Sürekli işi mi düşünüyorsunuz? Ailenize, çocuklarınıza zaman ayıramıyor musunuz? Tatile çıkamıyor, gece yatağa bile iş mi götürüyorsunuz? İşkolik olduğunuzun ve bu nedenle hayatınızdaki güzellikleri ıskaladığınızın farkında mısınız? Tıpkı alkolik veya kumarbaz olmak gibi işkoliklik de, adı üstünde, ciddi bir problem. Hele krizin işini kaybetme korkusunu körüklediği şu günlerde. Sorunu çözmek için önce kişide farkındalık yaratılmalı. Tabii burada aileye büyük görevler düşüyor. Eğer sorun büyüyorsa bir uzmana başvurmakta fayda var. 
“Konuşurken dinlemez”, “Uzun uzun anlatırsın sonunda ’efendim ne dedin?’ der”, “Karnın acıkır ’bekle şu işim bitsin der’, “Yaptıklarını fark etmez”, “Yemek saatlerin düzensiz olur”, “Haftalıklar (harçlıklar), hazır yemek ısmarlamaya gider”, “Beraber zaman geçirip bir şeyler yapamazsın” … Bu sözler bir şirkette danışman olarak çalışan işkolik bir annenin 12 yaşındaki oğluna ait. Ona “işkolik bir anne nasıldır” diye sorduğumuzda verdiği yanıtlar bunlar. 
Bir reklamcıyla 15 yıldır evli olan tıp doktoru, haftanın 6 günü sabah 9’dan akşam 8’e kadar çalışan (ki çok daha geç saatlere kaldığı da oluyor) eşi için “Genellikle, iş yoğunluğuna göre eve de iş getiriyor, çalışmalarını evde de sürdürüyor. Bence eşim işkolik. 3,5 yaşındaki kızımıza hafta içi 2 saat, hafta sonları yeterince zaman ayırabiliyor. Bana ise daha az zaman ayırabiliyor. Bizim için artık çok fazla sorun olmuyor, belli bir süre sonra alışılıyor ve yaşam tarzı oluyor” diyor.
Acaba siz de bir işkolik misiniz yoksa sadece yoğun mu çalışıyorsunuz? Bu sorunun cevabını kendi kendinize verebilirsiniz.
İşiniz size ailenizden veya diğer şeylerden daha mı heyecan verici geliyor?
İşinizi yatağınıza götürür müsünüz? Peki ya haftasonunda, tatilde de çalışır mısınız?
İş üzerinde konuşmak en çok sevdiğiniz konu mu?
Hobileriniz birer birer, para kazanmaya yönelik girişimlere mi dönüştü?
Aileniz ve arkadaşlarınız sizin bir yere zamanında gitmenizden ümidi kestiler mi?
Ekstra işler alıyorsunuz ve başka türlü işlerin yürümeyeceğini mi düşünüyorsunuz?
İşinden başka öncelikleri de olan insanlara karşı sabırsız mısınız?
Eğer sıkı çalışmazsanız işinizi kaybedeceğinizi veya başarısız olacağınızı mı düşünüyorsun?
Uzun iş saatleri ailenizi ve diğer ilişkilerinizi zedeliyor mu?
Araba sürerken, uykuya dalarken veya diğerleri konuşurken siz işiniz hakkında mı düşünüyorsun?
Öğünler sırasında çalışır ya da okur musun?
Eğer bu sorulardan en az üçüne evet dediyseniz Amerika’da kurulan Adsız İşkolikler (Workaholics Anonymous) sizi işkolik olarak tanımlıyor. Ama merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Her geçen gün birçok Amerikalı, dünyaya çalışmak için mi geldim diye düşünerek Adsız İşkolik’lerin toplantılarına katılıyor ve tıpkı alkolikler gibi bir araya gelip işkoliklik illetinden kurtulmaya çalışıyorlar. İşkoliklik sanıldığı gibi sadece üst düzey işadamları veya iş kadınlarına özgü bir durum değil. Her meslekten her pozisyondan işkolik çıkabiliyor.

