İstanbul’da bir alışveriş merkezi inşaatının çadırında yanarak ölen 11 işçi, 5 TEDAŞ işçisinin baraj göletinde 2 saat boyunca çırpınmalarına rağmen kurtarılamamaları, sürekli işçi ölümleriyle gündeme gelen Tuzla tershanesi… Ve daha birçokları. Son aylarda neredeyse her gün bir iş kazası haberi okuyoruz ki bir de basına yansımayanlar var. Sanayinin büyümesi, taşeronlaşma, kontrolsüzlük ve denetimsizlik sonucu iş kazaları da tırmanışa geçti. Gözler şimdi Meclis’ten geçmesi beklenen yasa tasarısında fakat yasada da pek çok eksik ve çelişki mevcut.

Tarih 24 Şubat 2012. Adana’nın Kozan İlçesi’ndeki Göksu Irmağı üzerinde yapımı devam eden Gökdere Köprü Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin derivasyon tüneli kapağı aşırı basınç nedeniyle patladı. Akarsu yatağındaki şantiyede çalışma yapan işçilerden 12’si tünelden boşalan yüksek debili suya kapıldı. Kaybolduğu açıklanan 10 işçiden 5’inin cesedine ulaşıldı, 5’inin cesedi ise hala bulunamadı.

Tarih 11 Mart 2012. Esenyurt’ta, alışveriş merkezi inşaatının şantiyesinde çıkan yangın sonucu 11 işçi yanarak can verdi. Konteyner yerine çadırlarda kalan işçiler ihmal ve denetimsizlik kurbanı oldular.

Tarih 3 Nisan 2012. 5 TEDAŞ işçisi Erzurum’un Aşkale ilçesindeki baraj göletine elektrik arızasını gidermek için gitti. Deniz bisikletinin alabora olması sonucu işçiler suya düştü. İşçiler, 2 saat boyunca ‘Kurtarın bizi’ diye bağırdılar ama ne yazık ki kimse yardımlarına koşmadı. 5 işçi göz göre göre çırpınarak öldü.

Tarih 5 Nisan 2012. Tuzla’da bir geminin tank kısmında gaz sıkışması sonucu bir patlama meydana geldi ve 2 işçi öldü. (Bu Tuzla’da 1985 yılından bu yana meydana gelen 148. ölümlü kaza oldu.)

Tarih 2 Nisan 2012. Eskişehir’in Mihalıççık ilçesindeki madende meydana gelen göçükte 4 işçi hayatını kaybetti.

Tarih 13 Nisan 2012. Kahramanmaraş’ta bir kot boyama fabrikasının boya kazasında bakım ve onarım çalışması sırasında meydana gelen patlamada 4 işçi öldü, 9 işçi de yaralandı.
Son dönemde basında yer alan ölümlü iş kazalarından bazıları bunlar. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporu da Mart ayında en az 59 işçinin öldüğünü söylüyor. Bunlar tabii ki kayda geçen ölümler.

2010’da 1.454 kişi iş kazalarında hayatını kaybetti
Son dönemde ölümlü iş kazalarında ciddi bir artış var. SGK verilerine göre 2010’da 62.903 iş kazası meydana geldi. Ölümlü iş kazalarının sayısı ise 1.454 oldu. 2002 yılında ise bu sayı 872’idi. Ne oldu da iş kazalarında neredeyse 2 kata varan bir artış yaşandı? Türkiye sanayisi büyüdü, işçi ölümleri arttı deniyor. Türkiye büyüyor, sanayi gelişiyor ama işveren sadece büyümeye, kâra odaklı bir şekilde hiçbir tedbir almayınca işçiler ölmeye devam ediyor. Ekonomik hareketlilik arttıkça, sınai üretimi arttıkça, tedbirsizlik ve denetimsizlik sonucu iş kazaları da artıyor. İş güvenliği eğitimleri veren Artı Danışmanlık’ın Kurucusu Dr. Ali Rıza Tiryaki, “Son günlerde yaşanan iş kazalarının neredeyse tamamında ölenlerin alt yüklenici veya taşeron işçileri olduğu görülüyor. İnşaat, maden, gemi inşaatı, enerji vb başta olmak üzere neredeyse bütün üretim sektöründe gördüğümüz iş-istihdam biçimi değişiklikleri, asıl işverenden taşeronlara uzanan zincir içinde eğitim-denetim etkinliğinin azalmasına, iş güvenliğinden ve sağlığından fiilen tasarruf edilmesine yol açıyor. Bu ülkenin vicdan sahibi yurttaşları olarak gazetelerimizin sayfalarını dolduran dev konut projelerinde kaç insanın hangi koşullarda çalıştığını, kaç işçinin öldüğünü merak etmemiz, sormamız gerekir” diyor.

Neden?
İş Güvenliği Uzmanları Derneği Başkanı Latif İşçen, Türkiye’de son zamanlarda iş kazalarının artmasının tek bir nedene bağlı olmadığını söylüyor: “Bilgi eksikliği olan işveren; emniyet tedbirlerini alamadığı için yanında çalıştırdığı işçisinin kazalarına şahit olmaya devam ediyor. İşçi bilinçsiz, işveren bilinçsiz, iş güvenliği uzmanlarının sayısı yetersiz. Yıllardır İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkmadı. Yapılan çalışmalar bu dönemdeki ülke gelişim hızı ile aynı hızda seyretmiyor” diyor ve ölümlerin artma nedenlerini şöyle özetliyor:
– Artan sanayi ve işçi talebi 
– İnşaat alanında ve metal sektörü ağırlıklı ülkenin gelişimi
– Emek yoğun imalattan teknoloji yoğun imalata geçilmesi.
– Enformasyon çağında teknolojinin artması ile iş yapım sürelerinin kısaltılması.
– Performans ve verimlilik kabullerinde insan faktörünün ele alınmadan ‘işçi makinenin parçasıdır’ düşüncesi.
– Emniyet bilinci eksikliğimiz.

Avrupa birincisi dünya üçüncüsüyüz
Dünya Çalışma Örgütü’nün (ILO) rakamlarına göre her 15 saniyede bir çalışan iş kazası nedeniyle ölüyor. Her 15 saniyede 160 çalışan iş kazası geçiriyor.
Her gün 6.300 kişi, her yıl 2.3 milyon kişi iş kazalarında ölüyor. Yılda 337 binin üzerinde iş kazası meydana geliyor.
ILO 2008 yılı istatistikleri incelendiğinde Türkiye’nin ölümlü kaza oranının Rusya, Meksika gibi ülkelere yakın olarak her 100 bin işçi başına 10 olduğu, Almanya ve Kanada gibi ülkelerle karşılaştırıldığında ise bu oranın 5 kat fazla olduğu görülüyor. Bu oranlarla Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sıradayız.

Mevcut yasalar yetersiz
Türkiye’de bu konuda yasalar da, yürütmeye hizmet edecek düzenlemeler ve organizasyonlar da çok yetersiz. Latif İşçen, mevcut yasadaki eksikleri şöyle anlatıyor: “Yasa işverene her şeyden sorumlusun diyor, işveren neden sorumlu olduğunu dahi bilmiyor. Yönetmelikte ise iş güvenliği uzmanına da işverenin risklerini tespit et, yerine getirmezse bana bildir diyor. Maaşını işverenden alan iş güvenliği uzmanı ya da hekim sizce tam bağımsızlıkla mesleğini icra edebilir mi? İşvereni şikayet edebilir mi? Yasa risk değerlendirmeyi yapmayı zorunlu kılıyor ancak ne kadar sürede bu riskleri gidermesi gerektiğini, öncelik şeklini, sorumlulukları tarif etmiyor. Neresinden tutsanız elinizde kalacak eksik ve zayıf düzenlemeler var. İnşaat sahalarında en çok yüksekten düşmeli iş kazaları oluyor. Çağ dışı iskelelerle (Türkiye’de güvenli iskele standartı yok) iş yapılıyor, sonra siz çalışana baret tak diyorsunuz, işçinin altındaki bastığı zeminde kalas var! Budağından kırılır ya da kalas dönerse işçi düşüp ölecek. Herhangi bir işyerinde işyeri faaliyete başlayacak, kimse gidip ön risk değerlendirmesi yapmıyor. Makine risklerine, çalışma alanı uygunluğuna, termal konfor uygunluğuna, ergonomi uygunluğuna bakılmıyor. İşyeri çalışmasına izin vermeden güvenlik denetimi yapılmalı. İşveren hâlâ iş güvenliğini maliyet olarak görüyor.” 

Ve Yasa Meclis’te
Yıllardır Meclis’e sunulmayı bekleyen İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı nihayet bu ay başında Meclis’e sunuldu. Şimdi hızla yasalaşarak yürürlüğe girmesi bekleniyor. Yasanın getirdiği en önemli değişiklik şu ki, artık sadece 50 ve üzeri işçi çalıştıranlar için değil tüm işyerleri için iş güvenliği zorunluluğu geliyor.
Mevcut İş Kanunu’na göre 50 ve daha fazla kişi çalıştıran işyerlerinde işyeri hekimi çalıştırma ve sanayiden sayılan işyerlerinde de iş güvenliği uzmanı çalıştırma yükümlülüğü var. Şu an Meclis’e sunulan İş Güvenliği Yasa Tasarısı ile 50 işçi sınırını kaldırıyor, kaç kişi çalışırsa çalışsın o işyerine, işyeri hekimi çalıştırma yükümlülüğü getiriliyor. İş güvenliği uzmanı çalıştırmak için aranan sanayiden sayılma şartını da ortadan kaldırıyor. Çok küçük işletmelere bile bu hüküm getiriliyor.
2010 yılında 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinde 35.430 iş kazası meydana geldi, yani bu işyerlerinde meydana gelen kazaların toplam iş kazası sayısının yüzde 56’sını oluşturduğu düşünülürse bu zorunluluk önemli bir adım.
Fakat bunu doğru bulmayanlar da var. İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı ve Bilirkişisi Avukat Cüneyt Alihan Danar, uygulamada bunun çok büyük bir dezavantaj yaratacağını söylüyor: “Çünkü orta ve küçük ölçekli işletmelere bu çok yüksek bir maliyet getireceğinden işyeri hekimliği ve uzmanlığı hizmetini outsource etme yoluna gidecekler. Ve dışarıdan alınan bu hizmet gerçek bir hizmet olmayacak, sadece göstermelik olacak. Göstermelik bir sözleşme ile denetlemeye gelen müfettişlere, bakın bizim işyeri hekimimiz var, işte bu da sözleşmeleri diyecekler. O nedenle 50 çalışan sınırlamasını doğru bulmuyorum.”
Danar, yasanın pek çok eksiklik ve çelişki ile dolu olduğunu söylüyor: “Önemli olan nokta şu; işin niteliğine göre alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemi farklıdır. Bir tekstil işyerinde almanız gereken güvenlik önlemleri farklı olabileceği gibi bir metal işyerinde almanız gereken güvenlik önlemleri farklıdır. Ama taslakta herhangi bir ayrım yok. Yani alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini işin niteliğine göre gruplandırmıyor. Sadece genel esasları çiziyor, detayları yönetmeliklere bırakıyor. Her işe göre ayrı bir düzenleme yapılması gerekirdi. Eksikler ve çelişkilerle dolu bir tasarı. Tasarı hazırlandığında sosyal taraflara gönderilip, görüşler istendi ve 2 gün içiden görüşlerinizi yazıp verin dendi. Böyle önemli bir konu için 2 gün verildi. Ben bu konudaki çalışmaların çok samimi yürümediği kanatindeyim.” 

İnşaat sektörü birinci sırada
En çok ölümlü iş kazası bina inşaatı sektöründe meydana geliyor. SGK 2010 istatistiklerine göre maden, metal, tekstil ve inşaat sektörleri kazaların en sık yaşandığı sektörler arasında bulunuyor.
Türkiye’deki tüm iş kazalarının yaklaşık yüzde 9,5’i inşaat sektöründe meydana gelirken, sürekli iş göremezlikle sonuçlanan iş kazalarının yüzde 23’ü, ölümle sonuçlanan iş kazalarının ise yüzde 30’u inşaat sektöründe meydana geliyor. 2010 yılı verilerine göre tüm işyerlerinde meydana gelen kazaların;
– yüzde 37’si bir veya birden fazla cismin sıkıştırması, ezmesi, batması, kesmesi,
– yüzde 19’u düşen cisimlerin çarpıp, devirmesi,
– yüzde 14’ü kişilerin düşmesi,
– yüzde 12’si makinelerin sebep olduğu kazalar,
– yüzde 4’ü taşıt kazaları sonucu meydana gelmiş.

 Teftişler, kaza bildirildikten sonra yapılıyor
2010 yılında iş sağlığı ve güvenliği yönünden 208 iş müfettişi tarafından  toplam 1.325.749 işyerinde 17.275 teftiş yapıldı. Bu teftişlerin yüzde 47’si yaşanan iş kazaları ve bildirilen meslek hastalıkları sonrasında yapıldı. 

40 bin iş güvenliği uzmanına ihtiyaç var
İşyerleri az tehlikeli, tehlikeli, çok tehlikeli olarak sınıflandırılıyor ve A sınıfı, B sınıfı ve C sınıfı olmak üzere 3 tür iş güvenliği uzmanlığı sertifikası bulunuyor. Çok tehlikeli işyerlerine A sınıfı uzmanların bakması gerekiyor ama Türkiye’de geçerli sertifikaya sahip A Sınıfı uzman sayısı 80. Bu arada hukuk savaşları nedeniyle sertifikaları geçersiz hale düşmüş binlerce kişi var. İş sağlığı uzmanları bu kişilerin sertifikalarının hemen geçerliliğinin sağlanması gerektiğini, yeni kanunla birlikte uzman ihtiyacının 40 bin civarında olacağını söylüyorlar. 
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK