Ocak, 2009 için arşiv

En iyi 7 şirket

Yayınlandı: Ocak 18, 2009 / Yazılar
 
Hewitt’in Türkiye’de bu yıl ikincisini düzenlediği Best Employers (En İyi İşyerleri) araştırmasında ilk 5’e 7 şirket girdi. CEVA Lojistik ve The Ritz Carlton İstanbul birinci, DHL Express Türkiye ikinci, Intendis İlaç ve Microsoft Türkiye üçüncü, Johnson Wax dördüncü ve Cisco Systems beşinci oldu. 43 şirketin katıldığı araştırmada en iyi 7 şirkette çalışan bağlılık oranı yüzde 89 çıktı. Bağlılığı en çok artıran etkenler kariyer olanakları, takdir, insana verilen değer ve ücret olarak  bulundu. Sonuçlar 2007 yapılan ilk araştırma ile büyük benzerlikler gösteriyor. 2007’de de bağlılık oranı yüzde 89 çıkmış, çalışanların bağlılığını etkileyen faktörler de benzer şekilde sıralanmıştı.
Global İK danışmanlık şirketi Hewitt tarafından Amerika’da 15 yıldır, Orta ve Doğu Avrupa’da 10 yıldır yapılan Best Employers (En İyi İşyerleri) Araştırması Türkiye’de ikinci kez yapıldı. 43 şirketten 15 bin çalışanla anket ve ’focus grup’ teknikleri kullanılarak yapılan araştırmada bu yıl ilk 5 sırayı 7 şirket paylaştı. Hürriyet Medya Towers’da yapılan ödül töreninde, CEVA Lojistik ve The Ritz Carlton İstanbul birincilik, DHL Express Türkiye ikincilik, Intendis İlaç ve Microsoft Türkiye üçüncülük, Johnson Wax dördüncülük ve Cisco Systems beşincilik ödülünü aldı. İlk 5’ye giren şirketlerin en büyük ortak özelliği “hedeflerinin olması”. En iyilerin hepsinin bir hedefi var ve bu hedefleri aşağı, çalışanlara doğru indirgeyebiliyorlar. Hatta bu hedeflerin belirlenmesine bir şekilde çalışanların da katkısını sağlıyorlar. Çalışanların fikrini almak, onlarla paylaşmak için toplantılar düzenliyorlar. En iyiler, bilgilendirme, şirketin finansal bilgilerini ve hedeflerini paylaşma konusunda şeffaf. Aynı şekilde müşteriyi memnun etme bilinci de bu şirketlerde yerleşmiş. Müşteriyi memnun etmenin en iyi yolunun çalışanı memnun etmekten geçtiğini kavrayan en iyiler, çalışanlarına müşteri kadar değerli olduklarını hissettiriyor. Bir sorunla karşılaşan çalışan, bu özgüvenle, inisiyatif kullanabiliyor.

Genel müdürle yemek yiyoruz
En iyilerde üst yönetiminin şahsi ilgisi çalışanların bağlılığını artıran özelliklerinden. Örneğin bu şirketlerden birinin genel müdürünün Diyarbakır’da terör olayları yaşandığında oradakileri arayıp nasıl olduklarını sorması buna bir örnek. Diğer bir çalışanın focus gruplar sırasında söylediği “Eski işyerimde genel müdürü hiç görmemiştim, bu şirkette genel müdürle birlikte yemek yiyorum” şeklindeki cümlesi de bağlılığın nedenini açıklıyor. En iyi işyerlerinde üst yönetim de daha fazla ve hızlı karar verme ve uygulama yetkisine sahip. İnsan kaynakları departmanları ise bu şirkette gerçekten stratejik bir ortak olarak, çalışanı anlayan, onlarla beraber çalışan bir departman olarak gözüküyor. En iyi işyerleri ücret, takdir ve çalışanların fikrinin dikkate alınmasında diğer şirketlere oranla çok daha üst sıralarda yer alıyorlar.

Bağlılık oranı yüzde 89
İlk 7 şirkette çalışan bağlılık oranı yüzde 89 çıktı. Bağlılığı etkileyen unsurların başında, sırasıyla, kariyer olanakları, takdir, insana verilen değer ve ücret geliyor. Ücret bağlılığı artıran bir etken olarak ilk sıralarda yer almıyor. Araştırma bulgularına göre, eğer bir şirketin ücretleri piyasaya göre “makul seviyede” ise ücret artırarak bağlılığı artıramıyorsunuz. Ama ücret geriye gittiğinde bağlılık da olumsuz şekilde etkileniyor. Eğer performansı ücrete yansıtıyorsanız bu etki daha da güçlü oluyor.
Diğer ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de bağlılığın daha yüksek olduğu görülüyor. Araştırmanın sonuçlarını yorumlayan Hewitt Türkiye Yönetici Ortağı Cengiz Gürleyik, “Doğuya gittikçe bağlılık yükseliyor. Bizim daha duygusal olmamız, beklentilerin daha düşük olması bağlılığı daha kolaylaştırıyor. O nedenle Türkiye’de bağlılık daha yüksek. Aynı şekilde coğrafi olarak dağılmış bir şirketi düşünün, İstanbul merkezdeki memnuniyet veya bağlılık diğer şehirlerdeki teşkilatına göre daha düşük çıkar.”

Ülkenin gidişatından ümitsiziz
Araştırmada 80 sorunun 70’ini tüm ülkelerdeki standart, 10’unu ülkelere özel sorular oluşturuyor. Bu yıl Türkiye’ye özel sorularda emeklilik ve ülke ekonomisine ilişkin sorular yer aldı. Araştırma için cevaplar temmuz-eylül aylarında (yani krizin Türkiye’yi teğet geçtiğinin söylendiği günlerde) toplantı. Buna rağmen “Türkiye ekonomisinin her geçen gün iyiye gittiğini düşünüyorum” sorusuna 15 bin kişinin sadece yüzde 19’u “evet” cevabı verdi. Diğer taraftan “şirketimizin geleceğinin daha iyi olacağını düşünüyorum” diyenlerin oranı ise yüzde 63 oldu. Bu araştırmaya katılanların, çalıştıkları şirkete güvendiğini, ülke ekonomisi kötüye giderken, şirketlerinin iyi gideceğine inandığını gösteriyor.
Araştırmanın Türkiye’ye özel bölümünde, emeklilikle ilgili sorular ön plandaydı. Araştırmada “Emeklilik sonrası geçim için kaygı duymuyorum” diyenlerin oranı sadece yüzde 29’da kaldı. Bu da gösteriyor ki Türkiye’de çalışanlar emeklilik kaygısı yaşıyor. “Şirketimin SSK’nın dışında bana bir emeklilik programı sağlaması beni motive eder/ederdi” sorusuna evet diyenlerin oranı yüzde 78. Araştırmaya katılanlar, çalıştıkları dönemde sağlık harcamalarından çok kaygı duymuyor, çünkü araştırmaya katılan çoğu şirket çalışanlara özel sigorta desteği veriyor. Ama emeklilik sonrası bu tip harcamalarından ciddi kaygı duyuluyor. Yine araştırmaya katılanların yüzde 83’ü “bu tür yan haklar benim ücretim kadar önemlidir” diyor.
Enflasyon döneminde hakim olar “ben parama bakarım” mantığı da yok oluyor. Çalışanların yüzde 83’ü bu tür yan hakların ücret kadar önemli olduğunu söylüyor. Ortaya çıkan bir diğer önemli nokta da ücretin performansa göre değişmesinin tercih edilmesi oldu. “Sabit bir ücret almaktansa şirketimden aldığım toplam ücretin performansıma göre değişmesini tercih ederim/ederdim” diyenlerin oranı yüzde 55 çıktı. Yani sabit ücretten performansa göre değişen ücrete doğru bir eğilim var.

Kendimizi başarılı görüyoruz
Hem en iyi 7 şirketteki, hem araştırmaya katılan diğer şirketlerdeki çalışanlar, kendilerini çok başarılı görüyor. “Yaptığım işte başarılı olduğumu hissediyorum” diyenlerin oranı ilk 7 şirkette yüzde 94, tüm şirketlerin ortalamasında yüzde 88. Çalışanlar iş ve özel yaşam dengesinde de iyi olduklarını düşünüyorlar. Ama üst yönetim çalışanlarının daha çok çalıştığını, dolayısıyla iş ve özel yaşam dengesini sağlayamadıklarını düşünüyor. Kim bilir belki de çalışanlar mesaiye kalmayı doğal bir şey olarak görüyorlar.

En iyiler işçi çıkarmıyor, krizi iletişimle aşıyor
Türkiye’nin En İyi İşyerleri araştırması sonuçlarının açıklanmasının ardından, en iyi 7 şirketin genel müdürleri ve insan kaynakları yöneticileri Hürriyet Medya Towers’daki ödül töreni sırasında düzenlenen, “En İyi İşyerleri Krizde de Farklı” konulu panelde krize karşı aldıkları tedbirleri anlattılar. En iyi 7 şirketten hiçbirinin gündeminde işten çıkarma yok; onlar kriz tedbirlerini çalışanlarıyla birlikte alıp, onları tüm süreçlere dahil ediyorlar. Krizde iletişimin ve çalışanlara yetki vermenin önemini biliyorlar. En iyiler çalışan bağlılığını nasıl sağladıklarını ve krizde nasıl bir politika izlediklerini anlattılar.
Ritz Carlton, İstanbul İK Direktörü Neş’e Tanyolaç: Türkiye’de krizler eksik olmuyor, biz krizde de çalışanlarımızla birlikte karar veriyoruz. Bizce işi yapan önlem almayı da en iyi bilendir. Örneğin odalar ve çamaşırhane bölümü biraraya gelip çamaşırhanenin 2 saat daha az çalışmasına karar verdi, bu sayede enerji tasarrufu sağlandı, işler de aksamadı. İşi yapana o sorumluluğu verdiğinizde hem bağlılık artıyor hem de işin sürdürülebilirliği artıyor. Krizde işten çıkarma yapmayacağız, alınacak tedbirlere birlikte karar vereceğiz.
CEVA Lojistik İK Direktörü Nihat Çukurkaya: Krizde çalışanlarla birlikte karar alıyoruz. Çalışanların görüşlerini alıyoruz. Krizi görmemize rağmen Varan Kargo’yu satın almamız, çalışanların şirketin geleceğine inanmasını sağladı, onları motive etti. En önemli şey motivasyon.
DHL Express Türkiye/Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye Bölge Koord. Michel Akavi: Bu Aralık ayına bakıldığında son 20 yıla göre gerideyiz. Gönderilerde yüzde 10 düşme olacağını öngörüyoruz ve bütçeleri de ona göre yeniliyoruz. Krizden önce tedbir almak çok önemli. Mesela gereğinden fazla adam almamak gibi. Önlem almayan şirketler daha kötü yakalanıyor. Devamlı rakamlara bakmak lazım. İşten çıkarma son çare olmalı. Kárdan fedakarlık yapmalı. Yukarıyı bilgilendirmeli, yukarıya hayır diyebilmeli. Biz masrafları keserek krizi atlatmaya çalışıyoruz. Önce çalışanlara verdiğimiz masaj hizmetini, sonra yakınlardaki bir alışveriş merkezine giden servisimizi kestik. Bir şirkette eğer işten çıkarmaya gidilecekse önce emekli olacaklara bakılmalı. Ya da yurtdışında outplacement (işe yerleştirme) yapılabilir mi diye bakılmalı.
Microsoft Türkiye İK Direktörü Belgin Ertam: Kriz hepimizi kapsıyor. Bu dönemde çalışanlara senin yanındayım, arkandayım mesajını vermeye çalışıyoruz. Bunun için duvarsız hayat diye bir yapı oluşturduk. Tüm ofislerdeki, taşıyıcı duvarlar hariç, tüm duvarları kaldırdık, genel müdür dahil herkes birbirini görüyor. Krizde farklı düşünmek lazım. Esnek çalışma ciddi maliyet tasarrufu sağlıyor. Teknoloji de aynı şekilde. Önceden başka bir ülkede yapılacak toplantı için o ülkeye gitmek gerekirdi, şimdi teknolojiyi kullanarak bulunduğunuz yerden farklı ülkelerden kişilerle aynı anda toplantı yapabiliyoruz.
Intendis İlaç Genel Müdürü Şinasi Yörük: Biz tüm ekiplerle workshoplar yaptık, bu şirkette neleri azaltalım diye sorduk. Çalışanların ücretinden, yan haklarından vs kesmedik, pazarlamadan kestik. Şirkette tüm duvarları yok ettik, herşey cam, herkes birbirinin yaptığını görebiliyor. Ben onlar için varım, 4 yıldır sekreterim bile yok.
Johnson Wax İK Müdürü Azra Bütün: Birçok kriz geçirdi Türkiye, hiçbir krizde çalışanlarla yollarımızı ayırmadık. Kriz döneminde çalışanların ilk aklına gelen soru “Ben ne olacağım?” oluyor. Onları bir ay önce bir araya topladık, kimseyi işten çıkarmayacağımızı söyledik. Bağlılığı artırıcı farklı uygulamalarımız var, örneğin kár payı dağıtıyoruz, herkes hak elde ediyor. Cumaları da öğleden sonra çalışmıyoruz.
Cisco Systems Genel Müdürü Taner Akdemir: 2001’de Türkiye, krizi kötü hissetmiş bir ülke. Biz 4 ay önce kriz yaklaşırken satış ekibi ile toplantılar yaptık, bazı tedbirler aldık ve 2 ay önce de bu tedbirleri uygulamaya geçtik. İşten çıkarma olmayacağını net bir şekilde açıkladık. Panik yapmadık, yapmayacağız da.

Araştırma nasıl yapıldı
Araştırmada katılımcılara 70’i standart, 10’u ülkelere özel olmak üzere 80 soru soruluyor. Üst yönetimin ve çalışanların soruları farklı. İK’dan ise İK süreçlerini anlatan bir form doldurmaları isteniyor. Bu 3 yerden alınan bilgilerin uyumuna ve bağlılık skoruna bakılarak en iyi işyerleri seçiliyor. İlki geçen yıl yapılan yarışmada ilk 5’te The Ritz-Carlton İstanbul, Schering Plough, DHL Express Türkiye, Microsoft Türkiye ve Er-Bakır yer aldı. Bu yıl Orta ve Doğu Avrupa Bölgesi’nde Türkiye ile birlikte Avusturya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Slovakya, Slovenya, Macaristan, Romanya, Hırvatistan, Rusya, Ukrayna da yarışacak. Bölgedeki 12 ülkede araştırmaya 591 şirketten 120 bin çalışan katılıyor. Tüm bölgenin sonuçları 2009 Mayıs-Haziran aylarında açıklanacak.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

 

Reklamlar

İşsizliğin ve rekabetin bu kadar yoğun olduğu günümüz dünyasında, insanlar sahip oldukları işleri ellerinde tutmak ve kariyer basamaklarını daha hızlı tırmanmak için estetik operasyonlara başvuruyorlar. Daha iyi görünümlü adayların iş bulma ya da terfi açısından rakiplerine nazaran daha şanslı olduğu, daha ikna edici ve özgüvenlerinin yüksek olduğu düşünülüyor. O nedenle insanlar profesyonel imajlarını daha da geliştirmek için botoks, kaş kaldırma, yağ aldırma, saç ektirme gibi operasyonlardan kaçınmıyorlar.
40 yaşında bir şirket CEO’sunun düşük göz kapakları onu hem olduğundan daha yaşlı gösteriyor hem de yorgun gözükmesine neden oluyordu. Kendisi henüz 40 yaşındaydı ve estetik operasyona ihtiyacı olacağını hiç düşünmemişti. Ama bir gün bir iş arkadaşı ona “Ha uyudun ha uyuyacaksın, gözlerini aç!” deyince soluğu bir estetik cerrahta aldı. Tükenmiş bir görüntünün iş yaşantısında yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebileceğini, kendisini hem enerjisiz hem de ilgisiz gösterebileceğini düşünerek almıştı bu kararı.
M., özel bir televizyon kanalında program sunucusu olarak görev yapıyordu; ancak, iki kaşının arasındaki birleşim noktasında, yani alın çizgisinin hemen altında derin bir çukur bulunuyordu. Arkadaşları zaman zaman ona bu çukuru botoks ve dolguyla kolayca yok edebileceğini söylüyorlar o ise bu tür estetik girişimleri hep kadınlarla özdeşleştirdiğinden, arkadaşlarının söylediklerini  duymazdan geliyordu. M., o dönem arkadaşlarının baskısının bir mahalle baskısına dönüştüğünü söylüyor: “Arkadaşlarım “yakışıklısın, elin ayağın düzgün, şu alnındaki çukuru da yok ettirebilirsen çok daha albenili bir hale geleceksin. Hem ekranda da sırıtmayacak” diyerek beni ikna ettiler. Doktorum dolgu ve botoks uygulamalarıyla çukuru yok etti. Ekrandaki duruşum da bir anda değişti, özgüvenim yerine geldi.”
Diyeceksiniz ki ekrana çıkan insanların estetik yaptırması olağan. Ama olay sahneye yahut ekrana çıkanlarla sınırlı değil.
Geçen yıl, genç ama saçları seyrelmiş bir aday, saç bakım ürünleri pazarlayan bir şirkete başvurdu. Arkadaşları ona, yarı şaka yarı ciddi “Müşterilerin aklına ’kelin ilacı olsa başına sürer’ lafı gelecek. Sen bu halinle bu malı nasıl pazarlayacaksın” diye takılınca, o da bir estetik cerraha başvurdu. Cerrah saçlarının çok dökülmediğini, saç ekmek için erken olduğunu anlatmaya çalıştı ama hastasını ikna edemedi. Fakat bir ay sonra, hastası arayıp ameliyattan vazgeçtiğini söyledi: “Artık saç bakım ürünleri satan şirketten ayrıldım. Saçı gür olanlar yapsın o işi…”

Herşey rekabet için
Artan rekabet nedeniyle çalışma dünyasında daha avantajlı hale gelmek için estetik cerrahların kapısını çalanların sayısı artıyor. Bunda televizyon ekranlarında sürekli karşımıza çıkan genç ve güzel kadınlarla erkeklerin payı yadsınamaz. Güzelliğin çok para kazanmak ve ilerlemek için bir fırsatmış gibi sunulmasında medyanın rolü büyük.
U.S. News’ün haberine göre American Academy of Facial Plastic and Reconstructive Surgery’nin (Amerikan Yüz Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Akademisi) üyelerinin 3’te 2’si, kendilerine gelen kadın ve erkek hastaların, kozmetik cerrahiyi işyerlerinde daha rekabetçi kalabilmek için tercih ettiklerini rapor ettiler. Erkeklerin kozmetik cerrahiye olan ilgisi gün be gün artıyor. American Society of Plastic Surgeons’ın araştırmasına göre de erkekler,  göz kapağı operasyonlarına epey rağbet ediyorlar.
New York Times’a göre de erkeklerin yüzde 22’si kadınların yüzde 15’i kariyerlerinde ilerlemek uğruna bıçak altına yatıyorlar. Plastik cerrahi operasyonları Asya ülkelerinde de çok yaygın. 
İK Danışmanlık firması HILL International Türkiye Ülke Sorumlusu Hazar Candan Wilson, “Çoğu genç, daha batılı bir görünüme kavuşmak adına estetik operasyon geçiriyor. Özellikle mevcut işlerin talepten çok daha az olduğu ve işsizlik sorunu olan Asya ülkelerinde ise (Filipinler gibi) kariyer için estetik oldukça yaygın. Güney Kore’de 20’li yaşlardaki operasyon yaptıran kadınların yüzde 62’si toplumda daha çok kabul görmek ve başarılı olmak için bıçak altına yatıyor” diyor. (Batılı ölçülerde uzun boyun moda olduğu Çin’de, kanunen yasak, pahalı ve çok ıstıraplı olmasına rağmen, kemik uzatma operasyonlarının önüne geçilemiyor.)
MSNBC.com’dan Joe Scarborough’a konuşan psikoterapist Dr. Robi Ludwig, iş dünyasında yaygınlaşan estetik operasyonlarının nedeninin yine rekabet olduğunu söylüyor: “İnsanlar ’yaşlanıyorsan, görünmez olursun’ diye düşünüyorlar. O nedenle iş dünyasında rekabet edebilmek ve kabul görmek için daha da güzelleşmeye çabalıyorlar. Çekici olarak algılanan insanlar daha pozitif özelliklere sahip gözüküyorlar. Ayrıca şunu da biliyoruz ki sınıfta bile güzel çocuklar bazen zekiler kadar popüler olabiliyor. O nedenle daha güzele bakmak için duyulan istek yeni bir şey değil.” Ludwig, estetik operasyonları ikiye ayırıyor, biri zaten çekici olup da daha da çekici olmak için estetik operasyonlara başvuranlar, diğeri kendilerini beğenmek için, özsaygıları yerine gelsin diye estetik operasyon geçirenler. En büyük artış da bu ikinci gruptakilerde görülüyor: “Gözlerinin altındaki torbalardan rahatsızlık duyan biri, genç rakipleri kadar hırslı olmadığı intibaı verebilir. Bu gibi dudumlarda özgüven kazanmak için estetik operasyonlara başvurulabilir.”

İş bulmak eş bulmak için
İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Bakırköy Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Departmanı  Başkanı Prof. Dr. Atilla Arıncı<B>, </B>işten çıkarmaların ve rekabetin bu kadar yoğun olduğu bir dönemde insanların işe alınmak için ameliyata bile razı olduklarını söylüyor. “Tek kişilik bir kadro için binlerce kişinin başvurduğu bir ortamda kişilerin işe alınmalarında en önemli faktörlerden biri de görünüm. Örneğin piknik tip dediğimiz hantal, şişman yapıda bir pazarlamacının iş görüşmesine gittiğini düşünün; bu kişi sizin ürününüz pazarlayacak, ama kilolarından dolayı yerinden bile zor kalkıyor. CV’si ne kadar iyi olursa olsun işverenin aklına, işi yapıp yapamayacağı, uygun aday olup olmadığı sorusu düşecektir. Artık günümüzde az kişiyle çok iş yapabilme felsefesiyle çalışıldığı için alacakları kişiden maksimum fayda elde etmek istiyor kurumlar. Hal böyle olunca da CV’si kuvvetli olsun, lisanı, bilgisayarı zaten olsun, genç olsun, aktif olsunun yanında görünümü de güzel olsun, prezentabl olsun diyorlar. İnsanlar da estetik operasyon yaptırıyorlar, ’iş bulmak için eş bulmak için’ diye bir laf vardır, güzellik görünümü önemli. Ayrıca güzel insanlar daha ikna edici oluyorlar.”
Estetik cerrahi için başvuran hastaların dörtte üçünü kadınlar oluşturunken son yıllarda bu oran  üçte ikiye düştü; erkek hastaların sayısı giderek artıyor. Özellikle “saçı olmayana iş bile vermiyorlar” inancının çok yaygın olduğunu söyleyen Arıncı: “Gelen hastalar ya eşim istemiyor, ya arkadaşım istemiyor, ya da saçsız iş bile bulamıyoruz diyorlar.  40-50 yaş grubundaki kişiler özellikle işyerinde yükselme, akademik kariyer, bazı avantajlar kazanmayı amaçlayarak ameliyat oluyor. Günümüzün artan nüfusu, giderek sıkışan ekonomi ve azalan iş kaynakları sebebiyle estetik cerrahi hastaları arasındaki bir grup giderek genişliyor. Genç iş gücüyle çalışmayı hedefleyen şirketlerin belli bir yaş grubundaki çalışanları, terfi edemeyecekleri yahut işten çıkarılacakları düşüncesiyle bu tip estetik operasyonları düşünüyorlar. Mesleki fayda amaçlı kozmetik cerrahi giderek yaygınlaşıyor.”

