Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 19 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelgenin 8. maddesinde ‘Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve sosyal taraflar, işyerlerinde psikolojik tacize yönelik farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenleyeceklerdir” deniliyordu. İşte, 23 Mayıs’ta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi (ÇASGEM), Ankara’da “Çalışma Hayatında Psikolojik Taciz (Mobbing) Panel ve Çalıştayı” düzenliyor. İş psikologları, hukukçular, sendikalar, dernekler ve çeşitli kurumların katılacağı panel ve çalıştayda taraflar bir araya gelip mobbing’i konuşacak. Bu panel ve çalıştayda yer alacak isimlerden biri de Prof. Dr. Pınar Tınaz. Türkiye’yi mobbing kavramıyla tanıştıran ilk kişilerden olan, bu konuda pek çok kitap yazan Tınaz ile Türkiye’de mobbing’i konuştuk.
– Mobbing ile ilgili 4 kitap yazdınız, daha öncekiler mobbing’i anlatan kitaplardı, son kitabınızda “Mobbing: Bugün Bana Yarın Sana” ise bir akademisyenin uğradığı mobbing’i konu alıyor. Neden böyle bir kitap yazdınız?
Bir üniversitede geçen uzun ve karmaşık bir mobbing vakası, mobbing araştırmacısı ve mücadelecisi olarak beni, üniversitelerde yaşananları anlatabileceğim farklı formatta bir kitap yazmaya sevk etti. Hukuk, ahlak, kural ve yönetmeliklerin ihlal edildiği bir işyaşamı öyküsünü bir vaka analizi şeklinde düzenleyip kitap haline getirirsem ileride benzer olayların yaşanmasına belki biraz engel oluşturabilirim diye düşündüm. Bu kitap mutlaka tüm üniversite öğretim üyeleri ve öğrenciler tarafından ve ileride üniversitede çalışmak isteyen kişilerce okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap. Ayrıca mobbing konusunda derslerde veya çalışma psikolojisi, yönetim, iş hukuku gibi mobbing’in anlatıldığı derslerde okutulması gereken bir kitap.
– Bu kitapta mobbing’e uğrayan akademisyen kim?
Kim olduğunu söyleyemem. Çünkü zaten kitap bitti ama öykü bitmedi. Bundan sonra olanlar ikinci bir kitap olarak yayınlanacak.
Eğitim sektöründe mobbing’e uğradığını söyleyen pek çok kişiye rastlıyoruz, neden mobbing eğitim sektöründe bu kadar yaygın?
Çünkü üniversiteler bu tip şikayetleri gerektiği gibi önemsemiyorlar. İçte halletmeye çalışmıyorlar. Ayrıca üniversitelerde kayırmalar çok fazla yaşanıyor, mobbingin ortaya çıkmasına bu çok önemli bir neden. O nedenle eğitimde ve sağlıkta çok yaygın. Özellikle tıp fakültelerinde hemşireler, doktorlar çok dertli, çünkü hem eğitimi hem sağlığı birleştiren bir yer tıp fakülteleri.
– Kimlerin mobbing’e uğrama riski daha fazla?
Adalet duygusu güçlü, dürüst kişilerin ve farklı, dikkat çeken kişilerin mobbinge uğrama riski daha fazla. Bu arada bir sürü mobbing vakası var ki üstü örtülü içeride oturuyor, ve de yine ne yazık ki bu yanlış bilgilendirmeleri cesaretlendirmeler sonucunda da hiç mobbingle ilgisi olmayan iş yaşamında yaşanmış her türlü huzursuzluk, çatışma mobbing diye dava konusu oluyor. Zaten amaç hukuk kademesine gelmeden işi çözümlemek, her şeyi hukuka götürmek zaten doğru değil.
– Türkiye’de açılmış kaç mobbing davası var, bazıları binlerce dava olduğunu söylüyor ama bu rakamlar çok abartılı değil mi?
Herkes gelişi güzel bir rakam veriyor. Bir olguya ilişkin hele ki mobbing gibi ciddiyet ve hassasiyetle ele alınması gereken ve ayrıca çok bilimli bir konuya ilişkin sayısal veri belirtirken çok dikkatli olmak gerekir. İstatistiksel bir veri olmadan kamuoyuna hele ki bu denli abartılı sayısal sonuç vermek pek çok yönden son derece tehlikeli.
– Geçtiğimiz 6-7 yılda mobbing Türkiye’de ne kadar bilinir oldu?
Farkındalık yükseldi ama bilimsel mobbingle magazinleşmiş mobbing söylemlerinin birbirinden mutlaka ayırt edilmesi lazım. Bir dolu mobbing davranışı görmek demek mobbing sürecinin ortaya çıktığını ifade etmiyor. Dolayısıyla yanlış yaklaşımlarla, yanlış hislerle avukatlara, mahkemelere gitmek, çok yanlış.
– Kişinin uğradığı şey mobbing mi değil mi? Kime soracak, nasıl öğrenecek? Şirkette bu konuda görevli birisi olsa?
İşte bu benim önerdiğim şeylerden biri. Yetişmiş olaraktan mutlaka her şirkette, çalışan sayısına göre biri olmalı. Bir ya da birden fazla bu konuda yetişmiş, bu konuda sertifikasyon programına gönderilmiş birisi bulunmalı. Daha karışık durumlarda, daha ziyade üst yönetim pozisyonlarında mutlaka dışarıdan bir danışmana başvurulmalı.

İşveren asla mobbing’den korkmamalı
– 19 Mart 2011’de Başbakanlık bir mobbing genelgesi yayınladı. Siz nasıl değerlendirdiniz bu durumu?
Genelge her ne kadar tarafımdan bazı eksikler ihtiva etse de çok önemli bir adım Türkiye için. Genelgenin 8. maddesinden bildirilen husus, yani ‘Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve sosyal taraflar, işyerlerinde psikolojik tacize yönelik farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenleyeceklerdir” kısmı 23 Mayıs 2012 tarihinde Ankara’da ÇASGEM başkanlığınca yapılacak seminerde hayata geçecek. Geldiğimiz nokta çok önemli bir nokta.
– Neler konuşulacak seminerde?
Tek gün ama çok yoğun bir gün yaşanacak. Bir bilimsel panel yapılacak, konuyu ayrıntılı çalışmış, yönetim, psikoloji ve hukuk alanındaki akademisyenler konuyu bilgilendirme amaçlı dinleyicilere sunacaklar. Sendikalar, STK’lar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde çalışanların katılımcıları olacak. Her birim görüşünü, bu konuya yaklaşımını ve çözüm önerilerini yapacak.
– Çalıştay sonrasında atılacak ikinci adım ne olmalı sizce?
Benim için şu anda en önemli şey, her ne kadar bir haber ve bilgi bombardımanı sürüyorsa da Türk insanı bu konuya karşı hala çok bilgisiz, dolayısıyla öncelikle çalışma yaşamındaki insanların bu konuda bilgilendirilmesi lazım. İşveren asla bu konudan korkmamalı çünkü bunun bireysel olduğu kadar kurumsal zararları da çok fazla, kurumun tepesinde bulunan yönetici ne olduğunu bilemez, kurum da çok büyük kayıplara uğrar, işten ayrılmalar, işe gelmemeler, performans dğüşüklüğü, iş doyumunun düşüklüğü, hepsi ve de en önemlisi, kurumun itibarının saygınlığının yara alması kaçınılmaz. O yüzden işveren de veya üst yönetimde hem kendini hem çalışanını korumalı. Dolayısıyla bu konuya dair çalışanına güven vermeli, kendisinin üst yönetim olarak mobbing konusuna bakışını çalışanıyla paylaşmalı. Kurumunun çatısı altında, bu ahlak dışı, hukuk dışı, anayasal çalışma hakkının ihlali olan konuda hiçbir şekilde taviz vermediğini çalışanına mutlaka iletmeli. Tabii bunun yanında devletin atacağı adımlarda, örneğin bir takım merkezler açılıyorsa, danışma hatları açılıyorsa mutlak suretle buralarda bilgilendirilmiş, hatta bir sertifikasyon programından geçmiş psikologların, avukatların, sosyal hizmet uzmanlarının istihdam edilmeli.
– Siz Türkiye’de mobbing sorununun devletin yönlendirmesi ile mi hallolacağını söylüyorsunuz?
Evet, mobbing konusu bizde devletin yönlendirmesi ile oluşacak. Benim görüşüm o, daha önce ben hiçbir sendikanın bu konuda adım attığını görmedim.
– Yurtdışında da böyle mi, devlet ya da sendika mı yapıyor?
Evet mutlaka, mesela Almanya’da sendikal çalışmalar sonucunda iş sözleşmelerine yönetmeliklerine resmi olarak girmiş bir konu bu. Mesela mobbing erken emekliliğin bir ön şartı olarak karşımıza çıkıyor. İtalya’da bölgesel düzenlemeler var mahkemelerde. İsveç tamamen devletin çalışmaları sonucunda yasaya koymuş.

Bunun bedeli yok
– Mobbing’e uğradığını düşünen birisine ne tavsiye edersiniz?
Mücadelede 3 tane şey var, biri o işyerinden çekip gitmek, (hiç önermediğim bir şey) ikincisi, ekonomik ya da başka nedenlerden dolayı kabullenmek, üçüncüsü de işyerinde kalıp mücadele etmek. Mücadele ederken mutlak suretle yaşanan her olayı kaydetmeniz lazım, her şeyin yazılı olmasına dikkat etmeniz lazım. Bir yere yazı yazdığınızda size cevap verilmediyse, verilmemiş cevap da hukukta kanıttır.
– Size çok fazla mobbing mağduru geliyor mu, danışmak için?
Geliyor, insanlar kavramı bilmiyor, nereye gideceğini bilmiyor. Yaşadıklarını mobbing zanneden pek çok kişi var. Onlar da geliyor ve daha mutlu gidiyorlar. Sonuçta ben iş psikoloğu olduğum için o kişinin yaşadıklarını görüp, onu yönlendirebiliyorum. Yani psikiyatriste gidip de 7 seans, çocukluk anlatılacak bir durum değil bu.
Zaman ve mobbing başa başa gidiyor. Zaman içinde hızla ilerliyor ve asla zaman kaybedilmemesi gerekiyor. Mobbing olduğu iddia edilen bir olgunun mobbing olduğunu anlamak için en az 6 ay gerekiyor. Öyle tek bir davranışa bakıp  “aah mobbing’e uğradım” diye bir şey yok. Davranışlar sistematik olacak, süreklilik olacak. Ama zaman yitirmemesi gerekiyor, sonra çok ağır sonuçlar verilebilir hem kişiye hem kuruma. Altta bir takım şeyler oluyordur, kurumun haberi yoktur ama bedeli ödemek zorunda kalan kim? Aslında bedel de ödenecek bir bedel değil. Bunun bedeli yok. Bir kişinin kariyeriyle, istikbali ile oynadıysanız bunun bedeli yok.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Reklamlar