Eylül, 2011 için arşiv

Özel alana saygı

Yayınlandı: Eylül 7, 2011 / Yazılar

Geçtiğimiz haftalarda Almanya’da bir grup, işyerinde öpüşmenin Alman kültürüne uygun olmadığını söylerek çalışanlara el sıkışmalarını tavsiye etti. Hatta öpülmek istemeyenlere, masalarına küçük notlar bırakmalarını da önerdi. İşyerinde mesafe kavramı kültürden kültüre, kişiden kişiye büyük farklılıklar gösteriyor.
İngiltere’de, çalışanları ağırlıklı olarak Portekizlilerden oluşan bir özel istihdam bürosunun sahibi S.C., bir keresinde çalışanlarından bahsederken çok yadırgayıcı bir ses tonuyla “her sabah işe geldiklerinde öpüşüyorlar” demişti. Bu onun için oldukça gereksiz ve anlamsız bir işti.
Yine bundan 4-5 yıl önceydi sanıyorum. İngiltere Başbakanı Tony Blair ile İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi’yi öpüşürken gösteren bir fotoğrafta Blair’in mahcup bir ifadesi yer alıyor ve başlıkta da “Burası İtalya Sayın Başbakan” gibi bir cümle yer alıyordu.
Mesafe anlayışı kültürden kültüre, kişiden kişiye değişiyor. Kimisi kendisine dokunulmasından hoşlanmaz, kimisi dokunmadan konuşamaz. Herkes farklı farklı. Önemli olan bu farklılığı bilmek ve saygı göstermek.
Büyük bir holdingde çalışan B.T.’de yöneticisinin fazla samimi bulduğu hareketlerinden şikayetçi: “Konuşurken sürekli omzuma, koluma dokunuyor. Kötü niyeti yok biliyorum ama çok rahatsız oluyorum. Bunu nasıl anlatacağımız da bilmiyorum” diyor. Birçok kişi, özellikle işyerinde, özel alanına girilmesinden, öpüşmek zorunda kalmaktan ya da kendisine dokunulmasından hoşlanmaz.
Geçtiğimiz haftalarda Almanya’da adabı muaşeret kuralları hakkında tavsiyeler veren bir grup olan The Knigge Society bu duruma isyan etti. Öpüşmenin Alman kültüründe olmadığını söylerek, işyerlerinde öpüşmeye son verilmesini isteyen grup, bunun Almanlar için çok rahatsız edici olduğunu söyledi.
The Knigge Society Başkanı Hans-Michael Kleinı, bu konuda çalışanlardan pek çok mektup aldığını söylüyor, çalışanlara iş yerlerinde yalnızca el sıkışmalarını tavsiye ediyor: “Maillerde insanlar öpüşmenin bir Alman geleneği olmadığını ve bundan hoşlanmadıklarını söylüyor. Bu daha çok İtalya, Fransa, Güney Amerika gibi ülkelere özgü bir davranış. Almanya’da Avrupa’daki gibi 60 cm mesafede kalıp el sıkışmalı.”
Hans-Michael Klein, BBC’ye yaptığı açıklamada işyerinde öpüşmeyi yasaklayamacayacaklarını ama öpülmek istemeyen insanları da korumak zorunda olduklarını söylerek, şu öneride bulunuyor: “Eğer öpülmek istemiyorsanız bu isteğinizi küçük kağıtlara yazarak masanıza bırakın.”
Masalara küçük notlar bırakmak ne kadar işe yarar bilinmez ama işyerinde özel alana saygı göstermeli, adabı muaşeret kuralları gözetilmeli. www.etiquettebank.com bu konuda birkaç tüyo veriyor:
İnsanlara dokunma: Çok sıkı fıkı olmadığınız birisine dokunmak sınırları zorlayabilir. Mesela bazı insanlar gülerken ellerini yanındakine yapıştırıverir. Çok sık tanık olduğumuz bir davranıştır, ama yapılmaması gereken bir davranış hele ki işyerinde. Çok yakın olmadığınız birisine dokunmayın, bir tartışma anında veya bir konuyu irdelerken veya vurgu yapmak isterken karşınızdaki kişinin ellerine, omuzlarına dokunmayın.
Dibine kadar girmeyin: Birisiyle konuşurken çok yakına girmeyin, eğer siz konuşurken karşıdaki bir adım geri gitmişse bilin ki onu rahatsız ediyorsunuz. Araya mesafe koyun. El sıkışırken de aynı şekilde bir mesafeniz olsun ve çok gerekmedikçe insanların ellerini tutmayın.