En çok kimler estetik yaptırıyor
Eskiden sadece göz önünde bulananlar, sanatçılar, fotomodeller estetik yaptırırdı. Günümüzde işletme, pazarlama, reklam, medya çalışanları, bankacılar, hostesler, öğretmenler, doktorlar gibi yüz yüze iletişimin ön plana çıktığı mesleklerde çalışanlarla ev kadınları ve öğrenciler de yoğun olarak estetik yaptırıyor. Alman Hastanesi Dermotoloji Uzmanı Dr. Vefa Gönenç,<B> </B>başta bankacılar olmak üzere insanlarla birebir görüşen meslek gruplarıyla daha fazla karşılaştıklarını söylüyor. Aynı şey hekimler için de geçerli: “Çünkü eskiden hekimler tecrübeleri ile değerlendirilirlerdi, yaşlı hekimler daha tecrübeli görünürlerdi. Fakat son yıllarda bu görüş daha genç olan hekimlerin daha yeni bilgilerle donandığı yönünde değişime uğradı. Öyle olduğu için de bazen bu tip arayışlara giren arkadaşlarımız da bize geliyor.”

DR. VEFA GÖNENÇ:
İş kaygısı da estetiği geliştirdi
Özellikle 16’ncı yy.da Avrupa’yı kasıp kavuran frengi hastalığından sonra insanların yüzlerinde meydana gelen kalıcı hasarlar nedeniyle plastik cerrahi ameliyatları hız kazandı. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda da çok fazla uzuv kaybının ve yanıkların olması sebebiyle plastik cerrahi inanılmaz derecede gelişti. Ama plastik cerrahinin ve estetiğin gelişmesinde bir diğer etken de iş bulma kaygısıdır. Özellikle Avrupa’da kemerli burun tipinin düzeltilmesi, iş bulma olasılığını arttırdığı için bir çok insan plastik cerrahlara koşup burunlarını düzelttirdiler. İnsanlık tarihinde her zaman bir güzellik normu var aslında. Bu zaman içinde değişse de diğer insanlar da o güzellik anlayışlarına uymak zorunda hissederler kendilerini. Bu insanın doğasında var, hepimiz çevremizde güzel şeyler görmek istiyoruz. İnsanı güzelliği aramasından soyutlayamayız.

HRM KURUCU ORTAĞI AYLİN COŞKUNOĞLU NAZLIAKA: 
Eskiden aylık sigara masrafı vardı şimdi botoks masrafı var
Fiziksel olarak ortalamanın üstünde olanlar, bu durumun nimetlerinden iş hayatında da faydalanıyor. Daha hoş ve çekici insanlar daha hızlı terfi edip, kariyer basamaklarını daha hızlı çıkıyor. Özellikle satış, pazarlama, halkla ilişkiler, danışmanlık gibi daha çok iletişim yeteneği gereken alanlarda güzel, özgüvenli ve sosyal kişilerin seçilme ve sonrasında terfi etme şansları çok daha yüksek oluyor. Ayrıca resepsiyonistlik, sekreterlik, yönetici asistanlığı, eğitmenlik, öğretmenlik, spikerlik, program sunuculuğu gibi fiziksel görünümün önemli olduğu mesleklerde güzellik işe alım sürecinde çok etkili bir faktör. Son 5 yıldır botoks, mezoterapi gibi çalışanı yatağa bağlamayan estetik uygulamaları giderek yaygınlaşıyor. Belirli çevrelerde bunları yaptırmayan yok gibi. Eskiden çalışanların aylık sigara masrafı vardı, şimdi botoks masrafı var. Amerika’da daha genç görünmek adına vitamin ve ilaç kullanımı çok yaygın. Aynı yaşta olup daha genç ve sportif görünen kişi yöneticilik pozisyonu için daha kuvvetli bir aday oluyor.

En popüler estetik operasyonları
Erkeklere yapılan estetik ameliyatlar genelde burun ameliyatı, saç ekimi, jinekomasti (erkeklerde meme büyümesi), liposuction (yağ alma), göz kapağı, yüz germe, kepçe kulak, alın germe, ben aldırma, botoks ve dolgu, kadınlara yapılan estetik ameliyatlar ise burun, meme büyütme, yağ alma, meme küçültme, karın germe, botoks, dolgu ve yağ enjeksiyonu, yüz germe ve göz estetiği olarak sıralanıyor.

Fiyatlar nasıl değişiyor?
Estetik operasyonların fiyatları hastaneden hastaneye, operasyonun niteliğine göre değişiklik gösteriyor ama biz yine de fikir vermesi açısından aşağıdaki listeyi hazırladık. Fiyatlar bu aralıkların altında veya üstünde de olabiliyor.
Burun ameliyatı: 5.000-8.000 TL
Saç ekimi: 2.000-5.000 TL
Jinekomasti (erkeklerde meme büyümesi): 4.000-7.000 TL
Liposuction (yağ alma): 4.000-8.000 TL
Göz kapağı: 2.500-6.000 TL
Yüz germe: 5.000-10.000 TL
Kepçe kulak: 3.000-6.000 TL
Alın germe: 4.000-8.000 TL
Ben aldırma: 500-1.000 TL
Botoks: 500-1.000 TL
Dolgu: 1.000-2.000 TL
Meme büyütme: 5.000-8.500 TL
Meme küçültme: 5.500-9.000 TL
Karın germe: 5.000-10.000 TL

Kişinin kendine güveni artıyor
Genç olmak güzel olmak kişinin kendine olan güvenini artırdığından kariyerini de direkt etkiliyor. Op. Dr. Fatih Dağdelen, “Uzun yıllar iş hayatı nedeniyle kendini ihmal eden ve artık rahata erdim dediği dönemde aynaya baktığında zamanın getirdikleriyle yüzleşenlerin ilk düşündükleri ’artık kendime dikkat etmeliyim, diyetimi, sporuma yapmalıyım’ oluyor. Bir sonraki aşama ’estetiğime bakmalıyım’ oluyor” diyor.
Dağdelen,  “Birlikte çalıştıkları insanın seksi, genç ve yakışıklı olması hemen her işyerinin vitrin veya vizyonu olarak bile değerlendiriliyor. Son yıllarda fiziki kaygılardan dolayı bize başvuranların sayısında önemli bir artış var. Özgüven eksikliğinin, atılgan olamamak ve fizik görünümdeki bozukluğun kişinin istediği performansın sergilemesine engel olduğuna şahit oluyorum. Bu nedenle birçok çalışanın üzerinde durduğu nokta ’nasıl daha prezantabl olabilirim’ oluyor.”

Güzeller daha çok kazanıyor
Hollanda’da yapılan bir araştırma, daha iyi dış görünümlü bir yönetim ekibine sahip şirketlerin, vasat görünümlü yönetim ekibine sahip şirketlere kıyasla daha fazla saat ve daha yüksek hizmet ücretleri faturaladıklarını ortaya koyuyor. Miami Üniversitesi’nden Sara Solnick ve Wharton’dan Maurice Schweitzer’in yaptığı bir araştırma, güzel kadınların, daha iyi müzakere edebildiklerini, daha sıkı pazarlık yapabildiklerini ve herkesten daha fazla ayrıcalık elde edebildiklerini kanıtlıyor. Hazar Candan Wilson, University of North Carolina’da yapılan bir başka araştırmaya göre uzun boylu insanların özellikle satış ve yönetim pozisyonlarında, kısa boylulara kıyasla göreceli olarak daha fazla para kazandıklarını söylüyor: “Araştırmalara göre, çekici insanlar daha çok para kazanıyor, daha kolay terfi ediyor ve iş ortamında çoğunlukla daha çok seviliyorlar. Bu nedenle de estetik ameliyatlar her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. London Guildhall Ünivesitesi’nin anketleri gösteriyor ki, aynı yaş grubu itibarıyla yakışıklı erkekler daha az çekici akranlarına kıyasla yüzde 15, güzel kadınlar ise sade ve basit görünümlü akranlarına kıyasla yüzde 11 daha fazla kazanıyorlar.”
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK