Haziran, 2009 için arşiv

Koç Holding’in, Vehbi Koç’un “Ülkem varsa ben de varım” düşüncesinden hareketle başlattığı Ülkem İçin projesinde şu ana kadar 389 sosyal sorumluluk projesi hayata geçti. 20 bin civarında çalışan ve bayinin katıldığı proje, 2008 yılında tek bir konuya, çevreye odaklandı. Geçen yıl toplam 700 bin fidan dikerek 7 orman oluşturan ve TEMA işbirliği ile çevre duyarlılığını yaymak üzere 10 ilde çocuklara ve gençlere eğitimler veren Koç Holding, Ülkem İçin Kulübü ile bu eğitim çalışmalarını Türkiye’nin dört bir yanına yaymayı hedefliyor. Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Kurumsal İletişim ve Bilgi Grubu Başkanı Ali Y. Koç, projenin detaylarını ve ulaştığı noktayı anlattı.  

Ülkem İçin projesi nasıl doğdu?
Ülkem İçin Projesi, topluluğumuzun kuruluşunun 80’inci yılı kutlamaları çerçevesinde 2006 senesinde hayata geçirilen projelerimizden biri. Sosyal sorumluluk anlayışını tabana yaymayı amaçladığımız bu proje ile çalışan ve bayi sayısıyla çok büyük bir aile olan Koç Topluluğu olarak ülkemizin karşılaştığı sorunlar karşısında çözümün bir parçası olmaya çalışıyoruz. Her yıl kuruluşumuzun yıldönümü olan 31 Mayıs’ta tüm ülke çapında projemize start veriyoruz. Bayilerimiz bir araya gelerek kendi illerinin bir sorununa çözüm üretecek bir proje tasarlayıp sonra da hayata geçiriyorlar. Projenin hareket noktası, kurucumuz Vehbi Koç’un “Ülkem varsa ben de varım” düşüncesi. Projenin içeriği de sorumlu vatandaşlar olarak yaşadığımız çevredeki sorunların farkına vararak, bunların çözümü için elini taşın altına koymak.
Projeye kaç bayi ve çalışan dahil oldu?
20 bin civarında çalışan ve bayi katıldı. Projede yer alan bayi ve çalışanlarımızın aileleri ve çevreleri de düşünülürse, projenin ulaştığı alanın ne kadar geniş olduğu görülür.
Şu ana kadar kaç proje hayata geçti?
Türkiye çapında bugüne kadar 389 sosyal sorumluluk projesi topluluk şirketleri, çalışanları ve bayileri ile birlikte hayata geçirildi. 2006 ve 2007 yılında proje kapsamındaki çalışmalarımızı bayi ve şirket ayağında yürüttük. Türkiye’nin dört bir yanındaki bayilerimiz, 81 ildeki koordinatör bayilerimizin önderliğinde bir araya geldiler. Kendi bölgelerinin ihtiyacına özel projeler geliştirip uyguladılar. Projeler için her şehire Koç Holding tarafından bir kaynak ayrıldı. İhtiyaç duyulan durumlarda bu miktarın üzerini bayilerimiz tamamladı. Projeyle amaçlanan da bayi ve çalışanların maddi katkılarından ziyade kişisel katılımlarıydı.
2008 yılında ise daha geniş bir etki sağlanması amacıyla, “Ülkem İçin” projesi tek bir konuya odaklandı. Çevre ve Orman Bakanlığı ile TEMA Vakfı işbirliği de sağlanarak, Türkiye’nin yedi bölgesinde 1.750 futbol sahası büyüklüğünde bir alanı kapsayacak olan 700 bin fidan dikimi için kaynak yaratıldı. Ayrıca mevcut yeşil alanların korunması için ormanların bulunduğu illerdeki çocuklara ve gençlere yönelik bir bilinçlendirme kampanyası düzenlendi. Öğrencilere TEMA işbirliği ile çevre bilinçlendirme eğitimleri verildi.
Neden çevre?
Çevreye duyarlılık artık bir trend değil hayati bir gereklilik. Çok klasik gibi görünse de ağaçlandırma yapmak küresel ısınma ile mücadelenin en önemli ve olmazsa olmaz silahlarından biri. Uzun yıllardır ormanlarımızın ve ağaçlık alanlarımızın yok olmasında ’insan’ faktörünün dolaylı ya da dolaysız etkisinin olması bizi bu konuda harekete geçirdi. Ülkemizin dört bir yanında oluşturulan “Koç Topluluğu Ülkem İçin Ormanları”nda görkemli bir ağaca dönüşen her fidan, her yıl tonlarca toz ve karbondioksit emerken tonlarca oksijen üretecek, birçok farklı türde canlıya yuva olacak ve hem erozyonla hem de küresel ısınmayla mücadele edecek.
Çalışanların projeyi sahiplenmesini nasıl sağladınız?
Aslında sosyal sorumluluk bilinci Koç Topluluğu’nun en temel hedef ve ilkelerinden birisi. Ayrıca kesintisiz iç iletişim çalışmaları yürütüyoruz. Projemizin bu geniş ağa daha verimli bir şekilde yayılması için bu seneden itibaren her ilde bir Ülkem İçin Elçisi ile yürüyeceğiz. Ülkem İçin Elçileri, projenin bu yılki döngüsünü başlattığımız kapsamlı bir toplantı ile gönüllülük ve proje geliştirme sürecine hazırlandıktan sonra, kendi illerinde gönüllü olacak tüm bayilerimizi koordine etmek ve tek bir il projesi geliştirmek üzere illerine döndüler.
Bu yıl ne gibi projeler geliştireceksiniz?
Projemizin 2009 uygulaması olarak okullu çocuklarda çevre bilincini geliştirmek ve doğal kaynakların verimli kullanılmasına yönelik farkındalık yaratmak amacıyla gerçekleştirilen Yavru TEMA eğitimlerini ülke geneline yaymayı hedefliyoruz.  81 ilde yaklaşık 10 bin öğrenciye ulaşmayı hedefliyoruz.
2006’da başlayan Ülkem İçin projesi meyvelerini vermeye başladı mı? Evet, Ülkem İçin Projesi artık meyvelerini veriyor diyebiliriz. Bu proje başlarken de amacımız bu projenin Koç Topluluğu içinde tüm çalışan ve bayilerin senede bir kere “ülkem için ne yapabilirim?” diye düşünerek, elini birey olarak da taşın altına koymalarını ve harekete geçmelerini sağlamaktı.  Böylelikle, projelerin hayata geçirildiği geleneksel bir çalışma haline dönüşmesiydi. Her sene artan bir katılımla sürmesi de başarılı olduğumuzu gösteriyor.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

 

Reklamlar
 

Yurtdışında çalışan Türkler işsizlik veya işsiz kalma korkusuyla Türkiye’deki insan kaynakları şirketlerini CV bombardımanına tutuyorlar. Başta inşaat ve bankacılık sektöründe çalışanlar, dünyanın her yerinden Türkler başvuruda bulunuyor. Diğer taraftan maliyetler çok olduğu için expat statüsündeki geçişler yavaşlıyor, ülkeler yurtdışındaki profesyonellerini çağırmaya başlıyor. 
Başta inşaat ve finans sektöründe çalışanlar olmak üzere yurt dışındaki Türkler, Türkiye’deki insan kaynakları firmalarını CV yağmuruna tutuyor. Uzun süredir yurtdışında yaşayan ve çalışanlar, üniversite için bir ülkeye gitmiş ve oraya yerleşmiş olanlardan işini kaybedenler veya işi çok sağlam olmayanlar yurda dönüş yollarını arıyor. Ayrıca zaman zaman expat başına milyon doları bulan expat maliyetleri kriz döneminde şirketleri oldukça zorlamaya başladı. Tüm dünyada birçok şirketin bu yüksek maliyetler nedeniyle expat’larını (yurtdışında çalışanlarını) geri çekmesi üzerine, expat paketiyle yurtdışına giden yöneticilerden ülkeye geri dönenlerin sayısının da artması bekleniyor. Amerika, İngiltere ve Almanya’dan ağırlıklı olarak finans ve otomotiv sektörlerinden yoğun miktarda CV aldıklarını söyleyen HILL International Türkiye Müdürü Hazar Candan Wilson, eskiden yurtdışından sadece pozisyon yayınladıklarında bir iki başvuru alırken, şimdilerde hiç duyuru yapmadıkları halde her yerden CV aktığını söylüyor: “Geri dönmek istemelerinin iki nedeni var, daha sık rastladığımız neden işsiz kalmış olmak, ikinci olarak ise işsiz kalma ihtimali üzerine bir B planına sahip olma arzusu. İnsanlar kendilerini güvende hissetmediklerinde doğal olarak alternatif arayışına giriyorlar. Türkiye ekonomisinin küresel krizden diğer birçok ekonomiye nazaran daha az etkilendiği düşünülürse, Türkiye’de iş bulma olasılıklarının, bulundukları ülkede iş bulma olasılığından çok daha fazla olduğuna inanıyorlar. Bu da kişilerin vatana dönüş yapmaları için iyi bir sebep.”

CV’ler yüzde 60 arttı
Eskiye kıyasla yurtdışındaki Türkler’den yüzde 60 oranında fazla başvuru aldıklarını söyleyen Human Resources Management (HRM) Kurucu Ortağı Aylin Çoşkunoğlu Nazlıaka, “Çoğunlukla e-mail yollayan, bazen de veri bankamıza direkt kayıt yapan bu kişiler özellikle orta kademe yönetici profilindeler. En az 8 yıldır yurt dışında yaşamaktalar. Amerika ve Kanada’dan aldığımız başvurularda sözkonusu kişilerin üniversite ve/veya master eğitimini bu ülkelerde yaptığını görüyoruz. Eğitim sonrasında bu ülkelerde çalışma yaşamına atılan bu nitelikli kişiler çok farklı sektörlerde deneyimli. Amerikan’dan gelen başvurular çoğunlukla finans, gayrimenkul, inşaat ve perakende sektöründe yoğunlaşıyor. Ayrıca İngiltere, Hollanda, Kanada gibi ülkelerden de çok yoğun başvuru alıyoruz. Balkan ülkeleri, Rusya, Türk Cumhuriyetleri’nde çalışan Türkler de son günlerde Türkiye’deki iş imkanlarını sorgulamaya başladı. Her ay başka ülkelerde yaşamakta olan 450 kadar Türk’ten başvuru alıyoruz. Bunlardan yüzde 10’u iş ilanlarımızı takip edip, spesifik olarak bazı pozisyonlara başvuruyor. Son 6 ayda 3 kişiyi orta ve üst kademe yönetici pozisyonunda işe yerleştirdik.”

Expat gidişleri azaldı
İlanlarına yurt dışından yapılan başvuruların her zamankinden çok daha fazla olduğunu söyleyen bir diğer İK uzmanı da Exelect Genel Müdürü Jale Bengiler. Bengiler kriz nedeniyle artık yurtiçindeki projelere daha sıcak bakanların sayısının arttığını söylüyor: “Türkiye ekonomik krizleri sıkça yaşayan bir ülke olarak, bu tür durumlarda yurtdışına yönelmeyi bir çözüm olarak benimsemişken, bu kriz, doğal olarak bu alışkanlığımızı da değiştirmek zorunda bıraktı bizi. Bırakın yurtdışına açılmayı, yurtdışındaki vatandaşlarımız işlerini kaybettiklerinde Türkiye’ye dönmeye başladılar. Artık yurtiçi projelere de sıcak bakanların sayısı artıyor. Çünkü, global anlamda işgücünün eski esnekliğine kavuşması için gerekli şartların ne zaman sağlanabileceğini şu an kimse öngöremiyor. Bu durumda da, ekonomik krizde fazla seçim şansı olmuyor çalışanların. Yurtdışı konusunda ısrarcı olan bir kesim halen var ama onlar da bu yaz döneminde daha esnek çözümleri benimseyeceklerdir ister istemez.”
Hazar Candan Wilson da global şirketlerde mobilitenin azaldığı görüşünde: “Global şirketlerde mobilitede azalma var. Daha önce birçok ülkeye transfere açık olan yöneticiler veya çalışanlar mali krizin sosyal patlamalara neden olabileceği ve bunun tehlike oluşturabileceğini düşündükleri ülkelere gitmek istemiyorlar. Ancak belli ülkeler dışında birçok çalışan hálá şirket içi, yani aynı şirketin bir başka ülkedeki organizasyonuna geçişlere sıcak bakıyor, kriz nedeni ile bir azalma yok. Sadece yüksek maliyet nedeni ile geçişler expat statüsünde gerçekleşmiyor.” (Yani kişi yine x şirketinin bir başka ülkedeki şirketinde çalışmaya gidiyor ama bulunduğu şirketle ilişiğini keserek. Böylece expat statüsünda geçmemiş oluyor ve herhangi bir ekstra hak almıyor.)

İşsiz kalırsam korkusu
Yurtdışındaki Tüklerin geri dönüş nedenleri işlerini kaybetmiş olmak ya da ya işsiz kalırsam  elimde bir alternatifim olsun düşüncesi. Bengiler, “Eğer orada kurulu bir düzenleri varsa, onlar için de Türkiye’ye geri dönüş yapmak kolay değil elbette. Ama, eğer burada iyi bir iş imkanı olursa, neden dönmesinler? Şu anda yurtdışı da bizden iyi durumda değil ki. Eğer, yurtdışında vatandaşlık hakkını elde etmemişlerse, oranın sosyal güvenlik imkanlarını kullanamıyorlarsa, işini kaybetme ihtimali olanların ortalama yüzde 70’i Türkiye’de bir iş imkanı arayışında oluyorlar.”

Ücrette anlaşamıyorlar
Dönenlerden bazıları niteliklerine tam olarak uyan, aynı seviyede pozisyonlar yakalayabilirken, bazıları kriz ortamında tam istediklerini bulamayıp daha alt seviyede çalışmak durumunda kalabiliyorlar. Ama kişi gerçekten öne çıkan ve kendini farklılaştıran özelliklere sahipse çok hızlı işi buluyor, tam anlamıyla “havada kapılıyor”. Diğer taraftan Türkiye’ye dönenlerin ülkeye getirecekleri bilgi birikimiyle, tersine beyin göçü gerçekleşmiş olacak. Bu kişilerin, dahil oldukları şirketlere, iş dünyasına farklı bir bakış açısı getirmeleri bekleniyor. Diğer taraftan pek çok şirket de yurtdışı tecrübesi olan kişileri tercih etmek istiyor, ancak yurtdışı tecrübesi olanların ücret beklentisi genelde ortalamanın üzerinde olduğundan her zaman anlaşmaya varılamıyor.

İsrail profesyonellerinden 10 yıl vergi almayacak
Hill International Türkiye Müdürü Hazar Candan Wilson, eve dönüş trendinin benzer ülkelerde de olduğunu söylüyor. Wilson, Hill’in hizmet verdiği diğer ülkelerden şu bilgileri veriyor: “Macaristan ve Hırvatistan’da eve dönüş trendi var. Macaristan’da expat’ların sayısının hızla azaldığı gözlemleniyor. Şirketler bu ülkede görevlendirdikleri kişilerin 2/3’ünü geri çağırıyor ve yeni kişiler göndermiyor. Macaristan’daki uzmanlarımız, İsrail’in yurtdışına yerleşen profesyonellerini geri çağırmaya ve 10 yıl boyunca bu kişilerden vergi almama sözü vermeye başladığını söylüyor.
Slovakya’daki uzmanlar ise özellikle İngiltere ve Amerika’da çalışanlardan bir eve dönüş trendi bekledikleri halde bunun gerçekleşmediğini, yani dönüşlerin artmadığını ancak yurtdışına giden çalışan sayısında kriz öncesine nazaran belirgin oranda azalma olduğunu belirtiyorlar. Avusturya ve Çek Cumhuriyeti’nde ise henüz eve dönüş trendi yok.”

İnşaat sektöründe 90 bin Türk döndü
Krizle beraber kapanan veya projeleri durdurulan inşaat şirketlerinde çalışan Türk işçileri Türkiye’ye dönüp iş arıyor. İnşaat ve yapı firmalarına insan kaynakları danışmanlık hizmeti veren Yapı Koordinasyon Merkezi, iş değiştirme ve transferlerle ilgili kriz öncesi yurtdışından haftada 2.500-3000 civarı başvuru alırken bu sayı şimdi 3 katına çıktı. Gelen başvurular çoğunlukla Rusya, Dubai, Romanya ve Almanya’dan oluyor. Yapı Koordinasyon Merkezi Genel Müdürü Yusuf Sürertekin ve İK Koordinatörü Melda Kirişçi, bunun başlıca nedenlerini şöyle sıralıyorlar: “Rusya’nın global krizden en çok etkilenen ülkelerin başında yer alması, buradaki ekonominin ciddi zarar görmesine neden oldu. Burada iş yapan şirketlerin yüzde 70’i kapandı veya belli olmayan bir zamana kadar projelerini durdurdular. Dubai’de ise yatırımlar neredeyse bitme noktasına geldi. Burada yatırım yapan şirketlerin bir çoğu Libya’ya yönelmeye başladı. Romanya ve Almanya’da çalışan işçilerimizin birçoğu işten çıkarıldı; bir çoğu da paralarını alamadıkları veya geç aldıkları için sürekli başvuru yapıyorlar.”
Son 8 ayda yurtdışından 100 bin üzerinde başvuru alan firma, bunlardan 40 binini hem Türkiye’de hem de farklı ülkelerde istihdam etmiş. Sürertekin ve Kirişçi, yapı-inşaat sektöründe krizle beraber işsiz kalan Türk sayısının 150 binin üzerinde olduğunu ve 90 bin kadarının yurda döndüğünü söylüyor.

Finans sisteminde olmayan işler var
Finans sektörüne insan kaynakları alanında danışmanlık hizmeti veren TURKKARİYER’e 2009 yılı içinde yurtdışından binin üzerinde başvuru yapıldı. 2008 yılının tamamında ise bu sayı sadece 211’de kalmıştı. Yani 2009 yarı yıl dolmadan başvuru sayısı 5 katına çıkmış. Sözkonusu başvuruların yüzde 60 gibi önemli bir bölümünü Amerika ve İngiltere’de (Londra) finans piyasalarında çalışan Türk beyaz yakalılar ve yine finans sektörüne hizmet veren danışmanlık firmalarında çalışan Türk beyaz yakalılardan oluşuyor.
Finansal çöküş ve şirket batışları esnasında ayrılanlarla, birleşmeler sırasında çakışan işler nedeniyle bir çok beyaz yakalının Türkiye’ye dönüş için önemli bir talep patlamasına neden olduğunu söyleyen TURKKARİYER Yönetim Kurulu Başkanı İlham Süheyl Aygül, “Bir yandan çalıştıkları ülkelerde iş arayışlarını sürdürürken bir yandan da alternatif bir B planı oluşturmak için Türkiye’de danışmanlık firmaları üzerinden yoğun bir şekilde iş arıyorlar. Ancak, yaptıkları işler Türkiye’de finansal sistemde pek yer almadığı için özellikle türev ürünlerle ilgili olarak çalışanların sözkonusu taleplerinin önemli bir bölümünden sonuç alınamıyor. Yine de yerleştirme yapılanlarla önemli bir beyin göçü Türkiye’ye dönmüş oldu.”
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

 

Satınalmalarda iç iletişime dikkat

Yayınlandı: Haziran 14, 2009 / Yazılar
2008 yılında dünya genelinde 4 bin civarında büyük çaplı şirket satınalması ve birleşmesi yaşandı. Türkiye’de çoğunlukla enerji, finans ve hizmet sektörlerinde olmak üzere 172 satınalma ve birleşme oldu. Önümüzdeki dönemde başta Almanya ve İngiltere olmak üzere çok sayıda ülkede birleşmelerin beklendiğini söyleyen insan kaynakları danışmanlık firması HILL International’ın CEO’su Dr. Othmar Hill, şirketlere, birleşme sürecinde yüksek potansiyele sahip kişileri ellerinde tutmalarını ve iç iletişime önem vermelerini tavsiye ediyor. 
Şirket satınalmaları ve birleşmeleri, kriz nedeniyle Avrupa’nın en önemli gündem maddesini oluşturuyor. 2008 ve 2009 yılı önemli satın alma ve birleşmelere şahit oldu. Dünyada finans alanında Merill Lynch’in Bank of America tarafından satın alınması, Fransız BNP Paribas’ın Fortis Bank’ı satın alması gibi. İlaç sektöründe Merck, Schering Plough’u; Pfizer, Wyeth’ı; Sanofi Aventis, Zentiva’yı satın aldı. Türkiye’de Enerjisa, Başkent Elektrik’i devraldı. Son olarak Opel’in hisselerinin bir kısmı Kanadalı otomotiv devi Magna tarafından satın alındı. Bu büyük isimlerin yanı sıra birçok orta büyüklükte şirket anlaşmalar yaptı. Tüm bu birleşme ve satın almaların birçoğunun entegrasyon süreçleri başlamak üzere veya devam etmekte. Peki iki şirket birleşince çalışanlara ne oluyor? Önümüzdeki yıl ne tür satın almalara tanıklık edeceğiz? Geçtiğimiz Cuma Hill Yönetim Forumu için İstanbul’a gelen insan kaynakları danışmanlık firması HILL International’ın CEO’su Dr. Othmar Hill ile şirket satın almalarını ve krizde Türkiye’yi nelerin beklediğini konuştuk. 2008 yılında dünya genelinde yaklaşık 4 bin civarında büyük anlaşma gerçekleştiğini söyleyen Hill; “Türkiye’de 172 satın alma ve birleşme oldu. Türkiye’deki işlem çoğunlukla enerji, finans ve hizmet sektörlerinde yoğunlaştı. 2009 sonunda ve 2010 yılı boyunca Almanya ve İngiltere’de çok sayıda satın alma ve birleşme bekliyoruz” diyor. 

Satınalma ve birleşmeler çalışanları nasıl etkiliyor?
Satınalma ve birleşmeler ancak çok detaylı finansal ve hukuksal değerlemeler ve durum tespitleri sonrasında mümkün oluyor. Ancak zaman zaman finansal ve hukuksal konulara yoğunlaşırken bazı hassas faktörler ihmal edilebiliyor. Bir şirket satınalmasında veya birleşmesinde satın alınan veya ortak olunan şirketin yönetim ekibi, insan kaynağı ve süreç boyunca iletişimin doğru sağlanması en çok dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Hiçbir zaman unutmamalıyız ki organizasyonlar insanlardan oluşur ve iki şirket birleşirken insanlar işin en önemli ve en zor kısmını oluşturur.
İK departmanına bu dönemlerde nasıl görevler düştüğünü sıralar mısınız?
Öncelikle çok hızlı bir şekilde yönetim ekibinin değerlendirilmesi yapılmalı.
Şirketteki en önemli oyuncular belirlenmeli.
Şirketin insan kaynağı sermayesi genel olarak değerlendirilmeli, bu değerlendirmeye mevcut kontratlar, duyurulmuş olan açık pozisyonlar, sendikalar ile ilişkiler vb birçok konu dahil edilmeli.
Satınalma veya birleşme uluslararası ise mutlaka kültürel faktörler ve farklılıklar ele alınmalı.
Yeni yönetim hızlı bir şekilde devreye girmeli.
Entegrasyon ekibi oluşturulmalı ve süreç için hazırlanmalı.
Önemli oyuncuların elde tutulmalı.
Çalışanlar yeniden konumlandırılmalı.
Yapılandırılmış bir değişim yönetimi süreci başlatılmalı ve tüm süreç boyunca stratejik ama açık iletişim sağlanmalı.

Satınalmalar ve birleşmelerde kimler işini kaybediyor?
Tabi ki çalışanlardan bazılarının işlerini kaybetmesi söz konusu. Bu ister istemez şirkette bir rekabet ortamına neden olabiliyor. Tüm süreçlerin çok adil bir şekilde yürütülmesi, kriterlerin çok objektif olması gerekiyor. Panik havasını engellemek için çok kuvvetli bir yönetim ekibi ile ve doğru şekilde iletişim kurulması gerekli. Açık ve doğru iletişimi sağlayabilmek çok önemli. Panik havasını önlemekte veya yok etmekte üst yönetime ve özellikle de İK yöneticilerine çok önemli bir rol düşüyor.

Satınalma ve birleşme trendini kriz nasıl artırdı?
Son birkaç ayda nakit darlığı ve şirketlerin satınalma kredisi bulmakta zorlanması nedeniyle anlaşmaların sayısında önemli bir düşüş oldu ancak 2009 sonunda tekrar artmasını bekliyoruz ve 2010 boyunca da hızlı bir şekilde devam edeceğini düşünüyoruz. Türkiye’de önümüzdeki günlerde enerji sektöründe hareketlilik ve anlaşmalar devam edebilir.

Şirket birleşmeleri ve satınalmalarını en çok hangi ülkelerde ve sektörlerde göreceğiz?
Şu an için 2009 sonunda ve 2010 yılı boyunca Almanya ve İngiltere’de çok sayıda satınalma ve birleşme bekliyoruz. Sektörler konusunda ise çok net bir trend yok. Krizden çok etkilenen sektörler fırsatları içinde barındırıyor tabii. Birçok önemli şirketin kriz nedeniyle satınalma değerleri düşmüş durumda ancak mevcut finansal kriz ve likidite problemi nedeniyle bu fırsatlar değerlendirilememekte. Anlaşmalar için finansal kaynak yaratmakta zorlanan şirketler istedikleri birleşme ve satın almaları gerçekleştiremiyorlar. Diğer yönden şu anda en kuvvetli sektörler hızlı tüketim, perakende, enerji, mühendislik/makine üretimi ve telekomünikasyon. Bu sektörlerde daha çok hareket görülebilir.

Türkiye’de güçlü kadınlar görevde
Siz, kriz döneminde Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye gelecek vaat eden ve gelişmeye çok açık bir pazar. Türkiye’deki şirketler birçok Orta ve Doğu Avrupa ülkesindeki şirketlere nazaran çok daha profesyonel yönetiliyor. Eğer Türk şirketleri bu yönetim kapasitelerini yabancılara gösterebilir ve kendilerini kanıtlayabilirlerse yurtdışından çok daha fazla yatırımcı Türkiye’ye gelecektir. Çünkü birçok yabancı yatırımcı sıfırdan bir şirket kurmaktansa burada mevcut başarılı işleyen ve yönetilen hazır bir şirketi satın almayı tercih ediyor.

Hangi özellikleriyle ön plana çıkıyor Türk yöneticiler?
Türkler çok girişimci, örneğin Ukrayna, Romanya ve Balkan ülkelerinde kesinlikle bu girişimci ruhu göremiyoruz. Risk almayı hiç sevmiyorlar ve girişimde bulunmak yerine bir şirkette uygulayıcı bir rolde çalışmayı tercih ediyorlar. Türkler kendi kendilerine yetmeye çalışan, çalışkan bir yapıya sahipler ve bu ülkenin geleceği açısından çok ümit verici.
Yine Türkiye’de yönetim kademelerinde çok başarılı ve güçlü kadınlar görev almakta. Bu da Orta ve Doğu Avrupa’da çok sık rastladığımız bir durum değil. Hatta Avusturya’da bile az rastlanan bir durum. Türk kadınları güçlü yönlerinin farkındalar ve kendilerine güveniyorlar.
Şirketlere şu dönemde başarılı olmak için neler tavsiye edersiniz?
İlk olarak gelecek 3 yıl için çok iyi bir stratejik plan yapmalarını ve danışmanlardan destek almalarını öneriyorum. Belki bir planları var ama koşullar o kadar hızlı değişiyor ki, bu değişiklik gerçekleşir gerçekleşmez aksiyon alıp iki günlük bir kick-off ile başlayarak önce stratejinizi revize etmek, sonrasında her hafta düzenli yönetim toplantıları ile 6-8 hafta içerisinde yeni ortama uyum sağlamak gerekiyor. İkinci olarak iyi bir İK stratejisine sahip olmalılar. Yüksek potansiyele sahip kişilerin şirketten ayrılmasına imkan vermemeliler ve şirketteki değerli bilgi birikiminin dışarı çıkmasını engellemeliler. Bu ancak doğru İK politikaları ile mümkün olabilir. Şirketteki yetenekleri belirlemek, bu yetenekleri eğitmek, geliştirmek, terfi ettirmek ve ödüllendirmek, motive etmek dolayısıyla elimizdeki saklı hazineyi ve potansiyeli ortaya çıkarmak çok önemli. İçerden yerleştirme yapmak  uzun vadede büyük kazanç sağlayacaktır.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK