Mayıs, 2010 için arşiv

Çalışan kadının evlilik telaşı

Yayınlandı: Mayıs 23, 2010 / Yazılar
Burcu ÖZÇELİK/Hürriyet İK
Evlilik mevsimi geldi. Yakın çevrenizde olduğu gibi işyerinde de düğünler peşpeşe gelecek. Bir yandan çalışırken evlilik hazırlığı yapanların Allah yardımcısı olsun! İşiniz zor, kendimden biliyorum. Mesainizin, tatillerinizin, dinlenmek için size kalan zamanın ciddi bir kısmını ev aramak, mobilya seçmek, nikah şekeri, davetiye, kuaför, makyöz ayarlamak, gelinlik provası gibi bir yığın işle geçireceksiniz. Yorulacaksınız, strese gireceksiniz. Tabii bu arada işinizi de aksatmayacaksınız.
Editörüm ‘Senin durumunda, iş ile evlilik hazırlığını bir arada götürmeye çalışan binlerce genç kadın var. Bunu bir haber yapalım. En iyisi tecrübeni bizimle paylaş!’ deyince, aşağıdaki blog-yazı ortaya çıktı.
Geçen yıl tam bu hafta almıştım evlilik teklifini. Ocak ayında yapılan nişanımızdan sonra bir taraftan ev kurma ve düğün hazırlıkları diğer taraftan da iş güç derken, heyacan, mutluluk, stres, gerginlik, yorgunluk dolu bir 5 ayı geride bıraktık. Hem çalışıyor olmak hem de evlilik için hazırlık yapmak çok stresli bir iş. Haftasonunuzu, akşamlarınızı, mesainizin bir bölümünü, misal işten bir iki saat erken çıkmak suretiyle, ev arayarak, mobilya bakarak, gelinlik provasına giderek ve daha sayısız pek çok detayla uğraşarak geçiriyorsunuz. Bütün bunlar yetmezmiş gibi tam bir toplantıya girecekken gelen bir telefon, mesela nikah şekerlerinizde çıkan bir sorun, sinirlerinizi zıplatıyor.
Asıl koşuşturmaca nikah tarihi belli olduktan sonra başlıyor. Nikah başvurusu için bir sürü evrak toparlamanız bekleniyor sizden, ikametgah, sağlık raporu, nüfus cüzdanı sureti vs. Eğer herşey yolunda giderse bu evrakları bir günde toparlayabilirsiniz. Ama bazı aksilikler çıkabiliyor, mesela sağlık raporu için gerekli olan kan testlerini ve akciğer filmini her yerde yaptıramıyorsunuz, sağlık ocağı kabul etmeyebiliyor. Bir de evrak işleri yavaş ilerleyebiliyor. Aksilikler üst üste gelince, dakika bir gol bir, acaba evlenmeyelim diye mi yapılıyor diye düşünüyorsunuz. Şaka bir tarafa sağlık raporu, bu kadar bulaşıcı hastalığın olduğu bir devirde, son derece gerekli bir uygulama.

Soyadını muhafaza etmek isteyenler, dikkat!
Evraklarımızı hazırladıktan sonra başvuru için belediyenin yolunu tuttuk. Nikahı, ikamet ettiğimiz yerin belediyesinde kıymayacağımızdan, oradan bir izin belgesi alıp, başka bir ilçenin nikah dairesine başvurduk. Aaaa bak burası çok önemli, sevgili gelin adayları, başvuru yaparken soyisiminizin kalmasını istiyorsanız, bunu sizin belirtemeniz ve bir form imzalamanız gerekiyormuş. Siz söylemezseniz kimse size sormuyor, uyarmıyor. E ben bunu nereden bileyim, o koşuşturmacada insanın da aklına gelmiyor ki canım. Neyse ki arkadaşım Seda tam zamanında yetişti. Tesadüfen bana bir arkadaşının bu vesileyle nasıl soyisimini kaybettiğini anlatınca bir anda tutuştum. Hemen aradım nikah dairesini, yarım saat sonra da soluğu orada aldım. Bu arada Serdar da (müstakbel damadımız) bu kadar atılgan ve iş bitirici olmama çok şaşırdı.

Meğer ev bulmak ne zormuş!
Nikah tarihini alınca, ev arama çalışmalarımız daha da hızlandı. Ev bulmak çok zormuş. Bir kere hangi semtte oturacağınıza karar vermek bile zor. Şehir dışında, sessiz sakin bir sitede mi, yoksa şehir merkezinde, içe içe mi yaşamak istiyorsunuz? Annenize babanıza ne mesafede? Biz o kadar çok ev baktık ki örneğin bizim semtteki tüm emlakçılar bizi tanır.
Ev aramak ilk zamanlar çok keyifli, evlilik tarihi yaklaştıkça çok stresli bir iş. Şimdi diyeceksiniz o kadar konut projesi var, niye bu kadar zor olsun ki? Valla içinize sineni bulmak kolay olmuyor. Ya merkeze uzak oluyor, ya bina eski oluyor, ya odalar küçük oluyor, ya çok pahalı oluyor, ya bahçesi olmuyor… Her defasında takıldığınız bir şey çıkıyor. O nedenle haftasonları full, haftaiçi de işten bir iki saat erken çıkıp hava karardıktan sonra bile ev bakmışlığımız çok. Bir gün içinde bir semtte 100 kilometre yaptığımız oldu. Tabii işyerinde ve evde internet üzerinden yapılan ev arama çalışmaları da cabası.
İtiraf edeyim mesaimin ciddi bir kısmını da internette ev arayarak geçirdim. (Bakınız editörümün aşağıdaki yorumu!) Bu arada hani emlak fiyatları son dönemde çok uygun diyorlar ya, o koca bir yalanmış, bunu da görmüş olduk.

Ve sonunda ev bulundu!
Aradığımız evi nihayet düğüne 3-4 hafta kala bulduk. Paramızı denkleştirip, kredimizi çekip eve girdik. Ev bulmuş olmak ne büyük bir huzur. O günden sonra rahat bir uyku çekmeye başladık. Sonrasında mobilya seçimi, halı, tül vs derken haftasonları full, haftaiçi akşamları hazırlıklarımız tam gaz devam etti. Bir de, benim gibi bu tarz işlerle uzaktan yakından alakanız olmadıysa, işiniz çok zor. Mesela aman Allahım ne çok perde türü varmış, store perde, jaluzi, japon perde, kumaş perde, rustik perde… Bu liste böyle gidiyor. Neyseki aileler destek oluyor.
Ha bir de dışarıdan destek olayım derken sizi strese sokan bir grup vardır. Onlar da “ay zaman kalmadı”, “nasıl yapacaksın”, “çok geç kaldın”, “onu yapma, bunu yap” diye başınızın etini yerler, olur olmaz akıl vermeye kalkarlar. Sizi strese sokmak için yaratılmışlar sanki…

Kuaför ve makyöz
Gelinliğinizin dikilmesi ortalama 2 ayı buluyor. O nedenle çok geç kalmamakta fayda var. Bu süre içinde 3-4 kez provalara çağrılıyorsunuz. Hemen ardından kuaför ve makyözü netleştiriyorsunuz. Bu en özel gününüzde saçınız ve makyajınız çok önemli. Eğer bildiğiniz bir yer yoksa, çok güvendiğiniz kişileri referans alın, veya daha önce yaptığı işi gördüğünüz kuaförleri. Ama mutlaka ve mutlaka gelin saçı ve makyajı için prova yaptırın, böylece sonradan bir sürprizle karşılaşmayın.
Son dönemde dış mekan fotoğraf çekimleri çok rağbet görüyor. Ama mekan bulmak büyük dert, İstanbul trafiğinde nikaha geç kalmamak için kuaför, fotoğraf çekimini ve nikah üçgenini iyi organize etmek gerek.

İştekilere sabır
Ev bakma, mobilya seçme, tadilat, ustalar, nikah şekeri, davetiye, gelinlik provası, ayakkabı seçimi, kuaför, makyöz ayarlamaları, misafirlerin karşılanması, davetiyelerin dağıtılması vs gibi bir sürü iş diğer yandan aileleri memnun etmeye çalışmak… Kimi zaman keyifli kimi zaman stresli bir yığın iş. Tüm bunları yapmak ciddi bir enerji ve zaman gerektiriyor. Genelde bir taraf daha çok üstleniyor. Neyse ki ben bu konuda şanlıydım.
Tüm bu süreçlerde işyerinden sık sık izin almak zorunda kalabiliyorsunuz. Sürekli alınan izinler, artan iş yükü (ki balayına çıkmadan önce işleri yoluna koymaya gayret edeceksiniz) sizi gerebiliyor. Çalıştığınız insanların anlayışlı olması ve esnek çalışma saatleri büyük bir nimet. Ben bu konuda da şanslıydım. Geçenlerde evlilik hazırlıkları yapan bir arkadaşım, izinler konusunda sorun yaşayınca daha fazla dayanamayıp işinden istifa etti.

En zevkli kısım balayı için mekan seçmek
Evlilik hazırlığı yapmanın en zevkli yanı balayı için mekan seçmek. Türkiye’de bir yere mi gidelim, yoksa Avrupa’ya mı, ya da uzaklara mı? İmkanınız varsa, tercih size kalmış. Biz uzaklarda karar kıldık, biraz yorucu olacak ama buna değecek. 15 gün uzaklaşmanın zevkini çıkaracağım. Bu arada öyle bedavadan 2 hafa izin yok tabii, iştekiler sizden stok bekliyor. Son haftaları iki katı çalışıp, stok yapıyorsunuz. Yani siz bu satırları okurken ben çooook uzaklarda olacağım ama haberlerim sizlerle olacak.

Evlilik stresi: Kilit kavram hoşgörü
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Hejan Hepözdemir, evlilik öncesi stres konusunda sorularımızı yanıtladı.
◊Evlilik öncesi dönemde çiftler arasında ne gibi sorunlar çıkıyor?
Kilit kavram “çift olabilmek”. O zamana kadar bireysel hayatı olan iki kişi, şimdi birlikte bir yaşam kurma yolunda önemli bir adım atıyor, dolayısıyla bu durumun gerektirdiği değişime de uyum göstermeleri gerekiyor. Örneğin, bu dönemde çiftlerde sıklıkla gözlemlediğimiz şey, birbirlerini değiştirmeye çalıştıkları, birbirlerini kendi isteklerini kabul ettirmeye zorladıkları, ortak çözümlerle değil, kendi en iyi bireysel çözümleriyle, ilişkideki güçlükleri aşmaya çalıştıkları. Bu durum doğal olarak ilişkilerde pek çok sıkıntıya neden olabiliyor.
◊Bu stresi en aza indirmek için neler tavsiye edersiniz?
Türkiye’de evlilik kurumu iki eşden ziyade, adeta aileler arası bir akit gibi. Aileler evlilik hazırlıklarında başrolü oynuyor. Çiftin ev kurması, düğün hazırlıkları gibi pek çok konuda ellerinden geldiğince çocuklarına maddi ve manevi destek olmaya çalışıyorlar. Bu noktada aileler anlaşıyorsa ne âlâ; ancak aileler arası bir takım anlaşmazlıklar varsa, bu çifte de yansıyor. Dolayısıyla özellikle sözlülük-nişanlılık döneminde ailelerin uzlaşması büyük önem taşıyor. Bu noktada çiftin birbirine karşı hoşgörülü olması, gerektiğinde aile üyelerini incitmeden gerekli mesafeyi koruyabilmesi ve tabii ki ailelerin de mümkün mertebe sağduyuyu kaybetmemesi gerekiyor. Bunun dışında çiftin bu geçiş dönemi ile ilgili olarak evlilik öncesi danışmanlık alması oldukça anlamlı.
◊Evlilik öncesi stresi işteki performansa nasıl yansıyor?
Evlilik öncesi yaşanan güçlükler, şüphesiz bireylerin üstesinden gelmekte zorlandıkları her türlü olayda olduğu gibi, bir takım stres tepkilerine neden olabilir. Bu stres tepkileri, kişinin iş, aile ve sosyal hayatına da yansıyabiliyor. Konsantrasyon güçlüğü, gerginlik, çabuk sinirlenme, duygusal iniş-çıkışlar, bir takım yorgunluk belirtileri ortaya çıkabiliyor. Bu belirtilerin de en belirgin gözlemlendiği alan, iş hayatı olabiliyor ve hatta bu durum kişinin işteki performansını da olumsuz bir şekilde etkileyebiliyor. Burada unutulmaması gereken nokta, bunun bir süreç olduğu ve taşlar yerine oturmaya başladıktan yani çift, yaşamlarındaki bu değişime adapte olmaya başladıktan sonra bu belirtilerin kendiliğinden ortadan kalkacağıdır. Aksi halde, durum, olağan bir evlilik öncesi güçlükten çıkmış ve profesyonel yardım almayı gerektiren bir duruma dönüşmüş demektir zaten.
◊Evlilik hazırlığında olanlara ve iş arkadaşlarına tavsiyeniz?
Eğer evlenecek olan kişi çalışıyorsa, evlilik hazırlıkları, iş yaşamına paralel olarak devam etmek durumunda kalıyor ve bu durum tabii ki birey için çok daha yorucu olabiliyor. En basiti, ev eşyası almak bile işten arta kalan bir zamana, yani kişinin dinlenme zamanına bırakılmak durumunda kalıyor. Bu durum kişi yeterince dinlenememesine ve iş performansının düşmesine bile neden olabiliyor. Bu noktada, iş arkadaşlarının yardımı ve iş ortamındaki esneklik, kişinin bu süreci daha rahat atlatabilmesi için ayrı bir önem kazanıyor. Ve yine kilit kavram “hoşgörü”. Eğer mümkünse, kişiye evlilik hazırlıkları için belirli bir süre izin vermek, bu süreçteki ufak-tefek hatalarını ya da performans düşüşünü anlamaya çalışmak ve genellememek, yardımcı olmak, onu dinlemek evlilik telaşında olan çalışan için hayat kurtarıcı oluyor.
Evlilik öncesi tavsiyeler:
◊ Çiftler birbirine karşı hoşgörülü olmalı
◊ Evlilik öncesi dönemin bir süreç olduğu unutulmamalı
◊ Evlilik öncesi yapılması gerekenler planlanmalı
◊ Çiftler yapılması gerekenlerle ilgili sorumlulukları paylaşmalı, tüm yükü eşlerden biri üstlenmemeli
◊ Çifti ilgilendiren konularda, çift ortak karar almalı
◊ Aile üyeleri çocuklarına destek olmalı
◊ Çiftler tıkandıkları noktada evlilik öncesi danışmanlık almalı

Çalışanı evlilik hazırlığı yapan yönetici için rehber
Öyle ya, evlilik telaşı içindeki kadın çalışanın bir de yöneticisi var. Hürriyet İK’da biz, bu süreçte, yöneticinin marifetini kullanmasını gerektirecek en küçük bir sorun yaşamadık. Arkadaşımız sorunlarını hissettirmedi, sadece heyecanını paylaştı. Ama sorun yaşayan işyerleri var. İşte evlilik hazırlığı yapan çalışanın yöneticisi ve mesai arkadaşları için birkaç kural.
Kural 1- İletişime ve empatiye açık olacaksın!Ki çalışanın evlilik gibi önemli bir karardan seni zamanında haberdar etsin, sorunlarını seninle paylaşsın. Ki neden aklının işinde olmadığını, niye akşamları bir an önce işi bitirip kaçtığını anlayasın!Kural 2- Sabırlı ve hoşgürülü olacaksın! Evlilik hazırlığı genç bir kadın için çok önemli bir dönem. En küçük detaylar hayati, en küçük sorunlar gözünde büyüdükçe büyüyor… Sinirliyse alınmayacaksın. Söylediğini dinlemiyorsa sabırla tekrar edeceksin.
Kural 3- Anlayışlı ve kolaylayıcı olacaksın!Çalışanın önce utana sıkıla, sonra (sen evet dedikçe ve bıçak kemiğe dayandıkça) giderek daha sık izin isteyecek senden: Ev bakmak için, şeker seçmek için, gelinlik provasıydı, gelinlik başıydı, gelinlik tacıydı, yok yüzüktü, yok düğün salonuydu… İdare edeceksin! Yalan söylemeye mecbur etmeyeceksin! Kanuni hakları biraz zorlayacaksın!
Kural 4- Yokluğuna hazırlanacaksın!Evlenen kadın çalışanın iki ‘yokluk’ dönemi olur: Düğünden önce, kendisi işte, aklı hazırlıklardadır; düğünden sonra, izindedir. Sen ve diğer çalışanlar, iyi niyet ve anlayış gösterecek, onun eksikliğini hissettirmeyecek, açığını kapatacaksınız.
Not: Bizim yöneticileri iyi bilirim. Pek çok ‘çalışırken evlilik hazırlığı yapan’ veya yapmış kadın erkek çalışanın, yukarıdaki satırları okurken ‘Amin!’ diyeceğini biliyorum. Bu söylediklerim ‘olması gerekenler’. Uygulaması başka mesele…
Serdar DEVRİM / Hürriyet İK

 

Reklamlar

Anne dostu şirketler

Yayınlandı: Mayıs 9, 2010 / Yazılar
İşe alınacak personele ne zaman evleneceğini, ne zaman çocuk yapacağını sormak hâlâ çok yaygın bir uygulama. Türkiye’de ‘anne dostu’ diye niteleyebileceğimiz, annelere her türlü kolaylığı sağlamaya çalışan şirket sayısı şimdilik çok az. Anne dostu şirketler, esnek çalışma saatlerinden çocuk yardımına, kreş imkanından doğum sonrası eve hemşire göndermeye kadar varan pek çok kolaylık sunuyor çalışanlarına. Anneler Günü’nde bu ‘anne dostu’ şirketleri tanıtalım istedik.

Türkiye’de hem çalışan kadın olmak hem anne olmak zor. Hâlâ iş görüşmelerinde kadınlara evli olup olmadıkları, ne zaman evlenmeyi, çocuk yapmayı planladıkları, çocuğa kimin bakacağı soruluyor. Oysa gelişmiş ülkelerde bu tür sorular ayıp hatta kanunsuz kabul ediliyor.
Çoğu kadın doğum yaptıktan sonra iş yaşantısından uzaklaşıyor. İşe başlasa da aynı yerden başlaması zor oluyor. Hele bir de katı çalışma kuralları olan işyerlerinde çalışıyorsa işi hiç de kolay değil.
Ama öyle şirketler de var ki, annelerin özellikle çalışmak isteyeceği türden. Esnek çalışma saatleri, çocuk yardımları, doğumdan sonra eve gönderilen hemşire hizmetleri, kreş hizmetleri, çalışan anneleri cezbediyor.
Türkiye’de de PricewaterhouseCoopers, DHL, Türk Hava Yolları, PepsiCo ve Yeşim Tekstil bu şirketlerden bazıları.
Kadın çalışanlar bu şirketlerde çalışmaya daha olumlu bakıyorlar. HRM Kurucu Ortağı Aylin Coşkunoğlu Nazlıaka, ayrıca kadın çalışanların kocalarının da eşlerinin bu şirketlerde çalışmasını desteklediğini söylüyor: “Kadının iş hayatındaki yükü ne kadar fazla olursa olsun, aile düzenini korumak ve soyal hayatı organize etmek de onun görevi olarak görülüyor. O nedenle iş-özel hayat dengesinin kurulabildiği şirketlerde çalışanlar daha yüksek performans gösterebiliyor. Bu şirketlerde mutlu çalışan oranı ve sadakat duygusu çok yüksek oluyor.”
Şirketlerin çalışan annelere sundukları kolaylıklar, şirkete bağlılığı, performansı ve motivasyonu arttırıyor.

Çocuğa hastabakıcı gönderiyorlar
Avrupa’da şirketler çalışan anneler için her geçen yeni kolaylıklar sunuyorlar. Örneğin Avusturya’da annelik izni 2 yıla kadar uzatılabiliyor, ayrıca babalık izni de mevcut. Hill International Türkiye Müdürü Hazar Candan Wilson’ın Avusturya’lı şirketler hakkında söylediklerini duyunca insanın orada çalışası geliyor: “Avusturya’da bebekleri olan bir anne ve baba toplamda 2,5 yıla kadar ücretli izin alabiliyor. Örneğin anne 2 yıl, baba 6 ay izin alabiliyor. Annelerin bu dönemdeki maaşı, kullandıkları izin süresine göre belirleniyor. Örneğin 2 yıl izin kullanan bir anne her ay maaşının yaklaşık yüzde 40’ına hak kazanırken, bir yıl izin kullanan bir anne her ay maaşının yüzde 80’ine hak kazanıyor. Ancak bu maaş şirket tarafından değil, Avusturya devleti yani sosyal güvenlik kurumu tarafından ödeniyor.”
-Avusturyalı şirketlerin uygulmaları bununla da sınırlı değil. Wilson’ın anlattığı sıradışı uygulamalar şöyle: Avusturya’da bazı şirketler tüm çocuklu çalışanlar için şöyle bir hak tanıyor:
Diyelim ki o gün çocuğunuz hastalandı ve bırakıp işe gidemiyorsunuz, şirket evinize bir
hastabakıcı gönderiyor. Masrafları tamamen kendi karşılıyor ve o kişi bir veya birkaç gün evinizde kalıp hasta çocuğunuzla ilgileniyor. Bu hastabakıcılar çocukların sadece sağlığı ile ilgilenmiyor, onlarla oyun oynuyor ve güzel vakit geçirmelerini sağlıyor. Siz de gözünüz arkada kalmadan işinize konsantre olabiliyorsunuz. Çünkü yapılan araştırmalara göre çalışanın hasta çocuğu yüzünden işe gelmemesinin maliyeti, çocuk için tutulan hastabakıcı maliyetinin yaklaşık 6-7 katı.
-Yine okullarının tatil olduğu dönemlerde çalışanlar çocukları iş yerine getirebiliyor. Çocuklar özel dadılar eşliğinde iş yerinde onlara ayrılan mekanlarda keyifli vakit geçirip çesitli aktivitelerle uğraşıyorlar. Bu durum okulların tatil olduğu ancak iş yerinin açık olduğu tüm günler için geçerli. Ayrıca çocuklu ailelerin çocukları için yaz okulları organize ediyorlar. İki hafta İngilizce, iki hafta sanat tarihi gibi farklı seçenekler sunuyorlar. 
-Hamile kalan çalışan İK departmanına geldiğinde bazı şirketler ona bir kit veriyor ve gerek sosyal gerekse hukuki anlamda danışmanlık veriyorlar.
 
Tercih edilen şirket oluyoruz
Vergi, denetim ve danışmanlık şirketi PricewaterhouseCoopers (PwC),
-Çalışan annelerin hayatını kolaylaştırmak için onlara esnek çalışma saatleri, yarı zamanlı ve evdençalışma imkanı gibi farklı çalışma seçenekleri sunuyor,
-Doğum izni esnasında kesintisiz ücret uyguluyor,
-Bebekler için özel sağlık sigortasını doğar doğmaz başlatıyor ve
-Annelere özel bebek sepeti hazırlıyor.
PwC’nin tüm ülkelerde farklı uygulamaları olduğunu söyleyen PricewatersCoopers İK’dan sorumlu Kıdemli Müdür Cristina Monterrey, “Örneğin; ABD’de uygulanan “full circle” programı ile bebek sahibi oldukları için işten ayrılan kadın çalışanların, gerek e-posta yoluyla gerekse farklı iletişim kanalları ile işteki gelişmelerden sürekli haberdar edilerek “güncel” kalmaları sağlanıyor. PwC küresel düzeyde bu alanda çeşitli ödüller almakla birlikte 2009 yılında çalışan anneler için yapılan bir araştırmada en iyi 100 şirket sıralamasında ilk 10’da yer alıyor” diyor.  
Türkiye’deki ve globaldeki bu tür uygulamaların PwC’nin en fazla tercih edilen şirketler arasında olmasını sağladığını söyleyen Monterrey, “Çalışanlarımıza böyle özel zamanlarda destek olmak, yanlarında olduğumuzu hissettirmek, sevinçlerini paylaşmak bizim için çok önemli. Mesela anneler kadar babaların da böyle zamanda ailesinin yanında olmaya daha çok ihtiyacı olduğunu düşünerek 5 günlük izin vermemiz çalışanlarımızın da çok takdirini kazanmış bir uygulama. Ya da özel sağlık sigortasının aile kapsamlı olması tercih edilen şirket olmamıza katkıda bulunuyor” diyor.
 
Çocukları kreşe bırakıp gönül rahatlığıyla çalışıyorlar
Şirket içinde kreş, çalışan anneler için çok büyük avantaj. Çocuğunuzun sürekli sizin yakınınızda, güvende olduğunu hissediyorsunuz. İstediğiniz zaman onu görebiliyor, süt saatlerini daha esnek ayarlayabiliyorsunuz.
Yeşim Tekstil’in 22 yıl önce kurduğu kreş, çalışan kadınlara büyük kolaylık sağlıyor. 0-6 yaş grubuna hitabeden bin çocuk kapasiteli kreşte şu anda ücretsiz olarak 300 çocuğun eğitim ve bakımı yapılıyor.
Kreşte hepsi sertifikalı 1 yönetici, 11 öğretmen, 2 hemşire, 1 yardımcı eleman ve 8 bakıcıdan oluşan toplam 23 kişilik uzman bir ekip çalışıyor. Ayıca Yeşim’in bünyesinde bulunan revirin doktor ve hemşireleri de hergün kreşi ziyaret ederek sağlık problemi olan çocuklara bakıp, ilk müdahaleleri yapıyorlar. Çalışanlar çocuklarıyla birlikte işe gelip çocuklarını kreşe bırakıp, akşam da çıkış saatine çocuklarını alıp servislerine binip evlerinin yolunu tutuyorlar.
Yeşimli annelerin yanısıra eğer Yeşimli babanın eşi çalışıyor ve annenin çalıştığı yerde kreş imkanı yoksa, babaların da çocukları kabul ediliyor. Çocukları 40 günlükten itibaren kreşe alan Yeşim’de mezun olduktan sonra büyüyüp eğitimini tamamlayarak staj yapmaya veya çalışmaya gelen çocuklar bile olmuş.
Dışarıdaki kreşlerin maliyetleri düşünüldüğünde, kurum içinde böylesi bir imkan tabii ki çalışanları şirkete bağlıyor, hatta dışarıdaki çalışanları da kendine çekiyor. Çalışan annelerin motivasyonunu, verimini ve şirkete bağlılığını olumlu anlamda etkiliyor. 
 
Hoşgeldin bebeğim
Hızlı hava taşımacılığı şirketi DHL Express ise doğum yapan çalışanlara yönelik uygulanan “Hoşgeldin Bebeğim” programını yürütüyor. Program kapsamında uzman hemşireler tarafından doğumun ilk haftasında aileler evlerinde ziyaret edilerek anneler eğitiliyor, bebeklerin ilk kontrolleri yapılarak, bebeğin bakımı uygulamalı olarak öğretiliyor. 1.5-2 saat boyunca evde kalan hemşireler, genel bakım kontrolü, kanama kontrolü, dikiş yara bakımı kontrolü, göğüs kontrolü, boy-kilo kontrolü, bebeğin yıkanması, emzirilm esi, beslenmesi konularında eğitim veriyo rlar. 2004 yılında başlatılan uygulmadan şu ana kadar 152 çalışan faydalanmış.
Ayrıca doğum izninden sonra işbaşı yapan anne çalışanların iş hayatına daha kolay adapte olabilmesi için “Aramıza Tekrar Hoşgeldin” adlı bir bilgilendirme kitapçığı gönderiliyor.
 
Çalışma saatini kendin belirle
Esnek çalışma saatleri, çalışan anneler için en büyük nimet. Çalışma saatlerini istediğiniz gibi planlıyor olmanın lüksü işleri çok kolaylatıyor. Örneğin Doritos, Ruffles, Lay’s, Cheetos, Çerezza ve Rocco markalarını bünyesinde bulunduran Frito Lay’in çalışanları için sunduğu ‘part time’ ve esnek çalışma modelleri anneler için büyük avantaj sağlıyor. Şirket aynı zamanda çalışan annelere isterlerse doğumdan sonra yarı zamanlı olarak çalışabilme imkanı sunuyor.
Frito Lay’in bağlı olduğu PepsiCo, çalışanların çeşitliliğine verdiği önemle biliniyor. O nedenle çalışanların kadın veya çocuklu olması onlar için engel teşkil etmiyor. 
 
THY, çocuk yardımı yapıyor
Türk Hava Yolları’nda anneler yasal haklarının yanı sıra,
-Çocuk dünyaya geldiğinde bir defaya mahsus olmak üzere 250 TL emzirme yardımından yararlanılabiliyorlar.
-Çocuk doğumundan 18 yaşına kadar (öğrenci olması durumunda 25 yaşına kadar), ücretsiz ve indirimli seyahat imkanından yararlan ılabiliyor.
-Doğum öncesinde ve sonrasında toplam 140 gün ücretli izin kullanılabiliyor. İhtiyaç durumunda 180 güne kadar ücretsiz izin kullanılabiliyor.
-Çocuk 6 yaşına gelene kadar, İstanbul personeli Yeşilköy’de Genel Yönetim Binası yanında yer alan kreşe gönderilebiliyor, farklı bir kreş tercih edenler ve İstanbul dışında görev yapan personel ise aylık 569.16 TL kreş yardımı alabiliyor.
 
Yasal izinler
4857 sayılı Türk İş Kanunu 74. maddesine göre;
-Gebe işçinin doğumdan önce 8 ve doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 haftalık süre için çalıştırılmaması esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak 8 haftalık süreye 2 hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, hekimin onayı ile gebe işçi isterse doğumdan önceki 3 haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Ancak bu durumda gece çalışması yaptırılmaz ve gebe işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.
-Yukarıda öngörülen süreler, işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir.
-İsteği halinde kadın işçiye, 16 haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde 18 haftalık süreden sonra 6 aya kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre yıllık ücretli izin hesabında dikkate alınmaz.
-Çalışan anne adayına hamilelik süresince periyodik kontroller için ücretli izin verilir.
-Doğumdan sonra çalışmaya başlayan kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır
-Çalışan anneler genelde doğum iznini doktor raporu ile doğum öncesi 3 hafta doğum sonrası 13 hafta olarak, süt iznini ise haftanın bir günü toplu olarak kullanmayı tercih ediyorlar. Doğum sonrası altı aylık ücretsiz izin hakkını ise gerek maddi nedenler gerek işini kaybetme korkusuyla genelde kullanmıyorlar.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK 
 
Küreselleşmenin bir sonucu olarak işadamları, yöneticiler artık dünyanın dört bir yanında görev alıyorlar. Daha iyi ücretler, terfi imkanları ve rekabetçi yapıları, gelişmekte olan ülkeleri cazip kılıyor. Son dönemde Brezilya, Meksika, Çin, Hindistan, Endonezya’da artan yatırımlar profesyonelleri kendine çekiyor. Yine artan yatırımlara bağlı olarak Rusya ve Kafkas ülkeleri, Irak, Cezayir, Lübnan gibi ülkelerde ve Afrika’da çalışan yabancı yöneticilerin sayısı da her geçen gün artıyor. 
Kimi zaman mafya, kimi zaman terör olayları, kimi zaman da adam kaçırma, kapkaç, hırsızlık bu bölgede görev alanları ve onların ailelerini tehdit ediyor.
Çokuluslu şirketler bu ülkelere gidecek olanlara ve ailelerine, orada yaşam, kültür, iş yapış şekilleri hakkında çok sıkı bir eğitim veriyorlar. Özellikle güvenlik konusunun üzerinde duruyorlar.
Bazı ülkelerde iş adamları ‘altın kafeste’ yaşıyorlar sanki. Güvenlik korkusuyla yaşadıkları evler yüksek duvarlar, tel örgüler ile örgülü. Arabaların camları siyah filmle kaplı. Gece dışarıya çıkmıyorlar ve gündüzleri de münkün olduğunca dikkat çekmemeye çalışıyorlar.
23.03.2010 tarihli Le Monde’da yayımlanan, bir araştırmaya dayanan haberde, üretimlerini başka ülkelerde yapan şirketlere en tehlikeli ülkeler sorulmuş. Buna göre
Yüzde 25 Rusya

Yüzde 17.6 Çin
Yüzde 11.8 Nijerya
Yüzde 11.8 Cezayir
Yüzde 11.8 Güney Afrika
Yüzde 8’i de İtalyan mafyası cevabını vermiş.
Yine aynı araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 93’ü ülke polisine başvururken yüzde 96’sı özel güvenlik hizmetleri de aldıklarını söylüyorlar. Bazı çok uç durumlarda ise paralı askerlere bile başvuruluyor. Kimi tehlikeli ülkelerde görev alan yöneticileri bulup, onlara izlenimlerini ve tavsiyeleri sorduk.
 
RUSYA, ORTA ASYA VE KAFKASYA
Danone Kafkaslar ve Orta Asya Genel Müdürü Tuncay Tekdemir, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’dan sorumlu. Daha önce Rusya ve Belarusya’dan da sorumlu olan Tekdemir, 8 yıldır Rusya’da görev yapıyor. Türkiye’de bulunduğu dönemde Rusya denilince Tekdemir’in aklına gelen ilk şeyler demirperde ülkesi, polis devleti, rüşvet ve mafya oluyormuş, ama işi kabul etmeden önce yaptığı ziyaretlerde bu görüşlerinin çoğu değişmiş.
Tekdemir’in gözlemleri şöyle:
-Güvenlik açısından son 10 yılda oldukça iyileşmiş durumda. Genellikle sokaklarda adi suça (kapkaç vb), kavga eden insanlara rastlanmaz. Diğer taraftan organize suçlar muhtemelen daha ağırlıklıdır, ama bunun iş hayatının çok daha farklı, büyük hacimli ve kompleks yerlerinde görüldüğünü duyuyoruz.
-Güvenlik için alınan tedbirler genellikle korumalı bir sitede yaşamak, şoförünüzün aynı zamanda gerektiğinde güvenliğinizi sağlayabilecek vasıflarda seçilmesi ve şirketlerin özel güvenlik servislerinden üst düzey yöneticileri ve aileleri için servis alması. Bunun dışında araçlara ve kişilere önlem olarak GPS cihazları yerleştirilmesi de yaygın bir uygulama.
-Birkaç kez şirket araçları, içlerindeki ürünler ile çalınmıştı. Araçlar çoğu zaman boş olarak polis tarafından bulunuyor. Birkaç gün sonra da satış elemanı aşırı alkol almış şekilde ve paranın tamamı harcanmış durumda…
-Bunun dışında ilk senemizde eşimin çantası aracından çalındı, içindeki pasaport, kredi kartları, dokümanları ve cep telefonu ile. Şirketi arayıp ne yapmam gerektiğini sorduğumda polise rapor etmemizi ve muhtemelen 1-2 gün içerisinde birisinin arayıp bize dokümanları getireceğini söyledi. Gerçekten de bir gün sonra yaşlı bir kadın arayıp dokümanları bulduğunu söyledi. Buluşma yeri kararlaştırıp gittim, dokümanlar geldi geri kalan her şey yoktu tabii ki çanta da.. Rusya’da pasaport ve doküman çıkartmak çok zor, hırsızlar bile bu durumun farkında..
-İnsanlar kuzeyde her ne kadar gülümsemese veya birbirine ilk bakışta şüpheci yanaşsa da özünde son derece yardımsever ve özverililer. Sadece biraz konuşmak ve votka ile dostluğu sağlamlaştırmak gerekli olabilir.
 
ENDONEZYA
Marsh Endonezya CEO’su Atınç Yılmaz, 1 yılı aşkın süredir ailesi ve 2 çocuğuyla Endonezya’da yaşıyor. Endonezya’ya gelmeden önce internetten bu ülkeyi araştıran Yılmaz, pek de iç açısı bir tabloyla karşılaşmamış: Deprem, sel, volkanik patlamalar, terörizm, kuş gribi haberleri vs. Hoşgeldin karşılaması da pek hoş olmamış. Yılmaz, ailesini Türkiye’den alıp Jakarta’ya getirmek üzere yola çıktığı günü şöyle anlatıyor: “Singapur’da uçak değiştirip, Jakarta uçağına binmemiz gerekiyordu. Singapur’a alçalmadan biraz önce uçağın bilgi ekranından haberleri merak edip açtım. Flaş haber olarak Jakarta’da The Ritz Carlton oteline bombalı saldırıda bulunulduğundan, ölü ve yaralıların olduğundan bahsediliyordu. Gözlerime inanamadım. Zira 2-3 saat sonra o otelde olacaktık. Eşime çekinerek olayı aktardığımda bana inanmadı. Kendisine, şaka yaptığımı zannetti. Jakarta’ya vardığımızda, bu otelin şehirde yer alan diğer Ritz Carlton olduğunu öğrendik.”
Yılmaz, Endonezya’ya girince beklentilerinden çok farklı bir ülkeyle karşılaşmış. Şehrin, binaların, alışveriş merkezlerinin, insanların, arabaların, ofislerin çok modern görünümlü ve temiz olduğunu söyleyen Yılmaz, güvenlik sorununun düşük gelirli banliyölerde olduğunu söylüyor: 
-Şehrin gelir seviyesi düşük kesimli banliyölerine yabancı olarak tek başınıza gitmeniz tavsiye edilmiyor.
-Endonezya’da 2000’li yıllardan beri özellikle aşırı İslami kesim kaynaklı terör olayları zaman zaman görülüyor. Bu konuda 2002’de Bali’de birçok yabancının hayatını kaybettiği bombalama olayı birçok kişinin unutmadığı bir olay. Bu konuda, özellikle otel, ofis, alışveriş merkezleri gibi yerlerde çok katı güvenlik önlemleri alınıyor.
-Yabancılara (ve özellikle Türkler’e) çok olumlu bakıyorlar. Jakarta’da 30 bin üzerinde yabancı çalışıyor ve 400’ün üzerinde de Türk var. Burası, tarih boyunca koloni olduğundan, yabancılarla yaşamaya alışıklar.
 
BREZİLYA
B’iota Brezilya Ülke Müdürü Onur Başdar, Brezilya’nın Latin Amerika Bölgesi’nde Venezuella ve Meksika’yla birlikte güvenlik sorununun en yüksek olduğu ülkelerden biri olduğuna dikkat çekiyor.
-Geceleri tek başına sokağa çıkmak, özellikle de geceleri trafik ışıklarında duraklamak tehlikeli olabiliyor. Araçların yüzde 90’ının camlarının siyah filmle kaplı olması da, güneşi engellemekten ziyade güvenlik sağlamak için yapılan bir uygulama.
-Kapkaç olaylarının çok yaygın olduğu Brezilya’da ‘favela’ denilen gecekondu mahallelerine polisin bile giremediği söyleniyor. Rio de Janeiro bölgesinde ise küçük sokak gangsterleri turistlerin cebine göz göre göre ellerini atabiliyorlar. Ülke genelinde ün salmış bir başka suç şekli ise fidye için adam kaçırmak.
-Ülkede yaşayanlar güvenliklerini sağlamak için ciddi tedbirler alıyorlar. Hemen hemen her yüksek bina elektrikli çitler, kameralar, 24 saat güvenlik ile donatılmış durumda. Daha yüksek güvenlik için şehrin merkezinde çok yüksek fiyatlardaki konutlarda oturmak neredeyse bir zorunluluk.
-Brezilya sokaklarında iş ya da kişisel amaçlarla dolaşırken fotoğraf makinesini ve haritayı göstermemek, ayrıca gösterişsiz giyinmek de güvenlik açısından önerilen yöntemler.
-Havalimanından kente yolcu taşıyan taksiler de güvenlik açısından gidilecek son noktaya yolcuyu ulaştırmadan ve hatta gidilen binanın güvenliğinden imza almadan yolcuyu arabadan indirmiyorlar.
-Suçun bu kadar yüksek olmasının altında ise büyük oranda gelir dağılımındaki adaletsizlik yatıyor. Şehrin en iyi ve en güvenli bölgesinde bile, sokağın başında kartonların üzerinde yaşayan insanlarla iç içe bir yaşam sürüyor.
 
Çete savaşlarına dikkat
IBM’in Kurumsal Hizmet Gücü programı kapsamında, Brezilya’da geçici bir süre görev alan Cemhan Baykal “Favela’ların çetelerin kontrolünde olması ve bu kapsamda ortaya çıkan çete savaşları, ülkeye gelen turistlerin ya da burada çalışacak yabancıların dikkate alması gereken konular. Güvenlik ise özellikle Rio de Janeiro ya da Sao Paolo gibi büyük şehirlerde göze çarpan bir sorun. Bu şehirlerde her dakika başınıza bir tehlike gelecekmiş düşüncesiyle yaşamaya alışmak bir parça can sıkıcı olabiliyor. Suç, temelde, getto ya da gecekondu mahallesi olarak adlandırabileceğimiz favela’lar kaynaklı ve yine favela’lar içinde gelişiyor” diyor.
 
NAMİBYA
Pfizer Dünya Sağlık Dostları programı ile Namibya’da 6,5 ay süre ile, bir sivil toplum kuruluşunda insan kaynakları danışmanı olarak görev yapan Aybike Budak, görev öncesinde çok ciddi bir oryantasyon programından geçmiş. Genel olarak yaşam koşulları, güvenlik, sağlık konularında detaylı eğitimler alan Budak, “Oryantasyon sırasında bize güvenlik konusunda çok titiz davranmamız gerektiğini üstüne basarak belirtmişlerdi. Hem sağlık hem de şiddet konusunda dikkatli olmamız bekleniyordu” diyor.
-Güvenlik nedenleriyle araba kullanmamız yasaktı.
-Her bahçeyi çevreleyen geniş duvarlar, elektrikli teller, uzaktan kumandalar, çeşit çeşit anahtarlar, güvenlik şifreleri hayatın ayrılmaz bir parçası; alışmak çok zor oluyor ancak dikkatli olduğunuz sürece en azından gündüzleri hayatımı normal devam edebileceğimi yerli arkadaşlarım sayesinde öğrendim. İlk yürüdüğüm günkü endişe ve çekingenliğimi kelimelerle tarif etmek çok zor tabii.
-Akşamları asla, gündüzleri ise ancak çantasız, dikkatli bir şekilde dolaşabiliyorsunuz. Beni de dönmeme yakın evimin sokağında bıçakla tehdit ederek telefonumu çalmaya çalıştılar. Güvenliğimiz engel olmasa yaralanabilirdim. Bir arka sokakta oturan arkadaşlarım bana gelirken taksi çağırıp beklemek yerine yürümeye karar verince her ikisinin de çantaları çalındı. Bir gece de bir adam sadece korkutma amaçlı olarak silahla bizi tehdit edip bir süre aracımızı takip etti, sonra peşimizi bıraktı.
 
AFGANİSTAN
İlk defa 2005 yılında Irak’ta proje müdürü ve ülke müdürü olarak çalışmaya başlayan M. Tuğrul Karaduman, Eylül 2009 tarihinden bu yana da Afganistan’da ASFA inşaatın ülke müdürü olarak görev alıyor. Karaduman’ın görev aldığı coğrafyada adam kaçırma, bombalama olaylarına çok sık rastlanıyor. O da zaman zaman bu tür olaylara tanık olduğunu söylüyor. Karaduman, bir anısını anlatıyor: “Aralık 2009 başlarıydı, birgün önceden şoförüme sabah saat 10’da gelmesini ve Bagram’a gideceğimizi söylemiştim; akşam görüşmede kullanacağım dosyaları hazırlarken elimdeki kağıt dosya vb yetişmeyince sabah erkenden bir taksiye atladım ve şehir merkezine kırtasiye ihtiyacımı karşılamaya gittim. Geri dönüş yolunda çok şiddetli bir patlamanın ardından tüm vücudumda hissettiğim bir basınç ve ardından üzerime dökülen arabanın cam parçaları ile ön koltukta öylece kalakaldım. İlk şoku atlatınca şoföre hemen buradan çıkalım diyorum ama adam ne diyor anlamıyorum, yol boyunca bir şeyler anlatmaya çalışıyorum yalnız adamdan cevap yok, bir ara adamın yüzüne baktım, adamın konuştuğunu dudaklarının hareket ettiğini ama benim kulağımda ki uğultudan başka hiçbir şey duyamadığımı fark ettim. Resmen hiçbir şey duymuyordum. Geçici bir süre hiç birşey duymadım.”
Karaduman’ın Afganistan izlenimleri şöyle:
Fidye için adam kaçırıyorlar
-Adam kaçırıp fidye isteme olaylarının perde arkasında Taliban’dan ziyade bizim burada ‘hırsız’ dediğimiz bir grup var. Taliban da adam kaçırıyor ama onların asıl hedefi kendi dünya görüşlerine ters hareket eden kişileri cezalandırmak. Fuhuş ve alkol bu grup tarafından kesinlikle hoşgörüyle karşılanmıyor ve siz bunu aleni olarak yaparsanız böylesi bir olaya çanak tutmuş olursunuz.
-Çok sık olmamakla beraber şehrin belli yerlerine bombalı saldırılar düzenleniyor. Ülkenin güneyi ve Pakistan sınırının bulunduğu eyaletlerde terör olayları daha geniş ve etkin.
-Hiç endişe duymuyorum desem tabiî ki yalan söylemiş olurum, ama gün içerisinde rahatça dışarı çıkıp tek başıma çarşı pazar işlerimi hallediyorum, bu noktada asıl endişe verici olan bombalı bir saldırının ortasında kalmak çünkü intihar saldırısı düzenleyecek kişilerin ne zaman ve nereye saldıracaklarını kestirmek imkansız.
-Tedbir olarak bazı şirketler kapılarında özel güvenlik bulunduruyor, dışarı çıkarken silahlı korumalar ve zırhlı araçlarla dolaşıyorlar, ama ben bunun daha çok dikkat çektiğini ve bu şekilde hareket ederek adres gösterdiklerini düşünüyorum.
-Şehir merkezinde işim varsa genellikle bildiğim tanıdığım şoförleri kullanmaya gayret ediyorum.
-Adres istedikleri zaman adres vermeden karşı tarafın iletişim bilgilerini alıp gerekirse ben sizi ararım diyorum; yaşadığım yere giriş çıkışlarıma dikkat ediyor ve genellikle düzenli olarak aynı saatte girip çıkmamaya, her gün aynı güzergahı kullanmamaya gayret ediyorum.
-Gerek şehir içine çıkarken gerek karayoluyla bir başka şehre gitmek durumundaysam yabancı olduğumu anlamayacakları kıyafetleri tercih ediyorum. Şehirlerarası yolculuğa çıkmam gerektiğinde yanımda mutlaka bir Türk ve güvendiğim 2 Afganlı’yla birlikte gitmeye dikkat ediyorum.
Toplu halde dolaşmayın
Karaduman’ın Afganistan’a iş için gideceklere tavsiyeleri ise şu yönde:
-Sokakta dolaşırken toplu değil 2’li veya 3’lü gruplar halinde ve arada biraz mesafe bırakarak dolaşmakta fayda var.
-Dışarıda dolaşırken esnaf kendileriyle iletişim kurmak isteyecektir, Türk olduklarını ifade ederlerse daha candan ilgilenirler.
-Kabil’deki büyükelçiliğimizi özellikle de ticari ataşemiz Aydın Temizer’i mutlaka ziyaret etsinler.
-Her ne şart altında olursa olsun kesinlikle ama kesinlikle fuhuşa karışmasınlar kimse kurtaramaz.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK