Mart, 2012 için arşiv

 Kadın çalışan önerene 2.000 avro ödül var
 Microsoft, Türkiye dahil kadın çalışan sayısının az olduğu tüm ofislerinde dengeyi sağlamak için farklı projeler hayata geçiriyor. Örneğin işe alımlarda kadın çalışan öneren çalışanlara fazladan ödül verilmesi, yeni mezun alımlarında kadınlara öncelik tanınması, danışmanlar ve sosyal medya aracılığıyla kadınlara ulaşmak gibi ilginç uygulamalar var. Microsoft hem Türkiye’de hem Orta Doğu ve Afrika Bölgesi’nde kadın çalışanların sayısını arttırabilmek için kolları sıvadı. Amaç çeşitliliği arttırmak.

Microsoft’un 79 ülkeden oluşan Orta Doğu ve Afrika Bölgesi’nde toplam 1.500 kişi çalışıyor. Bu çalışanların sadece yüzde 24’ü kadın. Yönetim kadrosunda ise kadınların oranı yüzde 15. Microsoft Orta Doğu ve Afrika Bölgesi İK Proje Yöneticisi Esra Gaon, hedeflerinin bu sene sonuna kadar kadın çalışan oranını yüzde 26’ya, 3 yıl sonra ise yüzde 40’a çıkarmak olduğunu söylüyor.
Benzer durum Türkiye için de geçerli. Türkiye, kadın çalışanlarının oranı ile 79 ülke arasından ikinci sırada gelse de rakamlar yeterli görülmüyor, kadın çalışan sayısının arttırılması amaçlanıyor. 320 çalışanı olan Microsoft Türkiye’nin kadın çalışan oranı yüzde 30.3, üst yönetimdeki kadın oranı ise yüzde 38. Microsoft İnsan Kaynakları’ndan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Belgin Ertam, hedeflerinin bu sayıyı arttırmak olduğunu, özellikle üst yönetime yeni katılacak kadınlar olacağını söylüyor. Bunun için çeşitli projeler yürütülüyor. Örneğin Microsoft Türkiye’de de diğer ülkelerde olduğu gibi bir çalışan öneri sistemi mevcut. İşe birisi alınacağı zaman çalışanlardan güçlü adaylar önermeleri bekleniyor ve önerilen kişi işe alınırsa öneriyi yapan çalışana 1.500 avro ödül veriliyor. Ertam, eğer işe alınan kişi bir kadınsa bu rakamı 2.000 avroya kadar çıkartmayı planladıklarını söylüyor. Bu sadece Türkiye için geçerli değil, kadın çalışan oranlarının düşük olduğu pek çok ülkede bu uygulama mevcut.

Kadınları bulmak için bir
danışman görevlendirilmiş
Ayrıca işe alımlarda her türlü shortlist’te (kısa liste) en az iki kadın olması zorunluluğu getirilmiş. Kadınları bulmak için insan kaynakları departmanında bir danışman bile görevlendirilmiş. Bu danışmanın hedeflerinden biri proaktif olarak bütün piyasadaki kadın çalışanları haritalandırmak. Hangi organizasyonda hangi kadın güçlü, kaç yıldır orada çalışıyor, araştırıyor. Ertam, “Gerçekten biz piyasada en iyi kadınları bulmak için doğru madenciliği yapmalıyız. Bizim için önce yetenek yani doğru kişiyi işe kazandırmak, sonrasında kadınlar geliyor. Diyoruz ki doğru yeteneği bulalım ama mümkünse kadın olsun.”

Genç kadın stajyerlere öncelik
Microsoft’un üniversitelerde okuyan yetenekleri bugünden tespit edip, onları eğitmeyi amaçlayan ‘talent explorer’ programında da genç kadın stajyelere öncelik verilmesi amaçlanıyorlar. Kadın yöneticilerin yaptıkları mentorluk, esnek çalışma saatleri hep kadın çalışan sayısını arttırabilmek için.
Hedeflerinin tüm kadınların çalışmak istediği bir şirket olmak olduğunu söyleyen Belgin Ertam, bunun için 15 yıldır esnek çalışma modelleri uyguladıklarını söylüyor: “Esnek çalışma saatleri çok önemli bir konu. Kadın çalışanların mümkün olduğu kadar kendini rahat hissetmelerini, evine çocuğuna göre kendilerini ayarlamalarını amaçlıyoruz.”

En başarılı ülke İsrail
Microsoft, 79 ülkeden oluşan Orta Doğu ve Afrika Bölgesi’nde de kadın çalışan oranını arttırmak için çeşitli projeler yürütüyor. Bir ülkede başarılı olan proje diğer ülkelerde de uygulanıyor. 
Bölgede en fazla kadın çalışana sahip ülke İsrail. Ülkede kadın çalışan oranı yüzde 37. İsrail bu rakam ile Microsoft’un sadece bölge içindeki değil tüm dünyadaki ofisleri içinde de en başarılı ülkelerden biri. Bunun nedenlerinden biri Microsoft’un Microsoft Academy of College Hires (MACH) adını verdikleri yeni mezunlara yönelik işe alım programı kapsamında bu yıl işe alınanların tamamının kadın olması. Esra Gaon, İsrail’de kadın çalışan sayını arttırmak için kadınlara özel seminerler organize ettiklerini, esnek çalışma saatleri uyguladıklarını, bebek emzirme odaları ve yeni annelere yönelik eğitim programları ile kadınları şirkete çektiklerini anlatıyor.

Kadınlar için ofis kuruldu
Esra Gaon, bölgede dikkat çeken bir diğer ülkenin Mısır olduğunu söylüyor. Mısır’da çalışan kadınların oranı yüzde 25. Mısır’daki pazar ortalamasında çalışan kadınların oranının yüzde 16 olduğu düşünülürse bu iyi bir rakam ama Mısır özellikle kıdemli ve üst düzey kadınları çekmek için projeler hayata geçiriyor. Bunun için üst düzey CEO ve genel müdür yardımcısı konumundaki çalışan kadınları ofise farklı aktiviteler ve organizasyonlar için davet ederek, Microsoft’un üst düzey yöneticileri ile bir araya getiriyorlar.
STK’larla yürütmüş oldukları eğitimlerle özellikle girişimci ruha sahip kadınlara ulaşarak onları Microsoft’un ürünleri hakkında eğitiyorlar. Mısır’da, esnek çalışma saatleri ve özel izin politiklarının yanı sıra çalışan kadınların eve daha kolay gidebilmelerini sağlayabilmek adına Kahire’de ikinci bir ofis kuruluyor. Böylece kadınlar, hangi lokasyon daha yakınsa o ofisten çalışabilecekler.
Suudi Arabistan ise bölgede kadın çalışan oranları bakımından en kötü durumda olan ülke. Kadın çalışanların oranı sadece yüzde 6.8. Bu ülkede de özellikle Y kuşağına yatırım yapmaya başlanıldığını söyleyen Gaon, kadınlara özel de bir ofis kurmaya başladıklarını, daha sonra da özellikle yeni mezun programı kapsamında sadece kadınları iş alma hedefi koyduklarını söylüyor.

Sosyal medya aktif olarak kullanılıyor
Microsoft’un Facebook’ta kurduğu Woman at Microsoft in Middle East and Africa grubunun 19 bin üyesi var. Hedef bu gruba üye olan kadınları işe alım süreçlerinde değerlendirmek, onlara şirketteki açık rolleri tanıtmak. Microsoft’un ikinci en popüler kanalı ise LinkedIn. LinkedIn özellikle kadın çalışan oranını arttırmak adına önemli bir araç olarak kullanılıyor.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Reklamlar

Kendini aşırı beğenme, olağanüstü, çok özel görme anlamına gelen narsizm iş hayatında da yayılıyor. İş hayatında tuttuğunu koparan, her konuda ‘en’ olan, kontrol edilemez özgüveni bulunan insanların varlığı ve bu insanlara olan talep, iş dünyasının narsist yöneticiler tarafından işgal edilmesine neden oluyor.
Özetle kendini aşırı beğenme olarak tanımlayabileceğimiz narsizm, günümüzde artan bir eğilim gösteriyor. 15-16 Şubat’ta Management Center Turkey (MCT) tarafından Lütfi Kırdar’da yapılan İK Zirvesi’nin oturum başlıklarından biri de narsizmdi. İK Zirvesi’nde bir sunum yapan ‘Asrın Vebası: Narsisizim İlleti’ isimli kitabın iki yazarından biri olan Prof. Dr. Keith Campbell, konuyla ilgili son derece ilginç açıklamalarda bulundu. Örneğin sosyal medyanın (Facebook’ta boy boy paylaşılan fotoğraflar, pohpohlamalar) kişiyi narsist yaptığını, liderleri işe aldıran özelliklerin (kibirin) kimi zaman şirkete en çok zarar verecek şey olduğunu, narsizmin iş hayatında ABD, Çin, Türkiye’de artışta olduğunu söyledi. Campbell ayrıca, insan kaynaklarının sürekli en beğenileni, en karizmatiği, en çekiciyi seçtiklerini – tıpkı kadınların erkek tercihi gibi – oysaki ‘dışına değil içine’ bakılması gerektiğini vurguladı.
Bir çok uzman iş hayatında narsizmin artma eğiliminde olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Acar Baltaş, birçok krize narsistlerin sebep olduğunu özellikle ABD’de iş hayatının narsistler tarafından işgal edildiğini söylüyor: “Anglo-sakson kültürü iş hayatında, tuttuğunu kopartan, kendine güvenen insan arayışı içindedir. Bu özellikler beslendikçe narsistik kişiliğin ortaya çıkması kolaylaşır. Gerek Enron gerek şirket birleşmelerindeki büyük zararlar, gerek 2008 ekonomik krizi narsistik yöneticilerin kontrol edilemez özgüvenlerinin ve kendi gerçeklik dünyalarında yaşamalarının bir sonucudur. Neyse ki Türkiye’de iş hayatı ABD ölçüsünde narsistler tarafından işgal edilmemiştir. Ancak bu yöndeki eğilim giderek daha çok erdem gibi algılanıyor.”
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Erol Özmen de hem ulusal hem küresel düzeyde bireyi öne çıkaran ve insanları her alanda ‘en’ olmak için kışkırtan kültürün insanları narsistleştirdiğini söylüyor.
Bir yandan narsist yöneticiler yükselişine devam ederken, diğer taraftan mütavazi liderlerin sayısı da artıyor (Bkz. Gandi Yöneticiler haberi, Hürriyet İK 17.07.2011)
Peki narsist yöneticiler şirket için iyi midir, kötü müdür? Şimdi iş çevreleri bunu sorguluyor.
Narsist nedir, narsisti nasıl tanırsınız, narsist yönetici şirkete ne kazandırır, ne kaybettirir, narsist yönetici ile nasıl çalışılır? uzmanlara sorduk.

Kariyer basamaklarını çıktıkça narsizm artıyor
Herkesin kendini sevme, beğenme, beğenilme ya da değerli bir insan olarak hissetmeye, benzersizlik duygusu yaşamaya ihtiyacı var. Fakat narsistlerde bu duygu daha fazla.
Narsizm kelimesi Yunan mitolojisinde kendi yüzünü suda görüp kendi kendine aşık olan Narkissos’tan gelir. Narsistler kendileri aşırı beğenen ve üstün gören, biricik zanneden, eşi bulunmaz, çok çok özel sanan insanlar. Dıştan bakıldığında narsist olarak nitelenen bu kişilerin kendilerini çok beğendikleri, sevdikleri hatta kendilerine aşık oldukları izlenimi edinilir.
Prof. Dr. Erol Özmen, “Oysa derinlerde, iç dünyalarında kendileri ile ilgili tam tersi değerlendirmeler bulunur. Başka bir deyişle narsistik kişinin dıştan gözlenen tutum ve davranışları aslında bir savunmadır. Fakat bunun farkında değildirler, kendileri ile ilgili algıları büyüklenmeci ve şişinmecidir” diyor.
Narsistlerin en belirgin özellikleri; insanlara değer vermeme, empati yokluğu, dinlemeye tahammülsüzlük, eleştirinin her türlüsüne kapalı olmak, sürekli takdir edilme isteği ve kendini övme şeklinde kendini gösterir. Narsistler giyimleri kuşamları, konuşmaları, tutum ve tavırları ile kendilerini belli ederler. Her halleriyle kendilerinin ne kadar önemli bir insan olduğunu hissettirirler. Narsist bir kişi kendi büyüklüğünü kanıtlamak için başkalarını aşağılama eğiliminde olur. Hep övülme, pohpohlanma beklentisi içinde olurlar.
Prof. Dr. Baltaş, iş dünyasında yönetim kademelerindeki basamaklarda yukarıya çıkıldıkça narsistlik davranışların daha sık görüldüğünü söylüyor ve narsist yöneticileri nasıl tanıyacağımızı şöyle anlatıyor:
* Saygısızlık ve kabalığı açık sözlülük olarak kabul ederler.
* Her şeye hakkı olduğuna inanır. Ahlak ve kanunların kendileri için olmadığına inanırlar.
*  Her şeyi bildiklerini düşünürler. Her konuda kesin fikirleri vardır.
* Fikirlerine karşı çıkanları uzaklaştırırlar.
* Şirketlerini içinde bulundukları endüstrinin merkezi, kendilerini de şirketlerinin merkezi olarak görürler. Dolayısıyla kendilerini endüstrinin vazgeçilmesi olarak değerlendirirler.
* Sürekli ilgi arayışı içindedirler. Kendi güçleri ve becerileri konusunda aşırı iyimserdirler.

İşletme için çok tehlikeli
Eğer kişi yeterli yetkinliğe sahip değilse, narsizmi işletme için tehlikeli hale geliyor. Narsistik kişilerin kendileri ile ilgili her şeyin en iyisini, en doğrusunu bildikleri inançları onların çok kolay risk almalarına neden oluyor. Prof. Dr. Özmen, ‘Örneğin narsistik bir cerrah, sorun çıkma olasılığının yüksek olması nedeniyle birçok cerrahın ameliyata almaktan kaçındığı bir hastayı çekinmeden ameliyata alabilir. Narsistler risk alırken başkalarına ne olacağı ve başkalarının başına ne geleceği ile ilgilenmezler. Onlar büyüklüklerini herkese kanıtlama peşindedirler. Bir başarısızlık olursa da başarısızlığın faturasını başkasına çıkarır ve kendilerinin hiçbir kusuru olmadığına inanırlar. Bir narsisti en tehlikeli hale getiren durum ‘donanımsız, yeteneksiz, beceriksiz ve çevresinin söylediklerine kapalı’ biri olmasına karşın onun yetkili ve karar verici bir pozisyona getirilmesidir” diyor.

Narsist lider iyi midir, kötü müdür?
Fakat liderlerin biraz da narsist olması gerektiği yönünde de bir görüş var. Narsist olmayan bir kişinin lider olamayacağı söyleniyor. Çalışanlara kendisini benimsetebilmiş narsist bir liderin çalışanların kendilerini daha istekli, daha güvenli ve daha mutlu hissetmelerini sağlayabileceği gibi, narsist özellikleri ön planda olan bir lider hem şirket için hem çalışanlar için kötü sonuçlar yaratabilir. Başkalarının ne düşündüğüne ve ne hissettiğine aldırış etmeyen, eleştirilmeye katlanamayan, her türlü başarıyı kendisine, başarısızlığı ise başkalarına yükleyen bir lider çalışanlara ve şirkete de zarar verir.
Geçen yıl Amsterdam Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, narsistlerin takım çalışmasına engel olduklarını, bilhassa son kararı veren onlar olduğu için şirketin verimliğini düşürdüklerini ortaya koyuyor. Msnbc.msn.com’da yayınlanan bir habere göre, narsistlerin ‘kendine güven’, ‘otoriter olmak’, ‘yüksek öz saygı’ gibi liderlik vasıfları, grup içinde bilgilerin paylaşılmasını engelliyor. Amsterdam Üniversitesi’nin araştırmasında, 150 katılımcı 3 gruba bölündü ve rastgele bir kişi grup lideri oldu. Sonra gruplardan bir iş adayı seçmeleri istendi. Araştırmacılar adayların bilgilerini grup üyelerine açıkladılar. En ses getirecek bilgileri herkese açıklarken, her bir katılımcıya da diğer grup üyeleriyle paylaşmamak üzere bir bilgi ilettiler. 
Gruplardan tüm konuları tartışmaları istendi fakat son kararı vermek liderlerin yükümlülüğündeydi. Araştırma şu şekilde kurgulanmıştı; herkes aday hakkındaki bilgileri birbileriyle özel olarak paylaşacak ve böylece grup en iyi kararı verecekti. Eğer grup kararını sadece herkesle paylaşılan bilgilere dayandırarak yaparsa, daha kötü bir adayı seçmiş olacaktı.
Deneyden sonra adaylara soru formları dağıtıldı. Soru formları liderlerin narsizm seviyesini ölçmeyi, grup üyelerinin ise liderlerinin otoritesi ve etkinliği hakkındaki düşüncelerini ölçmeyi amaçlıyordu.
Sonuçta gruplar, egoist liderlerinin iş için en kötü adayı seçmesine izin verdi. Çünkü narsist liderler ben merkezci özelliklerinden dolayı iletişime, bilgi paylaşımına kapalıydılar. Daha da ilginci liderlerin bu düşük performanslarına rağmen grup üyeleri, en narsistik liderleri en etkili buldular. Araştırmaya göre iyi bir karar vermek için bilgileri, farklı görüşleri, deneyimleri paylaşmak şart ama narsist liderlerde bu özellikler yok.

Tedavi arayışına girmezler
Narsizm her insanın psikolojik gelişim sürecinde bulunan ve işlenen bir süreç ve her narsizm de tedavi gerektirmez. Özmen, narsizmin ne zaman ya da hangi düzeyde tedavisinin gerekeceği konusunda belirleyici olan şeyin kişinin sosyal ve mesleki rollerini ne oranda etkilediğine bağlı  olduğunu söylüyor: ”Fakat böyle bir etkilenme olsa bile narsistik kişilik özellikleri olanlar çoğu zaman sahip oldukları özelliklerden kurtulmak için tedavi arayışına girmezler. Genellikle ciddi hayal kırıklıkları, yaşadıkları depresyon nedeniyle çare ararlar. Bu durumda yalnız depresyon tedavi edilirse bir süre sonra kişinin yeniden depresyona girme olasılığı çok yüksektir. Depresyonun tedavisi yanında depresyona yatkınlık yaratan narsistik özelliklerin de terapi sürecinde işlenmesi gerekir. Gerçekten narsizmden kurtulmaya çalışan bir kişi için en kısa önerim empati kurma yeteneğini geliştirmeye çalışmasıdır.”

Narsist bir yöneticiyle çalışanlara tavsiyeler
Prof. Dr. Erol Özmen, narsist bir yöneticiyle çalışanlara şu tavsiyeler de bulunuyor:
* Öncelikle narsist bir insanın nasıl davranabileceği konusunda bilgi edinmelerini tavsiye ederim. Narsist bir insanın nasıl davranabileceğini ve ne yapabileceğini bilmek o kişiden beklentilerin daha gerçeğe uygun olmasını sağlar. Örneğin iş yerinde bitirilmesi gereken bir iş olduğunda narsist bir yöneticinin çalışanların en ciddi gereksinimlerini bile dikkate almayacağının akılda tutulması böyle bir zamanda izin istendiğinde hayal kırıklığını önleyebilir.
* İkinci temel tavsiyem ise narsist bir insanın kendisinde ne tür duygu ve düşünceler yarattığını anlamaya çalışması ve bunlarla baş etmeyi öğrenmesidir. Narsistlerle baş etmede en çok zorlananlar özgüveni yetersiz olan insanlardır. Özgüveni geliştirmek narsist insanlarla baş etmeye ciddi katkıda bulunur. Narsistlerin kendisini herkesten büyük gören, karşıdakini ve karşıdakinin görüşlerini önemsemeyen hali herkesi belli oranda öfkelendirir. Bu nedenle narsist bir yönetici ile çalışmak zorunda kalanların öfkelerini yönetmeyi öğrenmesi gerekmektedir.
* Farklı düşündüğünüz bir konuda haklı ya da doğru olduğunuzu kanıtlamak için aşırı bir uğraş içine girmeyin.
*  Onu eleştirirken çok dikkatli olun. Düşündüklerinizi akılınıza geldiği gibi rastgele değil, belirli bir hedefe odaklandığınızda ve düşündüklerinizden emin olduktan sonra söyleyin. Eleştirdiğiniz zaman öfkelenebileceğini bilin ve hazırlıklı olun.
*  Size görüşünüzü sormazsa ya da söylediklerinizi dikkate almazsa, alınmayın.
* Ona bir iyilik yaptığınızda ondan minnettarlık beklemeyin. Çünkü yaptığınız iyiliği, iyilik olarak değil, zaten hak ettiği bir şey olarak algılayacaktır.
* Onunla didişen, onu küçük düşürmeye çalışan, ona meydan okuyan ve onu önemsemeyen bir insanmışsınız izlenimi yaratmayın. 

Yakın tarih örneklerle dolu
Prof. Dr. Baltaş, narsistlerin en büyük korkusunun güçlerini kaybetmek olduğunu, kendileri ile sınırlı bir ‘ben dünyası’nda yaşadıklarını söylüyor: “Dış dünya ise ‘ben’ olmadığı için çevrelerindeki insanların gerçeklerini ve ihtiyaçlarını algılayamazlar. Başkaları kendilerine hizmet etmiyorsa onları görmezler. Buna eşleri ve çocukları da dahildir. Adeta çevrelerindeki insanların transparan olmasını isterler. İşler yolunda gitmediği zaman, kendilerine ait bir gerçeklik dünyası oluşturlar ve bunu destekleyen insanları çevrelerinde tutarlar. Yakın tarihteki örneklere bakarsak; Saddam’ın Kaddafi’nin Mübarek’in son güne kadar nasıl kendi gerçeklikleri içinde yaşadıklarını görürüz. Bugün de benzer durumu spor dünyasında gözlüyoruz.” 

Yalan Dünya’nın Çağatay’ı narsistlere en tipik örnek
Prof. Dr. Erol Özmen’e iş, sanat, siyaset camiasından en narsistik bulduğu kişileri sorduk. Özmen, “Yalnız basına yansıdığı kadarıyla her hangi bir kişi için narsist değerlendirmesinde bulunmanın doğru olmayacağını düşünüyorum. Fakat her ünlü (hatta ünlü olmak isteyen) kişide narsistik özellikler bulunuyor desem yanılmış olmam” diyor ve Kanal D’de yayınlanan Yalan Dünya dizisinden örnek veriyor.
Yalan Dünya dizisinin Çağatay’ı, yakışıklı, karizmatik, kendi sesine ve yakışıklılığa hayran bir dizi oyuncusunu canlandırıyor. Herkesin kendisine taptığını düşünüyor. En favori cümlesi ise “Sesim seni tahrik ediyor mu sevgilim?”
Erol Özmen, Çağatay karakterinin narsistik kişilik için en tipik örnek olduğunu söylüyor: “Narsistlerin iş yaşamında ve sosyal yaşamda nasıl davranabilecekleri bu karakter ile mükemmel bir şekilde yansıtılıyor. Biraz farklı özellikler taşıyor olmakla birlikte aynı dizideki Emir karakteri de yine tipik bir örnektir.”

Burcu ÖZÇELİK SÖZER / HÜRRİYET İK

Şubat ayında İngiltere, Almanya, İsviçre gibi 16 ülkeyi kapsayan Ericsson Batı ve Orta Avrupa Bölgesi Satış Organizasyonundan Sorumlu Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Tohumcu (39), Türkiye’den atanan en üst düzey Türk oldu. Tohumcu, Londra’ya iş görüşmesine “ya ben bir gideyim herhalde Avrupa’nın başına da bir Türk getirmezler” diyerek gittiğini anlatıyor.
Ericsson Türkiye Ülke Müdürü Özgür Tohumcu, 1 Şubat’ta İngiltere, İrlanda, Belçika, Hollanda, Almanya, İsviçre, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Bosna Hersek, Slovenya, Lihtenştayn ve Lüksemburg’dan oluşan 16 ülkenin bulunduğu Ericsson Batı ve Orta Avrupa Bölgesi Satış Organizasyonundan Sorumlu Başkan Yardımcılığı görevine atandı. Aynı zamanda bölgenin yönetim kurulunun üyesi olan Tohumcu, İngiltere merkez ofisinde çalışmaya başladı. Son yıllarda Ericsson Türkiye’den yurtdışına pek çok üst düzey atama oldu ama ilk defa bir Türk bu derece yüksek bir pozisyona getiriliyor. Üstelik Özgür Tohumcu henüz 39 yaşında.
Tohumcu, Haziran ayında ailesini de yanına, Londra’ya alacak. Şimdilik her cuma İstanbul’a ailesini görmeye geliyor, eşini, 5 yaşındaki ve 3 aylık kızlarını görüp, her pazartesi Londra’ya geri dönüyor. Bu vesileyle biz de Tohumcu ile görüşme imkanı bulduk.
Meğer 1972 Ankara doğumlu Özgür Tohumcu’nun babası Ankaragücü’nün efsanevi kalecisi ve aynı zamanda Türkiye’nin milli kalecisi Aydın Tohumcu imiş. 3 yaşında babasının Mersin İdman Yurdu’na transferi ile Mersin’e taşınan Özgür Tohumcu, bu nedenle nerelisiniz diye sorulduğunda “Mersinliyim” diye cevap veriyor.
Mersin’de Tarsus Amerikan Lisesi’nde okuyan, ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde elektrik-elektronik mühendisliğini bitiren Tohumcu, MBA’ini New York Eyalet Üniversitesi’ne yapmış.
Toplam 11 yıl yaşadığı Amerika’da American Management Systems’de (daha sonra CGI) çalışmış, bilişim teknolojileri alanında sistem dizayn etmiş. Ve 2005 yılında Türkiye’ye dönerek Ericsson’da çalışmaya başlamış.

– Türkiye’ye gelme kararını nasıl verdiniz?
Birkaç şey etkili oldu, birincisi babamın vefatı. İnsan birazcık daha bazı şeyleri sorguluyor böyle zamanlarda. Ayrıca evlenince  de ailemizi Türkiye’de kuralım istedik.
 – Burada hiç iş baktınız mı gelmeden önce?
Aslında ben 2005 yaz tatilinde geldim buraya, piyasayı yoklamak amacıyla birkaç şirketle görüştüm. O zaman Ericsson ile de bir görüşme yapmıştım, onlar da bir pozisyonu doldurmaya çalışıyorlardı. Hayalimdeki işti.
– Neydi bu iş?
O zaman Ericsson, telekom ve donanım tarafındaki yetkinliği birazcık daha bilişim tarafına kaydırmaya çalışıyordu. Onun için de IT tarafında çalışmış, dışarıdan gelen bir taze kan arıyorlarmış. Ben görüşmeyi yaptım, bu arada tatilim bitti ve uçağa atlayıp geri döndüm Amerika’ya. 2 gün sonra beni aradılar, 15 gün sonra gel başla dediler. 2005 Eylül’de Ericsson’da işe başladım. Bu arada Pensilvanya Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyordum. Son 3 ayını her haftasonu Türkiye’den Amerika’ya giderek tamamladım.
– 2005’ten bu yana neler yaptınız, hangi görevlerde bulundunuz?
Benim daha çok sorumlu olduğum alan sistem entegrasyonu ve IT tarafına şirketi kaydırmaktı, 3 sene kadar bu görevin başındaydım. 20 kişilik bir ekiple başladık işe 250-300 kişiye ulaştık. İTÜ Teknokent’te kurulu CRM şirketi Bizitek’i satın aldık. 

İlk Türk Genel Müdür
– Sanırım Ericsson’un ilk Türk genel müdürüsünüz, doğru mu?
Kurucuyu saymazsak, evet ilk Türk genel müdür benim. Geçmişe baktığınızda ben bu işi yapabilirim, bence doğru ve iyi bir aday olabilirim ama buraya yine bir İsveçliyi getirebilirler diye düşünüyordum. 
– 2010 yılında Türkiye Genel Müdürü, 2012’de Ericsson Batı ve Orta Avrupa Bölgesi Satış Organizasyonundan Sorumlu Başkan Yardımcılığı görevine atandınız. Hızlı bir görev değişimi.
İdealde 1 sene daha genel müdürlük yapmam gertekiyordu ama ben çok çabuk sıkılan bir insanım. O zaman Anders (bir önceki genel müdür) ile de görüşmelerimde 2012 içinde yurtdışında başka bir göreve gelmek istediğimi söyledim. Böyle güzel bir pozisyon açılınca Anders ilgilenip ilgilenmeyeceğimi sordu. Ben de bir görüşeyim dedim. Gizlice Londra’ya görüşmeye gittim. 2-3 saatlik görüşmenin sonunda, ne olacak bundan sonraki süreç diye sordum, İsveçliler de çok açık insanlardır, ‘tamam işte sen başlarsın, insan kaynakları ile görüş işlemlerini başlatsınlar’ dedi.
– Çok önemli bir pozisyon, görüşmeye giderken ben bu işi alırım diyor muydunuz?
Ben Londra’ya görüşmeye gittiğimde şöyle gittim; ya ben bir gideyim heralde Avrupa’nın başına da bir Türk getirmezler diyerek. Ben ilk Ericsson’a geldiğimde şöyle bir eleştirim vardı, fazla İsveçli bir şirket olduğunu düşünüyordum. Ama Ericsson’da çok büyük bir değişim var. Ben ilk başladığımda belki üst düzey yöneticilerin yüzde 70’i İsveçli’ydi. Şimdi yüzde 20-30’lara indi.

Asistanın analizini yapmak istediler
– Oradaki çalışanlarla aranız nasıl? İş yapış şekilleri nasıl farklılıklar gösteriyor?
Ekibimin yaş ortalaması 45-50 civarı. Onların gözüyle bakarsanız tamamiyle başka bir pazardan gelen birisi, Ericsson çözümlerinin satışının başında şu anda. Anlamaya çalışıyorlardır herhalde. Benim gördüğüm Avrupa’da inanılmaz bir analiz var. Mesela ekipte 4 kişi var, ikisine bir asistan diğer ikisine başka bir asistan bakıyor. 5. kişiyi işe aldığımızda bu kişiye hangi asistanın bakacağı sorun oldu. Bu kişilere mesaj atıp siz seçin dedim. İçlerinden biri asistanların iş yoğunluğunun analizini yapalım ona göre de karar verelim demiş. Avrupalı yaklaşımı biraz böyle. Biz de bazen çok yüzeysel karar verebiliyoruz. İkisinin ortasında olması  gerektiğini düşünüyorum.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER / HÜRRİYET İK