, ama o sinemada ilerlemek istemedi: “Türk sinemasının benim ölçülerimde bana iyi bir hayat standardı getireceğini düşünmedim. Sanatçı olmam ve belki resimle ilgili olmuş olmam sinemayı bırakma nedenim oldu, çünkü sinema doğru bir yol değildi benim için. Ama ben bugün Süleyman Saim olarak düşünce boyutumu sinemada kazandıklarımla değerlendirdiğimde sinemanın içerisinden geçmiş bir insanın avantajlarını görüyorum.” Filmden sonra Süleyman Saim, Mimar Sinan Üniversitesi’ne (o zamanki adıyla Güzel Sanatlar Akademisi) Kulüp Sinema 7’nin kurulmasında emeği geçti, Sevmek Zamanı da bu kulübe hediye edilen ilk film oldu. Tekcan 1975’de Mimar Sinan üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı. 1985’de profesörlük unvanı aldı ve Grafik Anasanat Dalı Başkanlığı yaptı. 1994-1995 yılında da Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlık görevine getirildi.

Tüm birikimimi müzeye gömdüm

Mimar Sinan Üniversitesi’nden emekli olduktan sonra 1996’da Büyükada’da kurulan Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi kurucu dekanlığını yaptı. Tekcan, sanatçının emekli olma şansının olmadığını söylüyor: “Çünkü sanat ölünceye kadar devam eden bir şey. Kurduğum sanat atölyelerinde bir taraftan da sanatçılığımı götürdüm hep. Sanatçı olarak yaşamamım devam etti. Kurduğum atölyelerde bütün büyük ustalar gelip çalıştılar.” Tekcan’ın kurduğu atölyelerde biriken işler bugün iki binlere varan büyük koleksiyonları oluşturdu. Bu koleksiyonlar da 2004 yılında kurulan İstanbul Grafik Sanatları Müzesi’nin (Istanbul Museaum of Graphic Arts – IMOGA) oluşmunda önemli rol oynadı. Burhan Doğançay’dan Elif Naci’ye, Bedri Rahmi Eyüboğlu’dan Mehmet Güleryüz’e pek çok sanatçının eserleri bu müzede yer aldı. Tekcan, IMOGA’nın kuruluşunu şöyle anlatıyor: “Cumhuriyet kurulduğundan bu yana hükümetlerin, yerel yönetimlerin ve zenginlerin hiçbirisi Türkiye’de müze binası inşa ederek bir müze kurmadılar. Cumhuriyetin ilk müze binası inşaatı IMOGA’dır, sıfırdan bir alan üzerine müze binası olarak inşa edilen tek müze. Ben belediyeye müze binası inşa etmeye gittiğim zaman ’bizde müze binası formatı hiç geçmiyor, siz en iyisi ticari bir bina yapın müze olsun’ dediler. Daha sonra ben müze olarak oranın onayını çıkardım. 2 milyon dolar harcadım, tüm birikimimi oraya gömdüm. Bu müze grafik sanatlar alanındaki en iyi müze.” IMOGA’yı şu anda Tekcan’ın iki kızı Eda Tekcan Tomba ve Elvan Tekcan birlikte yönetiyorlar.

Leonardo’dan örnek veriyor

Süleyman Saim Tekcan, 2 yıl önce de Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni kurdu. Güzel sanatlar fakültesi dekanlarından ve hatta rektörlerden oluşan 10 kişilik bir kadroyu bir araya getirdi. Bugün 50’si burslu olmak üzere 250 öğrenciye eğitim veren fakültede, grafik, iç mimari, endüstri tasarımı, tekstil ve görsel sanatlar olmak üzere 5 bölüm var. Süleyman Tekcan’a kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz diye soruyoruz, o ada Leonardo da Vinci’den bir hikaye anlatıyor: “Leonardo da Vinci’ye ne yaparsın diye sormuşlar o da ’Ben savaşan ordular için top, ateşli silah projeleri yaparım, köprüler, binalar, kutsal mekanlar, yollar yaparım, birçok şey yaparım yapılması gereken şeyleri düşünürüm, hımmm unuttum biraz da resim yaparım’ diyor. Ben ne yaparım, benim için sanat çok önemli kendi kimliğini oluşturmuş bir sanatçıyım, eğitimciyim, sinemadan anlarım, müzeciyim, çok deneyimli bir kurucu dekanım, yaşamayı ve hayattan zevk almayı severim.”
Burcu ÖZÇELİK, Hürriyet İK, 24,08,2008