Dib dibe oturmayın: Otururken karşıdakini sıkıştırmayın. Eğer misafiriniz iki koltuktan birinin ucuna oturuyorsa sizin diğer koltupa oturmanız beklenir. Tabii yeteri kadar iletişim kurabilecek bir mesafede olmalısınız.
Arkadaşınızın masasından uzak durun: Ne kadar yakın iş arkadaşı olsanız da iş arkadaşınızın masasından bir şey alırken mutlaka izin isteyin. Bu bir gazetede olabilir işle ilgili bir dökümanda mutlaka izin alın.
Arkadaşınızın e-maillerini, mektuplarını okumayın: Bir çok kişi arkadaşıyla samimiyetine dayanarak onun telefonu alıp, rehberine, arama listesine bakıyor. Bu kesinlikle özel hayata tecavüz. Masasındaki notlarını, e-mailleri, smsleri, mektup ve faturaları okumak da aynı şey. Ne kadar yakın olduğunuz önemli değil, özel alana saygı gösterilmeli.
Nasıl söylemeli?
Özel alanımıza girilmesi çok sinir bozucu ama bunu iş arkadaşımızı hele bu kişini yöneticimizse ona nasıl anlatacağız. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurumsal Gelişim Merkezi Müdürü Ayşegül Horozoğlu Enkavi, yanıtlıyor: “İş arkadaşımız veya yöneticimiz bize istemediğimiz bir tarzda yaklaşıyor ve bundan rahatsızlık duyuyorsak. Öncelikle karşımızdaki ile empati kurmamız gerekir. Karşımızdakini anladıktan sonra duygusal zekamızı kullanarak karşımızdakini ne tarzda bir yaklaşımla uyarabileceğimizi belirleyebiliriz. Her insan farklıdır ve yaklaşım tarzımızı ona göre belirlememiz gerekir. Basit bir beden dili hareketinin yeterli olacağı insanlar olduğu gibi sözsel iletişimle harekete geçebilecek insanlar da bulunmaktadır. Fakat durumdan hoşlanmadığımızı belirtirken bunu sıradan bir olay gibi göstererek ve karşıdakinin bu duruma büyük anlamlar yüklemesini sağlamadan gerçekleştirmemiz gerekir. Beden diline ufak bir örnek olarak omzunuza dokunulduğunda öne doğru hamle yaparak masadan bir kağıt alıyormuş gibi ya da masanın üzerinde bir şey düzeltiyormuş gibi davranarak bu durumun önüne geçilebilir ya da sulu şakalar karşısında surat ifadeniz zaten bu durumdan hoşlanmadığınızı belirtecektir. Yaklaşımınızda en önemli olan, durumun o kişiye özel olmadığını ve kişisel algılanmamasını karşınızdakine hissettirmektir.”
Özel alan nedir?
Ayşegül Horozoğlu, özel alanın şöyle tanımlıyor: “Bireyle olan karşılıklı iletişimimizde ona 15 cm – 46 cm arasında bir mesafede durduğumuz takdirde karşımızdaki kişinin özel alanına (mahrem alanı) girmiş oluruz. Bu alana genelde sadece anne, baba, kardeş, sevgili, eş gibi sevdiğimiz kişilere yer veririz. Bu o kişiye güvenildiği, yakını olarak görüldüğünü gösterir. Özel alan sınırlarında diğerlerinin koku ve vücut harareti algılanır, yabancıların varlığı, samimi olunmayan kişilerin bu çember dahilinde bulunmaları negatif etki, güvensizlik ve rahatsızlık yaratır.
Özel alan toplumdan, topluma göre değişiklik göstermekte olup seyrek nüfuslu bölgelerde yetişen insanlar kalabalık, büyük şehirlerde yetişenlere göre daha fazla kişisel alana ihtiyaç duyarlar. İnsanların el sıkışırken kollarını uzattıkları mesafe onların kasabada mı yoksa şehirde mi yetiştiği konusunda ipucu verebilir. Büyük şehirlerde bilekten bedene kadar olan el sıkışma mesafesi yaklaşık 46 cm iken kasabada büyüyenlerde bu mesafe 100 cm ye kadar çıkabilmektedir. Köy, kasabada yaşayan insanlar el sıkışırken geride durup öne doğru eğilerek mümkün oldukça uzakta el sıkışırken, şehirde yaşayanlar bir adım öne atarak el sıkışırlar.”

Yurtdışından iş yaparken nelere dikkat etmeli?
Bir dizide konu edilmişti: Amerika’dan Hindistan’a transfer olan bir yönetici, tıpkı kendi ülkesindeki gibi davranıyor, konuşurken sürekli çalışanların omuzlarına dokunuyordu. Aynı şeyi kadın çalışanlara da yapınca cinsel tacizle suçlandı. Neyse ki konuşarak sorun çözüldü, her iki taraf da birbirini anladı.

Yalnış anlamalardan kaçınmak için işte size farklı kültürlerde davranma kılavuzu:
ABD
* El sıkışarak, gülümseyerek veya ‘merhaba’ denilerek selamlaşılır.
* El sıkışma kısa ve özdür. Hafif el sıkışma hoşnutsuzluk olarak nitelendirilir. El sıkışırken sıkıca tutun ve göz kontağı kurun.
* Hemcinslerinin -özellikle erkekler- dokunmasından hiç hoşlanmazlar.
* Gülümserler ve bu gülümsemeye bir gülümseme ile geri dönüş beklerler.
* Dakiklik çok çok önemlidir. Toplantılara tam zamanında gidin.
ALMANYA
* Yukarıda da söylediğimiz gibi iş tanışmalarında sadece el sıkışılır, çok fazla yakın durulmaz. Almanlar özel alanlarına girilmesinden hiç hoşlanmaz, bu nedenle kol mesafesinde kalınmalı.
* Toplantılar kesinlikle zamanında olmalı. Geç kalmak asla kabul edilemez.
* Küçük sohbetlere pek zaman yoktur, Almalar direkt iş konuşmaya başlamak isterler.
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
* Elleri kalpte birleştirmek saygı ve alçakgönüllülük gösteridir. Bazen bu, hafih bir baş hareketi ile tamamlandığında teşekkür anlamına gelir.
* Arkaşların birbirini öpmesi bir arkadaşlık işaretidir ve erkekler arasında yaygındır.
* Erkekler arasında selamlaşma biçimi el sıkışmadır, kadınlar ise el sıkışır kimi zaman da öpüşür. Erkekler, kadın elini uzatmadığı sürece el sıkışmak için hamlede bulunmaz.
* El sıkışmadan sonra elleri uzun bir süre tutmak arkadaşlık göstergesidir.
* Kucaklaşma ise sizin güvenilir bir arkadaş olduğunuz anlamına gelir.
* Bütün parmakları ve başparmakları (bir kupa gibi) bir araya getirmek “Bir dakika bekle,” “yavaş” anlamına geliyordur.
* Asla ayağınızın tabanını göstermeyin, bu çok kaba bir harekettir.
* Birisi ‘bir şey içer misiniz’ diye sorduğunda hayır demeyin. Hayır demek misafirperverliği reddetmektir.
BRİTANYA
* El sıkışma yaygın selamlama biçimidir.
* İş dünyasında insanları tanıştırırken dikkat edilmesi gereken protokoller var: Genç birisini daha yaşlı birisine tanıştırmak, daha alt seviyede birisini daha üst seviyede birisine tanıştırmak gibi. Aynı yaşta ve mevkide iki kişi var ise daha iyi bildiğinizi diğerine tanıştırın.
* Kucaklaşma, öpme, dokunma aile üyeleri ve çok yakın arkadaşlar arasında uygundur.
* Britanyalılar özel alana dikkat eder. Çok yakın durmak, elini karşınızdakinin omzuna atmak uygun değildir.
* Gözleri dikmek kabalıktır ve insanları huzursuz eder.
ÇİN
* Çinliler yabancılar tarafından dokunulmaktan hoşlanmaz. O nedenle fiziksel kontakt kurmayın.
* Asla işaret parağınızla birisini göstermeyin. Açık avcunuzla gösterin
* Ziyaretçiye bir şeyi iki elle vermek saygı göstergesidir.
* Yürürken direkt göz kontağı kurmak, göz dikmek uygun değildir.
* Bir sohbet veya iş görüşmesi sırasında söz kesmeme konusunda dikkatli olunmalı, çünkü dinleme kibarlığın, saygının bir göstergesidir.
* Göz kırpma saygısızlık olarak değerlendirilir.
* Aynı cinsten Çinliler yakın arkadaşları ile fiziksel temas kurabilirler.
* Çinliler bir zorluk ve baskı hissettiklerinde hafifçe gülerler.
* Hayır demekten kaçınırlar, bunun yerine ‘belki’, ‘göreceğiz’, ‘olabilir’ derler
FRANSA
* Bir arkadaşı öperek selamlamak oldukça yaygın.
* İlk kez gördükleri birisini özellikle iş dünyasında selamlarlar.
* İşaret parmağınızı gözünüzün altına koyup, aşağı doğru çekmek sana inanmıyorum demek.
* Açık avcunuzu kapalı yumruğa vurmak kaba bir hareket.
* Elin başparmağını yukarı kaldırmak okay anlamına gelir.
HİNDİSTAN
* Nameste -iki eli birleştirip hafifçe öne doğru eğilerek selamlamak- oldukça yaygın bir selamlama türü.
* Ayrıca el de sıkışabilirsiniz, hemcinsler el sıkışır ama karşı cinsler dini inanıştan dolayı el sıkışmaz. Eğer emin değilseniz ilk hamleyi onlardan bekleyin.
* Hindistanlılar özel alana dikkat eder, o nedenle çok yakın durmayın, bir kol mesafesi bırakın.
* Eli yan yana sallamak hayır ya da git başımdan demek.
* Eğer bir Hindistanlı ‘deneyeceğim’ diyorsa bu kibarca hayır demektir.
* Bir insanı parmakla işaret etmek kabalıktır.
İSPANYA
* El sıkışma, yanaktan (iki taraftan) öpüşme yaygındır. Eğer iş görüşmesi sırasında birisiyle tanışıyorsanız el sıkışın, karşıdaki kişi size yanağını uzatıyorsa her iki yanağında da öpün.
* Konuşma sırasında yakın durmayı severler, uzak durmak kaba sayılır.
* Konuşma sırasında karşıdaki kişiye dokunmak olağandır.
JAPONYA
* Başla selamlama yaygındır. Bir tanıştırma esnasında başla selamlama statü gösterir. İş dünyasında daha alt makamdaki biri daha üst makamdakine göre daha çok eğilmelidir.
* Göz kontağı agresif ve kaba olduğunuzu gösterir. Japon kültüründe göz temasında kaçmak saygı gösterir.
* İşaret parmağı ile göstermek kaba karşılanır. Elinizle gösterin.
* Hayır demek onlar için çok zordur. Bu nedenle soruyu cevabı evet olacak şekilde değiştirin. Mesela “Bu konuda karşı fikirde misiniz?”
* Birisinin sözünü kesmek karşı fikirde olmak demek. Pek çok Japon o nedenle kayıtsız bir şekilde dinlemede kalır.
MEKSİKA
* Tanışma sırasında el sıkışılır veya hafifçe başla da selamlanabilir.
* Konuşma sırasında birbirlerine yakın dururlar. Rahatsızmış gibi durmayın bu kaba karşılanır.
* Elinizi bele koymak öfke işaretidir. Elleri cepte durmak da kaba sayılır.
* Zaman oldukça esnektir. Eğer Meksika’daki kontağınız zamanında gelmezse şaşırmayın, gücenmeyin.
RUSYA
* Selamlaşma ve vedalaşma sırasında el sıkışma oldukça yaygındır.
* Eşikte el sıkışmayın bu bir tartışmanın başlayacağına işarettir.
* Fiziksel kontakt yaygındır. Sarılma, öpme yaygındır.
* Ruslar konuşurken yakın dururlar.
* Bir Rus görüşme sırasında yanındakine dokunursa bu güven işaretidir.
* Başparmağı kaldırmak onaylama anlamına gelir.
* Parmaklarınız açıkken başparamğınızı işaret parmağınızın ya da orta parmağınızın üzerine koyarak ok yaparsanız bu oldukça kaba bir alam ifade eder.
* Yüksek sesla konuşmak ya da gülmek hoş karşılanmaz.
Kaynak: www.expats-moving-and-relocation-guide.com, www.culturecrossing.net ve www.kwintessential.co.uk sitelerinden derlenmiştir.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Reklamlar

Bir suistimalcinin profili

Yayınlandı: Eylül 7, 2011 / Yazılar

Denetim, vergi ve danışmanlık firması KPMG’nin 69 ülkede yaptığı “Tipik Bir Suistimalcinin Profili” araştırmasına göre CEO veya genel müdür kademesinde işlenen suistimallerin oranı yüzde 11’den yüzde 26’ya çıktı. Suistimalcilerin genel profiline bakıldığında bu kişilerin; yüzde 87’si erkek, yüzde 32’si finans departmanında veya finansla bağlantılı bir görevde çalışıyor. Araştırmaya göre suistimalin bir numaralı sebebi para hırsı, ikinci sırada ise agresif bütçe ve kâr hedeflerini tutturma baskısı yer alıyor.
KPMG Adli Bilişim Hizmetleri (KPMG Forensic), ‘Tipik Bir Suistimalcinin Profili: Dünyada Yolsuzluk Olaylarının Analizi’ başlıklı raporunu yayınladı. 2007 yılında EMA Bölgesi’nde (Avrupa, Ortadoğu, Afrika) bulunan şirketlerdeki suistimal vakalarını inceleyen KPMG’nin bu yıl hazırladığı raporda ise, dünya genelinde yürütülen incelemelere ilişkin veriler analiz edildi. Çıkan sonuçlar çarpıcı. KPMG’nin Türkiye dahil 69 ülkede 348 vakayı inceleyerek hazırladığı 2011 raporuna göre üst yönetim ve yönetim kurulu kademesinde işlenen suistimal suçlarının oranında ciddi bir artış yaşandı.
2007 yılında yönetim kurulu kademesinde işlenen suçların toplamdaki payı yüzde 11 iken, bu oran 2011’de yüzde 18’e, CEO veya genel müdür kademesinde işlenenlerin oranı ise aynı dönemde yüzde 11’den yüzde 26’ya tırmandı. Birçoğu kamuya açıklanmayan vakalardan derlenen rapora göre, mali tablolarda tahrifat da dâhil olmak üzere, suistimal vakaların 5’te birini yönetim kurulu üyeleri gerçekleştiriyor.

Para hırsı ve hedef baskısı en büyük neden
2007’de olduğu gibi, suistimalin en çok para hırsı nedeniyle yapıldığı anlaşılıyor. İkinci olarak ise, agresif bütçe ve kâr hedeflerini tutturma baskısı suistimale yol açıyor. Kontrollerin zayıflaması halinde de suistimal riski artıyor. Kontrol açıklarının tespit edilmemesi ve gerekli önlemlerin alınmaması veya çalışanlara çok agresif hedefler verilmesi durumunda, bu tarz eylemlere uygun bir ortam hazırlanmış oluyor.

Kriz iç denetimi zayıflattı, vakalar artacak
Bu sene KPMG Türkiye’nin incelediği suistimal vaka sayısının da iki katına çıktığına dikkat çeken KPMG Türkiye Risk Yönetimi Bölüm Başkanı İdil Gürdil, suistimal vakalarında dünya genelinde bir artış yaşanacağını söylüyor: “Kriz ve durgunluk döneminde bütçeler daraltılıp, maliyet azaltım önlemlerine gidildikçe 2011 yılında gerek iç kontroller, gerekse yönetim kontrol sistemleri 2007 yılına kıyasla zayıfladı. İnsanların üzerindeki ekonomik baskıların artması, kırmızı bayrakların (suistimal uyarı işaretleri) zamanında belirlenememesi ve suistimal vakalarının daha uzun sürede açığa çıkması sebebiyle önümüzdeki 2-3 yıl boyunca teşhis edilecek vakaların çok daha fazla olacağını öngörüyoruz.”

Kamuya açıklanmıyor
2011 araştırmasına göre suistimal vakalarının yüzde 77’si kamuya açıklanmamış. İlgili mevzuat uyarınca kamuya açıklama yükümlülüğünün olmadığı hallerde veya zarar tutarının mali tabloları önemli tutarda etkilememesi halinde genelde suistimal vakaları kamuya açıklanmıyor. Oysa raporda şöyle deniyor: “Bir suistimal vakası hakkında ayrıntılı bilgi verilmesi halinde, potansiyel suçlulara işletmede suistimallere hiç tolerans gösterilmediği yönünde net bir mesaj verilmiş olacak ve incelemenin başarıyla yürütülmesi durumunda, zararları tazmin ve telafi imkânı artacaktır. Öte yandan, kurumsal itibarın zedelenmesi ihtimalinin zarar tutarından daha önemli olduğu düşünülüyorsa, adli makamlara başvurmak yerine, iç soruşturma açılması tercih edilebilir.”

Araştırmaya göre suçlular hakkında yapılan işlemler şöyle sıralanıyor:
• Disiplin kovuşturması – Vakaların yüzde 40’ında (Amerika’dakilerin yüzde 54’ünde, Asya-Pasifik’tekilerin yüzde 23’ünde).
• Hukuki yaptırım (İdari ve adli soruşturma, mali polis incelemesi) – Vakaların yüzde 45’inde (yüzde 40 ile en az EMA: Avrupa, Ortadoğu, Afrika Bölgesi’nde).
• Suçlunun zararı tazmin etmesi – Vakaların yüzde 23’ünde.
• İstifa / gönüllü emeklilik – Vakaların yüzde 17’sinde (Asya-Pasifik’tekilerin yüzde 25’inde).
• Mahkeme dışı uzlaşma – Vakaların yüzde 6’sında.
• Hiçbir işlem yapılmayan – Vakaların yüzde 3’ü (biri hariç tümü EMA Bölgesi’nde).
Analizin sonuçlarına göre, suistimal vakalarının yol açtığı maddi zarar tutarı bölgelere göre değişiyor; ortalama zarar tutarı Asya-Pasifik’te 1.4 milyon dolar, Amerika kıtasında 1.1 milyon dolar ve EMA bölgesinde (Avrupa, Ortadoğu, Afrika) 900 bin dolar seviyesindedir.
Olay başına ortalama zarar tutarı, bazı hızlı büyüyen ülkeler ve BRIC ülkelerinin yanı sıra, kimi gelişmiş ülkelerde de yüksek meblağlara ulaşıyor.

Para hırsı ve aşırı iş baskısı
Araştırmaya göre, kişileri suistimale iten en önemli neden, doğrudan veya dolaylı olarak kişisel maddi çıkar sağlama arayışıdır.
Birçok suistimal eyleminin, özellikle evrakta veya mali raporlarda tahrifat yapmanın en önemli nedenlerinden biri, işletmenin veya bir iş dalının zararlarını veya başarısız performansını saklama güdüsü. Bütçe ve hedefleri tutturma baskısı, daha çok ikramiye/prim alma isteği veya işini kaybetme riskine karşı korunma ihtiyacı kişileri bu yola itiyor.
2007 yılı bulgularının paralelinde, 2011’de incelenen vakaların yüzde 43’ünde emniyeti suistimal (özellikle zimmete para geçirme ve satınalma suistimalleri) suçu işlendi. İkinci sıradaki suistimal biçiminin mali raporlarda manipulasyon olması ise, yöneticilerin üzerindeki hedefleri tutturma baskısının nelere mal olabileceğini gösteriyor.

Kontrol ve önlemlerde yetersizlik
Bu analizin en önemli bulgularından biri de, suistimalcilerin iç kontrollerdeki yetersizliklerden yararlanarak işledikleri suçların toplamdaki payının 2007’de yüzde 49’dan, 2011’de yüzde 74’e fırlaması oldu.
Birçok suistimal vakası ise hâlâ formel ve informel ihbar mekanizmalarıyla ortaya çıkıyor.
* 2007 yılında ihbarlar değerlendirilerek teşhis edilen vakaların oranı yüzde 25, müşteri veya tedarikçi şikayeti üzerine teşhis edilenlerin oranı ise yüzde 13 idi.
* 2011’de ise vakaların yüzde 10’u kurumsal ihbar raporları, yüzde 14’ü ise isimsiz ihbarlar değerlendirilerek teşhis edildi. Vakaların yüzde 8’i müşteri veya tedarikçi şikâyetleri üzerine, yüzde 6’sı ise banka, vergi dairesi, düzenleyici kurum, rakip, yatırımcı, vb. üçüncü tarafların soruları üzerine açığa çıktı.
* 2007 yılında tesadüfen ortaya çıkan suistimal vakalarının payı yüzde 3 iken, 2011’de yüzde 13’e
yükseldi.

Tipik bir suistimalci kimdir?
* 36 – 45 yaşları arasında
* yüzde 87’si erkek
* yüzde 32 oranında finansman departmanında veya finansla bağlantılı bir görevde çalışan,
* yüzde 60’ı 5 yıl, yüzde 33’ü 10 yılı aşkın kıdem süresine sahip,
* yüzde 53 oranında üst düzey yönetici veya yönetim kurulu üyesi olarak çalışan
* kendi işverenine karşı suiistimal suçu işleyen
* diğer suçlularla gizli ittifak yapan özellikler taşıyan kişiler.

Yüzde 87’si erkek
Toplam vakalara bakıldığında, suistimal suçu işleyenler çoğunlukla erkek (yüzde 87), ancak Amerika ve Asya-Pasifik bölgelerinde kadınların suçlu olduğu vakaların oranı (sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 23), EMA (Avrupa, Ortadoğu, Afrika) bölgesindekinin (yüzde 8) yaklaşık üç katıdır.

Şirketteki pozisyonu: Üst düzey yönetici
İstatistiki olarak, şirketin gizli ve hassas bilgileri emanet edilmiş olan ve kendilerini kontrollerden uzak tutabilen kişiler suistimale daha yatkınlardır. Bu araştırmada da, üst düzey yöneticilerin diğerlerinden daha sık suç işledikleri ortaya çıkıyor.
2007 yılında EMA bölgesinde yürütülen araştırmanın sonuçlarına göre, suistimalcilerin yüzde 49’u üst düzey bir pozisyonda görev yapıyor. 2011 yılında da suistimalciler çoğunlukla üst düzey bir pozisyonda olmalarına rağmen, bu oran yüzde 35’e geriledi. Öte yandan, 2007’den 2011’e yönetim kurulu üyesi olan suistimalcilerin oranı yüzde 11’den yüzde 18’e yükseldi.

Finansçı, CEO ya da genel müdür
Araştırmanın sonuçlarına göre, suistimalciler çoğunlukla finans fonksiyonunda görev yapıyorlar (2007’de yüzde 36, 2011’de yüzde 32). Kurumsal varlık ve kredi yönetimi ile finansal raporlamadan sorumlu olan finans fonksiyonunda suistimal suçu işlemek ve bu suçu gizlemek daha kolay oluyor.
Finans fonksiyonunda çalışanların ardından, en çok suç işleyenlerin CEO veya genel müdür oldukları görülüyor. 2007’de suistimal yapan CEO ve genel müdürlerin oranı yüzde 11’den, 2011’de yüzde 26’ya tırmandı. Operasyon ve satış departmanlarındaki suistimalcilerin payı ise 2007’de yüzde 32 iken, 2011’de yüzde 25’e düştür. En az suistimalci ise hukuk departmanından çıkıyor.

Kıdem süresi 5 yıl
2007 yılı analizinin sonuçlarına göre, suistimalcilerin yüzde 36’sı olay teşhis edildiği sırada şirkette 3–5 yıldan beri çalışıyorlardı. Vakaların yüzde 51’inde kıdem süresi 5 yılı, yüzde 22’sinde ise 10 yılı aşıyordu. 2011 yılında teşhis edilen vakalara bakıldığında, suçluların kıdem süresinin uzamış olduğu görülmektedir. Olay teşhis edildiği sırada, suistimalcilerin yüzde 60’ının kıdem süresi 5 yılı, yüzde 33’ünün ise 10 yılı aşıyor. 

Gizli ittifak 2 katına çıktı
* 2007’de suçluların yüzde 69’u dolandırdıkları şirkette çalışıyorlardı. 2011’de bu oran yüzde 90’a fırladı.
* Gizli ittifak yapıldığı düşünülen olayların oranı da 2007’de yüzde 32 iken 2011’de yüzde 61’e tırmanarak neredeyse ikiye katlandı.
* Şirket dışında gizli ittifak yapılan taraflar genellikle tedarikçiler (yüzde 48) ve müşteriler (yüzde 22) oluyor. Diğerleri ise çoğunlukla danışmanlar ve taşeron firmalar. 

Uyarı işaretlerine dikkat
Araştırmanın bir diğer sonucu da, özellikle kredi krizinden sonra, kurum bünyesinde alarm veren uyarı işaretlerinin devamlı olarak gözden kaçırıldığı veya göz ardı edildiği gerçeğini ortaya koyuyor. Örneğin, bir personelin;
* çok az tatile çıkması,
* gelir düzeyinin üzerinde lüks bir yaşam sürmesi,
* konuşmaktan çekinmesi veya istenilen bilgiyi vermekten kaçınması,
* performans düzeyi tam olarak anlaşılamayan bir faaliyet alanında genel gidişatın tam tersine sonuçlar elde edilmesi,
* terfiyi reddetmesi,
* stresli ve baskı altındaymış gibi görünmesi bir personelin suistimal içinde olduğuna ilişkin uyarı işaretleri olarak sıralanıyor.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK