19 Mart’ta Başba-kan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan mobbing genelgesinin ardında, bir kadın çalışanın mektubunun olduğunu yazmıştık. O kadın çalışan işyerinde yaşadığı mobbing sürecini 11 sayfalık uzun bir mektuba döküp Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na göndermiş ve genelgenin çıkışını hızlandırmıştı. O mektubu yazan M.F.Ç. ile konuştuk.
Geçtiğimiz hafta bir telefon aldım, telefondaki ses “Hani mobbing genelgesi ardındaki mektup var ya, o mektubu eşim yazdı” diyordu.
19 Mart 2011’de Resmi Gazete’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelge yayımlanmıştı. Bu genelgenin ardından mobbing mağduru bir kadının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’e yazdığı mektup çıkmıştı. Dinçer, bu mektubu okuduktan sonra mobbing genelgesine yönelik hazırlıkların hızlandırılması konusunda bürokratlarına talimat verdiğini söylemişti.
Geçtiğimiz cumartesi mobbing genelgesinin çıkmasına neden olan M.F.Ç. ve eşi G.Ç. ile Bakırköy’de bir kafede buluştuk. Görüşmemiz tam 3.5 saat sürdü, eğer başka randevularım olmasaydı bir 3.5 saat daha anlatabilirlerdi. O kadar doluydular ki, karı koca zaman zaman göz yaşlarına hakim olamadı. Yaşadıkları sadece M.F.Ç.’yi değil, eşini de çok etkilemiş, her ikisinin de psikolojilerini bozmuştu. İşte mobbbing genelgesinin arkasındaki o mektubun sahibinin anlattıkları:

İlk günden dışlandı
10 yıllık bankacı  M.F.Ç.’nin mobbingle tanışması 2009 yılında eşinin ikameti nedeniyle atandığı bir şubede oluyor. M.F.Ç. bu şubeye 2009 Şubat’ında başlıyor ve daha ikinci günü tatsız bir  olay yaşıyor. Şubeye operasyon yetkilisi olarak atanan M.F.Ç., müdürünün yanına çıkıp, satış yeteneğinin iyi olduğunu ve satışta çalışmak istediğini söylüyor ve insan kaynakları ile konuşması için müdüründen ricada bulunuyor. Müdürüne, satış yeteneğini analiz eden bir de kişilik envanteri sunuyor.
M.F.Ç.’nin iddasına göre şube müdürü, kendisine destek olmadığı gibi bunu insan kaynaklarına gönderirse de ona çok iyi gözle bakılmayacağını   söyleyip, “seni bankadan ayırırlar” tehdidinde bulunuyor ve “istiyorsan yine de gönder” diyor. M.F.Ç., bu kişilik envanterini insan kaynakları ile paylaşıp şube müdürünü de bilgilendiriyor.
M.F.Ç., “Bundan sonra da şubede bir bütün olarak planlı bir şekilde adını sonradan öğrendiğim mobbing denilen psikolojik taciz olayı başladı” diyor. M.F.Ç’nin mobbing’in ismini koyması, tesadüfen kitapçı da bulduğu Pınar Tınaz’ın kaleme aldığı bir kitap sayesinde oluyor.
Yine M.F.Ç’nin iddiasına göre, şube müdürü, satış, operasyon ve güvenlikteki 3 personelin çok eskilere dayanan bir arkadaşlığı varmış ve dışarıdan gelen birisini aralarına almak istem emişler, daha ilk günden onu dışlamışlar.
M.F.Ç’nin ilk hafta yaşadığı bir diğer olay da şöyle;  19.10’da işlerini bitiren M.F.Ç, eşiyle yemeğe ve sinemaya gideceğini söyleyerek şubeden çıkıyor. Ertesi gün bu nedenden dolayı şubede bir toplantı düzenleniyor. O toplantı da şube müdürü “Şubeden eşimle yemeğe gideceğim, sinemaya gideceğim diye kimse çıkamaz. İşi bitse de herkesle beraber çıkabilir. Herkesi beklemek zorundadır” diyor. M.F.Ç, bunu duyunca kafasından aşağı kaynar sular dökülüyor, büyük bir suç işlemiş gibi utanıyor.

Yetkileri elinden alındı
Bir süre sonra operasyondan gişe şefliğine atanan M.F.Ç’nin yetkileri elinden alınmaya başlanmış. Örneğin EFT onay yetkisi istediğinde kendisine yetki verilmemiş, başka bir şefin sicili ile çalışması istenmiş. Gerekçe olarak da “sana güvenmiyorum” yanıtını almış. M.F.Ç ilk hafta aldığı bu yanıt üzerine akşam eve gelince ağlamış. Ertesi gün bu psikoloji ile gittiği şubede baygınlık geçirmiş. Doktora gitmiş ve rapor almış. Yetkileri elinden alındığından müşteri ile de karşı karşıya gelmeye başlamış.

Sürekli kontrol ediliyor
Kılığı kıyafeti, kilosu sürekli eleştirilen M.F.Ç’ye bu arada bir sürü iş yükleniyor, aynı yetkiye sahip olduğu kişiler masasına dosyaları fırlatıp, “bunlar bu akşam bitecek” diyorlarmış.
M.F.Ç, bu dönemde sürekli kontrol altında olduğunu söylüyor: “Güvenlik görevlisi, çaycı bile beni kontrol ediyordu. Ekrana girdiğimde sürekli güvenlik görevlisi geliyor ya da çay işlerine bakan hizmetli ne yapıyorsun, bu ne işlemi diye soruyordu.”

Geçici görevlerde ilk sıradaydım
Geçici görev olduğunda, yani başka bir şubeden personele ihtiyaç olduğunda, M.F.Ç gidecekler arasında hep ilk sıradaymış. Müdürü, onu geçici göreve gönderirken, “Sen zaten bir iş yapmıyorsun. Ben de seni uygun buldum ve senin gidebileceğini söyledim” demiş. Geçici görev bitip de 7 gün sonra geri dönünce de “sen neden geldin ki?” diye sormuş. 
Sadece müdür değil, aynı yetkileri paylaştığı kişiler tarafından da azarlanan, emirler yağdırılan M.F.Ç, yemeklere de sürekli yalnız gider olmuş: “Yemeklere yalnız gittim, aralarına katıldığımda muhabbetleri kestiler, yokmuşum gibi davrandılar. Ben masalarına oturduğumda sanki  düşman oturmuş gibi herkes konuşmayı kesiyor, yemekler yeniyor, sessizce kalkılıyordu. Ben rahatsızlık hissediyordum. Sanki masalarına gitmemem gerektiği bana söyleniyor du. Ben de kendi huzurum için yalnız yemek yemeye başladım. En azından istenmeyen kişi olduğumu hissetmiyordum yalnız yemek yediğimde.”

Yemeğe davet edilmedi
Bir gün başka bir şubeden arkadaşları arayıp, ‘akşam yemeğe geliyor musun’ diye sormuşlar. Meğer o akşam tüm şefler bankanın en tepe yöneticisi ile bir araya gelecekmiş ama şube müdürü kendisine hiçbir şey söylememiş. Öğleden sonra şeflerden biri süslenip püslenip karşısına geçip, “yoksa sen gelmiyor musun, biz hepimiz gidiyoruz” deyince M.F.Ç baygınlık geçirmiş. Ambulans çağırmışlar, gözlerini açtığında eşi ağlıyormuş başında. Şubede birlikte çalıştığı şeflerden biri hastanede kendisine geçmiş olsun demek yerine, “sana daha önce de söyledim, bir psikiyatra git, tedavi gör” deyince iyice fenalaşmış. 
Tüm şube kendisiyle iletişimi kesmiş, hatta günaydın ve iyi akşamlar selamlaşmaları bile karşılıksız kalmış. Yaptığı işler, özel yaşantısı sürekli eleştiriliyor, kimse onunla konuşmuyor, dedikodusu yapılıyor,  bir psikiyatra gitmesi öneriliyormuş.

Kimse geçmiş olsun demedi
Tam bu sırada şube müdürü aniden emekliliğe ayrılmış. M.F.Ç yeni şube müdürü gelecek diye umutlanmış, ona yaşananları anlatıp bu psikolojik tacizden kurtulabileceğini düşünmüş. Fakat yeni müdür, eski müdürün, diğer şeflerin ve satış ekibinin etkisiyle kendisi ile görüşmeyi reddetmiş. M.F.Ç’nin tüm çabalarına rağmen müdür hiç bir şekilde kendisinin görüşme taleplerini kabul etmemiş. Bu müdür de adeta eski şube müdürünün kopyasıymış.
Bu şubede çalışırken ayağından rahatsızlanan ve ameliyat olan M.F.Ç, 45 gün sonra raporu bitip işinin başına döndüğünde kimse kendisine bir geçmiş olsun bile dememiş, kimse kendisine iş vermemiş, yerine de yeni şef gelmiş.   

Mobbing dedin, sen bittin
İki kişisel gelişim kitabı olan ve bu kitapları bankanın genel müdürüne vermek için randevu isteyen M.F.Ç’ye cevap şube müdüründen gelmiş.  Şube müdürü kendisini çağırıp, ilgili birim müdürünün kendisini aradığını ve M.F.Ç’yi kast ederek  ‘-ipini mi çekelim? -Kötü bir yere mi sürelim? -Ne yapalım’ diye sorduğunu söylemiş. Bunun üzerine M.F.Ç, şube müdürüne mobbing uyguladığını söylemiş. Şube müdürü de M.F.Ç’yi, yüksek ses tonu ile “bu kelimeyi kullandın ya sen bittin” diye tehdit etmiş.

Beklenen tayin geldi ama…
Bu arada tayinini isteyen M.F.Ç, yeni açılan bir şubeye gişe yetkilisi olarak atanmış. Ama yeni gittiği şubede durum farklı olmamış. M.F.Ç o şubenin daha önce çalıştıkları şubelerde mobbinge maruz kalmış ve atamasını isteyen kişilerden oluştuğunu iddia ediyor.
Bu şubede de şube müdürünün kendisini sürekli azarladığını, kendisi ile konuşmayıp e-mailleştiğini söylüyor. Bir önceki şubede başlayan mobbing sürecinin artık o bankadan istifa edene kadar süreciğini anlamış.
1.5 yıl boyunca yaşadığı her şeyi 11 sayfalık bir mektup haline getirip, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ileten M.F.Ç, tüm bu yaşadıklarını anlatmış. Mektubunun sonuna da “Mobbing’e karşı çalışanların tam korunabilmeleri için hukuktaki boşlukların giderilmesi ve nitelikli iş gücünün korunması için yasa çıkarılmasını istiyorum” diye eklemiş. (Fakat genelge 19 Mart 2011’de çıktığında M.F.Ç, ne yazık ki artık orada çalışmıyordu. )
M.F.Ç.’nin işine 21 Kasım 2010’da son verilmiş. İşine son verilmesi şöyle olmuş. M.F.Ç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na mektup yazdığı gibi bankanın genel müdürünü de yaşadıklarından haberdar etmek için bir mail göndermiş. Genel müdüre bir çözüm beklediğini yazmış. Ardından kendisini arayıp genel  müdürlüğe çağırmışlar. Genel merkeze vardığında M.F.Ç’ye toplantının yapılacağı yere kadar bir güvenlik görevlisi eşlik etmiş. O an işten çıkarıldığını anlamış. İnsan kaynakları kendisine “Genel müdüre yazdığınız mektubu istifa olarak kabul ediyoruz” demiş. M.F.Ç istifa etmediği söyleyip oradan hiçbir şey imzalamadan ayrılmış ve ertesi gün şubeye gitmiş. Şubeye gittiğinde ekranını açınca sicilinin olmadığını, böyle bir çalışan bulunmadığını görmüş. Kredi kartlarını açtığında “istifa etmiş mensup” yazısını görmüş. Bu arada bölgeden birisi M.F.Ç’nin işte olmadığını tespit etmek üzere şubede bulunuyormuş.
M.F.Ç, insan kaynaklarını arayıp sicilini açtırmak istemiş ama “sen istifa etmişsin”  yanıtını almış. Bunun üzerine M.F.Ç avukatını arayarak durumu anlatıyor ve avukatının önerisiyle, kendisinin itirazı kayıt düşülürek işten çıkarma bildirimini imzalıyor. M.F.Ç’nin görevine 21 Kasım 2010 itibarıyla son veriliyor.
M.F.Ç’nin şu anda işe iade, alacak ve mobbing olmak üzere 3 ayrı davası devam ediyor. İşe iade davası 25.11.2010’da İstanbul 5. İş Mahkemesi’nde, alacak davası (kıdem, mesai vs) 08.12.2010’da 6. İş Mahkemesi’nde ve mobbingden kaynaklı manevi tazminat davası 29.04.2011 tarihinde İstanbul 4. İş Mahkemesi’nde açıldı. Alacak davası şimdilik 12.300 TL, mobbing davası ise 20 bin TL tutarında.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Reklamlar