Aile şirketlerinde iki nesil biriktirir, üçüncü nesil yer, derler. 3’üncü ve 4’üncü kuşağa kadar yaşayabilen aile şirketi sayısı çok çok azdır. 3’üncü kuşakta dağılmalar başlar, şirketler yok olmaya yüz tutar. İstanbul’un, bazıları bulunduğu semtle özdeşleşen bir kaç tarihi firmasıyla görüşüp, kuruluş hikayelerini dinledik. 
1800’lü yılların sonunda, 1900’lerin başında kurulan bu şirketler 3, 4 hatta kimi zaman 5’inci kuşak tarafından yönetiliyor. Pek çoğunda aileler arasında ayrılıklar olmuş, aynı isimde iki, üç ya da çok daha fazla marka türemiş, fakat hepsi kendi yolunda ilerlemeye devam ediyor. Onlarla kuruluş hikayelerini, nasıl bugünlere geldiklerini, markalaşma serüvenlerini konuştuk. Bu hafta Karaköy Güllüoğlu ve Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta’nın hikayalerine yer verdik. Önümüzdeki hafta İskender Smokin, Sabuncakis ve Koska’nın hikayeleri yer alacak.

250 yıllık bir sülale markası: Güllüoğlu
Güllüoğlu, kendi ifadeleriyle tam 250 yıllık bir “sülale markası”. Karaköy Güllüoğlu da 1871’de Güllü Çelebi’nin Gaziantep’te kurduğu baklava imalathanesinin uzantısı. 5 kuşaktır baklavacılık yapan ailenin 4’üncü kuşaktan mensubu Hacı Mustafa Güllü, İstanbul’un ilk fırınlı baklavacı dükkanını 1949’da Karaköy Güllüoğlu adıyla açtı. Şu anda Karaköy Güllüoğlu’nun işletmeciliğini 5’inci kuşaktan Hacı Mustafa Güllü’nün 5 oğlundan biri olan Nadir Güllü yürütüyor. Hacı Mustafa Güllü’nün diğer oğlu Ömer Güllü de Karaköy Güllüoğlu’nda üretimden sorumlu. Ama baba Hacı Mustafa Güllü de ailenin “manevi lideri” sıfatıyla, 85 yaşında, her gün iki saat dükkanda duruyor.
Karaköy Güllüoğlu 500 kilosu yurtdışına olmak üzere günde mevsime göre 1-2 ton civarında satış yapıyor. 4-5 bin müşteri ağırlanıyor. Tarihi havası nedeniyle de turistlerin uğrak yeri olan Karaköy Güllüoğlu’na gelen turistler kilolarca baklava almanın yanı sıra fotoğraf çekmeyi de ihmal etmiyorlar.
Karaköy Güllüoğlu hem gelenekselliği devam ettiriyor, mesela gazlı içecekler satılmıyor, hem de  diyabetik baklava ’diabak’ gibi inovatif ürünler çıkarıyor.

Galata Kulesi’ni amblem yaptı
Hacı Mustafa Güllü’nün diğer iki oğlu Nejat ve Faruk Güllü ise Karaköy Güllüoğlu’ndan ayrılıp hızla şubeleşmişler. İstanbul’da kardeşlerin, amca oğullarının ve onların çocuklarının açtığı Güllüoğulları’nın sayıları artınca, Karaköy Güllüoğlu da diğerlerinden ayrılmak için Galata Kulesi’ni sembol olarak almış, yönetim kurulu başkanı Nadir Güllü de kutunun altına fotoğrafını koymuş.  
Karaköy Güllüoğlu’nda Nadir Güllü’nün iki kızı da çalışıyor. Kızlarından biri insan kaynaklarından, diğeri finanstan sorumlu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler okuyan oğlu ise eylül ayında İngiltere’de gıda işletmeciliği alanında master yapacak. Nadir Güllü, bayrak teslimi için hazırlığın oğlu üstünde olduğunu söylüyor, ama bayrağı 12S-1G kuralına uyan, bu işe ruhunu veren kişinin alacağını söylüyor. 12S yani saygı, sevgi, sorumluluk, sistem, sadakat, samimiyet, süreklilik, sözünün eri olmak, sahiplenme, sebat etme, sabretme ve savaşmayı simgeliyor, G ise gülümsemeyi.
Nadir Güllü kardeşi Ömer Güllü’nün henüz küçük yaşta olan çocukları için de 10 sene sonrasına şirkette yer hazırlıyor. Çocuklardan sonra sıra torunlara gelecek. Torunları da dedelerini ziyarete şirkete gelmeye başlamışlar bile. Nadir Güllü, “Herkese nabzına göre şirket vereceksin, babam var, torunum var, 4 kuşağı bir arada idare ediyorum” diyor.

Çalışanlar için kız istemeye gidiyoruz
Nadir Güllü aynı şekilde işçilerin de kendilerini aile olarak görmelerinin çok önemli olduğunu söylüyor. O her sabah üretime girip ahilik selamı verip işe başlıyor, ustaya saygıyı hep ön planda tutuyor: “100 çalışanınız var. Çalışan da baba oğul gidiyor. Onların düğünlerini yapmak, kız istemeye gitmek çok önemli. İşi bilen ehil ustalarla çalışıyoruz. 17-18 yaşında alıyoruz emekli edene kadar çalıştırıyoruz, hatta birçok ustamız ikinci emekliliğine geldi. Her 10 yılda 1 yıldız veriyoruz çalışanalara, 5 yıldızı olan var.”

Bir yerde bir baş olur
Şu anda 55 yaşında olan ve 36 yıldır baklavacılık yapan Nadir Güllü, “Bir yerde bir baş olur, iki baş olursa aile işletmeleri yürümüyor, herkes herkesin işine el atarsa olmuyor, tek söz sahibi olacak. Biri der ki fıstığı şu kadar atsak yeter, diğeri ne lüzumu var fıstık zamlanmış diyor. İkisi de haklı. Biri zanaat ölür diyor diğeri kárá geçmek istiyor. Burada iki tür ruh çarpışıyor: Tüccar ruhu ve esnaf ruhu. Tüccar ruhu kasayı, parayı düşünür, ama esnaf ruhunda ustalık ve zanaatkarlık ön plandadır, tabelayı düşünür, tabela ’marka’ demek. Ailelerde çatışmalar bundan çıkar. Bu tüm aile şirketleri için geçerli. Bu nedenle ayrılmalar oluyor.”

El sanatlarında kurumsallaşma olmaz
Nadir Güllü, aile işletmelerinde, özellikle el sanatlarına dayalı işletmelerde kurumsallaşmanın kesinlikle tam anlamıyla olmayacağını savunuyor: “Kurumsallaşmada şu mantık var: Sen sistemini kur kardeşim, adamları yerine oturt, sen uğramadan da dükkan döner. Ama dönmüyor işte, dönüyor diyenlerin hepsi kaybetti. Türkiye’de aile işletmelerinde devamlılık, süreklilik bundan kayboldu.  Başında durmadığın iş kendi işin değil.”
Şube açma planlarınız var mı, sorusuna, Nadir Güllü şu şekilde yanıt veriyor: “Şube ürün satmak için açılır, en güzel büyüme sabit işletme giderlerini aza indirgeyip, kendi içinde büyümek, en kárlı büyümektir. El sanatları işin ehli olmayanlara temsil edilmez. Geleneksel el sanatlarında kazan büyüdükçe lezzet küçülür. Biz 60 yıldır buradayız, tarihi ve lezzeti 60 yıldır Karaköy’de yaşatıyoruz. Bu nedenle de Özel Tesis Belgesi aldık. Buraya dünyanın her yerinden insan geliyor.” 

Tarihî Sultanahmet Köftecisi’nde 3 kuşak bir arada
Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta, 4 nesildir köfteci bir aile. İlk dükkanı Mehmet Seracettin Efendi, 1920 yılında Sultanahmet’te Divanyolu Caddesi’nde açmış. Üç oğlu İsmail, Selim ve Mustafa da babalarının yanında köftecilik yapmaya başlamışlar. Oğullarından İsmail ve Selim halen hayatta ama artık yaşlarından dolayı şirkete çok fazla gidip gelemiyorlar.
Şu anda İsmail Tezçakın’ın oğulları, Mehmet Tezçakın ve Cihat Tezçakın ile torunları İsmail Timur  ve Selim Sinan birlikte çalışıyor. Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta’ya günde bin ila 3 bin müşteri geliyor.
Mehmet Tezçakın ve Cihat Tezçakın’ın kızkardeşinin eski eşi de başka logo ve Sultahmet Köftecisi adıyla birçok dükkan açmış ve sonra başkalarına devretmiş. Fakat bu dükkanların Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta ile hiçbir ilgisi yok.
Bu arada Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta adı en çok taklit edilen markalardan biri. Gerçek Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta’nın Sultahmet haricinde sadece Kadıköy Selamiçeşme’de, Ankara Yıldız ve Erciyes Çarşısı’nda birer şubesi var. 

İsmi Turan Kebapçısı’ydı
Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta’nın açtığı dükkanın ilk adı Turan Kebapçısı’ymış. Dede Mehmet Seracettin Efendi, Çin Türkistan’ından geldiği için dükkanın adını Turan Köftecisi koymuş ama daha sonra turancılık meseleleri sebebiyle dükkanın ismi “Halk Kebapçısı”na çevrilmiş. Ardından “Meşhur Halk Kebapçısı” adını almış. 1982 yılında dükkanın ismi “Sultanahmet Meşhur Halk Köftecisi” olmuş.
Çünkü 3’üncü kuşak yöneticilik yapan Mehmet Tezçakın, farklı yerlerde dükkan açmaya karar vermiş ve Sultanahmet’te de meşhur oldukları için İstanbul’un çeşitli yerlerinde açtığı diğer dükkanlara (sonradan hepsini kapattı) bilinirlikleri artsın diye Sultanahmet ismini eklemiş.
Aynı şekilde Sultanahmet’teki dükkanın adı da Sultanahmet Köftecisi olmuş. Taklitler türemeye başlayınca başına “Tarihi” ve sonuna da “Selim Usta” eklenerek Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta haline gelmiş. Neden 2’inci nesilden İsmail değil de Selim’in ismi verilmiş derseniz, Selim Bey’in çocuğu olmadığından, ismini yaşatmak amacıyla ve işini de çok sevdiğinden onun isminin eklenmesi uygun görülmüş.

Biz işi amcamdan çaldık
Şu anda 4’üncü kuşaktan İsmail Timur da ortaokul zamanında haftasonları ve yaz tatillerinde dükkanda çalışmaya başlamış. Timur daha çok işletmenin imalat ve personel işletme bölümü ile ilgilenirken kardeşi Selim Sinan da muhasebe ve kasa kısmı ile ilgileniyor. 4’üncü kuşağın en genç üyesi Mustafa Mert de tatillerde ve işlerin yoğun olduğu dönemlerde babasına ve abilerine yardıma geliyor. Mehmet Tezçakın kendisinden sonra eğer tek bir yönetici olacaksa bu kişinin büyükoğlu Timur olacağını söylüyor: “Kendisinin tecrübesi herkesten fazla. İkincisi bu işi bir daha ki nesillere taşıyabilecek mesuliyeti almış olmasından.”
Oğullarını küçük yaştan itibaren yetiştirdiğini söyleyen Mehmet Tezçakın, “Bundan evvelki kuşaklarda biz bu konuda zorluk çekiyorduk mesela Selim Amcam, her işi kendisi yapmak isterdi, bizlere mesuliyet vermezdi, başkası yapamayacak diye düşünürdü, babam da mali işlere bakıyordu, ikisi yürütüyorlardı, bizlere ancak yaşlandıkları zaman sorumluluk verdiler. Biz mesleği amcamdan çaldık, öğretmiyordu, çoluğu çocuğu da yok onunla beraber gidecekti. Ben tam tersini yaptım; çocuklarıma mesuliyeti bıraktım, yukarıdan kontrol etmeye başladım. Hatta onlara karışmamak için bir müddet dükkandan uzaklaştım.  Şimdi denetleyici olarak vazife görüyorum. Dükkanı 4’üncü nesil olarak devam ettiriyorlar. ”
3’üncü kuşak yönetici Mehmet Tezçakın ile oğlu Timur en çok personelle ilgili konularda, yönetim kadrosunun doğru kişilere verilmesi hususunda fikir ayrılığına düşüyorlarmış. Timur Tezçakın, “Eskiler herşeyi kendileri yapmak istiyorlar. Müdürün, müdür yardımcısının olduğu bir çalışma sistemini istemiyorlar. Onlar herşeyde bizim işin içinde olmamızı istiyorlar, orada bir çatışma oluyor” diyor.
Mehmet Tezçakın ise “Bizim gibi yapamayacaklarını düşünüyoruz. Personel ne kadar yapsa bizim kadar yapamaz düşüncesi var” diyor.

Şubeleşmek istiyoruz
Kendisi işin başında duracak kişilerle ortaklık yapmak istediklerini söyleyen Mehmet Tezçakın, “Şubeleşmek istiyoruz ama franchising değil. İstanbul’un ve Ankara’nın çeşitli yerlerinde işletme bizden, yatırım onlardan olacak şekilde şubeleşmek istiyoruz” diyor.

İki nesil biriktirir, bir nesil yer
“Dünyada hep 2 nesil biriktirmiş, 1 nesil yemiştir. 3 nesilden sonra devam eden çok az müessese vardır, çünkü bu kuraldır: Hiçbir nesil yemese, üst üste koysa, dünyanın hakimi olur. Biz tüm zorluklara rağmen 4’üncü nesile girmeyi başardık. Bu sene 90’ıncı yılımızı kutluyoruz” diyen Mehmet Tezçakın, başarılı aile şirketlerinin sırlarını şu şekilde sıralıyor:
* Gelir aile fertleri arasında adil bir şekilde dağıtılmalı. Çalışanla çalışmayanı ayıracaksınız. Çoğunlukla aile üyeleri aynı mesaiyi harcamadan aynı parayı kazanmak istiyorlar, bu da onları çökertiyor.
* Hizmette kurumsallaşma olmaz, çünkü kurumsallaşmak şirketleşmek demektir, şirketlerin hepsi kár amacı güderler. Kár amacında olduğundan, kötü bir mal çıktığında, şirket kár etsin diye bunu paraya dönüştürmek mecburiyetindedirler. Fakat biz bu kötü malı müşterilerimize vermeyiz, atarız, bunun ağırlığını çekebiliriz, şirket çekmez bu ağırlığı.
* Biz sade kalemlerle en iyisini yapıp, az çeşitle çalıştık. Bir köftemiz,  kuzu budundan şişimiz, onun haricinde piyazımız, salatamız ve irmik  helvamız var.
* Selim Amcam’ın bir anısı: Müşteri amcama sigara uzatıp “Selim Abi buyur, yak” diyor. Amcam teşekkür ederim şimdi söndürdüm diyor, ama amcam hayatı boyunca sigara içmedi. Onu kırmamak için böyle söylüyor. Her türlü müşteriyi memnun etmek üzere eğitim gördük.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK