Yolsuzluk ve dolandırıcılık şirketlerin ortak sorunu. Yapılan araştırmalar şirket gelirlerinin yüzde 5 ila 10’u kadar bir bölümünün yolsuzluk nedeniyle yok olduğunu gösteriyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde başta rüşvet olmak üzere dolandırıcılık çok daha yaygın. Sanılanın aksine dolandırıcılığın esas nedeni daha çok para kazanmak değil, şirket hedeflerini tutturamamak, aşırı baskı, kabul görmek ve başarısızlık hissi. Geçen Çarşamba günü Ernst&Young sponsorluğunda düzenlenen “Şirketiniz tehdit altında olabilir” konferansına katılmak için Türkiye’ye gelen Ernst&Young Usulsüzlük İncelemesi ve Uyuşmazlık Danışmanlığı Bölümü Dünya Başkanı David Stulb ve Güneydoğu Avrupa Lideri Dilek Çilingir ile şirket dolandırıcılığı sorununu konuştuk.

İşyerinde yapılan yolsuzluklar ortalama cironun ne kadarını götürüyor?David Stulb: Bu sektöre ve dolandırıcılığın hangi yolla yapıldığına göre değişir. Ama Sertifikalı Suistimal Soruşturmacıları Derneği’nin (ACFE) yaptığı araştırmalara göre şirketler gelirlerinin yüzde 5 ila 10’unu dolandırıcılık faaliyetleri nedeniyle yitiriyor.
En sıklıklıla başvurulan dolandırıcılık türleri neler?
D.S.: Sektörden sektöre değişir, örneğin Enron’da finansal raporlar çarpıtılmıştı. Halka açık şirketlerde rüşvet ve yolsuzluk riski daha yüksek. Enerji, savunma, büyük çaplı inşaat projelerinde rüşvet vakalarına daha sık rastlanır. Genel anlamda 3 tür dolandırıcılık var: Rüşvet, finansal raporları çarpıtma ve yeni bir müşterinin parasını alarak eski bir satıcıya olan borcu ödeme. Özellikle bu sonuncusu son dönemde çok sık görülüyor. Şirkete en fazla zarar veren ise tıpkı Enron’da olduğu gibi finansal raporlarda sahtecilik yapmak oluyor.
Ülkeler arasında ne tür farklılıklar oluyor?
D.S.: Gelişmekte olan pazarlarda rüşvetin daha yaygın olduğu bir sır değil. Bir STK olan Tranparency International tarafından yapılan derecelendirmelerde Brezilya, Çin, Hindistan ve Rusya’dan oluşan BRIC ülkeleri dolandırıcılık ve rüşvet konularında üst sıralarda yer alıyor.  Türkiye ve Romanya gibi ülkeler de aynı şekilde rüşvete daha açık ülkeler. Ama örneğin Amerika’da rüşvet yerine diğer suiistimal türleri daha yoğun, çünkü rüşvet kanunlarla çok sıkı bir şekilde engelleniyor.
Türkiye’de şirketler genelde itibar kaybetmemek için yolsuzluğun üstünü örterler. Diğer ülkelerde de aynı algılama var mı?
D.S.: Birçok şirkette dolandırıcılık oluyor ve bu şirketlerde akla ilk gelen düşünce üstünü kapayalım şeklinde oluyor. Ama büyük şirketlerin aynı şeyi yaptığını sanmıyorum. Onlar bu süreci daha profesyonel yönetiyorlar, aynı şey Türk şirketlerinde de geçerli.
Yolsuzluklar aile şirketlerinde daha mı yaygın?
D.S.: Zannetmiyorum. Bu konuda yapılmış bir araştırma yok ama deneyimlerime bakarak kişisel görüşüm aile şirketlerinin para yönetimi konusunda daha bilinçli olduğu yönünde, çünkü para onların kendi parası. Aile şirketi büyüdükçe herşeyin yolunda gittiğinden emin olmak istiyor. Pek çok orta ve büyük ölçekli aile şirketi var, bazılarıyla da çalışıyoruz. İç kontroller konusunda çok dikkatliler; eğer şüphelendikleri bir şey olursa gelecekte tekrar etmesin diye bunu engellemek istiyorlar.
Dilek Çilingir: Diğer taraftan Türkiye’de pek çok aile şirketi yeni yeni profesyonelleşiyor, daha yeni yeni iç denetimlerin önemini kavrıyorlar. O nedenle bazen dolandırılmaya karşı çok savunmasız olabiliyorlar. Ayrıca daha önceden yaptığım incelemelerden yola çıkarak Türk şirketlerinin kişilere  güven duyduğunu söyleyebilirim. Ne yazık ki sistemden çok kişilere güveniyorlar ve sonuçta bir gün geliyor dolandırıldıklarını anlıyorlar. Bir şirketin öncelikle sisteme güvenmesi lazım çünkü belirli koşullar ortaya çıktığı zaman insanlar psikolojik olarak da usulsüzlük yapmaya eğilimli olabiliyorlar.
Şirkette dolandırıcılık yapanlar genelde kimler oluyor?
D.S.: Enron’da usulsüzlük yapanlar kıdemli yöneticilerdi. En son skandallara baktığımızda da kıdemli yöneticilerin adlarının karıştığını görüyoruz. Halka açık şirketlerde ise dolandırıcılık iki, üç veya daha fazla kişinin işbirliğinde oluyor. Bunlara organize dolandırıcılık diyoruz. Bir diğer dolandırıcılık türünde ise finansal tablolarda bir çarpıtma olmuyor, örneğin maaş şubesinde çalışan birinin kocası veya kuzeni için maaş hesabı açması, ekstra para ödemesi gibi yolsuzluklar olabiliyor. Genel olarak üst düzey yöneticiler daha az yolsuzluk yapar ama etkileri çok daha büyük olur. Şirketlere en fazla zarar veren de üst düzey yöneticilerin yaptığı usulsüzlüklerdir.

Enron skandalında tanıklık yaptı
David Stulb, 20 yıldır şirketlerde usulsüzlükleri inceliyor. Daha öncesinde CIA’de de görev yapan Stulb, enerji devi Enron’un da danışmanlığı yapan denetim şirketi Artur Andersen’da çalıştığı dönemde patlayan Enron skandalının incelenmesinde önemli görevler üstlendi. Stulb, Arthur Andersen’ın Enron’dan sorumlu partner’i David Duncan da dahil birçok kişiyle görüşmeler yapmış ve araştırmanın sonunca mahkemeye çıkıp kendi şirketine karşı tanıklık etmişti. ABD tarihindeki en büyük skandallardan biri olan Enron’dan sonra kanunlar tekrar gözden geçirilip düzenlendi. Bu olaydan sonra iflas eden Arthur Andersen’in 90 binden fazla çalışanının bir bölümü farklı şirketlerde görev aldı, bir bölümü de Türkiye’deki gibi Ernst&Young’a entegre oldular.

Dolandırıcıların ortak özellikleri neler?
David Stulb: Dolandırıcılık tarihinde büyük vakalara baktığımızda, asıl nedeninin pazar hedeflerini tutturamamak, başarısız olmaktan korkmak, kabul görmek istemek ya da daha çok para kazanmak olduğunu görüyoruz. Pek çok kişi şirketlerde dolandırıcılığın asıl sebebinin para olduğunu düşünür ama bu doğru değil, 20 yıldır bu sektördeyim, yaptığım binlerce araştırmadan sadece yüzde 30’u veya yüzde 40’ını zengin olmak için dolandırıcılık yapanlar oluşturuyor. En büyük skandallar hep kendini veya şirketini kabul ettirmek için yapılıyor. Başarızlık bazen insanları finansal faydadan çok daha fazla etkiliyor.
Dilek Çilingir: İki çeşit dolandırıcı var; biri yağmacı/yıkıcı dediklerimiz yani doğuştan dolandırıcı olanlar, bu gruptakiler karşımıza çok az çıkar. Bu kişilerin etrafa zarar verip vermemesi onlar için önemli değil. Bizim asıl ilgilendiklerimiz koşullar ortaya çıktığı zaman dolandırıcılık yapan insanlar. Amaçları zarar vermek değil ama kendilerini bir anda bir şeyler yaparken buluyorlar ve devam ediyorlar. İstatistiklere bakarsanız genelde dolandırıcılar 30 yaşın üstüdür, yüzde 60’ı erkektir, zeki, iyi eğitimli, egoist, cazibeli, karşısındaki kişiye kendini çabucak sevdirebilen kişilerdir. Bu kişiler bazen de sıkıntıdan dolandırıcılık yapar. Şirkette çok iyi bir sistem vardır, canı sıkılıyordur, sırf bunu gidermek için değişik şeylere yönelirler. Kişiler dolandırıcılık yapmaya küçük küçük başlar ama bir süre sonra alışkanlık haline gelir. Dolandırıcılar ayrıca çok çalışkandır, en azından öyle görünür, işe en erken onlar gelir, en geç onlar çıkar, iyi bir aile hayatları var gibi görünür.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK