İstenmeyen tüylere ve dökülen saçlara karşı ürünler geliştiren B’iota Laboratuvarları kurucusu Cihat Dündar (35) çocukluğundan beri bitkilere meraklı, mucit ruhlu bir işadamı. Çocukken yüzünde çıkan sivilceleri bitkilerle tedavi eden ve bu sayede bitkilere merakı artan Dündar, Almanya’da liseyi bitirdikten sonra Türkiye’ye gelmiş. Kadınların yüzlerinde çıkan tüylerden duydukları rahatsızlığı görünce, bu derde çare bulmaya karar veren Dündar, kendine 2 beher, bir ısıtıcı alarak evde bitkileri karıştırıp formül aramaya başlamış. Bugün 100 milyon TL ciroya ulaşan B’iota, ayda 1 milyon adet üretim yapıyor. Şirketin ürünleri 33 ülkeye ihraç ediliyor. 
İstenmeyen tüyler, saç dökülmesi ve cilt ürünleri alanında Bioxcin, Bioblas, Bioder, Deracine ve Biomeen markalı ürünleriyle hizmet veren B’iota Laboratuvarları’nın kurucusu Cihat Dündar (35) özel ilgi alanı olan bitkilerden yola çıkarak, tamamen kendi çabalarıyla bugün cirosu 100 milyon TL’yi bulan bir şirket yaratmış.
Almanya’da 4 çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelen Cihar Dündar, lise mezunu ama o eğitimin hiçbir kurumun tekelinde olmadığına inanıyor ve yaptıklarıyla da bunu herkese kanıtlıyor.
Liseden mezun olduktan sonra tarlalarda, botanik bahçelerinde çalışan, satış ve pazarlama yapan Dündar 19 yaşında Türkiye’ye dönmüş. Bu kararı almasında Almanya’da bir gelecek görmemesi, yabancı düşmanlığından duyduğu rahatsızlık ve babasının Türkiye’de bulunan arsa, gayrimenkul gibi yatırımları rol oynamış.
İlk olarak iki kardeş gelmişler İstanbul’a, ardından tüm aile gelecekmiş fakat işler yolunda gitmemiş ve babalarının gelişi beklenenden daha uzun sürmüş. Evdeki hesap çarşıya uymayınca o da boş durmak istememiş, ilk yıl odasına kapanıp bütün gününü kitap okuyarak geçirmiş. Bunlar kişisel gelişim, pazarlama, organizyon ve bitkilerle ilgili kitaplarmış. Ama kitaplar karın doyurmayınca, Türk insanını daha yakından tanımak, huyunu suyunu kavramak için pazarda zeytin satmaya başlamış. Ardından Tahtakale’den parfüm alıp parfüm satmış. Dündar, amacının para kazanmak değil, insanları tanımak olduğunu söylüyor. Pazarcılık onun için gerçekten farklı bir tecrübe olmuş: “İnsanların pazarda ne için bağırdığını, müşterilerin niçin bağıranlara daha çok gittiğini anlamak istiyordum gerçekten. Bağıran adamın tezgahı daha çok doluyordu, tezgahın üstüne çıkıyorlardı, garip söylemleri vardı.”
Dündar, daha sonra satış, pazarlama ve kişisel gelişim kitaplarından edindiği bilgiler ile orta ölçekli firmalara danışmanlık vermeye başlamış. Askerlik sorunu bitene kadar da bu böyle devam etmiş. Askerde ise hayatı tamamen değişmiş; Mardin ve Şırnak’ta tüy sorunu olan kadınları görünce kafasında bir şimşek çakmış. Bitkilere de zaten küçüklüğünden bu yana merakı olan Dündar, bu sayede bugün 100 milyon TL ciroya ulaşan tüy dökücü kremler ve saç dökülmesini engelleyen ürünler üreten B’iota Laboratuvarları’nı kurmuş. 2002 yılında kurulan şirkette, bugün ayda 1 milyon adet ürün üretiliyor ve 33 ülkeye ihraç ediliyor.
Bitkilere olan merakınız ne zaman başladı?
Küçüklükte yaşadığım bir hadiseden dolayı bitkilere merakım oldu hep. 12 yaşlarındayken tüm yüzümde sivilceler vardı. Doktorun verdiği herşeyi kullandım geçmedi sivilceler. Evde bir şifalı bitkiler kitabı vardı. Orada yazan bitkileri karıştırdım ve 3 hafta sonra sivilcelerim gitti. O yaşta böyle bir şey yaşayınca tabii merak ediyorsunuz bu bitkiler başka nelere iyi gelir diye. Yediğimiz, içtiğimiz şeylerin ne tür faydaları olabileceğini düşünüyordum hep ama hiçbir zaman bir gün bundan bir ürün yaparım diye düşünmedim, sadece merak ediyordum. Açıkcası insanların da güzellik sorununu bu kadar dert ettiklerini bilmiyordum. Buna dünya kadar paranın harcandığını bilmiyordum.
Tüy dökücü ürünler üretmeye nasıl karar verdiniz?
Askerde tayinim Mardin’e çıkınca herkes, ’çok uzak, vah vah’ dedi ama iyi ki de gitmişim, gitmeseydim çıkmayacaktı bu fikir. Askerde dış postaydım, her gün dışarı çıkıyor, komutanların ihtiyaçlarını alıyordum. Şırnak’ta ve Mardin’de gördüğüm kadınlar konuşurken eşarpla ağızlarını kapıyorlardı. Bu kadınlar niye böyle konuşuyorlar, acaba dişleri mi bozuk diye düşündüm, sonra baktım kadınlar çenesindeki veya yüzlerindeki tüylerden dolayı ağızlarını kapatıyorlarmış. Meğer bütün kadınlarda varmış da bu sorun, oradakiler ekonomik nedenlerden dolayı alamıyormuş, meğer hğr ay kadınlar ağda yapıyormuş. Ben o güne kadar cımbızla, iple tüylerin alındığını, lazer epilasyonun olduğunu bilmiyordum.
O zaman acaba sivilcelerime faydalı olan bitkiler tüylere de faydalı olabilir mi, diye geldi aklıma. Askerdeyken ortaya çıktı bu fikir, nöbetlerde, her yerde bu konuyu düşünmeye başladım, herkes film izlerken ben bir kenarda kitap okurdum, küçük cep kitapları vardı, her zaman cebimde bulunurdu.
İşe nereden başladınız?
Askerden sonra 3 yıl boyunca hem danışmanlık işine devam ettim hem de bu tüyleri nasıl yok edeceğim diye çok ciddi araştırmalar yaptım, tüm literatürü baktım, Kızılderililer, Mısırlılar, Anadolu’daki insanlar neler yapmış diye araştırdım ve aynı zamanda deneylerde yapmaya başladım.
Kendi üzerinizde mi deniyordunuz karışımları? 
Sülalede ne kadar adam buluyorsam onlara denettiriyordum. Ama baş kobay bendim hep. Bioder’in ekstresini ben kafama da sürdüm ters etki yapıyor mu diye, öyle bitkiler var ki, mesela şerbetçiotu, vücuda sürünce tüyleri inceltir, kafaya sürdüğün zaman artırır.
Evde mi yapıyordunuz bu deneyleri?
Evet, evde binlerce bitki ekstre ediyordum. Tahtakale’den bir küçük ısıtıcı almıştım 5 liraya, 30 milyona tartı, tanesi 2 liraya da iki beher almıştım. Çok ucuz bir Ar-Ge ev için, ama bu yetiyordu.
Zor olmadı mı?
Evde her gün kavga çıkıyordu, bütün bina kokuyor, komşular şikayet ediyordu. Düdüklünün ucundaki vidayı söktüm, bir boruyla camdan dışarı verdim ki evin içine koku gelmesin. Tezgahta öyle bir iz kalıyordu ki eşim yemek yapacak yer bulamıyordu. Dedik bu böyle olmayacak, babamın bir dairesi vardı yakında, tesisatı oraya taşıdım.

İçim dışım kıl oldu
Çevrenizdeki insanlar ne diyordu bu duruma?
Herkes benle dalga geçerdi, ailedekiler denize, akşam yemeğe giderdi, ben gitmezdim, 3 yıl asosyal yaşadım, odaklandım bu işe, odaklanmaya da inanırım. İçim dışım kıl oldu. Tanıştığımız birisine veya otobüsteki kadınlara ister istemez bakıyordum. Bazen kadınlar yanlış da anlıyordu, niye koluma, yüzüme bakıyor diye ama ister istemez bakıyorsunuz.
Bu dönem hep tüy dökücü kremler üzerinde çalışıyorsunuz değil mi?
Hep tüy dökücü, sadece Bioder. Tabii Allah’ın işi ya, bitkileri deniyorduk, bakıyorduk ki saç çıkartıyor, tüh diyorduk yine amacımıza ulaşamadık. Hiç aklımıza saç dökülmesi gelmiyordu.
Çok çok sonra piyasaya girince erkeklerden böyle talepler gelince ’Aaa bitkiler vardı saç çıkartıyordu’ dedik. O zaman hiç kıymeti yoktu gözümüzde, üzülüyorduk hatta, biz dökmeye çalışırken o çıkartıyor diyorduk. Ama Allah’tan herşeyin kaydını tutuyordum.
Formülü bulduktan sonra ne yaptınız?
3 yılın sonunda formülü geliştirdim, bana göre inanılmaz sonuçlar veriyordu ama hiç kimse inanmıyordu. Babam, annem “Oğlum git bir yerde çalış, kremden, sudan iş olmaz” diyordu. Ekstreyi yaptıktan sonra, ürünü krem haline getirmek, klinik çalışmalarını yapmak üzere Anadolu Üniversitesi’ne gittim. Böyle bir ürün var tüyleri azaltıyor deyince, imkansız dediler. Ben etkisinden yüzde yüz emindim de acaba yan etkisi var mı diye endişeliydim. Sonuç kötü çıkarsa yine eski günlerdeki gibi alıp çantayı satışa, en iyi bildiğim işe geri dönecektim. Klinik çalışma 3 ay sürdü. Çalışma çok başarılı geçti, hatta deneklerden 4’ü ürünü hemen almak istemiş. Mutluluktan Eskişehir’den İstanbul’a nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Ürünün 3 ay içinde tüyleri yüze 46 azalttığını artık belgelemiştim. Bu büyük bir olay.
Formül var, belge var ama para yoktu. Talep araştırması yapmak üzere bir pazar günü, en ucuz gazeteye kartvizit boyutunda bir ilan verdim, “istenmeyen tüylere son” yazdım. Kadıköy’de arkadaşımın küçücük bir ofisi vardı, o ofise sabah 7’de gittim telefonun başında bekledim.
Sonuç?
Sabah 7’den akşam 7’ye kadar telefon hiç susmadı. Ahizeyi kapattığım anda çalmaya başlıyordu.  Baktım inanılmaz bir talep var, ürünü fason olarak üretmeye karar verdik, 2002’de üretime başladık, 1 yıl tele-marketing yaptık, 2003’ün 6. ayında müşterilerden gelen yoğun istek üzerine ürünü eczanelere vermeye başladık. Müşteriler o zaman “madem bu kadar etkili neden TV’de reklamı çıkmıyor” diye soruyorlardı. Hatta ofise gelenler, “Bu harabe yer mi Bioder?” diyorlardı, ben onlara bazen harabelerden hazine çıkar diyordum. Sonra 2004 yılında kendi fabrikamızı kurduk.
Bu kadar kısa sürede nasıl böyle bir anda büyüdünüz? 
İyi iş yapmak için çok fazla paraya ihtiyaç yok, bu yalan, iyi iş yapmak için iyi bir fikre ihtiyaç var. Bugün artık bir sürü teşvik imkanı da var. Fikrin orjinal olması önemli. Sonrasında profesyonel pazarlama, organizasyon, yönetim, satış gibi kavramlar daha ön plana çıkıyor. Allah’tan bu konularda altyapım iyiydi, yıllarımı bu işe vermiştim ben. Yabancı değildim konuya ama üstüne daha iyi şeyler inşa ettik, çok iyi bir ekip kurduk ve şu an bu noktaya geldik. Şu anda 340 çalışanımız var, Ar-Ge’de bir fiil çalışan insan sayısı 17. Her ay bir milyona yakın ürün üretiyoruz.
En çok satan ürünler hangileri?
En çok satan ürünler saç ürünleri. Erkeğin en büyük sıkıntısı kozmetik açıdan saç ve traş. Başka bir şeyi dert etmez erkekler, saçtan dolayı ciddi bunalıma giren pek çok insan gördüm.

Dış ticaret departmanı yeniden yapılanıyor
Yurtdışına açılmaya ne zaman başladınız?
2 yıl öne başladık ihracata. Bu işe girdikten sonra tabii tüy ve saç ile ilgili sorunların sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunu fark ettik. Global marka olma fikri de bundan çıktı. Tüm stratejilerimizi gözden geçirdik. İşin en zor kısmı sizin gibi inanan, bu işi sizin gibi dava edinebilen insanlar bulmak. Dünyaya açılırken elinizde çok sınırlı bir insan kaynağı var. Daha önce bir dünya markası yönetmiş, – Türkiye ayağından bahsetmiyorum- adam yok Türkiye’de. Global marka yöneten bir marka müdürü aradığında bunu bulamıyorsunuz çünkü yok.
Kaç ülkeye ihracatınız var? 
Latin Amerika, Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu’da 33 ülkeye ihracatımız var. Oralarda distribütörlüklerimiz var, burada da ülkelere seyahat eden, her ay gidip gelen ülke müdürlerimiz var. Ama şimdi modeli değiştiriyoruz, sürekli orada yaşamalarını istiyoruz. Çünkü bir ülkeyi ayda bir kez giderek yönetemiyorsunuz. Dolayısıyla son 3-4 ay süresince ciddi bir dış ticaret yapılanmasına girdik. 20’ye yakın kişiyi dış ticaret ekibine aldık. Ciddi eğitimler aldılar. 20 civarında kişi daha almak istiyoruz. Şimdi, bir kişi 2-3 ülkeye bakabiliyor ama oradaki iş hacmi belirli bir seviyeye geldiği zaman her ülkeye bir kişi bakacak ve o ülkeye ülke müdürü olarak gidecekler. Önceden Türkler göçebe hayatını seviyorlarmış ama şu an o özelliğimizi kaybettik bence. İnsanlar kolay kolay dışarı gitmek istemiyor. Biz Avrupa’ya ve Orta Asya’ya spotlarımızı açmışız sanki başka hiçbir yerde ülke yokmuş gibi.
İşe alınacaklarda nasıl özellikler arıyorsunuz?
Şu an en önemli şey insan ilişkisi. İnsanlarla iyi ilişki kurabilecek kişiler arıyoruz, çünkü diğer herşeyi edinebilirsiniz. Mesleki bilgi vs. ama iletişim öyle değil, dış dünyaya ya kapalısın ya açıksın. İnsan ilişkisi kuvvetli olan insanlar satışı da pazarlamayı da iyi yapabiliyorlar.
Yurtdışında üretim hedefiniz var mı?
Brezilya’da üretim yapacağız. Haziran’dan önce niyetliyiz. Verginin yüksek olduğu ülkeler var, Brezilya, İran, Cezayir, Suriye gibi. Bu ülkelerde üretim yapmayı planlıyoruz.
Bu yıl ki ihracat hedefi nedir?
Ciromuzun yüzde 15-20’sini ihracat oluşturuyor. Biz 2 yıldır ihracatla uğraşıyoruz, ama bir yıl ruhsatlandırmaları bekledik, ayrıca ilk olarak küçük ülkelerden başladık işe, büyüklerine yeni yeni girdik. Bu yıl ihracat hedefimiz minimum 50 milyon dolar.

Saç dökülmesi global bir sorun
En çok tüy sorunu yaşayan ülkeler hangileri?
Dünyanın en tüylü bölgesi Kafkasya, Akdeniz, Arjantin ve Brezilya gibi sıcak ülkeler. Sıcak ülkelerde bu sorun daha fazla.
Saç dökülmesinin en çok yaşandığı ülkeler?
Saç global bir sorun. Suni gıda, çevre kirliliği, teknolojik gelişmeler, frekanslar, sinyaller, dünyamıza giren herşey sağlığımızı, hormonal dengemizi, herşeyimizi etkiliyor. Bu bayanlarda istenmeyen tüyleri, erkeklerde istenen tüyleri etkiliyor.
Zıt isteklerimiz var dünyada, hem teknolojiden istifa edeyim hem çevreyi kirleteyim hem yan gelip yatayım ama aynı zamanda güzel görüneyim, sağlıklı olayım istiyoruz ama birinci istek ikinciyi baltalıyor. Böyle olunca da dermokozmotik gibi inanılmaz sektörler çıkıyor ortaya.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

 

Reklamlar