Nisan, 2009 için arşiv

Kadir Has Üniversitesi öğrencileri tarafından belirlenen “Yılın En HAS İsimleri”, Cibali Kampüsü’nde düzenlenen ödül töreninde bir araya geldi. Hürriyet İK muhabiri arkadaşımız Burcu Özçelik, Özel Ödül’e layık görülürken, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan da En Has Köşe Yazarı ödülünü aldı.

Her yıl geleneksel olarak düzenlenen, bu yıl 5.260 öğrencinin oyuyla belirlenen Yılın En ’HAS’ İsimleri Ödülleri, medya ve sanat dünyasının ünlü simalarını, 22 Nisan 2009 Çarşamba günü Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampusu’nda düzenlenen törende bir araya getirdi.

Farklı kategorilerde 2008 yılı ödüllerine hak kazananlar:

-En Has Gazete: Vatan

-En Has Köşe Yazarı: Ahmet Hakan

-En Has Ana Haber Bülteni: Star Tv Ana Haber Bülteni

-En Has Magazin Programı: Magazin D

-En Has Spor Programı: 90 Dakika

-En Has Tartışma/Haber Programı: 32. Gün

-En Has Aktüalite Programı: Full Ekran

-En Has Türkçe Müzik Yayını Yapan Radyo: Radyo Klass

-En Has Yabancı Müzik Yayını Yapan Radyo: Metro FM

-En Has Oyuncusu (Kadın): Melek Baykal

-En Has Oyuncusu (Erkek): Zeki Alasya

-En Has Albümü (Kadın): Gülben Ergen

-En Has Albümü (Erkek): Ferhat Göçer

-Özel Ödüller: Burcu Özçelik (Hürriyet İK) Sibel Kahraman (Milliyet), Neşe Mesutoğlu (İşte İnsan/Sabah)

-Onur Ödülü: Hıncal Uluç

Reklamlar
Türkiye’de resmi işsiz sayısı 3 milyon 650 bine ulaştı ama gerçek rakamın 6 milyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor. İşsizlerin yüzde 61.5’ini lise ve daha düşük eğitimliler oluşturuyor. İş bulamayan, borç-harçla ayakta durmaya çalışan işsizler artık umudu kesip kahvehanelere akın ediyor. Kahvehaneleri ziyaret edip, onlara işsizliği sorduk.

 

 

Görüştüğümüz kişilerin neredeyse tamamı ilkokul mezunuydu. Onlar devletin ilkokul mezunlarına bir kerelik bir hak tanımasını istiyorlar. Kimisi hükümetten, göz boyamadan, belediyenin yaptığı gereksiz harcamalardan, kimisi Güneydoğu’ya aktarılan paralardan şikayetçi, kimisi de köyüne dönmeyi düşünüyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de resmi işsiz sayısı geçen senenin aynı ayına göre 1 milyon 59 bin kişi artışla 3 milyon 650 bine yükseldi. Ama esas rakamın 6 milyonun üzeridne olduğu tahmin ediliyor. Bu dönemdeki işsizlerin; yüzde 74.4’ü erkek nüfus, yüzde 61.5’i lise altı eğitimli. Yüzde 22.1’i bir yıl ve daha uzun süredir iş arıyor. “Umutsuzlar” olarak bilinen, iş aramayıp, çalışmaya hazır olanların sayısı ise 497 bin kişi artarak 2 milyon 394 bine çıktı. Bu grup içinde yer alan, iş bulma ümidi olmayanların sayısı ise 199 bin kişi artarak 873 bine yükseldi.
İşsizliğin ne kadar arttığının en önemli göstergesi kahvehaneler. Haftaiçi işsizlerle dolup taşan kahvehaneler, ülkede işsizliğin ne boyutlara geldiğinin ispatı. Evde iyice bunalıma girmemek için kahvehanelere koşanlar, vakitlerinin tamamını buralarda geçiriyorlar. Kimisi eş dost vasıtasıyla “uzaktan” iş arıyor, kimisi de “iş yok ki, nerede aracağız, bütün kapılar yüzümüze kapanıyor” diyor. Kahvehanelerdeki hakim hava ise umutsuzluk. 
Aralarında dalga geçenler de yok değil tabii. Ama şu bir gerçek ki, işsizlik kahvehanelere gidenlerin sayısını patlatmış. Önceden haftaiçi sadece bir iki masanın dolu olduğunu kahvehanelerde şimdi yer bulmak çok zor. Ama kahvehaneciler de veresiyeden ve para alamamaktan şikayetçi. Görüştüğümüz kahvehane sahiplerinden biri “Ben buraya elimden geldiğince işsizleri almamaya çalışıyorum, çünkü hep veresiye istiyorlar” diyor.

Tek umutları altılı ganyan
Koray Özdoğan (34), Bülent Topçu (33) ve Hüseyin Güler (35) 6 aydır işsiz. Zeytinburnu’nda yaşayan ve daha önce tekstil sektöründe çalışan üç arkadaşı Zeytinburnu’nda tıklım tıklım dolu kahvehanelerden birinde bulduk ve onlara işsizliği sorduk. Onlar vaktinin büyük çoğunluğunu sigara dumanı altında, çay içip, okey ve altılı oynarak geçiren işsizlerden yalnızca üçü. Hepsi ilkokul mezunu, hepsi ailesinin yardımıyla ayakta durmaya çalışıyor. İşsizlikten ve parasızlıktan dert yanıyorlar ve cinnet getirip birilerine zarar vermekten ya da kötü yollara sapmaktan korkuyorlar. İş bulma umutları artık tükenmiş. Ne olacağımız meçhul, diyorlar. Devleten beklentileri, ilkokul mezunlarına bir defaya mahsus hak tanınması. “Eğer lise diplomamız olsa iş bulurduk” diyen (yahutta zanneden) gençler, “bu kadar ilkokul mezunu var, tıpkı engellilere tanınan hak gibi ilkokul mezunlarına da bir defalık hak tanınsın” diyorlar. “Çünkü artık her yerde lise diploması isteniyor…”
Koray Özdoğan’a “İş arıyor musunuz, umudunuz var mı?” diye soruyoruz ki tam o sırada, bizimle sohbet ederken göz ucuyla izlemeye devam ettiği, tepemizdeki TV ekranından oynadığı altılı ganyan kuponunun “yattığını” görüyor. “Tüh bee! 4 numara çıktı, yine hayallerimiz suya düştü” diye cevap veriyor. Şans topu, sayısal gibi oyunlarda kazanma ihtimali milyonda bir diyen işsizler, “Paramız yok ama en azından altılıda cebindeki para kadar oynabiliyorsun, biz de o nedenle ganyan’a sardık” diyorlar. Kahvehaneler kadar ganyan bayileri de işsizliği anlatıyor. İşsizliği en iyi onlar bilir dedik ve bu hafta sözü onlara bıraktık.
Bülent Topçu: Aslen Giresunluyum ama doğma büyüme Zeytinburnu’nda yaşıyorum. Tekstil sektöründe çalışıyordum, 6 aydır işsizim. Tekstil piyasası için sürekli 10-15 günde açılacak diyorlar ama açılsa bile eskisi gibi iş imkanı yok. Ben tekstilde A’dan Z’ye herşeyi yapıyordum. 13-14 yıldır bu sektördeyim, ilk kez bu kadar işsizlik görüyorum. Sürekli sezon sonları bir işsizlik olurdu ama 15 gün bilemedin bir ay boşluk oluyordu, patronlar da paraları verirdi şimdi onu da vermiyorlar. 6 aydır kahve, altılı ganyan, park, sahil dolaşıyorum. İş aramak için bir şey yapmıyorum çünkü iş yok. Şu anda ilkokul mezunu kimseyi işe almıyorlar.
Devlet sektörü olsun, özel olsun bugün güvenliğe bile gitsen lise diploması istiyor, ben de lise diploması olsa ben her yere girerim. Ben araştırdım bu sene bu yaştan sonra ortaokul diploması almaya çalışacağım. Mecbur, nereye gitsen kapı üstüne kapatılıyor.
Koray Özdoğan:  İş aramıyorum, yok çünkü, bulsak da paramızı alamıyoruz. Arkadaşlarımın çoğunun işi yok, işten çıkarmalar hala devam ediyor. Herkes okumuş insanları istiyor, ben istiyorum ki devlet ilkokul mezunlarına bir hak tanısın. Nasıl özürlü insanlar çalışıyorsa biz de çalışalım. Bu işsizliğin çözümü belki ilkokul mezunlarına bir öncelik tanınmasındadır.

2 bine TL’ye lise diploması
Koray Özdoğan: Yeni kanun çıkana kadar güvenlikteydim, sonra lise mecburiyeti aramaya başladılar. Lise diplomasını değişik yollarla alma ihtimali var ama ben yollara girmedim.
Bülent Topçu: Evet, 2 bine lise diploması verenler var, biz yapmıyoruz onu. Yarın öbür gün olur da devlet işine girersek bizim için zor olur. Ama yapan çok. Geçen bir firmanın müdürü “gidin kaçak yoldan lise diploması alın ben sizi işe alayım” dedi.
Koray Doğan: İnsanlar mecbur kaldı mı herşeyi yapabilir, biz iyi olanlardanız. Çok zor durumda olan hırsızlık da yapıyor, başka yollara da sapabiliyor. Para kazanıyor, alacağı ceza umurunda olmuyor, ben ailemi geçindiriyorum diye düşünüyor. Biz bu yollara girmedik, ama böyle giderse ne olacak bilmiyorum.
Bülent Topçu: 3-5 ay içinde iş bulamazsak ne yapacağımız meçhul. Eve haciz gelirse ya avukatı vuracağım ya da gidip banka soyacağım. Benim bu yaştan sonra evime haciz gelirse yapacak bir şeyim yok. Ben ailemle yaşıyorum. Yine de kredi borcum var. Bankalar insanları sömürüyor. Evime haciz gelecek diye korkuyla yaşıyorum. Biz de hazıra alıştık, para olmayınca kredi kartına sarılıyoruz. İnsan öderken çok zor geliyor. Geçen ay bu yaşta babamdan borç alıp öyle ödedim. Umutlarımız artık şans oyunları oldu. Elimizde bir tane bülten kahvede 6’lıyı bulma umudundayız. Sabahtan akşama oynuyoruz.
Hüseyin Güler:  Ben bazı günler gidip bir kahvede 20 liraya çalışıyorum.
Bülent Topçu: Allah’tan anne babamız var, onlar da olmasa…

Son çare… köyümüze geri dönmek
İşsizlik nedeniyle geçim sıkıntısına düşenler köylerine geri dönme planları yapıyor. Beşyüzevler’de ziyaret ettiğimiz kahvehanelerden birinde konuştuğumuz Ahmet Yiğit (45) 1990 yılında ailesini daha iyi imkanlara kavuşturmak umuduyla Samsun’dan İstanbul’a gelmiş. 13 yıl trikoda çalışan Yiğit, krizden dolayı işyeri kapanınca bir daha iş bulamamış. Yaşından dolayı tüm kapılar yüzüne kapanan Yiğit, 1 senedir işsiz: “Nereye gitsem önce bir bakıp, bize dinamik adam lazım diyorlar. Geçinemiyoruz, 7 yaşında bir kızım var, okul aile birliği için para istiyorlar, ben zaten yardıma muhtacım, 3-4 gündür çocuğu da gönderemiyorum okula. Aslında ben Samsun’a memlekete geri dönmeyi düşünüyordum ama evdekiler karşı çıktı. Köye gitseydim hiç olmazsa aç kalmazdık, bu kadar kötü olmazdı. Psikolojim de bozuldu, bunalıma girdim, artık evde de duramıyorum, o nedenle hep buraya geliyorum.” Yiğit’in büyük çocukları istememişler İstanbul’u bırakıp köye gitmeyi.
Beşyüzevler’de ziyaret ettiğimiz başka bir kahvehanede, başka bir grup “knonik” işsizle söyleşiyoruz, ortalama 2 yıldır işsiz olanlar, iş çıktıkça dönem dönem çalışıyorlar. Onlar sabah 10’da kahveye girip, gece 12’de çıkıyorlar. İçlerinden biri son çare köye geri dönmekten bahsediyor: “2 yıldır işsizim, daha önce Zeytinburnu’ndan işletmeciydim, iflas ettik, kapattık, sonrası boş geziyoruz. İş arıyoruz da yok, daha önceki birikimlerimizi tükettik hep. O da bitince köyümüze geri döneceğiz.”
Aralarında işi gücü umursamayanlar da var tabii. 10 yıldır işsiz olduğunu söyleyen biri, iş arıyor musunuz sorumuza “valla olsa iyi olur tabii” diyor. İçlerinden biri “Bunlara 5 milyar verseniz yine çalışmazlar, alışmışlar burada oturmaya” diyor. Bir diğeri “pazar günü bile çalışırım”, öteki “iş bulsak hemen çalışırız” diye tepki gösteriyor. Kahvede herkes borç harçla ayakta duruyor, içlerinden biri “fotoğrafımızı çekmeyin, alacaklılar görecek” diye itiraz ediyor.

Hükümete ve belediyeye tepki
Zeytinburnu’nda başka bir kahvehanedeyiz. Kahvedeki herkes Mardin Midyat’tan gelme. Hemen hemen hepsi işsiz. Normal zamanda haftaiçi bomboş olan kahvede şimdilerde boş masa bulmak mümkün değil. Müşterilerinin çoğunu genç işsizler oluşturuyor. Kahvehanenin sahibi bol müşteriden mutlu mu derseniz, hayır o da çay paralarını toplayamamaktan şikayetçi. Tamamen gençlerden oluşan masalardan birinin yanın yanaşıp onlara işsizlikle ilgili haber yaptığımızı söylüyoruz. Aldığımız cevap:
-Şu anda olmaz işimiz var.
-Ne işiniz var?
-Okey oynuyoruz.
Daha sonra kendi söylediklerine kendileri de gülüyorlar.
Bir başka masaya doğru ilerliyoruz. Bu sefer konuşmaya yanaşıyorlar. Masada 8-9 kişi var, hepsi dericilik sektöründe ve hepsi şu anda işsiz. Onlar da diğerleri gibi ailelerinden ve arkadaşlarından destek alarak ayakta durmaya çalışıyorlar. Kimi evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış olmasına rağmen halen ailesiyle birlikte yaşıyor. Onlar da iş bulmaktan umudu kesmiş, iş yok ki ne arayacağız diyorlar. İşsizliğin göz boyamayla, gıda yardımı yapmakla, inşaat işiyle olmayacağını söylüyorlar; hükümete ve belediyeye karşı tepkililer. Sadaka dağıtıp, emekliden kesip millete veriyor, kendi etrafındakileri kayırıyorlar diyorlar. Milletvekillerinin kemerlerinin sıkılması, belediyenin aşırı harcamalarının kesilmesini istiyorlar. İçlerinden bir tanesi “Her tarafa lale koymuşlar, burada bir sürü lale var” diye tepkisini ortaya koyuyor. 

15 yıldır İstanbul’dayım böyle işsizlik görmedim
Mehmet Sait Baran (30) görüştüğümüz işsizlerden biri. O da masadaki (bir lise mezunu hariç) herkes gibi ilkokul mezunu. 7-8 yıldır çalıştığı deri firması kapasite indirimine gidince, aylık alamaz olmuş ve tazminatı verilmeden kibarca kapının önüne konmuş. O da dava açmış. Şu anda başka mesleği olmadığı için, sektörün de durumu belli olduğundan boşta geziyor. Zamanının büyük kısmını evde veya kahvehanede geçiriyor. O şimdilik arkadaşlarından borç alarak geçiniyor, ama nereye kadar dayanır bilmiyor: “Ben 15 senedir İstanbul’dayım böyle bir işsizlik görmedim. Ne olacağımız belli değil, ev sahibi ne zamana kadar bizi idare edecek bilmiyorum. Şu anda kirayı ödeyemiyoruz.” Baran, eğer Güneydoğu sorunu çözülürse işsizliğin de bir nebze olsun ortadan kalkacağına inanıyor: “30 senedir Güneydoğu’ya harcanan paralar Türkiye’de işsizliği giderirdi. Orada binlerce köy korucusu var, onlara verilen para, devletin harcadığı paralar, her gün yapılan operasyonlar Türkiye’deki işsizliğe harcansa Türkiye’de hiç bir problem kalmaz.”
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

 

 

Pek çok ülkenin kanunlarında yerini alan mobbing (işyerinde psikolojik taciz ve yıldırma) artık Türk hukuk sistemine de giriyor. 25 Aralık’ta Adalet Komisyonu’ndan geçen ve Meclis tarafından onaylanıp uygulamaya geçmesi beklenen Borçlar Kanunu Tasarısı’nın yeni halinde, işverenin psikolojik tacize karşı da önlem almakla yükümlü olduğu söyleniyor. Fakat Türkiye’de kavram hálá çok yeni, bir çok insan mobbinge uğradığının farkında değil. Bu nedenle 5 yaşam koçu, 2 psikolog ve 1 avukat bir araya gelip Mobbing Bilgilendirme ve Araştırma Destek Merkezi’ni kurdular. Merkez, mobbinge uğrayanlara (kurbanlara) ücretsiz danışmanlık ve destek hizmeti veriyor. M.A.: “Uluslararası bir şirkette, kıdemli analist olarak yabancı bir yöneticiye bağlı çalışacağımı öğrendiğimde çok mutlu olmuştum. Başlangıçta 4-5 ay herşey çok iyi gitti ve hatta benim gelecekte yönetici olarak devam edeceğimi söyleyerek beni motive etti, destekledi. Hamile olduğumu açıkladıktan sonra bütün resim değişti. Kendisinin sağ koluyken sanki can düşmanı olmuştum. Hamilelere fazla mesai yaptırılmasına yasada bile yer yokken ayda 20-25 saat fazla mesaiye kalmaya başladım. Yöneticim bana doğum izni ve süt iznini yasal sürelerde kullanmamamı, işyerinde iş yükünün ağır olmasından dolayı çalışmaya derhal başlamam gerektiğini söyledi. Bunu kabul edemeyeceğimi söyledim ve tüm bunları ıK’ya detaylı olarak anlatan bir yazı yazdım. Bu girişimimin ardından yerime bir erkek eleman alındı. Yöneticim tarafından hiçbir toplantıya çağrılmıyordum, hiçbir sözlü iletişime – günaydın ve iyi akşamlar dahil – geçilmiyordum. Bütün gün bomboş oturuyordum. Bölümde 4-5 boş masa varken, beni tuvaletin önündeki masaya tek başıma kalacağım şekilde oturttular. Yaklaşık 2 ay burada çalıştım. Böylece bölümle fiziksel temasım da kesildi. Yetkinliklerime dayalı bir iş verilmedi. Sekreterya ile ilgili, dosyalama ve benzeri diğer işleri yaptım. Bunun üzerine ıK’dan başka bir bölüme transferimi istedim. Beni finansman bölümüne aldılar. Doğumdan 3 ay sonra sütten kesildim. Zam döneminde, doğum izninden dolayı zam alamayacağım söylendi. Ardından şirkete dava açmakla tehdit ettiğim gerekçesiyle tazminatsız işten çıkarıldım. Özel eşyalarıma el konuldu. Savcılığa suç duyurusunda bulundum. Bundan dolayı bir kamu davası açıldı. şu anda hem işe iade davam hem de mobbing davam devam ediyor.”
Hiç anlam veremediğiniz bir şekilde işten mi uzaklaştırılıyorsunuz? Yok mu sayılıyor, bütün gün masanızın başında yalnızlığa mı itiliyorsunuz? Kimse size iş vermiyor mu? Sürekli horlanıyor, bu işi niye yapamıyorsun şeklinde aşağılanıyor musunuz? Siz de bir mobbing mağdurusunuz.
Avrupa Birliği’ne üye devletlerde, işverenlerin çalışanları fiziksel, psiko-sosyal ve/veya cinsel şiddet ve tacize karşı koruma yükümlülüğüne ilişkin yasal düzenlemeler getirme zorunluluğu var. Örneğin bazı Avrupa ülkelerinde mobbing destek hatları bile var. Halbuki ki mobbing, Türkiye’de ne işveren ne de çalışan tarafından yeterince biliniyor; pek çok insan işyerlerinde psikolojik tacize uğramasına rağmen nereye başvuracaklarını, ne yapacaklarını bilmiyor.

Ücretsiz destek
Koçluk, eğitim ve danışmanlık firması Berkarda, çalışma psikoloğu Prof. Dr. Pınar Tınaz’ın da desteğiyle, yaşadığı bu sürecin ne olduğunu bilemeyenlere, mobbing hakkında hem destek vermek hem de yol göstermek için Türkiye’nin ilk Mobbing Bilgilendirme ve Araştırma Destek Merkezi’ni kurdu. Tamamı gönüllü çalışan 5 koç, 2 psikolog ve 1 avukatın mobbing mağdurlarına ücretsiz olarak destek verdiği merkezi şu ana kadar 20 kişi aradı. Arayanların hepsi beyaz yaka, iyi eğitimli, büyük şirketlerde çalışan kadınlar.
Mobbing mağdurları önce bilgi@mobbingdestek.com adresine mail atıp veya 0216 492 18 40 numaralı telefonu arayarak randevu alıyorlar. Haftada bir saat kendilerine tayin edilen koçlarla seanslara katılan mağdurlar yaşadıkları olayları anlatıyorlar. Koçlar yaşanan olayın mobbing olup olmadığını sorguluyor ve mağdur eğer isterse koçluk almaya devam ediyor veya gerekli görülürse psikoloğa yönlendiriliyor. Son aşamada kişi dava açmak niyetindeyse, merkezin gönüllü avukatından danışmanlık hizmeti alıyor. Merkez, başvuranların talebi halinde işyerine gidip aracılık hizmetinde bulunmayı yani yöneticilere ve ıK departmanına “haberiniz var mı sizin işyerinizde mobbing var” demeyi de öneriyor, ama henüz bunu kabul eden mobbing mağduru çıkmamış.
Mobbing Bilgilendirme ve Araştırma Destek Merkezi ileride mobbingle ilgili araştırmalar yapmayı, bir dava arşivi oluşturmayı amaçlıyor. Berkarda Koçluk, Eğitim ve Danışmanlık’ın kurucusu Çağlar Çabuk, sadece mağdurları değil, işvereni de bilgilendirmek istediklerini söylüyor: “Borçlar Kanunu’ndaki tasarı da yasalaşırsa işveren de tazminat ödeme yükümlülüğü ile karşı karşıya kalacak. Psikolojik taciz süreçleri için önlem almıyorsa işveren de mağdur duruma düşebilir.”

Mobbing Türk hukukunda
Avukata gidip mobbing davası açmak hiç de kolay bir süreç değil. Kişi hala şikayet konusu şirkette çalıştığı için veya işten ayrılmış olsa da diğer iş başvurularında açmış olduğu davanın sicilinde karşısına çıkacağını düşünerek dava açmaya kolay kolay yanaşmıyor. Bugüne kadar avukata gelenler ise ancak maddi ya da manevi tazminat davası veya haksız nedenle iş akdinin feshi davası açabiliyorlardı. Çünkü mobbing henüz yasalarda yoktu. Avukatlar, mobbingi maddi ve manevi tazminat davalarının içinde tanımlıyorlardı. Ama mobbing çok yakında yasada da yerini alacak. 25.12.2008 tarihinde komisyondan çıkan ve Meclis tarafından onaylanıp uygulamaya geçmesi beklenen Borçlar Kanunu Tasarısı’nın yeni halinde “ışveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek, sağlığını gerektirdiği ölçüde gözetmek ve işyerinde dürüstlük kurallarına uygun bir çalışma düzeni kurmak, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları, daha önce bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemesini sağlayıcı önlemler almakla yükümlüdür” (Madde 416) diyor. Böylece ilk kez psikolojik taciz sözü Türkiye’de kanunlara girmiş oluyor.
Türkiye’de mobbing kelimesinin Türk hukukunda ilk kez kullanımı ise Tülin Yıldırım davası ile olmuştu. 2006 yılında Jeoloji Mühendisleri Odasına (JMO) dava açan Tülin Yıldırım bu davayı Aralık 2006’da kazanarak ilk örneği oluşturmuştu. JMO tarafından Yargıtay’a itiraz edilen karar, yüksek mahkeme tarafından Temmuz 2008’de onanmış ve hukuki olarak mobbing davalarının önünü açmıştı. şimdi kanunlarda açık seçik yerini alacak olan mobbing konusunda diğer bir sorun tazminatlar.
Tülin Yıldırım açtığı davayı kazanmış ama sadece 1.000 TL tazminat alabilmişti. Merkezde gönüllü avukatlık hizmeti veren Nergis Özcan Türkiye’de manevi tazminat miktarlarının çok düşük olduğunu söylüyor: “ışverenin mobbing konusunda caydırıcı önlemler alması için çıkacak yasanın yanı sıra tazminatların da miktarının yükselmesi gerekiyor.” Özcan, mobbinge uğrayanlara şunları tavsiye ediyor: “Eğer hala aynı işyerinde çalışıyorlarsa mobbingi uygulayan kişilerin üstlerine başvursunlar. Mutlaka dava için yazılı deliller toplasınlar, çünkü davada şahit dinletmek çok işe yarasa da insanlar genelde bir yandan çalışıp bir yandan şahitlik etmek istemiyorlar.”

İşyerinde mobbing nasıl önlenir?
Yeni yasa taslağı mobbinge karşı önlem alınmalı, diyor ama nasıl önlem alınacağına değinilmiyor. Mobbing Destek Merkezi yetkilileri, şirketlerin öncelikle mobbingin ne olduğunu öğrenmeleri, hem kendilerinin hem de çalışanlarının bu konuda eğitim almaları gerektiğini söylüyorlar. Peki mobbingi önleme konusunda ıK departmanlarına ne tür görevler düşüyor. Yetkililer: “ıK departmanı, kendilerine gelen şikayetleri basit bir iki kişinin çekişmesi olarak görmemeli, hakikaten sistemli bir taciz olup olmadığını dinlemeli. Gerçekten o öyküde yerini tutmayan bir takım şeyler hissettiğinde soruşturmaya başlamalı. şikayetleri çok dikkatli dinlemeleri kesinlikle çok önemli. şirketler eksiklerine bakmalı, şirket kültürünün mobbinge uygun olup olmadığını sorgulamalı. şeffaf yönetim modelleri, çalışanların memnuniyeti üzerine kurulmuş yönetim sistemleri şirketleri   mobbingden koruyabilir. Ayrıca manevi tazminat miktarları artırılmalı” diyorlar. 

İntihara bile neden oluyor
İş yaşamında mobbing kavramı, ilk kez 80’li yılların başında İsveç’te yaşayan endüstri psikoloğu Heinz Leymann tarafından kullanıldı. Leymann, mobbingi “bir veya birkaç kişi tarafından, bir diğer kişiye sistematik bir biçimde, düşmanca ve ahlak dışı bir iletişim yöneltilmesi şeklinde ortaya çıkan psikolojik terör” olarak tanımlıyor. Mobbing üstünüzden gelebileceği gibi, çalışma arkadaşlarınızdan veya sizin altınızdaki kişilerden de gelebiliyor. Mobbingde amaç çalışanı yıldırıp işten uzaklaştırmaya çalışmak. Örneğin kişiye iş vermeyerek, onu yok farzederek ya da çok basit işler vererek, toplantılara çağırmayarak, masasını kuytu bir köşeye taşıyarak, onun başarısız olduğuna inandırarak ruh sağlığını bozmak  gibi. Mobbing intiharlara bile yol açıyor. Örneğin ısveç’te intiharların yüzde 10-15’ini psikolojik taciz nedenli intiharlar oluşturuyor.
Türkiye’de mobbing konusunda araştırmalar yapan ve İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) kitabının yazarı çalışma psikoloğu Prof. Dr. Pınar Tınaz, son kitabı Çalışma Psikolojisi ve Hukuki Boyutlarıyla İşyerinde Psikolojik Taciz’de süreç içinde mobbing kurbanlarının yaşadıklarını şu şekilde sıralıyor:
-Bireyde hastalık septomları ortaya çıkar, hastalanır, işe gelemez, işine son verilir.
-Stres yaşar ve buna bağlı olarak psikosomatik septomlar ortaya çıkar. Bazen ağır bir depresyon yaşar, intiharı düşünebilir ve hatta intihar girişimde bulunabilir.
-Rolünü geri rol olarak tanımlar ve ’beni aralarına almıyorlar’ der.
-Bir yandan suçlu olduğuna inanır, diğer taraftan her şeyi her zaman yanlış yaptığına inanır.
-Kendine güveni yoktur ve aynı zamanda genel bir kararsızlık içindedir.
-İçinde bulunduğu durumdan dolayı her türlü sorumluluğu reddeder veya her şeyden kendini sorumlu tutar.

Psikolojik tacizin sınıflandırılması
-İletişime yönelik saldırılar
-Amir, mağdurun kendini ifade etme olanağını sınırlar,daima sözünü keser
-Çalışma arkadaşları, kurbanın kendini ifade etme olanağını sınırlarlar
-Kurban azarlanır ve/veya küçümsenir
-Yaptığı işler ve özel yaşantısı sürekli eleştirilir
-Sessiz ve tehdit edici telefonlar alır
-Sözlü ve yazılı tehditlere maruz kalır
-Uzaklaştırıcı bakışlar ve davranışlar yöneltilerek kurbanla temas reddedilir
-Sosyal ilişkilere saldırılar
-Kurbanla konuşulmaz, herhangi bir söz yöneltilmez
-Çalışma arkadaşlarından uzakta bir ofiste ya da alanda çalışmak zorunda bırakılır
-Çalışma arkadaşlarının kendisiyle konuşmaları engellenir, sanki o yokmuş gibi davranılır
-Sosyal imaja saldırılar
-Arkasından konuşulur, dedikodu yapılır
-Gülünç duruma düşürülür
-Akıl hastası olduğuna dair kuşku yaratılır
-Psikiyatriste ya da psikoloğa gitmesi için ikna edilmeye çalışılır
-Fiziksel engeliyle alay edilir, yürüyüşü ya da konuşması taklit edilir
-Politik ya da dini inançlarına saldırılır
-Özel yaşamıyla, milliyetiyle alay edilir
-Onurunu zedeleyici işler yapmak zorunda bırakılır
-Yaptığı iş, yanlış ve yaralayıcı bir tarzda yargılanır
-Aldığı kararlardan şüphe edilir
-Küfür ya da aşağılayıcı sözler sarf edilir
-Kurbana karşı sözlü ve sözsüz cinsel talepler yöneltilir
-Mesleki ve özel konuma saldırı
-Mağdura iş verilmemeye başlanır
-İşini artık yaratıcı anlamda yapamaması için her türlü çalışma faaliyeti engellenir
-Kendisine anlamsız, uzmanlık alanının çok altında veya kendisine aşağılayıcı işler verilir
-Mağdurun beceriksizliğini ortaya koymak için kendisine yeteneklerinin çok üstünde işler verilir.

Sağlığa yönelik saldırılar
-Kurban, sağlığına zararlı işlerde çalışmak zorunda bırakılır
-Fiziksel şiddetle tehdit edilir
-Kurbana ders vermek amacıyla ufak bir şiddet (tokat veya itme gibi) hareketinde bulunulabilir
-Daha ağır fiziksel şiddete maruz kalmasına çalışılır
-Mağduru zarara sokmak için çeşitli girişimlerde bulunulabilir
-Evine veya işyerine zarar verilebilir
-Mağdura cinsel tacizde bulunulabilir

“Çalışma Psikolojisi ve Hukuki Boyutlarıyla ışyerinde Psikolojik Taciz” kitabından
Tüm şirketin verimi düşüyor
Mobbing Bilgilendirme ve Araştırma Destek Merkezi gönüllü psikologlarından Merve Tepeli Yürüten, mobbinge uğrayan kişinin bir süre sonra psikolojisinin bozulduğunu, iş performansının ve motivasyonun düştüğünü, işyerinde konsantrasyonunun azaldığını söylüyor: “Kişinin kendine olan saygısı, güveni olumsuz yönde etkileniyor, yavaş yavaş psikolojik rahatsızlıklar oluşuyor. Eğer işten ayrılmak gibi bir süreci seçtiyse, sonrasında yaşadığı ruhsal durum yeni işinde de performans düşüklüğü ve motivasyon kaybına neden oluyor. Mümkün olduğu kadar bunlar oluşmadan önce müdahale etmek gerekiyor ama kişi içinde bulunduğu durumda bunların çok farkına varamayabiliyor. Ya da bir şey yapamayacağını düşünüp, bununla yaşamaya başlıyor. Bunların sonucunda depresyon kaçınılmaz oluyor. Burada psikologlar devreye giriyor ama hastalık boyutundaysa bir psikiyatrın da desteğini almak gerekiyor. Bu da iş kaybı, performans kaybı ve tüm çalışanların böyle bir ruh hali içinde olmasına neden oluyor, dolayısıyla örgütün de psikolojisini bozuyor.”
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK