Artık eşle, dostla yüz yüze sohbeti kestik, MSN’de, Facebook’ta yazışarak haberleşiyor, hatta duygularımızı kelimelerle ifade etmek yerine gülen, ağlayan suratlar gibi standart semboller kullanıyoruz. Yüz yüze iletişimden köşe bucak kaçıyoruz. Evde de durum farklı değil, herkes kendi köşesinde kendi televizyonunun, kendi bilgisayarının başında. Çocuklar sokakta oyun oynamak yerine bütün vakitlerini evde bilgisayar başında geçiriyor. Kadınlar kariyer yapacağım diye evlenmiyor, çocuk yapmıyorlar. İlişkiler bile sanal yaşanıyor. Büyük bir hızla artan yalnızlık depresyona, intihara kadar gidiyor.
Yalnızlık mıdır insanı teknolojiye yönlendiren, yoksa teknoloji midir insanı yalnızlaştıran? Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Arzu Önal,bu soruya şöyle cevap veriyor: “Aslında her ikisi de yalnızlığa itiyor. Yalnızlığın birçok psikolojik ve sosyal yönü var. İnsanlar boş zamanlarında yüz yüze iletişimi, sosyal yaşamı zenginleştiremedikleri için teknoloji ürünü dostlara yöneliyor. Yeni dostlarımız eskiden beri tanıdığımız insanlar değil, internetin nimeti olan Twitter, Facebook ve MSN hesaplarından oluşuyor. Bir kere bu dünyaya dalınca da çıkmak zorlaşıyor. Yeni arkadaş edinmek, sevgili edinmek, cinsel partner edinmek, oyun oynayarak zaman geçirmek gibi. İhtiyaçları karşılayan bu yeni dostlar, insanları derin bir yalnızlığa itiyor.”

Mimiklerin yerini sanal gülen yüzler aldı
Öyle ki artık mimiklerin de yerini sanal ortamda kullanılan gülen yüzler, dil çıkarma, göz kırpma işaretleri gibi semboller alıyor ama sosyal iletişimde göz kontağı kurma, karşınızdaki insanının davranışlarını, sözlerini birleştirip değerlendirme yapma, duygusallık ortadan kalkıyor. Dr. Arzu Önal, “İnsan o kadar yalnızlaşıyor ki, yalnız kalmamak için aynı anda iki üç dost buluyor; MSN, Facebook ve Twitter. Birbirlerine nerede olduklarını bildiriyorlar, bir tür röntgencilik, gözetleme ve gözetlenme hali bu. Aslında gözetlenenler, kendilerinin takip edilmesini istiyorlar, bunun için bildiriyorlar. Yalnızlıklarını böyle gideriyorlar. Çocuklara da böyle örnek olunuyor, anne bir dizi izliyor, baba maç izliyor, yalnızlaşan çocuk da bilgisayarda oyun oynuyor. Aileler sonra şikayet ediyorlar. Çocuğumuz bizimle konuşmuyor, odasından çıkmıyor diyorlar. Aslında çocuklar öğrendikleri davranışları sergiliyor. Çocuklar da asosyal oluyor, dışarı çıkıp yüz yüze gelmek hoşlarına gitmiyor. Yazışmak, söyleyip kaçmak, yanlış anlamaya meydan vermeden konuşmak chat ortamında daha kolay geliyor. İlişkilerde daha az risk alınıyor, hatta hiç risk alınmıyor böylece” diyor.

Erkekler ve gençler daha çok etkileniyor
Yalnızlaşmada tek sorumlu teknoloji mi? Teknoloji hayatımızın bir parçası ve onu artık şu noktadan itibaren hayatımızdan çıkartmamız mümkün değil elbette. Uzman Psikolog Feyza Bayraktar, bunun gerekli de olmadığını düşünenlerden: “En önemli nokta kişinin teknolojiyi ne kadar ve ne için kullandığı. Diğer bir deyişle eğer teknoloji kullanımı kişinin iş, okul ve sosyal hayatının önüne geçiyorsa bir problem olarak değerlendirilebilir. Kişinin çoğunlukla arkadaşları ile buluşmak yerine evde kalıp internet başında zaman geçirmeyi seçmesi durumunda teknolojinin olumsuz etkilerinden bahsedebiliriz. Tabii en önemli göstergelerden birisi ölçü. Maalesef birçoğumuz arkadaşlarımızla buluştuğumuz zaman telefonları masanın üzerine koyuyor, ikide birde elimize alıp e-postalarımızı kontrol ediyor, Facebook veya Twitter’a bir şeyler yazıyoruz. Kişinin teknolojiyi nasıl, ne kadar, hangi amaçlarla kullandığı ve bunun sonucunda nasıl hissettiği önemli. Yapılan araştırmalarda erkeklerin kadınlara göre, gençlerin de yetişkinlere göre fazla teknoloji kullanımının getirdiği yalnızlık duygusu ve bunun yarattığı stresten daha çok etkilendiği bulunmuştur.”
Son yıllarda iş bulmak, para kazanmak, rekabet etmek çok daha zorlaştı. Üniversite mezunu olmak, dil bilmek yetmiyor, insanlar tutunabilmek için daha uzun yıllar okuyor, daha çok eğitim alıyor, daha uzun saatler çalışıyorlar. Ağır çalışma koşulları ve iş stresi çiftleri de birbirinden uzaklaştırıyor.
Kişi gün içinde o kadar çalışıp yoruluyor ki akşam ailesi ile konuşacak gücü kalmıyor. Zaten ortak hayatları giderek azalan çiftlerin de – rutin dışında – konuşacak çok şeyleri kalmıyor. Bunlar da yalnızlaşmayı arttıran faktörler. Bayraktar, “Çift danışanlarımdan ilişkileri ile ilgili en sık duyduğum problemler; romantizm ve cinselliğin azalması, akşamları karı kocanın yorgunluktan konuşacak halinin kalmayıp ayrı odalarda TV karşısında sızması sonucunda iletişim kuramadıkları ve birbirlerine yabancılaştıkları… Şehir hayatı ve yoğun çalışma hayatı çoğu zaman kişileri çift olmaktan çıkartıp ev arkadaşı durumuna getiriyor maalesef… Bu durum aldatmaya veya ilişkinin bitme noktasına gelmesine sebep olabiliyor” diyor.

Yalnız mı yaşlanacağım?
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Yetişkin ve Aile Psikolojik Danışmanlık Merkezi Uzm. Psikolog-Çift ve Aile Terapisti Şirin Hacıömeroğlu Atçeken, çağımızın hızlı yaşanan, rekabet ve tüketim üzerine kurulu, doğadan uzak, temel ihtiyaçların karşılanamaması endişesiyle dolu, hep daha fazlası ve daha yenisi öğretilerinin hakim olduğu yaşam şekli nedeniyle insanların öz benliklerinden çok uzaklaştıklarını söylüyor: “Ben ne istiyorum, ne hissediyorum, yeteneklerim neler, yaşamımı nasıl daha anlamlı hale getirebilirim gibi sorular sorulmuyor. Sonucunda da insanlar çok mutsuz, tatminsiz ve huzursuz oluyor. İnsanlar yakınlık, insani bağ ve sevgi yoluyla hissedecekleri tatmin ve mutluluk duygusundan uzaklaşıyor. Çatışmalar çözülemiyor, karşıdakine tahammül edilemiyor, ilişki bir doyumdan ziyade külfete dönüşüyor hatta daha başlamadan bitebiliyor. Bütün bunlar insanı yalnızlaştırıyor, çaresizleştiriyor… Bunu yaşayan kişi bu olumsuz sarmalın içine daha da fazla giriyor. Hayata dair veya ilişkilerle ilgili sorumluluk almak zorlaşıyor bireyler için.”
Diğer taraftan kadınlar kariyer yapma telaşıyla evliliği ve çocuk yapmayı erteliyor ve 30’lu yaşların sonuna doğru, yalnız mı yaşlanacağım duygusuna kapılıyorlar. Acele karar verip evlenen, ya da sırf çocuk yapmak için evlenenlerin (ve yalnız annelerin) sayısı da giderek artıyor.
Dr. Arzu Önal, “Kadınların tek hedefi, kariyer yapıp kendi paralarını kazanmak, kendi ihtiyaçlarını karşılamak. Çocuk yapmak bu emeğin sonu oluyor, boşanmanın kolay olması benim kimseye ihtiyacım yok düşüncesinden kaynaklanıyor. Tüm bunlardan izole olununca, çocuğu olmayan, kocası olmayan, kariyeri olan yalnız insanlar çıkıyor. Yalnız insanlar özellikle kariyer yapanlar dizi izlemiyor ama internette gezinmek, konuşmak, tanımadığı kişilerle konuşmak daha iyi geliyor. “

Yöneticimizle konuşmaya çekinir olduk
İş dünyasında çalışanlar ve yöneticiler arasında da sözlü iletişim çok azaldı. Örneğin yöneticimize bir şey ileteceksek e-postayla iletiyoruz, sözel iletişim kurmuyoruz. İzne mi ihtiyacınız var, kendinizi kötü mü hissediyorsunuz, bir sıkıntınız mı var, bunu yöneticiye e-postayla iletiyoruz. Bu da insani ilişkileri ortadan kaldırıyor. Bir süre sonra yöneticimizin yanına gidip ona bir şey söylerken gerildikçe geriliyor, rahatsızlık duyar hale geliyoruz.
Sürekli işle meşgul olmaktan, başka şeylere zaman ayıramamaktan şikayetçi olan, bunun kendisine zarar verdiğini fark eden ve MSN’ini kapatan, Iphone’undan vazgeçen, Facebook’unu donduranlar da var. Dr. Arzu Önal, “İnsanlar dans kursuna, yemek kursuna yazılıyor, böylece gerçek, yüz yüze iletişimin söz konusu olduğu sosyal ortamlara dönüş, eskiye dönüş yaşanıyor” diyor.

Kendine zaman ayır
Feyza Bayraktar, yalnızlık duygusunu en aza indirgemenin en iyi yolunun kişinin iş hayatı dışında kendisine zaman ayırmayı başarabilmesi olacağını söylüyor: “Bilgisayar ekranına kilitli yaşayan birçok kariyer sahibi kişi sosyalleşme aracı veya kendine zaman ayırma aracı olarak da bu yolu seçebiliyor, diğer bir deyişle bilgisayar oyunları, arkadaşlarla chat’leşme en sık başvurulan kafa dağıtma biçimi olabiliyor. Oysa eğer imkanı varsa kişinin gerçek soysal ortamlara girmesi, göz teması kurarak (web cam’le değil) fiziksel olarak karşılıklı paylaşımda bulunması yalnızlık duygusunun yaratabileceği stresi ve ona bağlı gelişen depresyonu azaltacaktır. Yalnızlık duygusunun strese ve stresin yarattığı fizyolojik rahatsızlıklara ortam hazırlaması mümkün. Ayrıca genellikle duygusal yemenin ve buna bağlı kötü beslenme ve kilo problemlerinin altında büyük ölçüde yalnızlık duygusu yatar. Evde ekran başında geçirilen saatler ya da işte masa başında saatlerce çalışmak hareketi azalttığı için kilo alımına ve obeziteye, buna bağlı gelişen fizyolojik ve psikolojik problemlere sebep olabilir.” 

Uzman Psikolog Feyza Bayraktar:
Gülen surat duyguları ifade etmeye yetmez
Kişiler arasında belli bir fiziksel mesafe varsa teknolojik iletişim bağlayıcıdır ama eğer kişiler görüşebilecekleri halde görüşmüyor ve online iletişimi seçiyorlarsa yarattığı stres de daha fazla olacaktır. Kişinin sözel olarak duygularını ifade etmesi, kendisini anlatma biçimi körelebilir. Birçoğumuzun yaptığı gibi, mesajlaşırken duyguları iki nokta üst üste parantezle – gülen veya ağlayan surat – ifade etmek yeterli olmayabilir… Duygular çok daha karmaşık olabilir. Eğer mümkünse yüz yüze konuşmak daha etkili olabilir. Hem sosyal hayatta hem de iş hayatında kişinin kendi ihtiyaçlarını dile getirmesi ve yanlış anlaşılmaması için çok daha yerinde olacaktır.

Yalnızlık ne zaman tehlikeli bir boyuta gelir?
Kişi eğer derin bir yalnızlık duygusuna kapıldıysa ve bu duygu hayatının akışını etkiliyor, depresif bir duygu duruma sokuyorsa o noktada yardım almak yerinde olacaktır. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde özellikle de batı toplumlarında, metropollerde yani insanların daha yalnız kaldıkları yerlerde depresyon oranının ve buna bağlı gelişen intihar oranlarının daha fazla olduğu birçok bilimsel çalışmada yer aldı. Kişi istediği halde sosyalleşemiyor veya yalnızlık duygusu bazlı depresif bir duygu durum içine giriyorsa ve buna bağlı olarak kendine zarar vermeyi, hayatına son vermeyi düşünüyorsa tehlikeli boyutta demektir.

Dr. Arzu Önal
Otizmi olan insanlardan ne farkımız kalıyor
Her şeyi internetten yapıyoruz, faturaları böyle ödüyoruz, bilgisayara bile ihtiyaç yok, telefonlarımızdan hallediyoruz. Yüz yüze iletişim azalıyor. Böyle giderse bence eski yöntemlere dönmek için itici güç olur. Bu olmazsa da kimsenin kimseye ihtiyaç duymadığı ama ortak yapılan bir kulüp toplantısına herkes telefonundan katılır. Bizim kongrelerimizde bile böyle durum. Eskiden bizler tıp kongrelerimizde el kaldırıp, kendimizi tanıtıp sorumuzu sorardık. Şimdi kongrelerde bile telefonlarımızdan mail atarak soru yöneltiyoruz. Birbirimizin yüzüne bakmayı unutabiliriz. Onun da otizmden nasıl bir farkı olur? Otizm olan insanlarla aramızda bir fark yaratır mı yoksa aynı mı oluruz o da soru işareti.

Uzman Psikolog Şirin Hacıömeroğlu Atçeken:
Robotlaşmış insan ırkına doğru gidiyoruz
Yalnızlığın geçmiş yüzyıllara göre çok daha arttığını düşünüyorum. Büyük şehir hayatı, bireyselliğin artması, teknolojinin gelişmesiyle bilgisayar ve telefonla geçirilen vaktin çoğalması ve bunun gibi faktörlerin etkisi büyük. Depresyon, kaygı bozukluğu gibi vakaların, şiddet eğiliminin ve bazı fiziksel hastalıkların artmasında bunun rolünün büyük olduğunu düşünüyorum. Bana kalırsa bu durum zaten çok olumsuz boyutlarda daha da ilerlerse robotlaşmış bir insan ırkına doğru gidebiliriz ya da yalnızlık ve yakın ilişkinin eksikliği sebebiyle yoğun sıkıntı yaşayanlar farkındalıklarını arttırıp asıl ihtiyaçlarının ne olduğunu anlayabilir ve uyanışa geçebilir.
Burcu ÖZÇELİK/ Hürriyet İK