İşkolikler verimsiz çalışır
Gitgide sayıları artan işkoliklere, yoğun rekabet ve teknoloji nedeniyle her gün yenileri ekleniyor. Teknolojinin de bu artıştaki payı yadsınamaz. Artık insanlar BlackBerry’leri, laptopları, cep telefonları ile neredeyse 24 saat online (yani işe göbekten bağlı) durumdalar. Tatile gidildiğinde veya en basitinden akşam yemeğine çıktığınızda bile her an işten aranıp, kendinizi bir anda çalışır vaziyette bulabilirsiniz.  
Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurumsal Gelişim Merkezi Müdürü Psikolog Ayşegül Horozoğlu, işkolikliğin, psikolojik olarak bağımlılığı da içeren bir tür sıkıntı olduğunu söylüyor: “Aynı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi nasıl ki alkolik alkol almadan duramaz, kumarbaz kumar oynamadan duramaz, işkolik de iş yapmadan, çalışmadan duramaz. Hatta çalışmadığı zaman bile iş düşünür, planlar yapar. Bu noktada işini severek yapan, işine sadık ve zaman zaman iş gerektirdiği için yoğun tempoda çalışan ile işkoliği ayırt etmek gerekir. Çok çalışan ile işkoliği ayırt eden en önemli özellik, çok çalışanın nerede duracağını bilmesi ve sosyal hayatına da zaman ayırabilmesi iken, bir işkoliğin kendi duygularından ve hayatından uzaklaşmak adına durmak bilmeden çalışması, kim olduğunu unutacak kadar kendini işine adamasıdır.”
Tabii bazı dönemlerde çalışanın işi gerçekten çok yoğun olabilir. Örneğin iki şirket birleştiğinde, yeni bir üretim bandı açıldığında, bir fuar organize edildiğinde gece gündüz çalışmak kaçınılmaz hale gelebilir. Ama işler yoluna girince çalışan yine eski temposuna döner. Yok eğer bu anormal çalışma tarzı onun rutini haline gelmişse karşınızdaki kişi işkolik demektir.
Journal du Net’te yayınlanan bir makalede, aşırı yoğun bir çalışanla işkolik arasındaki farkın, yapılan fedakarlığın yönetim tarafından takdir edilmesinde yattığı söyleniyor. Bir projeyi tamamlamak için gece gündüz çalışan, bunu şirketinin talebi üzerine yapar. Genelde yönetim bu fedakarlığı görür ve bir şekilde mükafatlandırır. Halbuki işkolik kendi yoğunluğunu kendi yaratır. Tabii işkolik, ciddi sağlık riskleri de taşır. Hem fizik, hem psişik olarak. Yaratıcılığını kaybetmiştir, ekip çalışması yapamaz. İşin asıl garip yanı, işkoliklerin verimliliği de düşüktür ve giderek düşer. Genelde işkolik sonunda, şirketle yolunu ayırmak zorunda kalır. Ve hayatı çalışmaktan ibaret bir insan için bu bir felakettir. İşkolik çalışanların verimleri azaldığı gibi diğer arkadaşları üzerinde de baskı oluştururlar. Eğer işkolik olan bir genel müdürse çalışanlarından uzun saatler çalışmalarını bekleyecek, olanaksız şeyler isteyip, çalışanların da verimini düşürecektir.

Yüzleşmekten kaçıyorlar
İşkoliklik genellikle farkında olunan bir süreç değildir. Hayatımızdaki sıkıntılardan kendimizi uzak tutmak için, özel hayatımızdaki bazı eksikliklerimizi telafi etmek için, özgüvenimizin azalması, gelecek ve işimiz ile ilgili yaşadığımız endişelerden dolayı da işkolik olabiliyoruz. Mesela boşanma sonrası kendini işe verme gibi hayatımızdaki birtakım boşlukları doldurma çabası da işkolikliğe sebep olabiliyor. Bir süre sonra da sebepler ile sonuçlar birbirine karışıyor. Kişi işkolik olduğu için evini, çocuğunu, arkadaşlarını, hobilerini ihmal edip, uzaklaşıyor. Uzaklaştıkça bu kez işkolikliğe bağlı sorunlar ortaya çıkmaya başlar, sorunlar ortaya çıkınca kendini yetersiz, mutsuz hissedip daha çok işine sarılır. Bir kısırdöngüdür bu. Horozoğlu: “Aşırı çalışarak işinde (verimliliği düşene kadar en azından) elde edeceği başarılar, ona diğer başarısızlıkları unutturur. Böyle olunca işi daha da önem kazanır, dört elle sarılır. Sonuçta işkolikler yorgunluk, uykusuzluk, unutkanlık, sabahları zor kalkmak, işine konsantre olamamak, iş ve özel hayat dengesini kuramamak, dikkatsizlik, öfke kontrolünü yapamamak, üretkenliğin ve verimliliğin düşmesi, sinirlilik, depresyon, huzursuzluk, bitkinlik gibi sorunlarla karşı karşıya kalırlar. İşkolikler genellikle hayattaki gerçek sorunlarıyla yüzleşmekten kaçtıkları için veya mükemmeliyetçi kişilik özellikleri sebebiyle bu hale gelirler ve stres kaynaklı sağlık sorunları yaşarlar” diyor. 

Önce sorunun farkına varın
Eğer eşiniz işkolikse ve her ne kadar bu durumdan kurtulmak için en önemli rol yine kendisine düşse de ailesi olarak siz de ona bu konuda destek olabilirsiniz. Eşinizin bu durumdan kurtulması için
* Önce içinde bulunduğu durumu, kendisine ve etrafına verdiği zararları fark etmesini sağlayın,
* Evdeki zamanı en iyi şekilde geçirmesi için ortam hazırlayın
* Sosyal aktiviteler planlayarak eşinizi işten biraz da olsa uzak tutmaya çalışın
* Ev veya aile ile ilgili konularda eşinizden yardım isteyin
* Örneğin işkolik kocanın haftada iki gün çocukları okuldan almasını veya her ay bir cumartesi-pazar ailece, arkadaşlarla bir yere gidilmesini sağlayın
* Eşinizin bir hobi edinmesine yardımcı olun ve onu teşvik edin
* Hiçbiri işe yaramıyorsa ve sorun büyüyorsa bir profesyonelden destek alın.
Başta direnç gösterse de işkolik eş de sonunda mutlu ve düzenli bir özel hayatın; iş-aile dengesinin kendisini çok daha mutlu ettiğini, verimli kıldığını görecektir. Uzmanlar asla yapılmaması gereken şeyin ise “eşin zaman zaman temposunu artırmasına, eve iş getirmesine de sistemli olarak karşı çıkmak” olduğunu söylüyorlar. Gereğinde eşinize destek olmak çok önemli. Eşine ikide bir “çok  çalışıyorsun, benimle, çocuklarınla, evinle yeteri kadar ilgilenmiyorsun” demek yanlış. Marifet işkolik eşte bir kıvılcım yaratıp, aile hayatının, özel hayatının da en az işi kadar önemli olduğunu hissettirmek. Annenin, babanın çocuğun hayatındaki yerini, çocukların beklentisini anlatmak, önceliklerini yeniden belirlemesini beklemek. Ve hayatındaki pek çok güzelliği, mutluluğu ıskaladığını fark etmesini sağlamak.

Anne çalışmıyorsa tehlike var 
Araştırmalar işkolik ailelerin çocuklarında depresyon ve endişe hallerinin daha fazla görüldüğünü ortaya koyuyor. Çünkü işkolik aileler, çocuklarının da mükemmeliyetçi olmalarını bekliyorlar. 
Her ne kadar işkolik eşle yaşamanın zor olacağı, kişinin eşine ve çocuklarına zaman ayırmamasından dolayı sıklıkla kavgaların yaşanacağı düşünülse de, her zaman böyle olmuyor. Yapılan bir araştırma; işkolik kocaların eşlerine daha bağlı olduklarını, belki de suçluluk duygusu sebebiyle eşlerine daha anlayışlı ve sıcak davrandıklarını, bu nedenle evliliklerin mutlu ve uzun sürdüğünü gösteriyor.
Eşlerin her ikisinin de çalışıyor olması genellikle durumu kolaylaştırıyor; her ikisi de çalıştığı için birbirini daha iyi anlıyorlar. Ancak kadının çalışmıyor olması ve kocanın bir işkolik olarak çalışıyor olması (eğer koca iş dışındaki zamanlarda da eşiyle ilgilenmiyorsa) sıkıntı yaratıyor. Ayşegül Horozoğlu, iş ve aile yaşamı dengesinin kurulamamasından kaynaklanan sıkıntıların en çok annenin çalışmadığı durumlarda ortaya çıktığını söylüyor.

Patronlara iş düşüyor
Günümüzde yaşadığımız global kriz nedeniyle herkes işine (mecburen) daha da çok sarılıyor. İşini kaybetme korkusu ve ne olacağını bilememe kaygıya yol açıyor. Bu da işkoliklerin sayısını her geçen gün biraz daha arttırıyor. Kurumlar (özellikle de alınan neticeye değil, yapıan mesaiye dikkat edenler) çalışkan ve işini öncelikli görecek kişilerle çalışmayı tercih ediyor ancak işkolik olup kendini ve çevresindekileri hiçe sayan kişi bu performansını ne kadar sürdürebilir? Bir süre sonra hem fiziksel hem ruhsal tükenmelerin ortaya çıkması kaçınılmaz.
İş ve özel yaşamı dengede tutmanın çok önemli olduğunu söyleyen Horozoğlu, “Sürekli iyi seviyede performans göstererek çalışanlar, bir müddet çok yüksek performansla çalışıp sonra ciddi performans düşüklüğü yaşamak durumunda kalanlardan çok daha verimli çalışıyor demektir. İşkoliklerde verimlilik, üretkenlik, yaratıcılık ve performans sürekli düşer, hata yapma oranı artar. Bu nedenle kişi hem kendine hem de işyerine aslında faydadan çok zarar verir. Bu durumda patronlara ve yöneticilere de çok iş düşüyor. İşkolik çalışanlarını, bu şekilde çalıştıkları için övmek, ödüllendirmek yerine (bu, işkolik için çok/fazla çalışmayı pekiştirecek bir harekettir) onları iş ve özel hayat dengesi konusunda bilinçlendirmeleri ve bunu sağlayabilecekleri çalışma koşulları yaratabilmeleri gerekir. Aynı zamanda çalışanlarını zaman yönetimi, iş ve özel yaşam dengesi, planlama ve organizasyon, delegasyon konularında eğitimler düzenleyerek destek vermeleri ve bilinçlendirmeleri önemlidir.”
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK