Şubat, 2009 için arşiv

 
Türkiye’de 1 milyonun üstünde yabancı kaçak işçi olduğu tahmin ediliyor. Genellikle eski Sovyet ülkelerinden, Balkanlar’dan ve Ortadoğu’dan gelen kaçak işçiler; inşaat, tekstil, deri ve hizmet sektöründe çalışıyorlar. Yabancı kaçak kadınların bir numaralı işkolu ise hasta, çocuk ve yaşlı bakımı. Kimi zaman maaşlarını alamayan, 5 kuruş verilmeden kapının önüne konan hatta tacize uğrayan yabancılar, 3 milyona yakın işsizin olduğu Türkiye’de en kısa sürede para biriktirip ülkelerine geri dönmek istedikleri için en ağır çalışma koşullarını kabul ediyorlar. 
Yıllarca dışarıya göç veren Türkiye, 1990’lı yıllardan itibaren yabancı kaçak işçi cennetine döndü.
Sayı belli değil. Bir milyonun üzerinde olduğu kesin. Gerçek rakamın bunun çok çok üstünde olduğunu iddia edenler de var. 3 milyona yakın işsizin olduğu Türkiye’de hem kayıtdışı çalışanlar (sayıları 10 milyon olarak tahmin ediliyor) hem yabancı kaçak işçiler ekonomiyi zora sokuyor. İTO tarafından hazırlanan Kaçak Göç Raporu’na göre Türkiye’ye her yıl tahminen 200-300 bin kaçak göçmen giriyor ve bunların yarısı diğer bir ülkeye geçmeden Türkiye’de yasadışı olarak çalışıyor. Polisin Türkiye’ye gelen bu göçmenlerin ancak yarısını yakalayabildiği tahmin ediliyor.  
Komşu ülkelerde ve bölgede yaşanan savaşlar, iktidar değişiklikleri, yoksulluk, sefalet Türkiye’ye göçü körüklüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca hazırlanan Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele (KADİM) Projesi’nde yer alan bilgilere göre, Türkiye’ye gelen yabancı kaçak işçiler, küçük ve orta ölçekli işletmelerde ve genellikle Marmara, Ege, Akdeniz ve Doğu Karadeniz Bölgeleri’nde yoğunlaşıyor. Yabancı işçiler çaresizlikten ve en kısa sürede azami para biriktirip ülkelerine dönme beklentisi içinde olduklarından, en düşük ücretlerle en ağır çalışma koşullarını kabul ediyorlar. Ne yazık ki kaçak işçiler ucuza ve uzun saatler çalışmaya razı oldukları için de, yerli çalışanların ücretleri de düşüyor, işsizlik artıyor.
Türkiye’ye yabancı işçiler genelde eski Sovyet ülkeleri, Balkanlar, Ortadoğu, Pakistan, Bangladeş, Endonezya ve siyahi Afrika ülkelerinden geliyor. 1990’lı yıllarda Sovyetler’in çöküşünü takiben Balkanlar, Rusya, Orta Asya, Azerbaycan, Ukrayna ve Gürcistan’dan gelenler her yıl katlanarak arttı. Türkiye’ye gelen yabancılar ağırlıklı olarak inşaat, tekstil, deri, hizmet sektöründe, evlerdeki muhtelif tamirat, boya badana işlerinde, otellerde ve ev bakımında çalışıyorlar.  Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Türkiye’de görüştüğü siyahi Afrikalılar’ın en az lise mezunu, Pakistanlı ve Bangladeşliler’in lise ve üniversite mezunu olduklarını söylüyor: “1990’lı yılarda gelen Romen, Bulgar, Rus ve Ukraynalılar yüksek eğitimli genç işsizlerdi. Araba yıkama işinde bile çalıştılar. 2001 krizinden sonra ise Romanya ve Bulgaristan’dan gelenler azaldı. 1990’lı yıllarda Türkiye’den çalışarak ailesine para yollayabilen bir işçi bugün para biriktiremiyor.” 

Evde çalışanlar artıyor
Kaçak kadınlar ise daha çok hasta, çocuk ve yaşlı bakımında çalışıyorlar ve bu sektörde çalışanların sayısı her geçen gün artıyor. Yabancı kaçak ev hizmetlisi kadınlar artık resmen bir sektör haline geldi. Ağırlıklı olarak Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Kırım (Kırım Tatarları) ve Filipinliler’den gelen kadınlar bu sektörü tercih ediyor. İstanbul Özel İstihdam Büroları Derneği Başkanı ve başta ev hizmetlerinde çalışacak personel bulmak üzere hizmet veren Damla İnsan Kaynakları’nın sahibi Vural Şeker, yabancı kaçak işçiler nedeniyle iş yapamamaktan şikayetçi: “Yabancı işçi sorunu İŞKUR tarafından ruhsat almış, düzenli olarak denetime tabii olan, insan kaynakları hizmetleri veren firmaları kötü yönde etkiliyor. Çünkü mevcut işleri kaçak işçiler aldıkları için, Türk vatandaşlarının iş bulması zorlaşıyor. Türkiye’de 2.5 milyon işsizimiz varken; KKTC bile kaçak çalışan Türk işçilerine ceza kesip Türkiye’ye gönderirken, Türkiye’de bizim vatandaşımızın gelir kaybına neden olan kaçak işçiler konusunda kamuoyunu ikna edici adımların atılması hepimizin ortak beklentisidir” diyor.  İşverenler, artan istihdam maliyetleri sebebiyle (bahanesiyle) kaçak işçi çalıştırma yoluna başvuruyorlar. Kaçak işçilerin hiç bir sosyal güvencesi (ve bağlı masrafı) yok, sadece asgari ücrete yakın bir maaş ve yemek parasına çalışıyorlar. Ne yazık ki kaçak işçiler insan haklarına aykırı uygulamaların da hedefi haline gelebiliyor.

Kriz kaçak işçileri de vurdu
Diğer taraftan yabancılar daha ucuza ve daha çok çalıştıkları için özellikle ev işlerinde Türkler’e tercih ediliyorlar. (Yabancı kadınların çalıştıkları evde yatılı kalabilmesi de tercih sebeplerinden biri.)  Örneğin Ayfer B.(*) 21 yıl önce ilk çocuğu dünyaya geldiğinde kendine yardımcı olması için eve bir bakıcı aldığını, geçen sürede kaç bakıcı değiştirdiğini bile hatırlamadığını söylüyor. Bir türlü aradığını bulamadığını, ya çocuklarıyla gereği gibi ilgilenmedikleri ya da hırsızlık yaptıkları için sık sık bakıcı değiştirdiğini söyleyen Ayfer B. bakıcı temin eden şirketi aradığında da muhatap bulamadığını hatırlıyor: “Bana günü birlik, sokaktan buldukları elemanları gönderiyorlardı.” Ayfer B., çevresindeki insanların da aynı sorunlarla boğuştuğunu görünce o zamanki Moldovalı bakıcısıyla birlikte Moldova’dan Türkiye’ye (kaçak) bakıcı getirmeye başlamış. 1999 yılından bu yana 4.000 işçi getiren Ayfer B., 1999-2000’de Türkiye’de Moldova, Etiyopya, Türkmenistan ve Ermenistan’dan çok sayıda bakıcı geldiğini; şu anda Özbek, Türkmen ve Kırımlıların çoğunlukta olduğunu söylüyor. Türkiye’de kaçak çalışanların çoğu turist vizesi alarak bir aylığına geliyor ve süreyi aşınca hem ceza ödüyor (mesela bir yılı aşkın süre kaçak kalanların çıkışta ödediği ceza 1.500 lira) hem de Türkiye’de kaçak kaldığı süre kadar (mesela 6 ay kaldıysa 6 ay) ülkesinden buraya tekrar giriş yapamıyor. Ayfer B., çalışma izni almanın çok zorlu bir süreç olduğunu ve başvuruların genelde reddedildiklerini söylüyor: “Yanında eleman çalıştıran her 5 evden 3’ünde yabancı var. Türkler doğru dürüst çalışmıyor, sürekli hastalanıp, düğün, bayram vs için izin istiyorlar. Hem de çok az iş çok para peşindeler. 1.5 milyar maaş istiyorlar. Yabancı aldığınızda her işi yapıyor, bu nedenle herkes yabancı istiyor” diye iddia ediyor. Ama krizle birlikte hızla yükselen dolar yabancı kaçak işçileri de vurdu. Pek çoğu şu anda işsiz. Bir kısmı ülkelerine geri dönüyor.

90 bin kadın sınırdışı edildi
2008 yılı Ekim ayında Bahçeşehir Üniversitesi Mesleki Teknik Eğitimi Geliştirme Merkezi (METGEM) ve İŞKUR İstanbul İl Müdürlüğü’nün ortak eğitim projesi çerçevesinde bakıcı anne, yaşlı ve hasta bakımı alanlarında eleman yetiştirmeye yönelik programın tanıtımında konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, bakıcı anne alanında kayıtdışının yanı sıra yabancı kaçak işçi çalıştırma sorununa da değinmiş ve 90 bin kaçak kadının sınır dışı edildiğini söylemişti: “Türkiye’de çok sayıda kaçak bakıcı annelik yapan işçi var. Şu anda bu yüzden 90 bin kişi sınır dışı edilmiş durumda. Bu mesleğe Türkiye’de yaşayan bayanlarımızı yönlendirmeliyiz.” İş piyasasının ihtiyaç ve beklentilerine uygun  bireyler yetiştirilmesi amacıyla geçen yıl Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde kurulan Mesleki Teknik Eğitimi Geliştirme Merkezi’nde (METGEM) Bakıcı Anne programına şu ana kadar 58 kişi, Hasta ve Yaşlı Bakımı programına ise 40 kişi katıldı. 
* Haberde hikayelerini anlatanların isimleri ve ülkeleri değiştirilmiştir.

Amacımız para kazanıp dönmek
Türk Cumhuriyetlerinden gelen Gül, son 5 yıldır Türkiye’de aynı ailede hasta bakıyor. Buraya geldikten hemen sonra kendi ülkesinden arkadaşları ’bizi de oraya al’ deyince arkadaşlarını burada tanıdığı ve güvendiği ailelere yerleştirmeye başlamış. Şu ana kadar ülkesinden 40-50 kişiyi getirip bir kaçak işe yerleştirmiş. Gelenler turist vizesiyle geliyorlar, sınırdışı edilmemek için çok fazla ortalıklarda görünmüyorlar. Polis yakalarsa diye yanlarında hep parayla geziyorlar. Polis fuhuş yapanları hemen sınırdışı ediyor diyen Gül: “Hasta bakanlara ’at bir benzin parası, çay parası’ diyen polislere 50, 100 YTL sıkıştırıyoruz” diye iddia ediyor. Gül, Türk bakıcıların ise niye tercih edilmediklerini şöyle anlatıyor: “Türk bakıcılar sorunlu oluyor, kocası hasta oluyor, birisinin  düğünü var diyor, sık sık izin alıyor, oysaki bizim burada akrabamız yok, amacımız para kazanıp bir an evvel dönmek.”

Reddedilenler kaçak çalışıyor
Yabancı personel çalışma ve ikamet izinleri konusunda danışmanlık veren 4M Danışmanlık’ın kurucusu Himmet Öztürk, şartlar yeterince bilinmediğinden izin konusunda ciddi sorunlar yaşandığını söylüyor. Diğer taraftan Türkiye’de yaşamak ve çalışmak isteyen yabancıların çokluğu sebebiyle Bakanlık izin verme kriterlerini zamanın koşullarına göre değerlendirerek daha da zorlaştırabiliyor. Öztürk, “Reddedilen izin taleplerine rağmen ikamet izni sona eren yabancılar kaçak durumda Türkiye’de kalmaya ve çalışmaya devam ediyorlar. Özellikle bakıcılar, eğlence ve turizm sektöründe, turistlere satış yapan mağazalarda çalışanlar izinsiz çalışıyorlar” diyor.
Yabancılar için süreli, süresi, bağımsız ve istisnai olmak üzere 4 tip çalışma izni var. Bunlardan en çok başvurulan Süreli çalışma izni, en çok bir yıl süreyle (ilk müracaatta bir yıl, uzatmalarda üç yıla kadar) veriliyor. Bakanlığın değerlendirme kriterleri arasında yabancı ve çalışacağı şirkete ait bilgi ve belgelerin yorumları, yabancının Türkiye’de çalışmasının sağlayacağı yararlar ve Türk vatandaşı yerine yabancı istihdamın gerekçesi de var.

Türkiye’ye gelmek isteyen çok ama korkuyorlar
Moldovalı E.K. (40) kendi ülkesinde bizdeki 2 yıllık üniversiteye tekabül eden dikiş-nakış ve terzilik eğitimi aldı. Okul sonrası 5 yıl kadar boyacı ustası olarak çalıştı. Bebeği doğunca bakacak kimse olmadığı için bir süre çalışamadı. Oğlu 10 yaşına gelince onu babasına bırakıp İtalya’ya çalışmaya gitti. Orada 1,5 yıl bir hastaya baktı. Türkiye’ye de bakıcı olarak çalışmak ve para kazanmak için geldi. İlk gelişinde 6.5 ay Levent’te bir ailenin 2 yaşındaki çocuğuna baktı. Sonra ülkesine geri döndü. Geçen Ağustos ayında yine Türkiye’ye geldi ve şu anda bir ailenin 3 yaşındaki çocuğuna bakıyor. E.K. çocuk bakımının yanı sıra akşam yemeklerinin hazırlanması ve temizlik işlerinden de sorumlu. Haftanın 6 günü çalışıyor, bir günü de kiliseye gitmek için kullanıyor. Kaçak çalıştığı için polisin arama noktalarına yaklaşmıyor, hatta sadece ibadet için sokağa çıkıyor. Çünkü polise yakalanınca başına gelebilecek iki şey var: Ya iyi bir para vererek kurtulmak, ya da sorgusuz sualsiz sınırdışı edilmek. Bir diğer ciddi sorun da sağlık güvencesi. Kaçak işçiler burada hasta olmamak için dua ediyorlar. Burada başlarına bir şey geldiğinde her aile aynı hassasiyeti göstermiyor. Ölüm döşeğindekiler bile ülkelerine dönüp tedavi oluyorlar. 

Kazandığımızı ceza olarak ödüyoruz
E.K. Türkiye’de geçici bir süre çalışıp, eşiyle birlikte kendi deyimiyle “Çalışalabilecek bir ülke olan Fransa’ya” gitmek istiyor. Türkiye’de turist vizesiyle bulunan ve 1 ayı geçince çıkışta ceza ödemek zorunda kalan E.K. “Türkiye’de ceza oranları çok yüksek. Ülkemizde çalışma fırsatımız olsa zaten bu sorunları yaşadığımız bir yere gelmek istemeyiz. Birlikte çalıştığımız aileler son derece pozitifler, fakat devletiniz aynı şekilde bize iyi davranmıyor. İtalya’da 1,5 yıl çalışmama rağmen ülkeden ayrılırken hiçbir ceza ödemedim. Oysa burada kazandığımızın büyük bir bölümünü ülkemize geri dönerken ceza olarak ödüyoruz” diyor. Ülkesinden pek çok akrabasının ve arkadaşının çalışmak için Türkiye’ye gelmek istediklerini ama korktuklarını söyleyen E.K. <B>”</B>Bizim ülkemizden hatta şehrimizden çok fazla arkadaşım var burada. Çalıştığım ailenin komşularında da çalışan arkadaşlarım var. Ayrıca kilisede görüştüğüm pek çok arkadaşım var. Arkadaşlarım da bebek, hasta ve yaşlı bakıcılığı yapıyorlar ya da ev işlerinde temizlik, ütü, yemek  gibi işlerde çalışıyorlar. Çok küçük bir kesim ise Laleli’de mağazalarda çalışıyor. Ancak mağazada çalışmak çok zor. Oralardan alınan maaş ile yaşamak, kira ödemek pek mümkün değil. Genellikle burada eşi, ailesi olanların tercih edebileceği bir iş bu. 2 yıl önce bir arkadaşım Türkiye’ye gelişinin ilk haftasında yakalanmıştı. Oysa 1 aylık vizesi vardı. Buraya çok zor koşullarda geldiğini, çok fakir bir aile olduklarının biliyorum. Borçlanarak gelmişti, geri gönderildikten sonra ülkemizde çok uzun süre büyük sorunlar yaşadılar. Sonra bu olay eşi ile arasının bozulmasına neden oldu ve boşandılar. Bir çocukları var. Şimdi perişan halde olduklarını biliyorum. Buraya da gelemiyor, çünkü tekrar yakalanmaktan korkuyor.”

Yabancıların çalışma izinleri
4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’a göre yabancılar, yurt dışından çalışma izni için başvurularını, uyruğunda bulundukları veya daimi ikamet ettikleri ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine yapıyorlar. Temsilcilikler, çalışma izin talebine ilişkin olabilecek değerlendirmeleri ile başvuruları doğrudan Çalışma Bakanlığı’na iletiyor. Başvuru sırasında istenilen belgeler ise, yabancının temsilciliğe başvurduğu tarihten itibaren en geç üç iş günü içerisinde yabancının işverenince Bakanlığa intikal ettiriliyor. Bu durumda Kanunun 12. maddesindeki doksan günlük süre tüm belgelerin Bakanlığa intikal ettiği tarihte yurt içinden ise sadece en az altı ay süreli ikamet tezkeresi almış ve bu süresi sona ermemiş olan yabancılar veya bunların işverenleri, başvurularını doğrudan Bakanlığa yapabiliyorlar. Türkiye’de yabancı kaçak çalışan ile işverene verilen cezalar 280 TL ile 5.600 TL arasında değişiyor. Tekrarlanması halinde cezalar bir kat daha artırılıyor.
Ev hizmetleri: Konutunda, hasta, yaşlı veya çocuk bakımı gibi hizmetlerde yabancı çalıştırılması taleplerinde; yabancıya ait uzmanlık belgeleri, sertifika, diploma ve sair belgeler ibraz edilmesi iseniyor. Ayrıca işveren olarak yabancı istihdam talebinde bulunan kişinin; Cumhuriyet savcılıklarından alınmış adli sicil belgesi, nüfus cüzdanı örneği, ikametgah ilmuhaberi, konutta yaşayanların iştigal ve gelir durumunu gösterir belgeler ile yabancı çalıştırma talebi sağlık sorunları olan bir kişinin bakımıyla ilgiliyse buna ilişkin rapor ve sair belgelerin ibrazı zorunlu. (www.cgm.gov.tr)
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

Reklamlar

 

Sürekli işi mi düşünüyorsunuz? Ailenize, çocuklarınıza zaman ayıramıyor musunuz? Tatile çıkamıyor, gece yatağa bile iş mi götürüyorsunuz? İşkolik olduğunuzun ve bu nedenle hayatınızdaki güzellikleri ıskaladığınızın farkında mısınız? Tıpkı alkolik veya kumarbaz olmak gibi işkoliklik de, adı üstünde, ciddi bir problem. Hele krizin işini kaybetme korkusunu körüklediği şu günlerde. Sorunu çözmek için önce kişide farkındalık yaratılmalı. Tabii burada aileye büyük görevler düşüyor. Eğer sorun büyüyorsa bir uzmana başvurmakta fayda var. 
“Konuşurken dinlemez”, “Uzun uzun anlatırsın sonunda ’efendim ne dedin?’ der”, “Karnın acıkır ’bekle şu işim bitsin der’, “Yaptıklarını fark etmez”, “Yemek saatlerin düzensiz olur”, “Haftalıklar (harçlıklar), hazır yemek ısmarlamaya gider”, “Beraber zaman geçirip bir şeyler yapamazsın” … Bu sözler bir şirkette danışman olarak çalışan işkolik bir annenin 12 yaşındaki oğluna ait. Ona “işkolik bir anne nasıldır” diye sorduğumuzda verdiği yanıtlar bunlar. 
Bir reklamcıyla 15 yıldır evli olan tıp doktoru, haftanın 6 günü sabah 9’dan akşam 8’e kadar çalışan (ki çok daha geç saatlere kaldığı da oluyor) eşi için “Genellikle, iş yoğunluğuna göre eve de iş getiriyor, çalışmalarını evde de sürdürüyor. Bence eşim işkolik. 3,5 yaşındaki kızımıza hafta içi 2 saat, hafta sonları yeterince zaman ayırabiliyor. Bana ise daha az zaman ayırabiliyor. Bizim için artık çok fazla sorun olmuyor, belli bir süre sonra alışılıyor ve yaşam tarzı oluyor” diyor.
Acaba siz de bir işkolik misiniz yoksa sadece yoğun mu çalışıyorsunuz? Bu sorunun cevabını kendi kendinize verebilirsiniz.
İşiniz size ailenizden veya diğer şeylerden daha mı heyecan verici geliyor?
İşinizi yatağınıza götürür müsünüz? Peki ya haftasonunda, tatilde de çalışır mısınız?
İş üzerinde konuşmak en çok sevdiğiniz konu mu?
Hobileriniz birer birer, para kazanmaya yönelik girişimlere mi dönüştü?
Aileniz ve arkadaşlarınız sizin bir yere zamanında gitmenizden ümidi kestiler mi?
Ekstra işler alıyorsunuz ve başka türlü işlerin yürümeyeceğini mi düşünüyorsunuz?
İşinden başka öncelikleri de olan insanlara karşı sabırsız mısınız?
Eğer sıkı çalışmazsanız işinizi kaybedeceğinizi veya başarısız olacağınızı mı düşünüyorsun?
Uzun iş saatleri ailenizi ve diğer ilişkilerinizi zedeliyor mu?
Araba sürerken, uykuya dalarken veya diğerleri konuşurken siz işiniz hakkında mı düşünüyorsun?
Öğünler sırasında çalışır ya da okur musun?
Eğer bu sorulardan en az üçüne evet dediyseniz Amerika’da kurulan Adsız İşkolikler (Workaholics Anonymous) sizi işkolik olarak tanımlıyor. Ama merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Her geçen gün birçok Amerikalı, dünyaya çalışmak için mi geldim diye düşünerek Adsız İşkolik’lerin toplantılarına katılıyor ve tıpkı alkolikler gibi bir araya gelip işkoliklik illetinden kurtulmaya çalışıyorlar. İşkoliklik sanıldığı gibi sadece üst düzey işadamları veya iş kadınlarına özgü bir durum değil. Her meslekten her pozisyondan işkolik çıkabiliyor.

İşkolikler verimsiz çalışır
Gitgide sayıları artan işkoliklere, yoğun rekabet ve teknoloji nedeniyle her gün yenileri ekleniyor. Teknolojinin de bu artıştaki payı yadsınamaz. Artık insanlar BlackBerry’leri, laptopları, cep telefonları ile neredeyse 24 saat online (yani işe göbekten bağlı) durumdalar. Tatile gidildiğinde veya en basitinden akşam yemeğine çıktığınızda bile her an işten aranıp, kendinizi bir anda çalışır vaziyette bulabilirsiniz.  
Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurumsal Gelişim Merkezi Müdürü Psikolog Ayşegül Horozoğlu, işkolikliğin, psikolojik olarak bağımlılığı da içeren bir tür sıkıntı olduğunu söylüyor: “Aynı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi nasıl ki alkolik alkol almadan duramaz, kumarbaz kumar oynamadan duramaz, işkolik de iş yapmadan, çalışmadan duramaz. Hatta çalışmadığı zaman bile iş düşünür, planlar yapar. Bu noktada işini severek yapan, işine sadık ve zaman zaman iş gerektirdiği için yoğun tempoda çalışan ile işkoliği ayırt etmek gerekir. Çok çalışan ile işkoliği ayırt eden en önemli özellik, çok çalışanın nerede duracağını bilmesi ve sosyal hayatına da zaman ayırabilmesi iken, bir işkoliğin kendi duygularından ve hayatından uzaklaşmak adına durmak bilmeden çalışması, kim olduğunu unutacak kadar kendini işine adamasıdır.”
Tabii bazı dönemlerde çalışanın işi gerçekten çok yoğun olabilir. Örneğin iki şirket birleştiğinde, yeni bir üretim bandı açıldığında, bir fuar organize edildiğinde gece gündüz çalışmak kaçınılmaz hale gelebilir. Ama işler yoluna girince çalışan yine eski temposuna döner. Yok eğer bu anormal çalışma tarzı onun rutini haline gelmişse karşınızdaki kişi işkolik demektir.
Journal du Net’te yayınlanan bir makalede, aşırı yoğun bir çalışanla işkolik arasındaki farkın, yapılan fedakarlığın yönetim tarafından takdir edilmesinde yattığı söyleniyor. Bir projeyi tamamlamak için gece gündüz çalışan, bunu şirketinin talebi üzerine yapar. Genelde yönetim bu fedakarlığı görür ve bir şekilde mükafatlandırır. Halbuki işkolik kendi yoğunluğunu kendi yaratır. Tabii işkolik, ciddi sağlık riskleri de taşır. Hem fizik, hem psişik olarak. Yaratıcılığını kaybetmiştir, ekip çalışması yapamaz. İşin asıl garip yanı, işkoliklerin verimliliği de düşüktür ve giderek düşer. Genelde işkolik sonunda, şirketle yolunu ayırmak zorunda kalır. Ve hayatı çalışmaktan ibaret bir insan için bu bir felakettir. İşkolik çalışanların verimleri azaldığı gibi diğer arkadaşları üzerinde de baskı oluştururlar. Eğer işkolik olan bir genel müdürse çalışanlarından uzun saatler çalışmalarını bekleyecek, olanaksız şeyler isteyip, çalışanların da verimini düşürecektir.

Yüzleşmekten kaçıyorlar
İşkoliklik genellikle farkında olunan bir süreç değildir. Hayatımızdaki sıkıntılardan kendimizi uzak tutmak için, özel hayatımızdaki bazı eksikliklerimizi telafi etmek için, özgüvenimizin azalması, gelecek ve işimiz ile ilgili yaşadığımız endişelerden dolayı da işkolik olabiliyoruz. Mesela boşanma sonrası kendini işe verme gibi hayatımızdaki birtakım boşlukları doldurma çabası da işkolikliğe sebep olabiliyor. Bir süre sonra da sebepler ile sonuçlar birbirine karışıyor. Kişi işkolik olduğu için evini, çocuğunu, arkadaşlarını, hobilerini ihmal edip, uzaklaşıyor. Uzaklaştıkça bu kez işkolikliğe bağlı sorunlar ortaya çıkmaya başlar, sorunlar ortaya çıkınca kendini yetersiz, mutsuz hissedip daha çok işine sarılır. Bir kısırdöngüdür bu. Horozoğlu: “Aşırı çalışarak işinde (verimliliği düşene kadar en azından) elde edeceği başarılar, ona diğer başarısızlıkları unutturur. Böyle olunca işi daha da önem kazanır, dört elle sarılır. Sonuçta işkolikler yorgunluk, uykusuzluk, unutkanlık, sabahları zor kalkmak, işine konsantre olamamak, iş ve özel hayat dengesini kuramamak, dikkatsizlik, öfke kontrolünü yapamamak, üretkenliğin ve verimliliğin düşmesi, sinirlilik, depresyon, huzursuzluk, bitkinlik gibi sorunlarla karşı karşıya kalırlar. İşkolikler genellikle hayattaki gerçek sorunlarıyla yüzleşmekten kaçtıkları için veya mükemmeliyetçi kişilik özellikleri sebebiyle bu hale gelirler ve stres kaynaklı sağlık sorunları yaşarlar” diyor. 

Önce sorunun farkına varın
Eğer eşiniz işkolikse ve her ne kadar bu durumdan kurtulmak için en önemli rol yine kendisine düşse de ailesi olarak siz de ona bu konuda destek olabilirsiniz. Eşinizin bu durumdan kurtulması için
* Önce içinde bulunduğu durumu, kendisine ve etrafına verdiği zararları fark etmesini sağlayın,
* Evdeki zamanı en iyi şekilde geçirmesi için ortam hazırlayın
* Sosyal aktiviteler planlayarak eşinizi işten biraz da olsa uzak tutmaya çalışın
* Ev veya aile ile ilgili konularda eşinizden yardım isteyin
* Örneğin işkolik kocanın haftada iki gün çocukları okuldan almasını veya her ay bir cumartesi-pazar ailece, arkadaşlarla bir yere gidilmesini sağlayın
* Eşinizin bir hobi edinmesine yardımcı olun ve onu teşvik edin
* Hiçbiri işe yaramıyorsa ve sorun büyüyorsa bir profesyonelden destek alın.
Başta direnç gösterse de işkolik eş de sonunda mutlu ve düzenli bir özel hayatın; iş-aile dengesinin kendisini çok daha mutlu ettiğini, verimli kıldığını görecektir. Uzmanlar asla yapılmaması gereken şeyin ise “eşin zaman zaman temposunu artırmasına, eve iş getirmesine de sistemli olarak karşı çıkmak” olduğunu söylüyorlar. Gereğinde eşinize destek olmak çok önemli. Eşine ikide bir “çok  çalışıyorsun, benimle, çocuklarınla, evinle yeteri kadar ilgilenmiyorsun” demek yanlış. Marifet işkolik eşte bir kıvılcım yaratıp, aile hayatının, özel hayatının da en az işi kadar önemli olduğunu hissettirmek. Annenin, babanın çocuğun hayatındaki yerini, çocukların beklentisini anlatmak, önceliklerini yeniden belirlemesini beklemek. Ve hayatındaki pek çok güzelliği, mutluluğu ıskaladığını fark etmesini sağlamak.

Anne çalışmıyorsa tehlike var 
Araştırmalar işkolik ailelerin çocuklarında depresyon ve endişe hallerinin daha fazla görüldüğünü ortaya koyuyor. Çünkü işkolik aileler, çocuklarının da mükemmeliyetçi olmalarını bekliyorlar. 
Her ne kadar işkolik eşle yaşamanın zor olacağı, kişinin eşine ve çocuklarına zaman ayırmamasından dolayı sıklıkla kavgaların yaşanacağı düşünülse de, her zaman böyle olmuyor. Yapılan bir araştırma; işkolik kocaların eşlerine daha bağlı olduklarını, belki de suçluluk duygusu sebebiyle eşlerine daha anlayışlı ve sıcak davrandıklarını, bu nedenle evliliklerin mutlu ve uzun sürdüğünü gösteriyor.
Eşlerin her ikisinin de çalışıyor olması genellikle durumu kolaylaştırıyor; her ikisi de çalıştığı için birbirini daha iyi anlıyorlar. Ancak kadının çalışmıyor olması ve kocanın bir işkolik olarak çalışıyor olması (eğer koca iş dışındaki zamanlarda da eşiyle ilgilenmiyorsa) sıkıntı yaratıyor. Ayşegül Horozoğlu, iş ve aile yaşamı dengesinin kurulamamasından kaynaklanan sıkıntıların en çok annenin çalışmadığı durumlarda ortaya çıktığını söylüyor.

Patronlara iş düşüyor
Günümüzde yaşadığımız global kriz nedeniyle herkes işine (mecburen) daha da çok sarılıyor. İşini kaybetme korkusu ve ne olacağını bilememe kaygıya yol açıyor. Bu da işkoliklerin sayısını her geçen gün biraz daha arttırıyor. Kurumlar (özellikle de alınan neticeye değil, yapıan mesaiye dikkat edenler) çalışkan ve işini öncelikli görecek kişilerle çalışmayı tercih ediyor ancak işkolik olup kendini ve çevresindekileri hiçe sayan kişi bu performansını ne kadar sürdürebilir? Bir süre sonra hem fiziksel hem ruhsal tükenmelerin ortaya çıkması kaçınılmaz.
İş ve özel yaşamı dengede tutmanın çok önemli olduğunu söyleyen Horozoğlu, “Sürekli iyi seviyede performans göstererek çalışanlar, bir müddet çok yüksek performansla çalışıp sonra ciddi performans düşüklüğü yaşamak durumunda kalanlardan çok daha verimli çalışıyor demektir. İşkoliklerde verimlilik, üretkenlik, yaratıcılık ve performans sürekli düşer, hata yapma oranı artar. Bu nedenle kişi hem kendine hem de işyerine aslında faydadan çok zarar verir. Bu durumda patronlara ve yöneticilere de çok iş düşüyor. İşkolik çalışanlarını, bu şekilde çalıştıkları için övmek, ödüllendirmek yerine (bu, işkolik için çok/fazla çalışmayı pekiştirecek bir harekettir) onları iş ve özel hayat dengesi konusunda bilinçlendirmeleri ve bunu sağlayabilecekleri çalışma koşulları yaratabilmeleri gerekir. Aynı zamanda çalışanlarını zaman yönetimi, iş ve özel yaşam dengesi, planlama ve organizasyon, delegasyon konularında eğitimler düzenleyerek destek vermeleri ve bilinçlendirmeleri önemlidir.”
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

Dönemsel, geçici, part-time gibi esnek çalışma modellerine, kriz dönemlerinde rağbet artıyor. Özellikle işsizliğin yüksek olduğu Türkiye gibi ülkelerde esnek çalışma büyük önem taşıyor, çünkü bu yolla daha çok insana iş imkanı yaratmak mümkün. Örneğin esnek çalışma uygulamaları ile İspanya’da işsizlik seviyesi yüzde 25’den yüzde 12’ye düştü. Yapılan araştırmalar, esnek çalışma modelleriyle, AB ülkelerinde 2010 yılına kadar yaklaşık 4 milyon insana yeni iş imkanı yaratılacağını gösteriyor.
Esnek çalışma modelleri, sağladığı maliyet avantajları ve işsizliğe çare olması nedeniyle özellikle kriz dönemlerinde tercih ediliyor. Son dönemde pek çok şirket esnek çalışmaya geçiyor. Mesela bunlardan biri olan kimya şirketi Rhodia’da, Aralık ayından itibaren satış departmanında görevli 8 kişi evden çalışmaya başladı. Şirket önce 2009 kriz dönemi olduğu için masrafları nasıl kısabiliriz diye düşündü ve en büyük masraflardan biri de benzin olduğu için satışta çalışanların evden çalışmasına karar verildi. Diğer departmanlarda çalışanlara da bir önceki yıldan kalan izinleri kullandırılarak kriz karşı önlem alınmaya çalışılıyor. Şirket alınan tüm tedbirlerle birlikte aylık 7-10 bin YTL arasında maliyet avantajı sağlamayı amaçlıyor.
Şirketlerin en sıklıkla başvurulan esnek çalışma yöntemleri; 
* Dönemsel çalışma (belirli süreli iş sözleşmeleri)
* Geçici çalışma (bağlı bulunulan işveren dışında bir işverene hizmet verilmesi)
* Part-time çalışma (normal çalışma süresi olan haftada 45 saatin 2/3’ü veya daha az bir çalışma süresi), 
* Çağrı üzerine çalışma (işçinin gerektiğinde çalışmak üzere çağrılması, aksi kararlaştırılmadıkça haftalık 20 saatlik çalışma süresini ifade eder),
* Denkleştirme esasına dayalı çalışma (çalışma süresinin iş yoğunluğu esas alınarak artırılması/azaltılması) olarak sıralanıyor.
Özellikle, işsizlik seviyesinin ve kayıt dışı istihdamın çok yüksek olduğu Türkiye’de esnek çalışma büyük önem taşıyor. Çünkü esnek çalışmayla daha fazla insana iş imkanı yaratmak mümkün. Yapılan araştırmalar esnek çalışma modelleriyle, AB ülkelerinde 2010 yılına kadar yaklaşık 4 milyon insana yeni iş imkanı yaratılacağını gösteriyor. Esnek çalışmanın aynı zamanda şirketlerin rekabet avantajını geliştirdiğini, işsizliği azaltabildiğini ve istihdamı artırdığını söyleyen Antal International Türkiye Genel Müdürü Mine Batıyel “Birçok firma kriz döneminde maliyet giderici önlem olarak esnek çalışma sistemlerini uygulamaya başladı. Ofis dışı çalışma veya yarı zamanlı çalışma gibi esnek modeller uygulayarak firmalar ofis giderlerinde ve personel giderlerinde azalma yoluna gittiler. Yapılan araştırmalar, esnek çalışma sisteminin önümüzdeki yıllarda tüm dünyada daha da yaygın hale geleceğini gösteriyor. Avrupa’da esnek çalışma sistemine ilişkin modeller 1997 yılında yasal hale geldi ve esnek çalışmanın uygulanır hale gelmesi ile birlikte Avrupa’da işgücü seviyelerinde değişiklikler görüldü. Esnek çalışma biçimi uygulamaları ile İspanya’da işsizlik seviyesi yüzde 25’den yüzde 12’ye düştü. ABD’de yaklaşık olarak 30-40 milyon kişi fiziksel olarak ofislerine gelmeden çalışmayı tercih ediyor” diyor.
Esnek çalışma birçok işyerini de kapanmaktan kurtarabilir. Datassist Genel Müdürü Ayşe N. Uça, ekonomik kriz dönemlerinde, siparişlerin azalması, iş hacminin daralması ve benzeri nedenlerle pek çok işyerinin faaliyetlerine ara vermeyi veya çalışmasını tümden sonlandırmayı seçmek zorunda kaldığını söyleyerek, “Bu da pek çok çalışanın aynı anda işsiz kalması demek. Esnek çalışmanın uygulanabilirliğinin sağlanması; bu durumdaki işyerlerinin önemli bir kısmını kapanmaktan kurtarabilir, kesintisiz olmasa bile insanların bir işe sahip olabilmelerinin yolunu açabilir. Kriz dönemlerinde büyük bir panikle işçi çıkaran sektörler, panik havası geçmeye başladığında dahi, istihdam yapmaktan çekiniyorlar. Bu durumda, işveren, geçici istihdamı tercih edecektir” diyor.
Esnek çalışma ile, dönem dönem çalışanların gelirlerinde artış ya da azalmalar olabiliyor ama çalışanlar işlerini tümden kaybetme riskini daha az yaşıyorlar. Krizde işten ayrılmak zorunda olan ya da krizde iş bulamayan kişiler, sonrasında iş hayatına, esnek çalışmanın getirdiği rekabet gücüyle önünü daha iyi görerek dönüyorlar. Diğer taraftan esnek çalışma şirkete de esneklik kazandırıyor. Exelect İşe Alım Genel Müdürü Jale Bengiler: “Çalışma düzeninin ve personel yoğunluğunun ihtiyaca göre değişebileceğini bilmek, şirketleri güçlü kılıyor. Rekabetin acımasız boyutlarda olduğu bir ekonomik düzende, esnemezseniz bırakın büyümeyi, hayatta kalabilmeniz bile çok zor. Şirket açısından baktığımızda da; tabii ki, girdinin yoğun olduğu dönemlerde harcamalar da buna paralel olarak yoğunlaşırken, girdinin düştüğü dönemlerde harcamaların da o oranda azaldığı bir düzen, finansal dengeleri sağlama açısından çok önemli.”

Türkiye’de sıcak bakılmıyor
Esnek çalışma Türkiye’de çok yaygın bir uygulama değil. 4857 sayılı Kanun esnek çalışma modelleri ile ilgili düzenlemeler içeriyor ancak yasa henüz çok yeni olduğundan iş hayatında yaygınlaşması ve uygulanır hale gelmesi için bir süre daha geçmesi gerekiyor. Diğer taraftan çalışanlar da esnek çalışmaya çok sıcak bakmıyor. Ayşe Uça: “İş güvencesinin olmadığı düşüncesiyle çalışanlar ve adaylar daha alışılmış ve sabit çalışma biçimlerinde yer almaya yatkın. Burada en önemli etkenlerden biri; esnek çalışma modelinde çalışanların işlerini kaybetmelerinin klasik çalışma modeline kıyasla daha kolay olduğu yanılgısı. Oysa çalışma biçimleri, iş gereksinimleri benzeri pek çok konu zaman içinde değişim ve gelişim gösteriyor. İşini kaybetme endişesi anlaşılabilir bir kaygı elbette. Ancak, bu kaygının anlam kazanabilmesi için önce bir işinizin olmasına ihtiyaç var. Yasada esnek çalışma biçimleri tanımlanırken, aynı zamanda o denli kurallar konuluyor ki, sonunda herhangi bir model uygulanamaz hale geliyor. Örneğin; çağrı üzerine çalışmada, ayda belirli bir zaman diliminden az olmaması isteniyor (Sürenin iş sözleşmesi ile sabit biçimde belirlenmesi, aksi halde haftalık çalışma süresinin “20” saat olarak kabul edileceği belirtiliyor). Oysa bu modeli kullanmak isteyen ama bu asgari zamanı en başından öngöremeyen işveren, bu durumda otomatikman bu modeli kullanmaktan vazgeçiyor. Zaman içinde bu asgari zamanı karşılasa bile en başta öngöremediği için uygulayamıyor.”

Şirkete bağlılığı artırıyor
Esnek çalışma modelleri şirketler açısından maliyet düşürücü ve verimlilik artırıcı avantajlar sağlarken, çalışanlar açısından da (işveren tarafından kötüye kullanılmaması kaydıyla) yeni iş fırsatlarının oluşması, iş ve özel hayatın dengelenmesi, motivasyon artışı gibi avantajlar taşıyor. Örneğin, çalışanların en verimli olduğu saatler belirlenebilir ve esnek çalışma sistemi ile çalışanların bu saatlerde çalışması sağlanabiliyor. Esnek çalışma sistemi ile zamandan tasarruf etmek de mümkün. Özellikle trafik probleminin yoğun olduğu büyük şehirlerde, işe gidiş ve dönüşte trafikte geçirilen zamanın azaltılması da esnek çalışmanın diğer bir önemli faydası. Mine Batıyel: “Esnek çalışma ile işe geç gelme problemi ortadan kalkacaktır, çünkü çalışanın işyerine geldiği vakit işe başlama zamanı kabul edilecektir. Esnek çalışma saatleri çalışana yarar sağlamakla birlikte işveren için de avantajlar oluşturuyor. Esnek çalışma sisteminde ofis dışı çalışma uygulaması da gerçekleşebileceği için, elektrik, su, yakıt, sarf malzeme vb. ofis giderlerinde azalma görülebilir. Ekonomik açıdan üretim araçlarının tam kapasite ile kullanılması ve giderlerin azalması da söz konusu. Ayrıca esnek çalışmanın yapılan araştırmalarda fazla mesai maliyetlerini de azalttığı tespit edilmiştir” diyor.
Esnek çalışma sistemi çalışanlar açısından bir çok kolaylık sağlıyor. Esnek çalışmada koşullarının iyileşmesi söz konusu olduğundan, bu imkanları sağlayan şirketler çalışanlar tarafından tercih ediliyor. Bu nedenle esnek çalışma sistemine geçişle birlikte, çalışanların şirketlerine bağlılıkları da artıyor.

Esnek çalışan meslekler
Türkiye’de esnek çalışma özellikle reklamcılık, basın-yayın, bilgi sistemleri (IT) gibi sektörlerde iş yapış biçiminden kaynaklanan ve yaratıcılığın ön planda olması gereken işlerde uygulanıyor. Çağrı merkezleri, perakende, tanıtım/organizasyon, gıda, tekstil, turizm, eğlence sektörleri esnek çalışmaya çok açık sektörler. Ancak, esnek çalışmaya, bu sektörlerin dışında belli zamanlarda ihtiyaç duyuluyor. Üretimin standardın üzerinde ya da altında gerçekleştiği her dönemin esnek çalışma için ideal dönem olduğunu söyleyen Jale Bengiler: “Kriz ve sonrası da bunlardan biri. Otomotiv ve beyaz eşya, esnek çalışmayı bu anlamda en çok kullanan sektörlerden biri sanırım. Bu tür, üretime yönelik sektörler denkleştirme esasına göre çalışmaya, kısa süreli çalışmaya başvurabiliyorlar” diyor.
Türkiye’de özellikle askerliğini yapmamış adaylar, öğrenciler ve ev kadınları dönemsel ve part-time çalışmayı tercih ediyorlar. Fakat diğer ülkelerle kıyaslandığında part-time çalışma oranı Türkiye’de çok az. KRM Genel Müdürü Kerim Paker, part-time çalışmanın gelişmiş ülkelerde bir yaşam şekli olarak ortaya çıktığını, Türkiye’de ise sürekli iş bulamayanların kerhen kabul ettikleri bir yapı olarak ortaya çıktığını söylüyor.
Türkiye’de part-time çalışanların oranı bile sadece yüzde 8,4. 2007 rakamlarına göre part-time çalışma oranı en yüksek olan OECD ülkesi yüzde 34,1 ile Hollanda. Hollanda’yı yüzde 32,3 ile İsviçre ve yüzde 28,3 ile Avustralya takip ediyor. Part-time çalışma konusunda şirketler de çok çeşitli modeller geliştiriyor. Bunlardan biri olan Lufthansa’nın 24.259 çalışanı part-time çalışıyor ve sadece kabin çalışanları için 38 farklı part-time çalışma modeli bulunuyor. Avrupa’da çalışan nüfusun yüzde 4.9’unun evde çalıştığı tahmin ediliyor. Avrupa Konseyi’nin bir araştırmasına göre, Almanya, Hollanda, İrlanda, İtalya ve Yunanistan’da evde çalışanların yüzde 90-95’ini kadınlar oluşturuyor.

Yöneticiler de destekliyor
HP, 2003 yılından bu yana esnek çalışma sitemlerini yoğun olarak kullanıyor. Esnek çalışma modelleri ile trafikte zaman kaybının, iş-özel yaşam dengesinin bozulmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor. Çalışanların esnek saatlerde veya evden çalışma talepleri iş verimliliğine ve çalışan motivasyonuna olumlu katkıda bulunduğundan yöneticiler tarafından da destekleniyor. HP Türkiye İnsan Kaynakları Müdürü Adnan Erdoğmuş, “Ancak gerek masa paylaşımı, gerek evden esnek çalışma alanında elverişli çalışma koşullarının, ergonomik şartların ve cep telefonu, ADSL, daha güçlü bir BT altyapısı gibi araç ve olanakların sağlanması bu tür uygulamaların başarısı için çok büyük önem taşıyor. Aslında bu tür uygulamalarda çalışan motivasyonu, iş verimliliği ve maliyet faktörünün yanı sıra, artık teknolojinin bu tür bir çalışmaya olanak tanıması ve özellikle mobil çalışanlar tarafında daha pragmatik, faydacı çalışma koşullarının sağlanabilir olması da önemli rol oynuyor. Bu tür çalışma ortamlarına yönelik araçları ve ergonomik düzenekleri sağladığınız ve uygulama hakkında çalışanlardan gelecek yapıcı önerilere açık olup, karşılıklı güvenle desteklediğiniz ölçüde bu uygulamalardan yarar sağlayabiliyorsunuz” diyor.

İş ve özel yaşam dengeleniyor
Frito Lay’de esnek çalışma modeli, daha çok çalışanların iş-özel hayat kalitelerini artırmaya yönelik olarak uygulanıyor. Ofis personeli günün belirli saatlerinde ofiste bulunmak kaydıyla, yöneticisinin onayı ile haftalık çalışma saatlerini kişisel ihtiyaçlarına göre ayarlayabiliyor. Örneğin; işinin gerekliliklerine göre yöneticisinin onayıyla normal mesai saatleri başlangıcından 1 saat sonra işe gelen bir çalışan, normal çıkış saatinden 1 saat sonra işten çıkarak, sabah kazandığı bir saatlik zamanı çocuğunun okul ile ilgili bir problemini çözmek veya eviyle ilgili bir sorunu yönetmek için değerlendiriyor. Frito Lay’de part-time çalışma modeli ise belirli bir dönem için geçerli olacak şekilde; özel, ailevi ve buna benzer nedenlerden dolayı normal çalışma süresinden daha az çalışma mecburiyeti olan ofis çalışanları için sunulan bir seçenek. Bu model haftanın üç tam günü ofiste bulunulacak şekilde iş programı yapılarak uygulanıyor. Ayrıca, yöneticisinin onayını almak kaydıyla yine ofis çalışanlarına evden çalışma imkanı da sunuluyor. Çalışanların en çok tercih ettiği yöntemin bu olduğunu söyleyen Frito Lay Türkiye Genel Müdürü Ece Aksel, esnek çalışma krize çare olur mu sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Biz aslında bu modelleri çalışanlarımızın daha kaliteli bir iş-özel hayat dengesine kavuşmaları için hayata geçirdik ve bir süredir de uyguluyoruz. Bunlar artık bizim standart uygulamalarımız haline gelmiş modeller. Frito Lay Türkiye olarak henüz bu yöntemleri kriz koşullarının etkilerini hafifletmek üzere kullanmadık. Ancak bu modeller; tam zamanlı modelleri uygulamaya devam eden, mevcut iş gücü kaynaklarını ekonomik anlamda koruyamayacak şirketler için, daha katı önlemler öncesinde destekleyici olabilir.”

DATASSİST GENEL MÜDÜRÜ AYŞE UÇA:
Yasal altyapı çalışmaları gerekli
Öncelikle; esnek çalışmanın anlaşılabilmesi ve uygulanabilmesi için doğru ele alınmış ve düzenlenmiş bir yasal altyapı çalışmasına gereksinim var. İstihdamı Teşvik Yasası hazırlıkları arasında, aynı Avrupa’da olduğu gibi istihdam bürolarına “geçici iş ilişkisi kurma yetkisi” verilmesi için yasa taslağı hazırlanmıştı. Fakat, Meclis’te bu bölüm ne yazık ki ortadan kaldırıldı. İş Yasası bir yandan Avrupa’ya uyum sağlarken, esneklik açısından bu yerine getirilmedi. Oysa, bu Yasa çıkmış olsaydı, özellikle kriz dönemlerinde işverenlerin haklı olarak istihdamdan kaçınması bir ölçüde geçici istihdamla önlenecekti. İşveren, bir yandan iş güvencesi nedeniyle işçi alımına çok dikkatli yaklaşırken, unutulmamalıdır ki; geçici istihdamın kolaylaştırılması birçok kişiye iş olanağı sağlayacak, üstelik de kayıt dışı çalışmayı fazlasıyla önleyecek bir yöntemdir. İş yaşamı düzenlemelerinde daima kötü niyetli işveren örneklerinden hareket etmek, sistemin işlerliğini olanaksız kılmakta. Oysa dünyada her geçen gün güçlenen eğilim, “işçi” kadar “iş”in de korunması gerektiği, uygulanabilir kurallar konulması yönünde.

KRM GENEL MÜDÜRÜ KERİM PAKER:
Avrupa’da üçgen modeli uygulanıyor
Ülkemizde yasalar gereği uygulanmayan fakat batı ülkelerinde uzun senelerdir uygulanan bir başka metod da geçici süreli çalışma. Bu metodda üçgen ilişki diye de tabir edilen çalışacak kişi, çalışacağı ana firma ve bu konuda aracılık eden şirketten oluşan 3’lü bir yapı var. Burada amaç, belirli sürelerde eleman ihtiyacı duyan şirketlerin, bu isteklerini doldurmak için arayışlarını aracılık eden firmalar üzerinden gerçekleştirmeleri. Kısa dönemde yararlanacağı kişileri bulmak için çok fazla zaman ve kaynak harcamak yerine bunu sürekli yapan firmalara bırakmayı tercih ediyorlar. Aynı şekilde bu şekilde çalışmak isteyen kişiler, bir işte çalışmaları bittikten sonra başka bir yerde iş aramak yerine, bu süreci aracı firmalara yaptırıyorlar. Aracı firmalar, hangi tip işleri kimin yapabileceğini geçmiş deneyimlerinden bilerek doğru yönlendirmelerde bulunabiliyor, adaylara eğitimler vererek kendilerini geliştirmelerini sağlayabiliyorlar. Avrupa’da çalışan  nüfusun yüzde 2’ye yakını üçgen çalışma metodu ile çalışıyor. İngiltere’de bu rakam yüzde 4.5 civarında. Ayrıca yapılan araştırmalar bu şekilde yapılan istihdamın, yüzde 80 oranında sürekli istihdamı ikame etmediğini gösteriyor. Bir başka değişle Avrupa’da bu şekilde ortalama istihdama yüzde 1.6 oranında ek yapılabiliyor. İstihdamı yaygınlaştırmak açısından, farklı kesimlere ulaşarak da sosyal yapıya önemli katkı sağlayabiliyor.

Kamuda esnek çalışma devri
Referans Gazetesi’nin 02.01.2009 tarihli haberine göre kamuda da esnek çalışma için yasa taslağı yolda. Haberde, 2009 yılı programında kamuda esnek çalışmayla ilgili bir yasa taslağı hazırlanacağı belirtiliyor. Buna göre kamuda esnek çalışma, kamu çalışanlarının kendi kurumları dışında farklı kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilmesine de olanak tanıyacak. Yetkililer şu anda da farklı kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirme yapmanın kısmen mümkün olduğunu ancak bunu genel bir sistem haline getirmek için çalışılacağını kaydediyor. Esnek çalışmayla ilgili hazırlanacak düzenleme kısa süre içinde de yasa taslağı haline dönüştürülecek. Çalışmayı Devlet Personel Başkanlığı yürütecek, gerekli görüldüğü takdirde üniversitelerden de destek alınacak. Gelecek yıl içinde olgunlaştırılması öngörülen düzenlemenin, 2010’dan itibaren ise yaşama geçirilmesi hedefleniyor.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK