Yenibiris.com üzerinden çalışanlara “Sizi en çok ne mutlu eder/mutsuz eder” diye sorduk, işte aldığımız cevaplardan en çok öne çıkanları şöyle: E.N.: Adalet Aidiyet Takım ruhu A.T.: Beni en çok rahatsız eden konu; yöneticim tarafından nice fedakarlıkla yaptığım işlerimin takdir görmemesi. A.K.: İşyerinde beni mutsuz edecek tek şey patronumun bana güvensizlikle bakması. Mutlu eden şey ise benim işyerimmiş gibi bana sorumluluk verilmesi.
M.Y.: “Bir işyerinde beni; çalışma arkadaşlarıyla anlaşabilmek, onlarla gerek iş adına gerekse sosyal yaşantımızda bir bağ kurabilmek mutlu eder. Ve tabi rahat bir çalışma ortamı. İki kişinin çalışabileceği bir ofiste 6 kişi çalışırsa rahat bir ortam ve sağlıklı bir iletişim olmaz.”
D.B.: Benim için en ideal iş ortamı disiplinli takım çalışmasına önem veren, dedikodu yapılmayan, herkesin kendi işinden sorumlu olduğu bir ortamdır.
İ.T.: “İş yerinde beni en çok mutsuz eden durum çok çalışıp, kendini geliştirip, ihtiyaç olunan biri haline gelmene rağmen iyi bir yalaka olmadığın için ne kariyer planı ne de ücret konusunda bir adım ilerleyememek. Önüne çıkan engel ise ‘ee işte o mühendis, sen teknikersin’ havaları ve her şeyi biz biliriz ve çok iyi yaparız diyen ve hiç bir şey yapmayan aciz müdür pozisyonundaki insanların tavırları… En çok mutlu eden durum ise; her şeyi biz biliyoruz deyip bizden yardım almaları.”
E.G.: İşyerinde beni en çok mutsuz edecek şey tembel bir çalışma ekibi ya da tembel bir takım arkadaşı. Her iki durumda da çalışmanız bir işkenceye dönüşür. Aynı unvana sahipsinizdir, dolayısıyla üstü olmadığınız için uyaramazsınız da, üstünüze karşı sorumluluğunuz olduğu için işleri tek başınıza yüklenmek durumunda kalırsınız. 
Yapılan araştırmalara ve insan kaynakları profesyonellerinin ve tabii ki çalışanların görüşlerine bakılırsa işyerinde bizi  en çok mutlu eden şeylerin başında;
adalet,
takdir edilmek,
sorumluluk yüklenmek,
rahat bir çalışma ortamı
uyumlu iş arkadaşları ve ekipler
bireysel gelişim ve kariyer fırsatları
kendini şirketin bir parçası gibi hissetmek geliyor.

Adaletli tutum öne çıkıyor
Türkiye’de 3 yıldır En İyi İşyeri araştırmasını düzenleyen Hewitt Türkiye Yönetici Ortağı Cengiz Gürleyik, kariyer olanakları, insana verilen değer ve takdirin çalışanları en mutlu kılan 3 öğe olduğunu söylüyor: “MUTLULUK = Şirket uygulamaları– Çalışan beklentisi. Yani şirket ortamı ne kadar iyi olursa olsun beklenti daha fazla ise sonuç negatif oluyor. Bu noktada çalışanı mutsuz eden temel iki konu devreye giriyor. Ücret ve adalet. Ücret piyasa şartları ile uyumlu ise ücreti yükselterek kalıcı bir mutluluk sağlamak pek mümkün olmuyor. Kısa bir müddet sonra bunun etkisi kalmıyor. Ama tersi yani ücretin düşük olması (ya da bu algı) mutsuzluğu tetikliyor. Aynı şey adalet hissinde geçerli. Terfilerde, işe alımda, ücrette, yan haklarda, eğitimde, hatta promosyon malzemelerinin şirket içindeki dağıtımında bile adaletsizlik algısı mutsuzluğun çok önemli bir tetikleyicisi.”
PwC IK Hizmetleri Direktörü Murat Demiroğlu, çalışanı mutsuz etmemek için hakkaniyet ilkesinin tüm uygulamalarda gözetilmesi gerektiğinin altını çiziyor: “Başta ücret konuları olmak üzere ‘adaletli’ tutum öne çıkıyor. ‘Eder- değer- hakediş’ en temel prensipler. İlişki yönetiminde çalışanların sadece ‘gider- maliyet’ değil ‘gelir – kazanç’ faktörü olduğunun bilincine varılması gerekli. Kurumsal hayatta giderek artan mutsuzluk, krizlerle artan güven eksikliği, ardından gelen umutsuzluk kaynaklı.”

Telekomünikasyon, bilişim ve FCMG’de çalışanlar mutlu
Amerika’da yapılan ulusal bir ankette 500 çalışana sorulmuş ve yöneticileri ile aralarındaki ilişkide en önemli noktanın ne oldugu araştırılmış. Çalışanların yüzde 90’ı “dürüstlük, adalet ve güven”i en önemli üç ihtiyaç olarak belirlemiş. Üst yönetimin açık ve şeffaf oluşu, çalışanlarıyla hedeflerini paylaşması, bu sayede dedikodu ortamını da ortadan kaldırması çalışan memnuniyetini arttıran unsurlardan.
Her ne kadar gözle görülemeyen, manevi faktörler çalışan memmnuniyetinde ön planda olsa da şirketin mali durumu, sektördeki başarısı ve maddi olanakları mutlu çalışan ortamı yaratmada önemli rol oynuyor. HILL Türkiye Ülke Müdürü Hazar Candan Wilson, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Çalışanlarınıza adil koşullar ve adil bir ortam sunamıyorsanız, kaynaklarınız bunun için yeterli değilse şayet, ister istemez yetenekli çalışanları şirkete çekmekte zorlanırsınız. Peki yetenekli çalışanları sisteme dahil edemezseniz kim başarılı sistemler kuracak? Kim insanı odak noktasına koyup, maddi dertlere düşmeden mutlu çalışanlar yaratmaya yoğunlaşacak? Eğer şirketinizi çok yoğun maddi olanaksızlıklar içinde faaliyet gösteriyorsa bu ortamın neden olduğu stress, endişe ve baskı ortamında nasıl mutlu çalışanlar yaratacaksınız? Dolayısı ile konunun maddiyattan bağımsız olduğunu söyleyemeyiz ve hatta refah düzeyi yüksek, kar marjları yüksek sektörlerde daha mutlu çalışanlara rastlamak daha mümkün. Ama bu durum, şirket çok iyi maaşlar verdiği için değil, çalışan mutluluğuna önem verip bu konuya bütçe ayırdığı için, fark yarattığı için mümkün oluyor. Bu anlamda telekomünikasyon sektörü, bilişim teknolojisi, FMCG (hızlı tüketim malları) sektörü daha mutlu çalışanlar yaratabilirken medya sektörü, tekstil sektörü, turizm sektörü gibi sektörler çalışan mutluluğu konusunda çok arka sıralarda kalabiliyorlar. Bankacılık ve sigortacılık ise zaman zaman işin yoğunluğu ve stresi nedeni ile (bazen de monotonluğu) ancak orta seviyede çalışan mutluluğu yakalayabiliyor, tabii durum departmandan departmana, birimden birime değişebiliyor.”

Mutlu çalışanlar verimliliği artırıyor
Mutlu çalışanların mutsuz çalışanlara kıyasla yüzde 70’e kadar daha verimli performans gösterebildiklerini söyleyen Wilson “Mutlu çalışanlar daha sıkı çalışır. Daha sosyaldirler, çevreleri ile uyum içinde çalışırlar. Pozitiflerdir ve daha az çatışma yaşarlar. Yüzünde gülümseme ile çalışan insanlar hayata daha olumlu bakar, problemleri büyütmek yerine çözüm arar. Etraflarındaki insanları da olumlu etkiler” diyor.
Murat Demiroğlu ise “Kendini değer verilen, işine, çalışma arkadaşlarına, yönetime, dolayısıyla kuruma bağlı biri her koşulda daha iyi sonuç üretir. Sonuçların geçici değil, kalıcı olarak istenen seviyede, hatta üzerinde olmasını sağlar. Dolayısıyla kurumsallaşmanın en önemli göstergesi olan sürdürülebilir başarıyı garantiler. Tersi, bolca yaşanan örneklerle görünmekte zaten günümüzde” diyor.
İşyerinde sizi en çok ne mutlu eder? Bu soruyu hem çalışanlara hem de insan kaynakları yöneticilerine sorduk. Gelen cevaplara bakılırsa çalışanı mutsuz etmemek için ilk olarak hakkaniyet ilkesinin başta ücretlerde olmak üzere tüm uygulamalarda gözetilmesi gerekiyor.
İşyerinde çalışanı en çok mutlu eden şeyler adalet, takdir, uyumlu çalışma arkadaşları, şeffaf bir yönetim ve rahat bir çalışma ortamı olarak
ortaya çıkıyor.

Mutluluktan sorumlu başkanlar iş başında
Çalışanlarının mutluluğunun önen kazanmasıyla Chief Happiness Officer (CHO) yani Mutluluktan Sorumlu Başkan diye bir unvan bile çıktı ortaya. CHO’ların görevi; yetenekli beyaz yakalıların mutlu olmalarını (iş tatmini) sağlamak, motivasyonlarını yüksek tutarak, potansiyel güçlerini ortaya çıkararak kuruma katma değer yaratmalarını ve kurum içinde kalmalarını sağlayacak bir atmosfer yaratmak. Kendisi de bir CHO olan TURKKARIYER’in kurucusu İlham Süheyl Aygül, işyerinde bu ortamı sağlamak için yaptıklarını şöyle anlatıyor: “Her zaman şeffaf, güven ve paylaşım üzerine kurulu ortamlar kurarak, insanların yaratıcılıklarını tetiklemek ve onların istedikleri ortamı solumalarına zemin hazırlamayı düşünürüm. İşlerini yaparken mümkün olduğu kadar keyif almalarını sağlarım. İşinizde oyun oynar gibi keyif ve güven dolu bir atmosfer sağlamanız halinde, yanınızdaki insanların içlerindeki çocuğu dışarı çıkartarak en güzel ve en parlak fikirlerle size geri gelmelerini sağlayabilirsiniz. Motivasyon yüksekliği de düşüklüğü de bulaşıcıdır. İşin belki de püf noktası başkalarını kalbinizle kendinizi aklınızla yönetmeniz prensibidir. Genellikle insanlar kendilerini kalpleriyle, başkalarını aklıyla yönetmeye çalıştıkları için pek başarılı olamazlar.”
Belirli bir ölçek üzerinde beyaz yakalı çalıştıran tüm kurumlarda ve özellikle bankacılık-finans, IT sektörü başta olmak üzere tüm sektörlerde CHO’ların yaygınlaşması gerektiğini söyleyen Aygül, “İletişim becerileri güçlü, kalplere dokunmasını bilen, aktif dinlemeyi beceren, lider özelliği olan ve çalışacağı kurumun yer aldığı sektörün süreç haritalarına ve dinamiklerine hakim, bu alanda kurumsal çalışma tecrübesi olan ve çalıştığı süreçlerde zafer duygusu yasamış başarıları olan ve mümkünse aynı zamanda dip de görmüş birisi olması ideal CHO profildir. CHO’nun kurum dışından biri olmasını öneriyoruz. CHO’nun kurum içerisinde yer alan biri olması konusunda bir beklenti olması halinde ise, CHO adayının etki altında kalmaması için kurumda bu konu dışında başka bir sorumluluk yüklenmemesinin doğru olacağını düşünüyoruz” diyor.

Önemli olan doğru insanı tutmak
Kurumların artık sadece doğru insanları seçmesinin yeterli olmayacağını, aynı zamanda o kişileri elde tutmayı da başarmaları gerektiğini söyleyen Aygül, “Kurumları maddi ve maddi olmayan varlıkları oluşturur. Herkes kurumun maddi varlıklarını bilir ve tanır. Ancak, kurumların maddi olmayan varlıklarını oluşturan en önemli kaynağı beyaz yakalılar, nedense tanınmak istenmez ve değeri bilinmez. Oysa maddi varlıkları, beyaz yakalıların aldıkları kararlar yaratır veya yok eder. (Örneğin; vereceğiniz yanlış bir kredi kararı maddi varlıklarınızı yok edebilir.) İK birimleri, doğru insanları, doğru yerlerde konumlandırır. Kurumların doğru insanları seçmesi yetmez. Seçilen beyaz yakalıların potansiyellerini, bilgi ve becerilerini yetkinliğe dönüştürerek iç ve dış müşteriye karşı devreye sokması çok daha önemlidir. İnsanların zamanını satın alabilirsiniz, belli bir yerdeki fiziksel varlıklarını satın alabilirsiniz, hatta saat başına belli sayıda kas hareketini bile satın alabilirsiniz. Ama coşkuyu satın alamazsınız, sadakati satın alamazsınız, kalplerinin bağlılığını satın alamazsınız. Bunu ancak sizin kazanmanız gerekir. Kurumlar entellektüel sermayelerini ancak CHO’lar vasıtasıyla koruma altına alıp geleceğe güvenle bakabilirler” diyor.

Mutlu ofisler için işverenlere tavsiyeler
Ufak tefek tedbirler alarak da çalışanları mutlu etmek mümkün. HILL Türkiye Ülke Müdürü Hazar Candan Wilson, adelet, takdir, rahat bir çalışma ortamı, kariyer olanakları sunmanın yanı sıra daha mutlu çalışma ortamları yaratmak için yöneticilere şu tavsiyelerde bulunuyor: 
-İşyerini eğlenceli hale getirin
-Sadece serbest cuma uygulaması değil farklı giysi uygulamaları yapın örneğin gelecek cuma “işe takımınızın formasını giyip gelin” veya “en sevdiğiniz süveteri giyip gelin veya kırmızı giyin gelin, kırmızı bir aksesuar takın“ gibi konulu cumalar düzenleyebilirsiniz.
-Esnek çalışma saatleri her zaman pozitif etki gösterir. İnsanlara son teslim tarihi verin ama işi ne zaman nasıl yapacaklarını söylemeyin. Az da olsa çalışma saatleri konusunda esneklik gösterin.
-Çalışanların aileleri ile dahil olabileceği şirket organizasyonları düzenleyin
-Şirket içi yarışmalar düzenleyin
-Şık güzel ve esprili ofis araç ve gereçleri keyifli bir çalışma ortamı yaratmaya yardımcı olur. Farklı şekillerde post itler, renkli kalemler,  silgiler vs.
-Çalışanlar şirket partilerini ve happy hourları sever.
-Destekleyici ve yardımsever bir IT personeli çalışanların verimliğini arttırır. Bilgisayarında ufak problemler olan veya birşeyin kısayolunu bilmediği ve nemrut IT’cilere sormak istemediği için sürekli zaman kaybeden çalışanlarınız olabilir.
-Çalışanlarınızı zor durumda kaldıklarında çocuklarını şirkete getirmelerine olanak tanıyın, örneğin bir oyun odanız ve oyun ablanız olsun. Acil durumlarda çalışanlarınız izin almak yerine işyerine çocukları ile gelebilsinler. Hasta çocuklar için de bir hizmet sunulabilir. Bu hizmet için yapacağınız yatırım, birçok çalışan çocuğu nedeni ile izin istemeyeceği için fazlasıyla şirkete geri dönecektir.
-Lezzetli yiyecekler atıştırmalıklar ve kahve-çay. Tüm çalışanlar yemeye içmeye önem verir. İstedikleri zaman erişebilecekleri kahve ve çay çeşitleri, gün içinde belli saatlerde sürpriz atıştırmalıklar çalışanlarınızın çok hoşuna gidecek ve mutlu molalar paylaşmalarını sağlayacaktır.
-Ofis dekorasyonu ve ışık. Hiçbir şey karanlık ve zevksiz döşenmiş bir ofis kadar can sıkıcı olamaz. Bu kesinlikle verimliliği etkiler.
-Önerilere açık olun ve çalışanlarınızı dinleyin. Görüşlerine değer verirseniz, katkıda bulunmalarına izin verirseniz mutlu olurlar ve şirkete bağlılıkları artar.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK