Temmuz, 2010 için arşiv

Toni Schumacher’le bir gün

Yayınlandı: Temmuz 18, 2010 / Yazılar
Citibank’ın müşterilerine özel hizmet veren CiV Hayat Sigortası, satış ekibinin motivasyonunu artırmak için futbol konseptli bir etkinlik başlattı. LaCiVert Saha adı verilen etkinlik kapsamında yüksek performans gösteren çalışanlar bir gün bounca Fenerbahçe’nin eski kalecisi Toni Schumacher’in de katılacağı bir gün geçirip, beraber VIP’de derbi izleme şansı yakalayacaklar.  

Sadece Citibank müşterilerine ürün tasarlayıp sunan CiV Hayat Sigortası, satış ekibinin motivasyonunu artırmak için futbol içerikli bir satış motivasyon etkinliği başlattı. Bu kapsamda sadece Citibank çalışanlarının girebileceği LaCİVert Saha adı verilen bir site oluşturuldu. Satışta yüksek performans gösteren ve bu sitede yer alan futbolla ilgili anketleri cevaplayanlar, başta derbi maçlara VIP bilet olmak üzere çeşitli hediyeler kazanabilecekler. Asıl önemlisi, bu derbileri Fenerbahçe’nin eski efsanevi kalecisi Toni Schumacher ile izleme fırsatı yakalayacaklar.
CiV Sigorta bu etkinliğin bir benzerini Almanya’da da uyguluyor. Almanya’da Borussia Mönchengladbach takımına sponsor olan CiV, başarılı gördüğü satış ekibi için Borussia Günü adı altında bir gün boyunca çeşitli etkinlikler düzenliyor. Sabahtan buluşuluyor, yemek yeniyor, daha sonra maça gidiliyor. CiV’nin ayrıca Borussia Mönchengladbach’ın sahasında bir locası da bulunuyor; bu sahada oynanan maçları, belirli hedefleri tutturan Citibank çalışanları Fenerbahçe’nin ve Alman Milli Takımı’nın efsanevi kalecisi Toni Schumacher ile birlikte izliyorlar. Maçtan sonra hep beraber eğlenceye gidiliyor. 

6 derbiye katılacak
Türkiye’de CiV’nin locası yok, ama satışta belirli performans gösterenler tıpkı Almanya’daki gibi Toni Schumacher ile çeşitli aktivitelerle dolu bir gün geçirdikten sonra beraber maç izleyecekler. Schumacher, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın birbirleriyle oyanacakları 6 derbiyi yaklaşık 30-35 kişilik bir grupla izleyecek.
Sadece Citibank çalışanlarının üye olarak girebilecekleri LaCiVert Saha sitesi, süperlige paralel olarak kurgulanacak. Sitede bu hafta kaç gol atılacak, kimler atacak gibi tahmin anketleri yer alacak, çalışanların büyük kısmı kadın olduğu için futbol modası, dünyadaki futbolcular hakkındaki bilgiler ve futbolu öğreniyorum köşesi yer alacak. Üyeler anketlere verdikleri cevaplar ve futbolla ilgili paylaştıkları fotoğraflarla çeşitli hediyeler kazanma imkanı yakalayacaklar. Esas amaç çalışanların motivasyonunu arttırmak.
Porejenin adının LaCiVert olarak belirlenmesinin nedeni ise lacivertin hem şirketin kurumsal renklerinden olması hem de CiV’yi içinde barındırması.
CiV Hayat Sigorta Genel Müdürü Viktor Hodara, futbolun iletişim için çok iyi bir vasıta olduğunu, futbol sayesinde herkesle iletişim kurulabileceğini söylüyor: “Futbolla satış birçok açıdan birbirine benziyor; ikisinde de rekabetçilik var, takım oyunu var, birinci olma istediği var. Hem futbolu hem satışı birleştirecek güzel bir konsept yaratmak istiyorduk. Almanya’da CiV tarafından çok benzeri yapılıyor ve Almanya’da çok büyük motivasyon kaynağı oluyor. Maçlara gitmek için kıyasıya bir mücadele yaşanıyor, dolayısıyla satışlar da artıyor” diyor.

Futbolla iş dünyası çok benziyor
Toni Schumacher aynı zamanda CiV Hayat Sigorta’nın Yönetim Kurulu Üyesi. CiV ile tanışması, CiV Almnaya’nın kurucusu Norbert Kox sayesinde olmuş. Futbolla haşır neşir olan ve pek çok futbolcu arkadaşı olan Kox, Türkiye’de şirketin kurulması gündeme gelince Türkiye’deki deneyimleri ve tecrübesinden dolayı Schumacher’e projenin içinde yer almasını teklif etmiş. Schumacher de bu teklifi seve seve kabul ettiğini söylüyor. Schumacher, “İkinci vatanım” (Türkçe olarak söylüyor) dediği Türkiye’de olmaktan çok mutlu.
 
Almanya’da Borussia Günü’nde neler yapıyorsunuz?
Buradakinin çok benzerini Almanya’da yapıyoruz. Borussia Günleri’ne katılıp yüksek performans gösteren çalışanlarla bir gün geçirip beraber maç izliyoruz. Ayrıca zaman zaman konuşmalar yapıp, deneyimlerimi aktarıyorum. Burada da 6 derbi boyunca çalışanlarla özel aktivitelerde bir araya gelip, VIP’de beraber maç izleyeceğiz.
 
Futbolla iş dünyası arasında paralellik var mı?
İkisinde de iyi bir takım oluşturmalısın önce, yetenekli insanları bir araya getirmen lazım. Onların başında iyi bir antrenör olması gerekiyor, organizasyonun tepesinde de iyi bir müdür olması gerekiyor. Ondan sonra bir prim sistemi olması gerekiyor, satış elemanları ekstra birşey yaptıklarında onlara prim veriyorsunuz, bu futbolcuların için de geçerli.

2010’da Fransa takım değildi
11 çok yetenekli futbolcuyu bir araya getirip takım olamamanın örnekleri vardır, örneğin 2010 Dünya Kupası’ndaki Fransa takımı, hepsi çok yetenekli ve ünlü futbolculardan oluşuyordu ama çok kötü futbol oynadılar. Çünkü takım değillerdi, belirli bir hedefe yönelik birliktelikleri yoktu. Yani 11 yetenekli insanı bir araya getirmekte olmuyor. Başlarındaki kişinin de iyi bir yönetici olması, aynı hedefe doğru kitlenmeleri gerekiyor. Satışta da futbolda da aynı şey.
İyi bir teknik direktörünün en önemli özelliği, ki bu futbolda da iş hayatında da böyle, her oyuncusunun vazgeçilmez ve en iyi olduğunu hissettirebilmesi. Şirketteki şoförden, çay getiren kişiye kadar, futbolda da belki defansta çok ünlü olmayan, takım için gerçekten çok önemli olan kişilere yakın olup ‘sen benim için çok önemlisin, bu takım için çok önemlisin’ diyerek motive etmeyi bilmesi çok önemli. İyi teknik direktörler ve iyi yöneticiler bunu iyi yapan insanlardır.
 
Hazır dünya kupasından söz açılmışken İspanya’nın şampiyonluğunu bekliyor muydunuz?
Evet, benim tahminim İspanya’ydı. Çok iyi futbolcu olduğum için hemen bildim. (Gülüyor!)
Neden İspanya dediniz?
İspanya, 2 yıl önce Avrupa Şampiyonu olmuştu. O andan itibaren oynadıkları 30 küsür maçtan sadece ikisini kaybettiler. Tek tek baktığımızda inanılmaz kaliteli futbolcular var, ama şu çok önemliydi, takım olarak savaştılar, gerçekten çok önemliydi onlar için Dünya Kupası’nı kazanmak. O kadar yetenekli ve bireysel olarak yıldız olmalarına rağmen, burada bir takım oyunu vardı. Hepimiz birimiz birimiz hepimiz için; bu futbolda da iş dünyasında da hayatta da böyle.
Alman takımını nasıl buldunuz?
Çok iyi oynadılar, çok genç ve heyecanlı bir takım, ‘çok kültürlü’ Alman takımı bizim geleceğimiz için çok önemli. Takımda Polonya, Brezilya, Türkiye, Tunus, Polonya kökenli futbolcular var. Daha önce böyle değildi, bu ilerisi için çok önemli ve faydalı bir gelişme.
Türkiye’de seveniniz çok. Ne sıklıkta geliyorsunuz?
Ayrıldıktan sonra her yıl Türkiye’ye gelmeye devam ettim. Özellikle Bolluca Çocuk Köyü’nü ve Manavgat’taki, Hüseyin Vural İlöğretim Okulu’nda engelli çocukları ziyaret ediyorum, hem maddi hem manevi destek oluyorum. Yazın 2 hafta Manavgat’taki futbol kampını yönetip, oradaki engelli çocuklarla vakit geçiriyor, onlara destek oluyorum. Kimi zaman çocukların hazırladıkları piyesleri, oyunları izlemek için Türkiye’ye geliyorum.
(Henüz detayları netleşmemiş; ama her satılan poliçenin belli bir kısmının bu veya başka hayır kurumlarına bağışlanması veya futbol sezonun devre arasında Schumacher’inde katılımıyla geliri bağışlanmak üzere bir maç organize edilmesi düşünülüyor.)
Burcu ÖZÇELİK/Hürriyet İK
Reklamlar

İşi, koku üretmek

Yayınlandı: Temmuz 11, 2010 / Yazılar
MG Gülçiçek tam 49 yıldır koku üretiyor. Bir esans ithalatçısının yanında çırak olarak işe başlayan Mişel Gülçiçek, başta kozmetik ve temizlik maddeleri olmak üzere pek çok sektöre ve ürüne, hatta kurumlara koku üretiyor. Kurumlar tıpkı logoları, amblemleri olduğu gibi kurumsal bir kokuları da olsun istiyorlar artık. Esans yani koku üreten MG Gülçiçek firması bundan tam 49 yıl önce Mişel Gülçiçek tarafından kuruldu. Küçük yaştan ticarete meraklı olan Mişel Gülçiçek, yaz aylarında manifaturacılar, gömlekçiler ve tuhafiyelerde çalışıp ticareti öğrenmiş, hatta okuduğu Saint Benoît’da arkadaşlarına dosya kağıdı vs satmış. 11 yaşında babasını kaybeden Mişel Gülçiçek, Saint Benoît’da orta okulu bitirdikten sonra bir esans ithalatçısının yanına girip (kendi deyimiyle) “garçon de bureau” yani ofis boy olarak çalışmaya başlamış.

Daha sonra Pe-Re-Ja Kolonyaları’nı kuracak olan esans ithalatçısının yanında da 3-4 yıl çalıştıktan sonra işi öğrenen Gülçiçek, askerlik dönüşü Pe-Re-Ja’da satış müdürü olarak çalışmaya başlamış.
Kendi işini kurma kararı
1961 yılında da kendi dükkanını açmaya karar veren Gülçiçek, Tahtakale’de 10 metrekarelik bir dükkanda toptancılık yapmaya başlamış. Tüm birikmiş parası olan 50 bin lirayı bu dükkana yatırmış. Bu dükkanda, yarı imalat yapan patronu da ona destek olmuş. Burada ilk kez kokuların hammaddeleri ile tanışmaya başlamış. Koku deyip geçmeyin, bu işin 3-4 bin civarında hammaddesi var. Bir koku üretilirken içine 10’larca, yüzlerce hammadde katılıyor.
Derken ufak ufak imalat yapmaya başlayan Gülçiçek, hem okuyan hem de yanında çalışan yeğenini de okulu bitince Avrupa’ya staja yollamış ve 1980’lere gelindiğinde Gülçiçek Kimya ve Uçan Yağlar Ananonim Şirketi’ni kurmuş. “O zamanlar her şey ihtaldi” diyen Gülçiçek, bugün 54 ülkeye ihracat yaptıklarını, yıllık esans üretim kapasitelerinin 1.500-2.000 tona ulaştığını söylüyor.
Birkaç hafta önce Tüketici Akademisi tarafında kalite ve inovasyon uygulamalarında AB normlarını uygulayarak örnek teşkil eden markalara verilen AB Kalite Ödülü’nü alan Gülçiçek’te 140 kişi çalışıyor.
Şirketler kurumsal koku istiyor
Gülçiçek firması, aklınıza gelebilecek her türlü ürüne koku üretiyor. Örneğin bir deterjana, bir şampuana, bir ruja, kokusunu onlar veriyor. Ürünün üreticisinden fikir alıp, nasıl bir şey istediklerini öğrenip sonra çalışmaya başlıyorlar. Koku hazırlandıktan sonra müşteri de beğenirse o koku o ürüne yapışıyor ve artık bir daha o kokuyu o üründen almak neredeyse imkansızlaşıyor. Koku ürünle özdeşleşiyor. Çünkü yapılacak bir değişikliğin müşteriyi rahatsız etmesi olasılığı yüksek.
Gülçiçek, başta kozmetik ve temizlik ürünleri olmak üzere her sektöre koku üretebiliyor. Kimi zaman ayakkabı tabanı yapanlar, kimi zaman ‘boyamız güzel koksun’ diyen boyacılar kimi zaman da mekan sahipleri müşterileri oluyor. Restoran, fırın, kafeler, Spa’larda sürekli aynı kokuyu istediklerinde esans üreticilerinin kapısını çalışıyorlar.
Gülçiçek son dönemde yeni bir trendden bahsediyor, o da kurumsal kokmak isteyen firmalar. Bir firma düşünün örneğin bir perakende firması, tüm mağazalarının veya tüm personelinin aynı kokmasını istiyor. Tıpkı kurumsal bir logo, bir amblem gibi kurumsal koku isteyen firmaların da sayısı hızla artıyormuş. 1 kilo alacak olana da 10 ton alacak olana da hizmet veren Gülçiçek, 1 hafta içinde siparişleri hazırlayabilecek kapasiteye sahip.

İklim değişir hammadde değişir
Mişel Gülçiçek, yılların tecrübesiyle artık hammaddeleri çok iyi tanıyor, burnu iyi koku alıyor. Her gün 3-5 tane yeni koku çıktığını söyleyen Gülçiçek, “Doğadaki her tür değişim, örneğin iklimlerdeki değişim bize yeni bir hammadde olarak dönüyor” diyor.
Gülçiçek firmasının farklı projeleri de olmuş. Örneğin Fatih Akın’ın Soul Kitchen filminin galasında sinema salonun koku verilmiş. Filmde yapılan afrodizyak tatlının içeriğindeki vanilyanın, beyaz çikolatının kokusu sinema salonunu kaplamış. Gelecekte sinemada film izlerken bu tür şeylere rastlayacak mıyız, diye sorduğumuzda Kurumsal İletişim Direktörü Duygu Beşbıçak Karahan, Japonya’dan örnek veriyor: “Japonya’da Disneyland stüdyolarında koltuklara koku da veriyorsunuz, hareket de ettiriyorsunuz. Biz bu şekilde bir salonu yapsak mı diye araştırdık. Bize koltuğun tanesi 18 bin Euro dediler” diyor.
Mişel Gülçiçek, bir arkadaşının devamlı koku veren bir makina üzerinde çalıştığını ve çok yakın zamanda bu makinanın tüm rezidanslar, oteller ve fabrikalar tarafından kullanılacağını, yurtdışında da büyük ilgi göreceğini söylüyor.
Yine Avrupa Kültür Başkenti 2010 kapsamında İstanbul kokusu da üretmişler ama 2010 komisyonunda değişiklik olunca hazırlanan koku yarım kalmış. Firmanın bir diğer projesi de Yunus Emre kokusu üretmek olmuş. Ressam İsmail Acar, opera sanatçısı Hakan Aysev ve piyanist Burçin Büke’nin Yunus Emre’yi anlatmak için ‘Sevgi’ temasıyla gerçekleştirdikleri “Yunus” projesi için koku tasarlamışlar.
 
Şofördü fabrikaya müdür oldu
Gülçiçek’te 140 çalışan var. Bu şirkette herkesin terfi şansı var. Örneğin Hasan Çebi, 1993 yılında Mişel Gülçiçek’in şoförü olarak başlamış işe. Aynı zamanda tahsilat ve sevkiyat işlerini de yürütmüş. 2007 yılında personel şefliğine atanan Çebi, atamasının yapıldığını panoda görerek öğrenmiş ve bu sürpriz karşısında çok şaşırmış. Daha sonra personel müdürlüğüne, ardından da fabrika müdürlüğüne yükselen Çebi, fabrikada çalışan 130 kişiden sorumlu. Çebi, Gülçiçek’te bu tür atamaların çok sık olduğunu, sekreterken dış ilişkilere, labaratuvardan satışa geçenlerin olduğunu söylüyor.
 
Burnu 1.5 milyon dolara sigortalı
Gülçiçek’te çalışan 7 parfümör var. Ayrıca yurtdışından deneyimli parfümörler de eğitim ve danışmanlık vermek üzere Gülçiçek’e geliyorlar. Bunlarda biri de Amerikalı ünlü şef parfümör Andor Hun. İki üç ayda bir, iki haftalığına Gülçiçek’e gelip, danışmanlık veren Hun, tam 55 yıldır bu sektörde ve burnu bir köpeğinki kadar hassas (diyorlar). Kokladığı her şeyin içinde ne var ne yok biliyor, örneğin “x hamaddeden binde 1 oranında koyun veya çıkarın” gibi çok ince detayları o fark edip, yön veriyor.
Macar asıllı, sekiz çocuklu bir aileden gelen Andor Hun’un ailesi II. Dünya Savaşı’nda Amerika’ya sığınmış. Hukuk ve kimya eğitimi alan Hun, küçük yaşta dünyanın en önemli parfüm şirketlerinden birine muhasebede çalışmak üzere girmiş. Orada, yeteneği keşfedilerek Columbia Üniversitesi Kimya Bölümü’ne eğitime gönderilmiş.
Uzun yıllar, uluslararası tanınmış bir firma olan IFF’de şef parfümör olarak çalışmış. Zaman içinde ‘dünyadaki en önemli üç burun’dan biri olmuş. Burnu da bu yüzden, 1.5 milyon dolara (2,3 milyon TL) sigortalanmış. Bugün, 30 yıllık bir çalışma hayatının ardından emekli olan şef parfümör Hun’un imzasını taşıyan binlerce formülü var. Jean Patou’nun Joy gibi çok ünlü parfümleri Hun’un eseri.
Hun, “Bazı insanlar 2-3 şeyi birleştirip koku yarattığımızı düşünüyor ama bazen bir kokuyu elde etmek için 400-500 çeşit kullanıyoruz. Sürekli seyahat ediyorum ve mesleğimi çok seviyorum” diyor.
Burcu ÖZÇELİK/Hürriyet İK