Son günlerde okuyuculardan mektuplar gelmeye başladı. Çalışırlarken veya işten çıkarken, şirketleri tarafından rekabet sözleşmesi imzalamaya zorlanan çalışanlardan. Rekabet sözleşmesi, çalışanların işten ayrıldıktan sonra rakip şirkette geçmelerini engelleyen bir tür sözleşme. Çoğunlukla işe giriş sözleşmelerinin içinde bir madde olarak yer alıyor. 
Olur olmaz, şirkette çalışan herkese imzalatılan bu sözleşmelerin Yargıtay tarafından geçerli sayılması için, “ticari sır” olarak adlandırılabilecek bilgiye erişebilen kişileri kapsaması, sözleşmenin coğrafi bir alanın sınırlarını çizmesi ve süresinin olması gerekiyor. Bunun da ispatı çok zor olduğundan çalışan rahatça rakip firmada çalışabiliyor, eski işveren de dava sürecine hiç
girmiyor bile.
Uygulamanın perde arkasında ise işçinin gözünü korkutup istifasını almak, haklarından feragat etmesini sağlamak var. İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı ve Bilirkişisi Av. Cüneyt Danar, sorularımızı yanıtladı.

Nedir rekabet sözleşmesi? Hukuken geçerliliği var mı?
Rekabet sözleşmesi, görevi nedeniyle sahip olabileceği ve ticari sır olarak adlandırılabilecek bilgilere erişen çalışanın işten ayrılması halinde, bu bilgileri özellikle rakip şirket ya da şirketlerle paylaşmasını engellemek amacıyla yapılan bir sözleşme tipi. Burada ticari sır kavramının içerisine, yapılan işin niteliği, yapılış şekli, know-how’ı, bunun yanı sıra şirketin müşteri portföyü, pazar payına ilişkin bilgiler ve yapılan işe ilişkin sadece işyeri çalışanları tarafından bilinebilecek detayların girdiği Yargıtay tarafından kabul ediliyor. Bu amaçla yapılan rekabet yasağı sözleşmeleri de hukuken geçerli.
Ayrıca bu rekabet yasağının geçerli olması için sözleşmenin nasıl sona erdiğinin de hiçbir önemi yok. Kişi istifa da etmiş olabilir, işveren tarafından çıkarılmış da olabilir.
Belirli bir sektör veya pozisyon var mı rekabet sözleşmelerinin yoğun olarak kullanıldığı?
Bilişim, bankacılık, üretime yönelik çalışan işyerlerinde, özellikle de satış ve pazarlama kademesinde bulunanlara karşı bu sözleşmelerin muhakkak iş sözleşmesi içinde yer aldığını görüyoruz.
Rekabet yasağının sınırları nasıl çiziliyor?
Rekabet yasağı sözleşmeleri kişinin o işyerinden ayrıldıktan sonraki iktisadi hayatını doğrudan etkilediği için sınırlarının belirlenmesi çok önemli. Bu nedenle Yargıtay, bir takım kıstaslar belirledi; bunlardan bir tanesi herkesle rekabet yasağı sözleşmesi yapılamayacağıdır.
1. kıstas: Tüm çalışanlarla rekabet sözleşmesi yapılamaz
Örneğin siz genel müdürsünüz, göreviniz ve yetkileriniz doğrultusunda çalıştığınız işyerine ilişkin bir takım bilgilere sahip olmanız doğaldır ve bunlar ticari sır olarak nitelendirilebilir, ama sizin işyerinizde çalışan herhangi bir sekreterin sizin sahip olduğunuz bilgilere sahip olması mümkün değil. O neden sizinle yapılacak tarzda bir rekabet sözleşmesi onunla yapılmaz. Burada Yargıtay, rekabet sözleşmesi yapılacak işçinin gerçekten ticari sır olarak adlandırılabilecek bilgilere erişme imkanı olup olmadığını araştırır, dolayısıyla tüm çalışanlarla bu sözleşme yapılamaz, yapılsa da bir yaptırımı olmaz.
2. kıstas: Coğrafi alan
Yargıtay’ın getirdiği ikinci sınırlama ise, rekabet yasağının, yani başka yerde çalışmanın engellenmesinin coğrafi olarak da sınırlandırılmasıdır. Yargıtay’ın kararlarına bakıldığında bir defa tüm Türkiye çapında aynı sektörde, başka bir işyerinde çalışamaz şeklindeki yasak hukuken geçerli değil. Yüksek Mahkeme bunun coğrafi bir alanla sınırlandırılması gerektiğini kabul ediyor. O coğrafi alan da belirlenirken, gerçekten işyerinin pazar payı ve gücü açısından en etkin olduğu yerle sınırlandıralabileceğini kabul ediliyor. Örneğin sizin çalıştığınız işyerinden ayrılmanız halinde, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde rakip firmalarla çalışamaz şeklindeki bir yasak mahkemeler tarafından geçerli kabul edilmeyecektir. A işyeri Marmara Bölgesi’nde çok ciddi oranda pazar payına sahipse ve bu da ispatlanabilirse, mahkemece, o zaman sadece Marmara Bölgesi’nde rakip şirketlerde çalışmanızın engellenmesi kabul edilebiliyor.
3. kıstas: Süre
Sizin rakip firmada çalışmanızı hiç bir işveren ilelebet engelleyemez. Yüksek Mahkeme’nin başka yerde çalışma yasağı kararlarına baktığımızda en fazla 2 yıla kadar süreyle geçerli kabul ediyor.
Rakipte çalışmayı engelliyor. X firmada çalışamaz diyor mu?
Burada hedef alınması gereken aynı iş kolundaki rakipler. Ama tabii rakip şirketlerin adının sözleşmede isim olarak zikredilmesi mümkün değil. 

İspat süreci zor, açılan dava sayısı çok az
“Herkese imzalatılamaz, ticari sırlar, kişinin pozisyonu önemli” dediniz. Ama işyerleri yerli yersiz herkese bunu imzalatıyor?
Baktığınız zaman hemen hemen çoğu iş sözleşmesinde bu rekabet yasağına ilişkin hükmün konduğunu görüyoruz uygulamada. Ancak biraz önce söylediğim kıstaslar doğrultusunda bu konulan hükmün uygulanması hukuken çok da uygun görünmüyor, ama bakıyorsunuz iş sözleşmeleri matbu evrak gibi baslıyor, dolayısıyla işe giren sekreterden, kapıdaki güvenlik görevlisine, genel müdüre kadar herkese matbu evrak içinde sunuluyor. İşçinin de işe girerken, iş sözleşmesinin maddeleri üzerinde tasarruf yapma hakkı uygulamada olmadığı için, ben bu maddeyi beğenmiyorum deme lüksü de bulunmuyor, öyle bir talepte bulunması halinde zaten işe alınmıyor.

Yani işe girişte hepimiz bu maddeyi de imzalamış oluyoruz? 
Bu ayrı bir sözleşme tipidir aslında, ama uygulamada ayrı bir sözleşme olarak değil, iş sözleşmesinin içerisinde özel şartlar bölümünde ya da ayrı bir madde olarak iş sözleşmesi içinde yer alıyor.
Peki işe giriş sözleşmesinde yer aldığı halde işten ayrılır ayrılmaz rakipte çalışamaya başladık. Bu durumda nasıl bir süreç işliyor? Eski işveren dava mı açıyor?
İspat konusundaki sıkıntı oluyor. İşçilerin sahip olduğu bilgilerin ticari sır niteliğinde olduğu, bunun eski işverene zarar verdiğinin ispatı muhakkak somut belgelerle olmalı. Bu yüzden açılan dava sayısı çok az.
Böyle bir durumda olur da ispatlanırsa, işçi eski işverenine ne kadar tazminat öder?
Rekabet sözleşmesine aykırılık genelde bir cezai şarta bağlanır, bu da belli bir miktar paradır. Bu paranın miktarı da çok önemli. Yargıtay, bu miktarın sizin gelir seviyenizin çok çok üzerinde olmasını kabul etmiyor, dolayısıyla aşağı yukarı en fazla 1 yıllık kazanç tutarında olması gerektiği kabul ediliyor yargı kararlarına bakıldığında.

İşçiyi tehdit etmek için kullanılıyor

Buradaki esas amaç ne? İşçiyi tehdit etmek mi?
Evet bir tehdit olarak öne sürülüyor, özellikle işverenin işçiyi işten çıkarmak istediği ancak iş güvencesi hükümlerine maruz kalmamak için işçiye istifa dilekçesi imzalatmak için bir baskı unsuru olarak işçinin önüne getiriliyor. Yani, daha çok işçinin elinden istifa almak veya haklarından feraget etmesini sağlamak için baskı unsuru olarak kullanılıyor perde arkasında. Örneğin beni işten çıkarın diyor işçi, işveren diyor ki “hayır, ben seni işten çıkarmayacağım, böyle yaparsan bak işte rekabet yasağı var, onu yaparım, şunu yaparım, onun yerine sen istifa et” deyip o baskıyla elinden istifa dileçesi alma yoluna gidiyorlar. 
Kriz döneminde işten çıkışlarda işçilere bu belge imzalatılmak isteniyormuş. Böyle bir durumda çalışanlar ne yapmalı?
Eğer işe girişte iş sözleşmenizde böyle bir rekabet yasağı maddesi yoksa ve çalıştığınız dönemde veya işten ayrılırken size böyle bir sözleşme imzalatılmaya çalışıyorsa, imzalamak zorunda değilsiniz. Çünkü iş sözleşmesi imzalatılıp da fiilen işe başladıktan sonra imzalatılacak her türlü evrakta işçinin muvafakati gerekir. Onu imzalamıyor olmanız iş sözleşmenizin feshine sebep de değildir. İş Kanunun 18. maddesi anlamında iş sözleşmenizin sona erdirilmesi için geçerli neden değildir. Bunun için de hiç bir şekilde imzalamak zorunda değilsiniz, ne sözleşme devam ederken ne de sona erdiğinde.
İşçi nereye başvurabilir böyle bir durumda?
Kesinlikle o belgeyi imzalamasın, çünkü işçinin muvafakatine bağlıdır o belgenin geçerliliği. İmzalamak zorunda değildir, sen bunu imzamalamasan biz sana hiç bir hakkını kıdemini, ihbarını vermiyoruz derse, öncelikle işyerinin bağlı bulunduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bankanlığı Bölge Müdürlüğü’ne gidip,
(NOT: İstanbul’da Unkapanı’nda) haklarının ödenmediği yönünde müfettişlere şikayette bulunmasında yarar var. Sonrasında müfettişler işverini çağırıyorlar toplantıya ve orada gerçekten haklarının ödenmediğine kanaat getirilerse (ki genelde o yönde oluyor) düzenledikleri rapor aksi yazılı bir belgeyle ispat edilmediği müddetçe geçerli bir delildir işçi lehine. O yüzden öyle bir belgeyi imzalamamalarında yarar var.
Özetle rekabet sözleşmeleri çok yaygın ama ispat sürecinin zorluğu, bu sözleşmenin herkese imzaltılması uygulamada bu anlaşmaların pek de bir geçerlliliği olmamasına neden oluyor. İşveren de zaten bu sözleşmeyi işçiyi tehdit etmek, haklarını vermemek için kullanıyor, öyle mi?
Evet işçiler rakipte rahatça çalışabiliyorlar, işveren de dava açmıyor genelde. Bu sözleşmeler herkese imzalatıldığı için Yargıtay da gerçekten çok ince eleyip sık dokuyor, çeşitli kısıtlamalar getiriyor.
Önemli bir nokta, rekabet yasağı ne olursa olsun, ne kadar geçerli bir sözleşme olursa olsun işçinin iktisadi geleceğini engellemeyecek şekilde düzenlenmiş olması. Adam satış temsilcisidir, ona biz Marmara Bölgesi’nde çok güçlüyüz, sen Marmara Bölgesi’nde hiçbir firmada satış temsiliği yapamazsın şeklinde bir madde kanaatimce geçerli değildir. Sözleşme işçinin çalışmasına ve iktisadi geleceğine çok kısıtlayıcı hükümler içermemelidir. Zaten bu hükümleri içeriyorsa da Yüksek Mahkeme geçerli olarak kabul etmiyor. Siz gidip rakip firmada da çalışabilirisiniz yasağa rağmen; önemli olan gerçekten eski işverenin ticari sırlarını yeni işverenle paylaşmamanızdır. İşte bunun ispatı çok zor olduğu için çok fazla dava konusu değil.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK 

Reklamlar