Yazar Toprak Işık, gerçek adıyla Erdal Kılıçaslan, esasen Türkiye’de radar tabanlı silah sistemleri konusunda uzman bir mühendis. F16’ların modernizasyonu projesinde görev almış, 4 metrekarelik, penceresiz, şifreyle girilen gizli bir odada tek başına çalışarak radar sistemlerini çözmüş. Ama onun en büyük tutkusu hep yazarlık olmuş, mühendislikle yazarlığı aynı anda götüren, şu anda 4’ü çocuk kitabı olmak üzere 8 kitabı olan Toprak Işık’ın iki farklı dünyası var.

Yazar Toprak Işık, 1973 yılında Elazığ’da doğdu. Çocukluğu İnegöl’ün Karalar köyünde geçti, ilkokula da orada başladı. Toplam mevcudu 32 olan okulun ve de dolayısıyla onun tek öğretmeni babasıydı. 3. sınıftayken İnegöl’e taşınan ve ortaokulu da burada okuyan Toprak Işık, daha sonra Işıklar Askeri Lisesi’ne devam etti. Askeri lisede okuyan iki abisine ve teyzesinin oğluna özenerek seçmişti askeri liseyi. Kendi gelişiminde askeri lisenin çok önemli bir yeri olduğunu söylüyor Toprak Işık; “Öykülerimi okuyanlar bilir, askeri liseyi de öykülerimde yazdım. Ben üslup olarak mizah kullanıyorum, mizah kullanınca bir sistemde hep aksayan yönlerden mizah çıkıyor, askeri okulda da hep oranın aksayan yönlerini yazdım. Bununla beraber o okulu kötü hatırlamıyorum. Ve bana verdiği disiplinin hayatım boyunca işe yaradığını düşünüyorum.”
Askeri liseden sonra ODTÜ’de okuyan abisinin yolundan gitti ve üniversite sınavına girdi. Birinci basamak sınavında 9., ikinci basamak sınavında 16. olarak Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölümü’ne girdi. Ama elektronik mühendisliği okurken çok da keyif alamadı. Zor bir bölüm olduğu için çok sevdiği okumaya, spora hiç zaman ayıramadı. Okulu bitirince yazarlık yapmayı kafaya koyan Işık, hayatını kazanmak için yazarlığın yanında da mühendislik yapmaya karar verdi.  
1996’da mühendis olarak Aselsan’ın Ar-Ge’sinde çalışmaya başladı. Işık, aslında mühendisliği sevmediğini, sırf para kazanmak için bu işi yapacağını düşünüyormuş ama tam tersi mühendislikten keyif almış. Nedenini ise şöyle açıklıyor: “Hep şifre çözer gibi yapılan işlere denk geldim. Mühendisler sever böyle işleri, eğitim sistemi de bizi böyle programlıyor.”
Aselsan’dan sonra bir başka şirketin araştırma geliştirme bölümüne geçti ve oradan askere gitti.

4 metrekarelik odada 4 yıl şifre çözdü
Askerden sonra Mikes’te işe başlayan Işık, F-16 ve F-4 uçaklarının modernizasyonu projelerinde görev aldı.
4 metrekarelik, şifreyle girilen, penceresi olmayan gizli bir odada tam 4 yıl çalışarak, yüzlerce radar sistemini inceledi. Radarların analiz edilmesine yönelik çeşitli programlar geliştirdi. Radarlar konusunda dünya ölçeğinde uzmanlaştı ve radarlara yönelik elektronik harp uygulamaları içeren birçok önemli projede görev aldı.
Toprak Işık 4 metrekareden küçük bir odada tek başına çalışmanın nasıl bir his olduğunu şöyle anlatıyor: “O odada ben huzur bulduğumu hissediyordum. Mühendisler yarışmaya çok alışık ve çok hırslıdır. Bu rekabet, hırs sanki takım çalışmasına zarar veriyor. Benim çalıştığım, daha sonra uzmanlaştığım alan tek başıma yaptığım bir işti. Bunun sağladığı çok büyük bir rahatlık oldu. Belki bu yüzden, çok sevdim o işi.”
F-16 elektronik harp sistemlerinin geliştirilme projesi Amerikan ortaklığı ile gerçekleştirildiği için Işık, hem Türkiye’de hem Amerika’da görev aldı.
Sonrasında Barış Kartalı olarak bilinen erken uyarı uçaklarının elektronik harp sistemlerinin geliştirilmesi projesinde çalıştı.
Yabancı bir ülke tarafından geliştirilmiş ve silahlı kuvvetlerce kullanılmakta olan bir radar algılayıcı sistem üzerinde tersine mühendislik analizleri yaparak, sistemin yazılım kodunun çözülmesinde ve tamamen yerli olanaklarla programlanabilir hale getirilmesinde önemli rol üstlendi.
2009-2011 yılları arasında Otokar A.Ş tarafından geliştirilmekte olan Milli Tank projesinde danışmanlık yaptı. 2011’de Koç Holding bünyesindeki RMK Marine şirketinde, hücum bot ve çıkartma gemilerinin savunma sistemlerine yönelik danışmanlık yaptı.
Çalışmaya başladığı andan itibaren yazmaya devam etti, yazmaya istediği kadar zaman ayıramadığından 2011 yılında mühendisliği bırakarak sadece yazmaya verdi kendini.
1996 yılında bu yana düzenli olarak yazan Toprak Işık’ın ilk öykü kitabı Sırabaşı 2002 yılında İletişim Yayınları’ndan çıktı. Hemen ardından 2003’te yine bir öykü kitabı olan Halat Gösterisi, 2006’da deneme kitabı Sıradana Övgü, yine 2006’da öykü kitabı Kız Ararken ve 2008’de ilk romanı Azgın Tekeler çıktı.  Sonrasında Tudem Yayınları’ndan 4 çocuk kitabı çıkardı; 2010’da Adından Belli Kuşlar Köyü, 2010’da Büyüyen Çocuk, 2011’de Çiftçi Karıncalar Köleci Karıncalara Karşı ve 2011’de Babam Okulun En Çalışkanı.

– Yazmaya ilk ne zaman başladınız?
1996’da mezun olduktan sonra düzenli olarak yazamaya başladım. Düzenli yazmakla hergün yazmayı kast ediyorum. Tamam, ben artık ekmeğimi kazandım, yazmaya zaman ayırabilirim dediğimde yazmaya başladım. Hemen bir roman yazmaya başlamıştım. Düzenli olarak yazmanın kalemin kondisyonunu önemli ölçüde geliştirdiğini düşünüyorum.

– İlkokul veya ortaokulda yazmayla aranız nasıldı?
İlkokulda, ortaokulda kompozisyon yazıyordum, ödüller alıyordum, öğretmenlerim teşvik ediyordu. Yazar olacağımı hep biliyordum, fakat üniversiteye kadar oturup da bir öykü, bir roman yazmayı denemedim. Üniversite yıllarında yine roman yazmaya başlamıştım yaz tatillerinde falan ama bunlar çok amatör denemelerdi.

– Bir gününüz nasıl geçiyor?
Sabah saat 9 gibi uyanıyorum. İlk olarak yazmaya başlıyorum. Belki mühendisliğin getirdiği bir alışkanlık hep sayılarla ölçüyorum kendimi. Bir saat hesabı, sözcük ve sayfa hesabı yapıyorum. 400 sözcük yazınca saat 12.00’ye gelmiş oluyor. 12.00’de kahvaltı yapıyor, haberleri izliyorum. Kahvaltıdan sonra tekrar yazıya oturuyorum benim için hedef 1.000 sözcük. Yazdıklarımın 4’te 3’ünü atıyorum tabii. Akşamları da yazdıklarımı düzeltiyor, okuma yapıyorum. Okumada beni mutlu eden sayfa 100. 10 saat çalışmış olursam kafamı yastığa koyduğumda çok keyifli oluyorum.

Neşe ve hüzün birarada
– İlk kitabınız çıktığında ne hissetiniz?
İlk kitabım 2002 yılında çıktı, Sırabaşı adlı bir öykü kitabıydı. O çok büyük bir keyifti, sonraki kitapların hiçbirinde o keyfi yaşamadım. Günün birinde yazar olacağım, kitaplarım olacak diyordum ama kitabın çıkması muazzam bir keyif, heyecandı. Üslup mizahtı. Neşe ve hüznü çok seviyorum, yazdıklarımın içinde ikisi de olsun istiyorum. İçlerinde ölüm de olsa mizahi bir dille anlatıyorum. Ama bence bizim kültürümüzde de bu var. Örneğin bir tiyatro eserim var, onu öykü olarak da yazmıştım. Doğuda basılan bir köyü anlatıyor, devletle militanlar arasında sıkışmış bir köy. Dedemlerin köyüydü burası, o köyün başından geçenleri, çektiği acıları biliyorum. Dedemin vefatında gitmiştim o köye. İnsanların hayatında mizahın çok önemli olduğunu gördüm. Başlarına gelen herşeyi mizahi bir üslupla anlatıyorlar. Çok şaşırttı beni, ölen birini anlatırken bile ama bunu kesinlikle saygısızca yapmıyorlar. Ben onlara çok saygı duydum, onlar acılarıyla bu şekilde başa çıkıyorlar. Bunu Halat Gösterisi’nde yazdım, sonra tiyato oyununa çevirdim.

– Çocuk kitapları yazmaya nasıl başladınız?
Aslında onu tahmin etmiyordum ama ben çocuk edebiyatını çok seviyorum. Çizgi filmleri, animasyonları çok keyifle izlerim. Heralde okur olarak kopmadığım için çocuk kitapları yazdım. Çocuk kitaplarım çok ilgi çekti, sürekli istek aldı. Benim düşündüğümden daha fazla çocuk kitabı yazmam gerekti, hâlâ da bekledikleri kitaplar var onları yazmadan yetişkin edebiyatına yeterince zaman ayıramayacağım. 4 çocuk kitabı yayınlandı, 5. çocuk kitabım Baba Beni Anlasana ise baskıda. Ki bunları 2008 yılıyla 2012 yılı arasında yazdım, hiç ummadığım kadar ilgi çekti.
Şunu fark ediyorum, bu her yazarda oluyordur heralde, kahramanınızla özdeşleşiyorsunuz. Benim kahramanın da çocuklar oluyor.

Küçük okurum herşeyi açıkladı
– Yeni nesil daha mı çok okuyor?
Öyle bir gözlemim var, kesinlikle var, okullara gittiğimde öğretmenler yakınıyor ama bizim nesille kıyaslayınca çok daha fazla okuyorlar. İfadelerinden de bu anlaşıyor. 

– Çocukken aranız nasıldı kitaplarla?
Hep okumayan bir ülke olmaktan yakınırız ama ben bu anlamda çok şanslı bir evde doğdum. Evin en küçüğüydüm, herkes çok okuyordu, annem, babam, iki abim. Belki bu yüzden yazar olmak istedim. Annem bize masallar, öyküler anlatırdı hep meğer bunlar kendi uydurduğu masallar, öykülermiş, bunu da daha sonra anladık.

– Peki ben artık mühendislik yapmayacağım, kitap yazacağım dediğinizde nasıl tepki verdiler?
Babam bir hayli endişelendi. Telefon konuşmalarımızda hep değişmeyen bir repliğimiz vardır, babam hep ‘Mühendisliği ihmal etmiyorsun, değil mi oğlum’ diye sorar, ben de ‘etmiyorum’ derim. Yazarlık mı mühendislik mi diye soruyorlar bana hiç düşünmeden yazarlık derim.

– Mühendislik çok teknik bir iş, sayılar vs, yazarlıktan çok farklı gibi.
Tamam, doğru ama belki beni yazarlığa çekenlerden biri de bu olabilir. Benim iki ismim var, gerçek ismim başka, yazar olarak kullandığım ismim başka. Neden böyle dendiğinde çok da kolay açıklayamıyorum. Bir gün küçük bir okurum beni şok etti. Adından Belli Kuşlar Köyü kitabımda iki tane dünya var; biri aşağı dünya biri yukarı dünya. Aşağı dünya fantastik bir dünya, yukarı dünya gerçek dünya. Küçük okurum bana ‘siz böyle bir şey istiyor olabilir misiniz, iki tane dünyanız olsun istiyor olabilir misiniz’ dedi. Bazen birşey duyarsınız ve parmağınızı şıklatırsınız ya, öyle oldu. Şok oldum, belki gerçekten de tam olarak istediğim bu, iki tane dünyam olsun. Bir taraftan mühendislikten de tatmin olduğum taraflar var. Ayrıca mühendislerin mizah anlayışı çok iyidir. Askeri lisede de çok mizah vardı.

– Şu anda ne yazıyorsunuz?
Çocuk kitaplarına başlayınca yetişkin kitaplarına yeterince zaman ayıramadığımı fark ettiğim için paralel de yetişkin kitabı da yazıyorum. Ama o daha yavaş gidiyor. Çocuk kitaplarında şöyle bir projeye başladım, fen ve teknoloji konularını romana uyarlıyorum. Ve bunu 4 kitap halinde düşündüm. İlki Babam Okulun En Çalışkanı, canlılar ve hayat konularını anlatıyordu ve orada şundan endişeliydim, gerçekten bunun keyifli olması gerekir, roman olması gerekir, bir roman olarak okunabilmesi gerekir. 4 ayda ikinci baskıyı yaptı Babam Okulun En Çalışkanı. Çocuklar çok keyif aldıklarını söylediler, bu da beni coşturdu. Kalan 3 kitabı da yazmak için acele ediyorum. Şimdi bu serinin ikincisi, Baba Beni Anlasana çıkacak. O da madde ve değişim konuları anlatıyor. 3. kitaba başladım, ardından 4. kitabı yazacağım. Bu bir seri olacak. 4 kitapta fen ve teknoloji bilgileri aktarılacak. İddiam, çocukların bu kitapları okurken, bir romandan aldıkları keyfi almaları.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Reklamlar