Aile şirketleri yazı dizimizin son bölümünde ortopedik malzemeler satan Kifidis ve Antakya’da 4 kuşaktır zeytinyağı ve defneden sabun üretimi yapan Müftüoğlu Daphne ile konuştuk. 1919 yılında kamburluk sorunu (kifoz) yaşayan Tanaş Kifidis tarafından kurulan Kifidis; 1910’da Antakya’da Müftüzade Sakıp tarafından kurulan Müftüoğlu Daphne, pek çok krize ve olumsuzluğa karşın bugünlere gelmeyi başarmış ender aile şirketlerden ikisi.

KİFİDİS

İlk iki nesil zanaatkardı üçüncü nesil işi büyüttü
Ortopedik malzemeler üreten protez kliniği Kifidis’in kuruluşu 1919’a dayanıyor. Rivayete göre Kifidis soyadı şirketi kuran Tanaş Bey’in (Kifidis) yaşadığı kifoz yani kamburluk sorunundan geliyor. Tanaş Kifidis, dönemin Fransız demiryolları işletmesinde başteknisyenmiş. 1918’de Fransızlar gidince, demiryolları işletmeciliğinin de sonu gelmiş ve Tanaş Kifidis kara kara ne yapacağını düşünmeye başlamış. Bir gün cerrah arkadaşı Dr. Gurneos, felçi çocuklar için yürüme cihazı türü cihazlara ihtiyacı olduğunu söyleyerek, kendisinden bu tür cihazları üretme konusunda yardım istemiş. Tanaş Kifidis bu işi yapabildiğini görünce Almanya’ya gidip işin eğitimini almış. Tanaş Kifidis, ülkeye dönünce ilk ortopedi firmasını 1919 yılında Beyoğlu’nda kurmuş. Ortez Protez kliniği bugünkü İngiltere Başkonsolosluğu’nun karşısında hizmet veriyormuş. 20 yıl sonra ise İstiklal Caddesi ile Kallavi Sokağın kesiştiği yerde hizmet vermeye başlamış.
Tanaş Kifidis, oğulları Andrea ve Hristo’yu da Alman Lisesi’nde okutmuş. Ardından iki kardeş  Almanya’da eğitim görmüş ve baba mesleğine devam etmişler. Fakat kardeşler, bir süre sonra geçinemeyip ayrılmışlar. Andrea, babası ve ağabeyinden ayrılarak Yeni Melek sinemasının olduğu sokakta Modern Ortepedi’yi açmış; Hristo ise Türk Ortopedi adı altıda mesleğe devam etmiş.
Sonra Türk kelimesinin herkes tarafından kullanılması yasaklanınca mağazanın ismi de 1941’de Kifidis Ortopedi’ye dönüşmüş.
Andrea 1955’te 6-7 Eylül olayları nedeniyle Paris’e göç edip, mesleğe Fransa’da devam etmiş. Hristo ise 1972 yılında vefat etmiş. Bu tarihten sonra yeğen Laki ve Hristo’nun oğlu Çuli işi beraber yürütmeye başlamışlar. Fakat Çuli de 1974 yılında Kıbrıs olayları nedeniyle Yunanistan’a yerleşince Laki Vasiliadis şirketin tek yöneticisi olmuş. 
Laki Vasiliadis Paris’te gazetecilik ve uluslararası ilişkiler eğitimi almış, Türkiye’ye döndükten sonra bir süre gazetelerin dış haberler ve spor servislerinde çalışmış ama istediğini bulamayınca kendi işine geri dönmüş.

3 eczane ile başladı 12 bin eczaneye ulaştı
Laki Vasiliadis, Türkiye’ye döndüğünde ithalat yasağı varmış. O zaman 4-5 kişinin çalıştığı Kifidis’te Çuli hasta kabul ediyor, kendisi ise doktorlara tanıtım yapıyormuş. Laki Vasiliadis, Çuli’den bahsederken “Çuli sanatsal açıdan, ürün üretme açasından çok yetenekliydi; bense 4’ü 40 yapmanın peşindeydim” diyor.
Laki Vasiliadis bunu gerçekten de başarmış. Bu işin tek tek hastalarla yürümeyeceğini görüp eczanelere mal vermeye başlamış. İşe 3 eczane ile başlamış; İzmir’de Konak Eczanesi, Ankara’da Mithatpaşa Eczanesi ve Antalya’da Lale Eczanesi. Yün kemer, bel korsesi, mide düşüklük korsesi, tabanlık ve varis çorabı en çok vermeye başladığı ürünlermiş. Bu 3 eczane şimdi 12 bin eczaneye ulaşmış. 8-9 kalem olan ürün sayısı ise bugün 1.000’e yaklaşmış.

Al-sat modasını getirdi
Vasiliadis, “Birinci ve ikinci nesil zanaatkar olarak çalıştı. Ben 1975’ten itibaren işin hacmini büyüttüm, o zamana kadar tek bir mağazaydık. 1975’ten sonra al-sat modasını getirdim. Doğru ürünleri bulup getirmeye çalıştım. Hastane satın almalarına gittim” diyor.
Adetleri çok az olduğundan, bu ürünlerin her birini Türkiye’de imal etmenin sürüm açısından mümkün olmadığını söyleyen Vasiliadis, “Senede 4 tane sattığınız ürün oluyor. O nedenle üretimi 20 yıl önce bıraktım. Bizim işimiz diğer işlere benzemiyor, sürüm işi değil, know-how isteyen, Ar-Ge’ye çok para harcanması gereken bir iş. Türkiye’de bizim meslek çok yozlaştı. Yozlaşmasının tek sebebi sigortasız eleman çalıştırmak için işlerin evlere verilmesi. Dikiş makinesi olan korse türü ürünleri evlerde üretiyor. Yaptıkları tek şey    kopyacılık. Ben Ar-Ge’ye para harcayamadığım için 22 doktoruyla kocaman bir laboratuvarı olan 147 yıllık Fransız firması Thuasne’ın arkasına takıldım.”
Şu anda 6 kişilik bir atölyesi olan Kifidis, sadece basit olan veya ölçüyle sipariş edilen, ısmarlama tabanlık, ısmarlama korse gibi ürünleri üretiyor. Fakat Laki Vasiliadis’ten sonra işi devralacak olan oğlu farklı düşünüyor, şu anda 17 yaşında olan Viron, ileride üretim de yapmak istiyor.

Her şehirde bir Kifidis
Kifidis eczaneler ve hastanelere mal vermekle kalmadı kendi şubelerini açtı. Mal vermeye başladığı medikal firmaların çok iyi satışlar yapmalarına rağmen kendisine hiç ödeme yapmamalarına sinirlenen Vasiliadis, tutmuş, kendisini kızdıran ilk medikal firmanın yanına ilk mağazasını açmış. Şimdi franchise’larla 30 mağazaya ulaşan Kifidis’in 150 de çalışanı var. Vasiliadis’in hedefi Türkiye’nin her şehrinde bir Kifidis açmak.

İlk yürüyüş ayakkabısı
Kifidis Türkiye’de çocuklar için ilk yürüyüş ayakkabısını 1982’de üretti. Laki Vasiliadis, ilk yürüyüş ayakkabısına doktorların önce karşı çıktığını ama daha sonra kabullendiklerini söylüyor: “1982 senesi Ankara Trafik Hastanesi Ortopedi Bölümü Şefi Rıdvan Ege, TRT’de bir programda tüm çocukların taban düşüklüğünü yenmesi için ortopedik ayakkabı giymelerini öneren bir konuşma yaptı. Bunun üzerine tüm dükkanlar kapılarına ’ortopedik ayakkabı satılır’ yazmaya başladılar. Almanya’ya gidip bu işi araştırmaya başladım. Ortopedik ayakkabı sert olur diye bilinirdi, Almanya’ya gidince bu işin böyle olmadığını öğrendim. Türkiye’de ilk yürüyüş ayakkabısını önerdim. İlk yürüyüş ayakkabısı yumuşak olur, arka bölümünde hafif bir yükseltisi vardır. Oysa ortopedik ayakkabı seri üretilmez, kişiye mahsus özel üretilen ayakkabıdır, ikinci bir tanesi olmaz. Doktorların bir kısmı ilk yürüyüş ayakkabısına karşı geldiler, sadece ortopedik ayakkabı vardır dediler, ama daha sonra kabul ettiler.” Kifidis’in yaptığı bir diğer yenilik de, varis çorabının basınca göre verilmesini sağlamak oldu.

 MÜFTÜOĞLU DAPHNE

Zeytinyağlı ve defneli sabunları Tokyo’ya ihraç ediyor
Anadolu’da 4 ve 5’inci kuşak tarafından yönetilen aile şirketlerinden biri Müftüoğlu Daphne. 1910’dan bu yana Antakya’da zeytin yağı ve defne yağından banyo sabunları üreten Müftüoğlu Daphne bugün 4. kuşak tarafından yönetiliyor. Şirketin yöneticisi Reşit Müftüoğlu, 5. kuşağı da işi sahiplenmeleri için ikna etmeye çalışıyor.
Müftüoğlu ailesinin esasında 5 farklı işi varmış ama hem Antakya’nın hem de ülkenin yaşadığı krizler nedeniyle şu anda bir tek sabunculuk kalmış dedelerden yadigar.
Antakya’da yaşayan Müftüzade Sakıp, sabunculuğa 1910 yılında başlamış. 1918 yılında Almanya ile savaşı kaybedince, Antakya Fransızlar tarafından işgal edildi. Bu işgal hayatı Antakya’da tam 20 yıl sürdü. O dönem Antakya’da Atatürk’e yardım teşkilatları oluştu. Müftüzade Sakıp da bu teşkilatlara para toplamakla yükümlüymüş. Fakat birisi Fransızlara jurnalleyince zindana atılmış. Müftüzade Sakıp’ın oğlu Sıddık Müftüoğlu, (bugün 4. kuşaktan yöneticilik yapan Reşit Müftüoğlu’nun dedesi) babasını kurtarabilmek için varığını yoğunu son kuruşuna kadar satmış. Sonrasında herşeye sıfırdan başlamışlar.
Antakya’nın Fransızlar’dan çıkışı, Türkiye’ye geçişi sırasında Hatay Cumhuriyeti’nin kurulması, daha sonra tekrar Türkiye’ye bağlanması, yaşanan sayısız ekonomik krize ve Körfez Savaşı’na rağmen firma bugünlere gelmeyi başarmış. Bugün şirketi yöneten 4. kuşaktan Reşit Müftüoğlu, “Büyük firma olsaydık kurtulmamız mümkün değildi, küçük firma olduğumuz için daha esneğiz ve işimizi çok iyi biliyoruz, çok seviyoruz. Dedem için müessese çok önemliydi, şimdi yaşaydı da Tokyo’ya mal sattığımızı görseydi çok gururlanırdı, bu parayla ölçülecek bir şey değil. Onun için ben de iş devam etsin istiyorum.”
Antakya’da özellikle Körfez savaşı nedeniyle pek çok firma perişan olmuş. Sabunculuk haricinde zeytinyağı presleri olan, ipek böcekçiliği yapan, defne ve prina yağı üretip ihraç eden firmanın Irak’a olan ihracatı 1990’larda durmuş. İhracat durunca da aile diğer işkollarından elini çekmiş, sadece sabunculuk yapmaya başlamış.

Paris’te okudu şimdi sabun döküyor
Antakya’da Narlıca’da 2.5 dönümlük bir arazisi olan Reşit Müftüoğlu, eşi ve 2 yeğeni ile beraber üretimde de aktif olarak çalışıyor. Sabun mevsimlik bir iş, üretimi kışın yapılıyor, çünkü sabunun sergiye dökülüp, donması bekleniyor. Geçen yıl kriz senesi olduğu için 30-40 ton sabun yaptıklarını söyleyen Müftüoğlu, 6 yaşından beri işin içinde, o yaşında zeytinyağının asidine bakar, sabunlar arasında oynarmış. Paris Üniversitesi Siyasal Bilgiler’den mezun olan Reşit Müftüoğlu “Paris Üniversitesi’nde okumak yetmiyor buraya gelip sabun döküyorsunuz” diyor.
Ürettiği ürünleri zincir marketlere, toptancı şifalı bitki satan firmalara veren, Japonya, İsviçre, Kore ve Malezya’ya ihracat yapan Müftüoğlu, dedelerinden aldığı formülü de hiç bozmamış. Ne kadar zeytinyağı, ne kadar defne koyacağı aynı kalmış.
Reşit Müftüoğlu, bir anda değil fakat sağlıklı bir şekilde büyümek istediklerini söylüyor: “Krizlerde ilk batanlar büyük firmalar olur. Çünkü küçük firmalar esnektir. Biz sağlıklı büyümek istiyoruz, bir anda değil, her sene yavaş yavaş. Banka kredilerden kaçıyoruz, korkağız belki, büyüyeceksen agresif olacaksın. Biz çok fırsatlar kaçırdık, inşallah bir sonraki nesil kaçırmaz.”
Reşit Müftüoğlu’nun çocuğu yok ama işi kendisinden sonra yürütmeleri için yeğenlerini ikna etmeye çalışıyor.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK