Şubat, 2010 için arşiv

Hobiyi ikinci iş haline getirenler

Yayınlandı: Şubat 28, 2010 / Yazılar

Profesyonel iş yaşantısında artık pek çoğumuzun birer hobisi var. Ama, hobi niyetine yola çıkıp, severek yaptıkları işi neredeyse ikinci bir meslek haline getirenler de var. Onlar hem iş dünyasındaki kimlikleriyle, hem de ’ikinci kişilikleri’yle biliniyorlar. Bu noktada akla gelen ilk isim yakın dönemde kaybettiğimiz Şakir Eczacıbaşı. Eczacıbaşı, bir röportajında “Sanatçı kimliğim genellikle işadamı kimliğimi destekledi. İnsanlara ve sorunlara daha insancıl bir biçimde yaklaşmamı sağladı” diyordu. 
Hem profesyonel hayatta hem de farklı uzmanlıklarıyla başarıya ulaşanlar, insanda hayret ve hayranlık uyandırıyor. P&G Genel Müdürü’nü sahnede gitar çalarken gördüğünüzde veya çalıştığınız bilişim şirketinin kurucu ortağının aynı zamanda görsel yönetmen olduğunu öğrendiğinizde hem şaşırıyor hem de onlara gıpta ediyorsunuz. Hobilerden profesyonel bir uğraş, ikinci bir meslek edinenlerin en büyük lüksleri severek yaptıkları işten asla taviz vermemeleri, çünkü onların para kazanma kaygıları yok, seçme özgürlükleri var.

Arkadaşları onu çift kişilikli sanıyor
Hilton Otelleri bünyesinde son 5 yılı yönetici pozisyonlarında olmak üzere toplam 11 yıl çalıştıktan sonra 2008’de Hilton İstanbul, HiltonSA ve Conrad Otelleri’nden sorumlu Gelir Geliştirme Müdürü iken görevden ayrılan Emrah Özdamar, o tarihten beri kardeşiyle ortağı olduğu Gri Creative Agency’de yönetici ortak olarak çalışıyor. Aynı zamanda, otellere başta gelir yönetimi ve iş geliştirme konularında danışmanlık sunan Hotel Partner adlı şirketin iki kurucu ortağından biri olan Özdamar, ortaokul yıllarından bu yana ’rock’ müzikle ilgili. Zaman içinde bu ilginin gitgide derinleştiğini söyleyen Özdamar, “Bu yaşıma kadar, müzik hayatımın nasıl etkileneceğini dikkate almadığım hiçbir karar yoktur” diyor.
2003 yılında kurulan, 2007 yılında Ormanlar Kralı albümünü piyasaya çıkaran Asfalt Dünya isimli müzik grubunun iki kurucusundan biri olan Özdamar, grupta hem şarkıları söylüyor, hem beste yapıyor hem de söz yazıyor.  Asfalt Dünya, bu dönemde daha çok festivallerde ve Ghetto, Jolly Joker Balance, Hayal Kahvesi gibi yerlerde konser veriyor.

Değiş tonton sendromu
Hem iş hem konser, iki hayatı dengelemek hiç de kolay değil tabii. O bu duruma “değiş tonton” sendromu diyormuş: “Çok formal bir halden bir anda hislerinizin ağırlıkta olduğu bir boyuta geçiyorsunuz, bunun çelişkisi bazen çok yıpratıcı olabiliyor. Benim çift kişilikli olduğuma inanan hatta Dr Jekyll ve Bay Hyde ismini takmış birçok tanıdığım var. Bu durumdan bir yandan da zevk alıyorum, insanların nasıl kafalarının karıştığını ve şaşırdıklarını görmek çok eğlendirici. Eskiden ben de bocalıyordum, ama şimdi çok daha müziğe yakın bir işim var ve takım elbise giymiyorum. Gri Creative’de işimiz yaratıcılık üzerine kurulu olduğu için çok sıkıntı olmuyor. Diğer yandan, Gri Creative’de kendimize müzik ile iç içe bir çalışma ortamı kurduk. Ofisimizdeki dinlenme alanında bir davul, gitar ve amfilerimiz var.  Hatta bazen grup olarak da ofiste çalışabiliyoruz. Dolayısıyla müzik ve kurumsal yaşam arasındaki çizgiyi epey incelttim.”

Müziğimden taviz vermiyorum
3 işi aynı anda yapmanın onun için en büyük avantajı müziğiyle ilgili taviz vermek zorunda olmaması. Özdamar, “İşim sayesinde sadece kendi müziğimi yapabildim. Asfalt Dünya farklı bir müzik ve ben başka bir tarz yapamam, herhangi başka tarz bir söz yazamam. Paramı müzikten kazansaydım, genele uygun şeyler yapmak zorunda olurdum, ya da müzik ile ilgili müşterilerim olurdu” diyor. 

P&G’nin patronunun Fazla Mesai’si
P&G Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Karpat’ın müziğe olan merakı okul çağlarında, 12-13  yaşlarında başlamış. Yatılı okuduğu Darüşşafaka’da ilk olarak bağlamayla başlayan müzik tutkusu gün geçtikçe artmış. Bağlamanın ardından gitar çalmaya başlayan Karpat, okul çağlarındaki ilk amatör grubunun ardından halen faaliyette olan şirket içi müzik grubu  Fazla Mesai’yi kurdu.
P&G Türkiye’nin Yönetim Kurulu Başkanı olarak yoğun bir iş temposu olan Karpat, global bir şirketin bölgesel merkezinin başındaki yönetici olarak sık sık yurtdışı ziyaretlerinde bulunuyor, ama tüm bu tempo arasında her fırsatta gitarını eline alıp müzikle bir araya geliyor.
Fazla Mesai sadece şirket aktivitelerinde değil Arnavutköy Eylül Bar’da da zaman zaman sahneye çıkıyor. Geniş bir repertuara sahip olan Fazla Mesai grubunda davuldan klavyeye, yan flütten gitara birçok enstrüman yer alıyor. Genellikle ’rock’ ağırlıklı bir repartuara sahip olan grup, Cem Karaca’dan Dire Straits’e birçok farklı sanatçının şarkılarını seslendiriyor.
Bir müzik evine gidip de P&G’nin Yönetim Kurulu Başkanını sahneden görenler ise oldukça şaşırıyorlarmış. Karpat: “Fazla Mesai’yi ilk kurduğumuzda her hafta sonu bir araya gelmeye çalışıyorduk. Şu an provalar için belli bir periyodumuz yok. Fırsat buldukça bir araya geliyoruz” diyor  ve ekliyor: “Müzik bugün de yarın da hayatımın ayrılmaz bir parçası olacak.” 

Hayatım acayip zenginleşti ve renklileşti
Yazılım firması IFS Türkiye’nin kurucu ortaklarından olan Ergin Öztürk, para kazandığı işle parayı harcadığı işin birbirinden farklı olduğunu söylüyor.
Müziğe ve müzik kliplerine hep meraklı olan ve amatör çekimler yapan Öztürk, bir akademide yarı zamanlı görüntü yönetmenliği kursu almaya başlamış. Kursta çevre edinerek setlerle tanışmış ve başta kamera asistanlığı olmak üzere kamera ve kamera çevresinde yapılabilecek ne kadar iş varsa hepsini yapmış. Yüksek Sadakat’in Haydi Gel İçelim, Özgün’ün Mühür, Badem’in Bir An İçin, Feridun Düzağaç’ın Mütemadiyen Ağlıyorum adlı parçalarının görüntü yönetmenliğini yapan Öztürk, şu ana kadar 12 klip çekmiş.

İki alakasız iş
Öztürk, IFS’teki müşterilerine, görüntü yönetmenliği yaptığını çok fazla söylemiyormuş. Bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Bizim yaptığımız iş çok ciddi bir iş, insanların kafasında sinemanın, sinemacıların daha farklı bir imajı var. Birinde takım elbiseler giyiyorsun diğerinde uzun saçlı tipler, iki alakasız iş, bilmiyorum. Örneğin beni takım elbiseyle gören sinemacılar tanımıyor. Hiç görüntü yönetmeni profiline uyan bir şey değil. İki dünyanın birbiriyle hiç alakası yok. Ortam çok farklı. Sette herşey rahatlık ve yaratıcılık üzerine kurulmuş; öteki hayatımsa tamamen disiplin ve kontrol üzerine kurulmuş.”
Görsel yönetmenlik onun hayatına çok renk katmış. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşının “Son 2-3 yılda sendeki değişim inanılmaz” sözlerinin bu durumu özetlediğini söylüyor. Bu ikinci uğraşın ona kattığı en önemli şey farklı çevrelerden arkadaşlar edinmek olmuş: “Daha önceleri hep kurumsal arkadaşlarım vardı, o beni çok sıktı, hayatımız hep aynı kaygılarla geçiyordu. Daha çok sahip olmak üzerine kurgulanmış bir hayattı bu. Şimdi ise hayatım acayip zenginleşti ve renklileşti.”

İş seçme alternatifim var
Peki sadece bu işi yapıyor olmak ister miydi acaba Öztürk: “Bir şeyi para için yapıyorsanız o iş eğlence olmaktan çıkıyor, adı üstünde iş haline geliyor. Şimdi IFS’te bizim ekipteki arkadaşlarla ortamı daha eğlenceli hale getirmek için konuşuyoruz ve ben bir yerden sonra ’arkadaşlar kesin artık, bu bir iş’ diyorum. Görsel yönetmenlikte daha güzel şeyler yapmak isterim, ama paramı ve hayatımı bu işten kazanmak istemem. O zaman şu andaki kadar zevk alamazdım. Şu anda iş seçiyorum. Hayır deme alternatifim var” diyor.

Psikoloğun DJ’likle terapisi
Boğaziçi Üniversitesi’nde çift anadal yapan, hem psikoloji hem rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümlerini bitiren Cenk Erdem, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema-TV yüksek lisans programına devam etti. 2004 yılında Houston’da, Texas Children’s Hospital’da oyun terapisi eğitimi aldı. Cerrahpaşa çocuk kliniğinde, onkoloji servisinde 4 yıl psikolog olarak çalıştı.
Bu arada müziğe olan ilgisi onu üniversite yıllarında radyocu olmaya itmişti bile. Radyo 2019’da profesyonel olarak DJ’liğe başlayan, 10 yıl kadar Kiss FM’de radyo programları sunan Erdem, Cerrahpaşa’da çalışırken akşamları radyoda program yapıyor, bir yandan da kulüplerde hafta sonları DJ olarak partilerde çalıyordu.
Şu anda bir psikolog olarak dışarıdan vakalar gören, kulüplerde DJ’lik ve aynı zamanda basın danışmanlığı da yapan Erdem, bir terapi gibi gördüğü DJ’liğe nasıl başladığını şöyle anlatıyor: “Ailemde, dayılarımda, teyzelerimde müthiş bir disko kültürü vardı. Annemin Rolling Stones plakları, teyzelerimin Boney M plakları derken DJ gibi büyüyordum. Birgün en yakın arkadaşlarımdan Evrim, Bakırköy FM’in DJ aradığını duymuş, “Tam senin işin” dedi. Bakırköy FM’de ve Boğaziçi Üniversitesi’nin radyosu Radyo Boğaziçi’nde aynı anda amatör olarak başladığım DJ’liğe, Radyo 2019’da profesyonel olarak adım attım. Özel radyoların bana göre en keyifli dönemlerini yaşadım. Kiss FM’de program yaptığım dönemler olağanüstü keyifliydi. Birkaç parti fikri ve Madonna partileri, 80’ler partileri derken kulüplerde de DJ’lik yapmaya başlamış oldum.”

DJ’lik bana yaşam enerjisi verdi
İki rolü yerine göre ayrı tutmanın önemine değinen Erdem, “Bir psikoloji seminerinde artık bir DJ değil bir psikolog olarak bulunduğum gibi, DJ’lik yaptığım bir gecede bir psikolog ağırlığından uzaklaşıyorum. Rol uyumuna hassasiyet gösterdiğiniz ve rolleri ayırdığınız sürece sorun yok. Ancak hastanede çalıştığım dönemde eğer herhangi bir gece partide çaldıysam, ertesi sabah oda vizitlerine geçtiğimde gözlerimi dört açıyordum. Sabah koyu bir kahve işimi hep gördü. Ama zaten güzel geçen bir gece düşünülenin aksine ertesi sabah işime de büyük enerji katıyordu. Partileri daha çok cuma, cumartesi geceleri yapıyorum. Bir ara bir kulüpten iyi bir teklif aldım, ama haftaiçi 3 akşam çalmam gerekiyordu ve dayanamadım. Yine de hiçbir zaman bir işim diğerine engel olmadı. Hatta güzel bir DJ’lik bana yaşam enerjisi verdiğinden, diğer işimde de daha verimli oluyordum” diyor.

İş dünyasında en yaygın hobilerden biri de koleksiyonculuk
Resim sanatının içinde yer almak kendimi iyi hissettiriyor
Bilişim firması İndex Grup’un CEO’su Erol Bilecik’in 200’ün üzerinde resimden oluşan, aralarında İbrahim Çallı, Kadri Aytolon, Necdet Kalay, Faruk Cimok, Şevket Dağ, Celal Esat Arseven, İbrahim Safi, Diyarbakırlı Tahsin gibi ressamların eserlerinin yer aldığı bir resim koleksiyonu var.
Bilecik, koleksiyonunda, genellikle 1900’lü yılların başında doğmuş, Osmanlı döneminde resim eğitimi almış, Cumhuriyet ile kendini olgunlaştırmış ressamların eserlerinin bulunmasından büyük keyif aldığını söylüyor. Resimlerinin bir kısmını evinde bir kısmını ofisinde sergileyen Bilecik, “Resim yapma konusunda en küçük bir yeteneğim olmamasına rağmen resim sanatının sadece bir koleksiyoner olarak içinde olmak ve konuya odaklanmak, kendimi en iyi hissettiğim anlardandır” diyor.
Başarılı işadamları el attıkları her işin hakkını veriyorlar. Daha önce neredeyse profesyonel bir sporcu gibi spor yapan yöneticileri haber yapmıştık (Bkz Hürriyet İK 4 Ekim 2009). Şimdi ise müzikte ve sanatta başarıya ulaşanları işledik. Sporun, sanatın yanı sıra iş adamlarının en yaygın hobilerinden bir diğeri de koleksiyonerlik. En yaygın koleksiyon alanlarından biri ise tablolar. Örneğin İndex CEO’su Erol Bilecek aynı zamanda 200 parçalık bir koleksiyona sahip. Software AG CEO’su Yüce Erim ise neredeyse ’her bulduğunun’ koleksiyonunu yapıyor. Evinde yok yok, kurşun askerlerden tablolara, sarık maşalarından para koleksiyonuna… Hatta içtiği şarapların tıpalarını bile biriktiriyor.

İnsan zenginleşiyor
Software AG Genel Müdürü Yüce Erim, bildiğiniz koleksiyonerlerden farklı. Evinde olmadık koleksiyon yok, sarık maşalarından tutun tablolara, saatlerden kurşun askerlere, hatta içtiği şarapların tıpasından gittiği ülkelerdeki restoran broşürlerine, metro biletlerine herşeyi biriktiriyor.
İnsanın iş dışındaki hayatında kendini ne kadar zenginleştirebilirse iş hayatında da öyle mutlu ve zengin olduğunu söyleyen Erim, ailece biriktirmeyi sevdiklerini söylüyor: “İnsan zenginleşiyor. İş hayatında daha dengeli davranıyorsunuz, empatiniz gelişiyor.”
Yüce Erim’in koleksiyon tutkusu 1983 yılında başlamış. Aynı yıl vefat eden annesinin eski bir kitabının içinde bulduğu saklanmış çil paralar dikkatini çekmiş ve saklama işini kendisi devaralmış. Önce Cumhuriyet dönemi paralarını daha sonra Osmanlı dönemi paralarını toplamaya başlayan Erim, yine tesadüfen bir antikacıda gezerken sarık maşalarıyla tanışmış. Şu anda 30 civarında sarık maşası evinin girişini süslüyor. Tüm duvarlar ise yağlıboya ve suyuboya tablolalarla kaplı. 60-70 civarında tablosu olan Erim çiftinin en sevdikleri koleksiyonlardan biri de kurşun askerler. Her ziyaret edecekleri ülkede önceden bir araştırma yaparak kurşun asker satan yerleri taradıklarını söyleyen Yüce Erim, “Topladığınız, ilgi duyduğunuz birşeyi bir kere biriktirmeye başladığınızda başınızı çeviremiyorsunuz. Ona sahip olma duygusunu yenemiyorsunuz, birçok şeyden vazgeçebilir duruma geliyorsunuz.”
Ofisinde de eski hesap makinaları, su terazileri koleksiyonu olan Erim, bir dönem eski usturular, çakmaklar da toplamayı denemiş: “Eski bir şey görünce insan onun devrine mi gidiyor bilemiyorum, değişik, tarifi zor bir duygu. Geçmişten birşey sizi bulunduğunuz zamanın dışına çıkarıyor. 100 yıl önce basılmış, kimbilir kaşılığında nelerin alınıp verildiği bir para beni heyecanladırıyor. O parayı kullananların da sevinç veya üzüntülerine ortak olduğunu düşünüyorsun.”
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

 

Reklamlar
İstenmeyen tüylere ve dökülen saçlara karşı ürünler geliştiren B’iota Laboratuvarları kurucusu Cihat Dündar (35) çocukluğundan beri bitkilere meraklı, mucit ruhlu bir işadamı. Çocukken yüzünde çıkan sivilceleri bitkilerle tedavi eden ve bu sayede bitkilere merakı artan Dündar, Almanya’da liseyi bitirdikten sonra Türkiye’ye gelmiş. Kadınların yüzlerinde çıkan tüylerden duydukları rahatsızlığı görünce, bu derde çare bulmaya karar veren Dündar, kendine 2 beher, bir ısıtıcı alarak evde bitkileri karıştırıp formül aramaya başlamış. Bugün 100 milyon TL ciroya ulaşan B’iota, ayda 1 milyon adet üretim yapıyor. Şirketin ürünleri 33 ülkeye ihraç ediliyor. 
İstenmeyen tüyler, saç dökülmesi ve cilt ürünleri alanında Bioxcin, Bioblas, Bioder, Deracine ve Biomeen markalı ürünleriyle hizmet veren B’iota Laboratuvarları’nın kurucusu Cihat Dündar (35) özel ilgi alanı olan bitkilerden yola çıkarak, tamamen kendi çabalarıyla bugün cirosu 100 milyon TL’yi bulan bir şirket yaratmış.
Almanya’da 4 çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelen Cihar Dündar, lise mezunu ama o eğitimin hiçbir kurumun tekelinde olmadığına inanıyor ve yaptıklarıyla da bunu herkese kanıtlıyor.
Liseden mezun olduktan sonra tarlalarda, botanik bahçelerinde çalışan, satış ve pazarlama yapan Dündar 19 yaşında Türkiye’ye dönmüş. Bu kararı almasında Almanya’da bir gelecek görmemesi, yabancı düşmanlığından duyduğu rahatsızlık ve babasının Türkiye’de bulunan arsa, gayrimenkul gibi yatırımları rol oynamış.
İlk olarak iki kardeş gelmişler İstanbul’a, ardından tüm aile gelecekmiş fakat işler yolunda gitmemiş ve babalarının gelişi beklenenden daha uzun sürmüş. Evdeki hesap çarşıya uymayınca o da boş durmak istememiş, ilk yıl odasına kapanıp bütün gününü kitap okuyarak geçirmiş. Bunlar kişisel gelişim, pazarlama, organizyon ve bitkilerle ilgili kitaplarmış. Ama kitaplar karın doyurmayınca, Türk insanını daha yakından tanımak, huyunu suyunu kavramak için pazarda zeytin satmaya başlamış. Ardından Tahtakale’den parfüm alıp parfüm satmış. Dündar, amacının para kazanmak değil, insanları tanımak olduğunu söylüyor. Pazarcılık onun için gerçekten farklı bir tecrübe olmuş: “İnsanların pazarda ne için bağırdığını, müşterilerin niçin bağıranlara daha çok gittiğini anlamak istiyordum gerçekten. Bağıran adamın tezgahı daha çok doluyordu, tezgahın üstüne çıkıyorlardı, garip söylemleri vardı.”
Dündar, daha sonra satış, pazarlama ve kişisel gelişim kitaplarından edindiği bilgiler ile orta ölçekli firmalara danışmanlık vermeye başlamış. Askerlik sorunu bitene kadar da bu böyle devam etmiş. Askerde ise hayatı tamamen değişmiş; Mardin ve Şırnak’ta tüy sorunu olan kadınları görünce kafasında bir şimşek çakmış. Bitkilere de zaten küçüklüğünden bu yana merakı olan Dündar, bu sayede bugün 100 milyon TL ciroya ulaşan tüy dökücü kremler ve saç dökülmesini engelleyen ürünler üreten B’iota Laboratuvarları’nı kurmuş. 2002 yılında kurulan şirkette, bugün ayda 1 milyon adet ürün üretiliyor ve 33 ülkeye ihraç ediliyor.
Bitkilere olan merakınız ne zaman başladı?
Küçüklükte yaşadığım bir hadiseden dolayı bitkilere merakım oldu hep. 12 yaşlarındayken tüm yüzümde sivilceler vardı. Doktorun verdiği herşeyi kullandım geçmedi sivilceler. Evde bir şifalı bitkiler kitabı vardı. Orada yazan bitkileri karıştırdım ve 3 hafta sonra sivilcelerim gitti. O yaşta böyle bir şey yaşayınca tabii merak ediyorsunuz bu bitkiler başka nelere iyi gelir diye. Yediğimiz, içtiğimiz şeylerin ne tür faydaları olabileceğini düşünüyordum hep ama hiçbir zaman bir gün bundan bir ürün yaparım diye düşünmedim, sadece merak ediyordum. Açıkcası insanların da güzellik sorununu bu kadar dert ettiklerini bilmiyordum. Buna dünya kadar paranın harcandığını bilmiyordum.
Tüy dökücü ürünler üretmeye nasıl karar verdiniz?
Askerde tayinim Mardin’e çıkınca herkes, ’çok uzak, vah vah’ dedi ama iyi ki de gitmişim, gitmeseydim çıkmayacaktı bu fikir. Askerde dış postaydım, her gün dışarı çıkıyor, komutanların ihtiyaçlarını alıyordum. Şırnak’ta ve Mardin’de gördüğüm kadınlar konuşurken eşarpla ağızlarını kapıyorlardı. Bu kadınlar niye böyle konuşuyorlar, acaba dişleri mi bozuk diye düşündüm, sonra baktım kadınlar çenesindeki veya yüzlerindeki tüylerden dolayı ağızlarını kapatıyorlarmış. Meğer bütün kadınlarda varmış da bu sorun, oradakiler ekonomik nedenlerden dolayı alamıyormuş, meğer hğr ay kadınlar ağda yapıyormuş. Ben o güne kadar cımbızla, iple tüylerin alındığını, lazer epilasyonun olduğunu bilmiyordum.
O zaman acaba sivilcelerime faydalı olan bitkiler tüylere de faydalı olabilir mi, diye geldi aklıma. Askerdeyken ortaya çıktı bu fikir, nöbetlerde, her yerde bu konuyu düşünmeye başladım, herkes film izlerken ben bir kenarda kitap okurdum, küçük cep kitapları vardı, her zaman cebimde bulunurdu.
İşe nereden başladınız?
Askerden sonra 3 yıl boyunca hem danışmanlık işine devam ettim hem de bu tüyleri nasıl yok edeceğim diye çok ciddi araştırmalar yaptım, tüm literatürü baktım, Kızılderililer, Mısırlılar, Anadolu’daki insanlar neler yapmış diye araştırdım ve aynı zamanda deneylerde yapmaya başladım.
Kendi üzerinizde mi deniyordunuz karışımları? 
Sülalede ne kadar adam buluyorsam onlara denettiriyordum. Ama baş kobay bendim hep. Bioder’in ekstresini ben kafama da sürdüm ters etki yapıyor mu diye, öyle bitkiler var ki, mesela şerbetçiotu, vücuda sürünce tüyleri inceltir, kafaya sürdüğün zaman artırır.
Evde mi yapıyordunuz bu deneyleri?
Evet, evde binlerce bitki ekstre ediyordum. Tahtakale’den bir küçük ısıtıcı almıştım 5 liraya, 30 milyona tartı, tanesi 2 liraya da iki beher almıştım. Çok ucuz bir Ar-Ge ev için, ama bu yetiyordu.
Zor olmadı mı?
Evde her gün kavga çıkıyordu, bütün bina kokuyor, komşular şikayet ediyordu. Düdüklünün ucundaki vidayı söktüm, bir boruyla camdan dışarı verdim ki evin içine koku gelmesin. Tezgahta öyle bir iz kalıyordu ki eşim yemek yapacak yer bulamıyordu. Dedik bu böyle olmayacak, babamın bir dairesi vardı yakında, tesisatı oraya taşıdım.

İçim dışım kıl oldu
Çevrenizdeki insanlar ne diyordu bu duruma?
Herkes benle dalga geçerdi, ailedekiler denize, akşam yemeğe giderdi, ben gitmezdim, 3 yıl asosyal yaşadım, odaklandım bu işe, odaklanmaya da inanırım. İçim dışım kıl oldu. Tanıştığımız birisine veya otobüsteki kadınlara ister istemez bakıyordum. Bazen kadınlar yanlış da anlıyordu, niye koluma, yüzüme bakıyor diye ama ister istemez bakıyorsunuz.
Bu dönem hep tüy dökücü kremler üzerinde çalışıyorsunuz değil mi?
Hep tüy dökücü, sadece Bioder. Tabii Allah’ın işi ya, bitkileri deniyorduk, bakıyorduk ki saç çıkartıyor, tüh diyorduk yine amacımıza ulaşamadık. Hiç aklımıza saç dökülmesi gelmiyordu.
Çok çok sonra piyasaya girince erkeklerden böyle talepler gelince ’Aaa bitkiler vardı saç çıkartıyordu’ dedik. O zaman hiç kıymeti yoktu gözümüzde, üzülüyorduk hatta, biz dökmeye çalışırken o çıkartıyor diyorduk. Ama Allah’tan herşeyin kaydını tutuyordum.
Formülü bulduktan sonra ne yaptınız?
3 yılın sonunda formülü geliştirdim, bana göre inanılmaz sonuçlar veriyordu ama hiç kimse inanmıyordu. Babam, annem “Oğlum git bir yerde çalış, kremden, sudan iş olmaz” diyordu. Ekstreyi yaptıktan sonra, ürünü krem haline getirmek, klinik çalışmalarını yapmak üzere Anadolu Üniversitesi’ne gittim. Böyle bir ürün var tüyleri azaltıyor deyince, imkansız dediler. Ben etkisinden yüzde yüz emindim de acaba yan etkisi var mı diye endişeliydim. Sonuç kötü çıkarsa yine eski günlerdeki gibi alıp çantayı satışa, en iyi bildiğim işe geri dönecektim. Klinik çalışma 3 ay sürdü. Çalışma çok başarılı geçti, hatta deneklerden 4’ü ürünü hemen almak istemiş. Mutluluktan Eskişehir’den İstanbul’a nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Ürünün 3 ay içinde tüyleri yüze 46 azalttığını artık belgelemiştim. Bu büyük bir olay.
Formül var, belge var ama para yoktu. Talep araştırması yapmak üzere bir pazar günü, en ucuz gazeteye kartvizit boyutunda bir ilan verdim, “istenmeyen tüylere son” yazdım. Kadıköy’de arkadaşımın küçücük bir ofisi vardı, o ofise sabah 7’de gittim telefonun başında bekledim.
Sonuç?
Sabah 7’den akşam 7’ye kadar telefon hiç susmadı. Ahizeyi kapattığım anda çalmaya başlıyordu.  Baktım inanılmaz bir talep var, ürünü fason olarak üretmeye karar verdik, 2002’de üretime başladık, 1 yıl tele-marketing yaptık, 2003’ün 6. ayında müşterilerden gelen yoğun istek üzerine ürünü eczanelere vermeye başladık. Müşteriler o zaman “madem bu kadar etkili neden TV’de reklamı çıkmıyor” diye soruyorlardı. Hatta ofise gelenler, “Bu harabe yer mi Bioder?” diyorlardı, ben onlara bazen harabelerden hazine çıkar diyordum. Sonra 2004 yılında kendi fabrikamızı kurduk.
Bu kadar kısa sürede nasıl böyle bir anda büyüdünüz? 
İyi iş yapmak için çok fazla paraya ihtiyaç yok, bu yalan, iyi iş yapmak için iyi bir fikre ihtiyaç var. Bugün artık bir sürü teşvik imkanı da var. Fikrin orjinal olması önemli. Sonrasında profesyonel pazarlama, organizasyon, yönetim, satış gibi kavramlar daha ön plana çıkıyor. Allah’tan bu konularda altyapım iyiydi, yıllarımı bu işe vermiştim ben. Yabancı değildim konuya ama üstüne daha iyi şeyler inşa ettik, çok iyi bir ekip kurduk ve şu an bu noktaya geldik. Şu anda 340 çalışanımız var, Ar-Ge’de bir fiil çalışan insan sayısı 17. Her ay bir milyona yakın ürün üretiyoruz.
En çok satan ürünler hangileri?
En çok satan ürünler saç ürünleri. Erkeğin en büyük sıkıntısı kozmetik açıdan saç ve traş. Başka bir şeyi dert etmez erkekler, saçtan dolayı ciddi bunalıma giren pek çok insan gördüm.

Dış ticaret departmanı yeniden yapılanıyor
Yurtdışına açılmaya ne zaman başladınız?
2 yıl öne başladık ihracata. Bu işe girdikten sonra tabii tüy ve saç ile ilgili sorunların sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunu fark ettik. Global marka olma fikri de bundan çıktı. Tüm stratejilerimizi gözden geçirdik. İşin en zor kısmı sizin gibi inanan, bu işi sizin gibi dava edinebilen insanlar bulmak. Dünyaya açılırken elinizde çok sınırlı bir insan kaynağı var. Daha önce bir dünya markası yönetmiş, – Türkiye ayağından bahsetmiyorum- adam yok Türkiye’de. Global marka yöneten bir marka müdürü aradığında bunu bulamıyorsunuz çünkü yok.
Kaç ülkeye ihracatınız var? 
Latin Amerika, Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu’da 33 ülkeye ihracatımız var. Oralarda distribütörlüklerimiz var, burada da ülkelere seyahat eden, her ay gidip gelen ülke müdürlerimiz var. Ama şimdi modeli değiştiriyoruz, sürekli orada yaşamalarını istiyoruz. Çünkü bir ülkeyi ayda bir kez giderek yönetemiyorsunuz. Dolayısıyla son 3-4 ay süresince ciddi bir dış ticaret yapılanmasına girdik. 20’ye yakın kişiyi dış ticaret ekibine aldık. Ciddi eğitimler aldılar. 20 civarında kişi daha almak istiyoruz. Şimdi, bir kişi 2-3 ülkeye bakabiliyor ama oradaki iş hacmi belirli bir seviyeye geldiği zaman her ülkeye bir kişi bakacak ve o ülkeye ülke müdürü olarak gidecekler. Önceden Türkler göçebe hayatını seviyorlarmış ama şu an o özelliğimizi kaybettik bence. İnsanlar kolay kolay dışarı gitmek istemiyor. Biz Avrupa’ya ve Orta Asya’ya spotlarımızı açmışız sanki başka hiçbir yerde ülke yokmuş gibi.
İşe alınacaklarda nasıl özellikler arıyorsunuz?
Şu an en önemli şey insan ilişkisi. İnsanlarla iyi ilişki kurabilecek kişiler arıyoruz, çünkü diğer herşeyi edinebilirsiniz. Mesleki bilgi vs. ama iletişim öyle değil, dış dünyaya ya kapalısın ya açıksın. İnsan ilişkisi kuvvetli olan insanlar satışı da pazarlamayı da iyi yapabiliyorlar.
Yurtdışında üretim hedefiniz var mı?
Brezilya’da üretim yapacağız. Haziran’dan önce niyetliyiz. Verginin yüksek olduğu ülkeler var, Brezilya, İran, Cezayir, Suriye gibi. Bu ülkelerde üretim yapmayı planlıyoruz.
Bu yıl ki ihracat hedefi nedir?
Ciromuzun yüzde 15-20’sini ihracat oluşturuyor. Biz 2 yıldır ihracatla uğraşıyoruz, ama bir yıl ruhsatlandırmaları bekledik, ayrıca ilk olarak küçük ülkelerden başladık işe, büyüklerine yeni yeni girdik. Bu yıl ihracat hedefimiz minimum 50 milyon dolar.

Saç dökülmesi global bir sorun
En çok tüy sorunu yaşayan ülkeler hangileri?
Dünyanın en tüylü bölgesi Kafkasya, Akdeniz, Arjantin ve Brezilya gibi sıcak ülkeler. Sıcak ülkelerde bu sorun daha fazla.
Saç dökülmesinin en çok yaşandığı ülkeler?
Saç global bir sorun. Suni gıda, çevre kirliliği, teknolojik gelişmeler, frekanslar, sinyaller, dünyamıza giren herşey sağlığımızı, hormonal dengemizi, herşeyimizi etkiliyor. Bu bayanlarda istenmeyen tüyleri, erkeklerde istenen tüyleri etkiliyor.
Zıt isteklerimiz var dünyada, hem teknolojiden istifa edeyim hem çevreyi kirleteyim hem yan gelip yatayım ama aynı zamanda güzel görüneyim, sağlıklı olayım istiyoruz ama birinci istek ikinciyi baltalıyor. Böyle olunca da dermokozmotik gibi inanılmaz sektörler çıkıyor ortaya.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK