Profesyonel iş yaşantısında artık pek çoğumuzun birer hobisi var. Ama, hobi niyetine yola çıkıp, severek yaptıkları işi neredeyse ikinci bir meslek haline getirenler de var. Onlar hem iş dünyasındaki kimlikleriyle, hem de ’ikinci kişilikleri’yle biliniyorlar. Bu noktada akla gelen ilk isim yakın dönemde kaybettiğimiz Şakir Eczacıbaşı. Eczacıbaşı, bir röportajında “Sanatçı kimliğim genellikle işadamı kimliğimi destekledi. İnsanlara ve sorunlara daha insancıl bir biçimde yaklaşmamı sağladı” diyordu. 
Hem profesyonel hayatta hem de farklı uzmanlıklarıyla başarıya ulaşanlar, insanda hayret ve hayranlık uyandırıyor. P&G Genel Müdürü’nü sahnede gitar çalarken gördüğünüzde veya çalıştığınız bilişim şirketinin kurucu ortağının aynı zamanda görsel yönetmen olduğunu öğrendiğinizde hem şaşırıyor hem de onlara gıpta ediyorsunuz. Hobilerden profesyonel bir uğraş, ikinci bir meslek edinenlerin en büyük lüksleri severek yaptıkları işten asla taviz vermemeleri, çünkü onların para kazanma kaygıları yok, seçme özgürlükleri var.

Arkadaşları onu çift kişilikli sanıyor
Hilton Otelleri bünyesinde son 5 yılı yönetici pozisyonlarında olmak üzere toplam 11 yıl çalıştıktan sonra 2008’de Hilton İstanbul, HiltonSA ve Conrad Otelleri’nden sorumlu Gelir Geliştirme Müdürü iken görevden ayrılan Emrah Özdamar, o tarihten beri kardeşiyle ortağı olduğu Gri Creative Agency’de yönetici ortak olarak çalışıyor. Aynı zamanda, otellere başta gelir yönetimi ve iş geliştirme konularında danışmanlık sunan Hotel Partner adlı şirketin iki kurucu ortağından biri olan Özdamar, ortaokul yıllarından bu yana ’rock’ müzikle ilgili. Zaman içinde bu ilginin gitgide derinleştiğini söyleyen Özdamar, “Bu yaşıma kadar, müzik hayatımın nasıl etkileneceğini dikkate almadığım hiçbir karar yoktur” diyor.
2003 yılında kurulan, 2007 yılında Ormanlar Kralı albümünü piyasaya çıkaran Asfalt Dünya isimli müzik grubunun iki kurucusundan biri olan Özdamar, grupta hem şarkıları söylüyor, hem beste yapıyor hem de söz yazıyor.  Asfalt Dünya, bu dönemde daha çok festivallerde ve Ghetto, Jolly Joker Balance, Hayal Kahvesi gibi yerlerde konser veriyor.

Değiş tonton sendromu
Hem iş hem konser, iki hayatı dengelemek hiç de kolay değil tabii. O bu duruma “değiş tonton” sendromu diyormuş: “Çok formal bir halden bir anda hislerinizin ağırlıkta olduğu bir boyuta geçiyorsunuz, bunun çelişkisi bazen çok yıpratıcı olabiliyor. Benim çift kişilikli olduğuma inanan hatta Dr Jekyll ve Bay Hyde ismini takmış birçok tanıdığım var. Bu durumdan bir yandan da zevk alıyorum, insanların nasıl kafalarının karıştığını ve şaşırdıklarını görmek çok eğlendirici. Eskiden ben de bocalıyordum, ama şimdi çok daha müziğe yakın bir işim var ve takım elbise giymiyorum. Gri Creative’de işimiz yaratıcılık üzerine kurulu olduğu için çok sıkıntı olmuyor. Diğer yandan, Gri Creative’de kendimize müzik ile iç içe bir çalışma ortamı kurduk. Ofisimizdeki dinlenme alanında bir davul, gitar ve amfilerimiz var.  Hatta bazen grup olarak da ofiste çalışabiliyoruz. Dolayısıyla müzik ve kurumsal yaşam arasındaki çizgiyi epey incelttim.”

Müziğimden taviz vermiyorum
3 işi aynı anda yapmanın onun için en büyük avantajı müziğiyle ilgili taviz vermek zorunda olmaması. Özdamar, “İşim sayesinde sadece kendi müziğimi yapabildim. Asfalt Dünya farklı bir müzik ve ben başka bir tarz yapamam, herhangi başka tarz bir söz yazamam. Paramı müzikten kazansaydım, genele uygun şeyler yapmak zorunda olurdum, ya da müzik ile ilgili müşterilerim olurdu” diyor. 

P&G’nin patronunun Fazla Mesai’si
P&G Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Karpat’ın müziğe olan merakı okul çağlarında, 12-13  yaşlarında başlamış. Yatılı okuduğu Darüşşafaka’da ilk olarak bağlamayla başlayan müzik tutkusu gün geçtikçe artmış. Bağlamanın ardından gitar çalmaya başlayan Karpat, okul çağlarındaki ilk amatör grubunun ardından halen faaliyette olan şirket içi müzik grubu  Fazla Mesai’yi kurdu.
P&G Türkiye’nin Yönetim Kurulu Başkanı olarak yoğun bir iş temposu olan Karpat, global bir şirketin bölgesel merkezinin başındaki yönetici olarak sık sık yurtdışı ziyaretlerinde bulunuyor, ama tüm bu tempo arasında her fırsatta gitarını eline alıp müzikle bir araya geliyor.
Fazla Mesai sadece şirket aktivitelerinde değil Arnavutköy Eylül Bar’da da zaman zaman sahneye çıkıyor. Geniş bir repertuara sahip olan Fazla Mesai grubunda davuldan klavyeye, yan flütten gitara birçok enstrüman yer alıyor. Genellikle ’rock’ ağırlıklı bir repartuara sahip olan grup, Cem Karaca’dan Dire Straits’e birçok farklı sanatçının şarkılarını seslendiriyor.
Bir müzik evine gidip de P&G’nin Yönetim Kurulu Başkanını sahneden görenler ise oldukça şaşırıyorlarmış. Karpat: “Fazla Mesai’yi ilk kurduğumuzda her hafta sonu bir araya gelmeye çalışıyorduk. Şu an provalar için belli bir periyodumuz yok. Fırsat buldukça bir araya geliyoruz” diyor  ve ekliyor: “Müzik bugün de yarın da hayatımın ayrılmaz bir parçası olacak.” 

Hayatım acayip zenginleşti ve renklileşti
Yazılım firması IFS Türkiye’nin kurucu ortaklarından olan Ergin Öztürk, para kazandığı işle parayı harcadığı işin birbirinden farklı olduğunu söylüyor.
Müziğe ve müzik kliplerine hep meraklı olan ve amatör çekimler yapan Öztürk, bir akademide yarı zamanlı görüntü yönetmenliği kursu almaya başlamış. Kursta çevre edinerek setlerle tanışmış ve başta kamera asistanlığı olmak üzere kamera ve kamera çevresinde yapılabilecek ne kadar iş varsa hepsini yapmış. Yüksek Sadakat’in Haydi Gel İçelim, Özgün’ün Mühür, Badem’in Bir An İçin, Feridun Düzağaç’ın Mütemadiyen Ağlıyorum adlı parçalarının görüntü yönetmenliğini yapan Öztürk, şu ana kadar 12 klip çekmiş.

İki alakasız iş
Öztürk, IFS’teki müşterilerine, görüntü yönetmenliği yaptığını çok fazla söylemiyormuş. Bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Bizim yaptığımız iş çok ciddi bir iş, insanların kafasında sinemanın, sinemacıların daha farklı bir imajı var. Birinde takım elbiseler giyiyorsun diğerinde uzun saçlı tipler, iki alakasız iş, bilmiyorum. Örneğin beni takım elbiseyle gören sinemacılar tanımıyor. Hiç görüntü yönetmeni profiline uyan bir şey değil. İki dünyanın birbiriyle hiç alakası yok. Ortam çok farklı. Sette herşey rahatlık ve yaratıcılık üzerine kurulmuş; öteki hayatımsa tamamen disiplin ve kontrol üzerine kurulmuş.”
Görsel yönetmenlik onun hayatına çok renk katmış. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşının “Son 2-3 yılda sendeki değişim inanılmaz” sözlerinin bu durumu özetlediğini söylüyor. Bu ikinci uğraşın ona kattığı en önemli şey farklı çevrelerden arkadaşlar edinmek olmuş: “Daha önceleri hep kurumsal arkadaşlarım vardı, o beni çok sıktı, hayatımız hep aynı kaygılarla geçiyordu. Daha çok sahip olmak üzerine kurgulanmış bir hayattı bu. Şimdi ise hayatım acayip zenginleşti ve renklileşti.”

İş seçme alternatifim var
Peki sadece bu işi yapıyor olmak ister miydi acaba Öztürk: “Bir şeyi para için yapıyorsanız o iş eğlence olmaktan çıkıyor, adı üstünde iş haline geliyor. Şimdi IFS’te bizim ekipteki arkadaşlarla ortamı daha eğlenceli hale getirmek için konuşuyoruz ve ben bir yerden sonra ’arkadaşlar kesin artık, bu bir iş’ diyorum. Görsel yönetmenlikte daha güzel şeyler yapmak isterim, ama paramı ve hayatımı bu işten kazanmak istemem. O zaman şu andaki kadar zevk alamazdım. Şu anda iş seçiyorum. Hayır deme alternatifim var” diyor.

Psikoloğun DJ’likle terapisi
Boğaziçi Üniversitesi’nde çift anadal yapan, hem psikoloji hem rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümlerini bitiren Cenk Erdem, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema-TV yüksek lisans programına devam etti. 2004 yılında Houston’da, Texas Children’s Hospital’da oyun terapisi eğitimi aldı. Cerrahpaşa çocuk kliniğinde, onkoloji servisinde 4 yıl psikolog olarak çalıştı.
Bu arada müziğe olan ilgisi onu üniversite yıllarında radyocu olmaya itmişti bile. Radyo 2019’da profesyonel olarak DJ’liğe başlayan, 10 yıl kadar Kiss FM’de radyo programları sunan Erdem, Cerrahpaşa’da çalışırken akşamları radyoda program yapıyor, bir yandan da kulüplerde hafta sonları DJ olarak partilerde çalıyordu.
Şu anda bir psikolog olarak dışarıdan vakalar gören, kulüplerde DJ’lik ve aynı zamanda basın danışmanlığı da yapan Erdem, bir terapi gibi gördüğü DJ’liğe nasıl başladığını şöyle anlatıyor: “Ailemde, dayılarımda, teyzelerimde müthiş bir disko kültürü vardı. Annemin Rolling Stones plakları, teyzelerimin Boney M plakları derken DJ gibi büyüyordum. Birgün en yakın arkadaşlarımdan Evrim, Bakırköy FM’in DJ aradığını duymuş, “Tam senin işin” dedi. Bakırköy FM’de ve Boğaziçi Üniversitesi’nin radyosu Radyo Boğaziçi’nde aynı anda amatör olarak başladığım DJ’liğe, Radyo 2019’da profesyonel olarak adım attım. Özel radyoların bana göre en keyifli dönemlerini yaşadım. Kiss FM’de program yaptığım dönemler olağanüstü keyifliydi. Birkaç parti fikri ve Madonna partileri, 80’ler partileri derken kulüplerde de DJ’lik yapmaya başlamış oldum.”

DJ’lik bana yaşam enerjisi verdi
İki rolü yerine göre ayrı tutmanın önemine değinen Erdem, “Bir psikoloji seminerinde artık bir DJ değil bir psikolog olarak bulunduğum gibi, DJ’lik yaptığım bir gecede bir psikolog ağırlığından uzaklaşıyorum. Rol uyumuna hassasiyet gösterdiğiniz ve rolleri ayırdığınız sürece sorun yok. Ancak hastanede çalıştığım dönemde eğer herhangi bir gece partide çaldıysam, ertesi sabah oda vizitlerine geçtiğimde gözlerimi dört açıyordum. Sabah koyu bir kahve işimi hep gördü. Ama zaten güzel geçen bir gece düşünülenin aksine ertesi sabah işime de büyük enerji katıyordu. Partileri daha çok cuma, cumartesi geceleri yapıyorum. Bir ara bir kulüpten iyi bir teklif aldım, ama haftaiçi 3 akşam çalmam gerekiyordu ve dayanamadım. Yine de hiçbir zaman bir işim diğerine engel olmadı. Hatta güzel bir DJ’lik bana yaşam enerjisi verdiğinden, diğer işimde de daha verimli oluyordum” diyor.

İş dünyasında en yaygın hobilerden biri de koleksiyonculuk
Resim sanatının içinde yer almak kendimi iyi hissettiriyor
Bilişim firması İndex Grup’un CEO’su Erol Bilecik’in 200’ün üzerinde resimden oluşan, aralarında İbrahim Çallı, Kadri Aytolon, Necdet Kalay, Faruk Cimok, Şevket Dağ, Celal Esat Arseven, İbrahim Safi, Diyarbakırlı Tahsin gibi ressamların eserlerinin yer aldığı bir resim koleksiyonu var.
Bilecik, koleksiyonunda, genellikle 1900’lü yılların başında doğmuş, Osmanlı döneminde resim eğitimi almış, Cumhuriyet ile kendini olgunlaştırmış ressamların eserlerinin bulunmasından büyük keyif aldığını söylüyor. Resimlerinin bir kısmını evinde bir kısmını ofisinde sergileyen Bilecik, “Resim yapma konusunda en küçük bir yeteneğim olmamasına rağmen resim sanatının sadece bir koleksiyoner olarak içinde olmak ve konuya odaklanmak, kendimi en iyi hissettiğim anlardandır” diyor.
Başarılı işadamları el attıkları her işin hakkını veriyorlar. Daha önce neredeyse profesyonel bir sporcu gibi spor yapan yöneticileri haber yapmıştık (Bkz Hürriyet İK 4 Ekim 2009). Şimdi ise müzikte ve sanatta başarıya ulaşanları işledik. Sporun, sanatın yanı sıra iş adamlarının en yaygın hobilerinden bir diğeri de koleksiyonerlik. En yaygın koleksiyon alanlarından biri ise tablolar. Örneğin İndex CEO’su Erol Bilecek aynı zamanda 200 parçalık bir koleksiyona sahip. Software AG CEO’su Yüce Erim ise neredeyse ’her bulduğunun’ koleksiyonunu yapıyor. Evinde yok yok, kurşun askerlerden tablolara, sarık maşalarından para koleksiyonuna… Hatta içtiği şarapların tıpalarını bile biriktiriyor.

İnsan zenginleşiyor
Software AG Genel Müdürü Yüce Erim, bildiğiniz koleksiyonerlerden farklı. Evinde olmadık koleksiyon yok, sarık maşalarından tutun tablolara, saatlerden kurşun askerlere, hatta içtiği şarapların tıpasından gittiği ülkelerdeki restoran broşürlerine, metro biletlerine herşeyi biriktiriyor.
İnsanın iş dışındaki hayatında kendini ne kadar zenginleştirebilirse iş hayatında da öyle mutlu ve zengin olduğunu söyleyen Erim, ailece biriktirmeyi sevdiklerini söylüyor: “İnsan zenginleşiyor. İş hayatında daha dengeli davranıyorsunuz, empatiniz gelişiyor.”
Yüce Erim’in koleksiyon tutkusu 1983 yılında başlamış. Aynı yıl vefat eden annesinin eski bir kitabının içinde bulduğu saklanmış çil paralar dikkatini çekmiş ve saklama işini kendisi devaralmış. Önce Cumhuriyet dönemi paralarını daha sonra Osmanlı dönemi paralarını toplamaya başlayan Erim, yine tesadüfen bir antikacıda gezerken sarık maşalarıyla tanışmış. Şu anda 30 civarında sarık maşası evinin girişini süslüyor. Tüm duvarlar ise yağlıboya ve suyuboya tablolalarla kaplı. 60-70 civarında tablosu olan Erim çiftinin en sevdikleri koleksiyonlardan biri de kurşun askerler. Her ziyaret edecekleri ülkede önceden bir araştırma yaparak kurşun asker satan yerleri taradıklarını söyleyen Yüce Erim, “Topladığınız, ilgi duyduğunuz birşeyi bir kere biriktirmeye başladığınızda başınızı çeviremiyorsunuz. Ona sahip olma duygusunu yenemiyorsunuz, birçok şeyden vazgeçebilir duruma geliyorsunuz.”
Ofisinde de eski hesap makinaları, su terazileri koleksiyonu olan Erim, bir dönem eski usturular, çakmaklar da toplamayı denemiş: “Eski bir şey görünce insan onun devrine mi gidiyor bilemiyorum, değişik, tarifi zor bir duygu. Geçmişten birşey sizi bulunduğunuz zamanın dışına çıkarıyor. 100 yıl önce basılmış, kimbilir kaşılığında nelerin alınıp verildiği bir para beni heyecanladırıyor. O parayı kullananların da sevinç veya üzüntülerine ortak olduğunu düşünüyorsun.”
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK