Haziran, 2012 için arşiv

İşyeriniz depreme hazır mı?

Yayınlandı: Haziran 24, 2012 / Yazılar

 

Depreme nerede, ne zaman yakalanacağımızı kimse bilmiyor. Herkes haklı olarak evinin güvenliğinden endişe ediyor peki ya günümüzün 3’te 1’ini geçirdiğimiz işyerlerimiz depreme ne kadar dayanıklı? Bodrumlarda, zemin katlarda, ev olarak inşa edilen ve sonradan işyerine çevrilen binalarda, yüksek katlı plazalarda çalışanlar ne kadar güvende? İşvereniniz binanın sağlamlığını hiç denetledi mi? Sizin şirketinizde afet yönetmeliği var mı? Depreme işyerinde yakalanırsanız ne yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?

Türkiye’de binaların ne kadarının depreme dayanıklı olduğuna dair bir araştırma yok, ama çoğunun ne kadar dayanıksız olduğunu daha önce yaşanmış depremlerden gördük. Binalarını deprem yönetmeliğine göre inşa eden, zemin özelliklerini dikkate alan, uygun malzeme kullanan, acil çıkış planları olan, eşyalarını sabitleyen işyeri sayısı çok çok az.
Özellikle KOBİ’lerde durum çok vahim. Diğer taraftan organize sanayi bölgeleri de fay hatları üzerinde veya yakınında, sel rotaları üzerinde kurulmuş vaziyette.
Yüksek katlı plazalar da risk altında. Yüksek katlı ve farklı işyerlerinden oluşan plazalarda ofis donatılarının devrilme risklerinden acil çıkışlara kadar birçok konu büyük tehlike oluşturuyor. Bu yapılarda çoğu acil çıkış merdiveni sigara içme alanı veya fazla eşyaların konulduğu depo alanı olarak kullanılıyor. Çalışanların konuya önem vermemesi, talepkar olmaması ise ayrıca bir sorun teşkil ediyor.

Yüksek katlı yapılarla ilgili deprem yönetmeliği yok
İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe, yapı stoğumuzun genelinin depreme dayanıklı olmadığını, bugün İstanbul’da yaşanacak 7 şiddetinde bir depremde pek çok işyerinin devredışı kalacağını söylüyor: “2000 sonrası yapılmış yapıların kısmen güvenli oldukları söylenebilir, ama 2000 öncesi yapılmış olan yapıların büyük bir çoğunluğunun deprem güvencesi olmadığını biliyoruz. 1999 yılında yaşadığımız depremde bölgedeki yapıların yüzde 6’sı göçtü, yüzde 7’si ağır hasar gördü, yüzde 12’si orta hasar gördü, dolayısıyla yapıların yüzde 25’i oturulamaz hale geldi. Bugün İstanbul’un yaşayacağı bir depremde yaklaşık olarak yüzde 25 mertebesinde yapı oturulamaz duruma gelecek. Ne yazık ki 1999 yılında yaşamış olduğumuz depremde sadece konutlar hasar görmedi, işyerleri de alışveriş merkezleri de önemli ölçüde hasar gördü. İstanbul’da konut nitelikli üretilen ama sonradan bozularak işyerine çevrilen, işyeri olarak kullanılan bodrum ve zemin katlardaki işyerlerinde önemli sayıda insan çalışıyor. İstanbul’un yaşayacağı 7 ve üzeri bir depremde önemli ölçüde işyeri devredışı kalacak.”
Peki ya plazalarda durum nedir, yüksek katlı plazalar depreme ne kadar dayanıklı? Cemal Gökçe “yaşayarak göreceğiz” cevabını veriyor ve nedenini şöyle açıklıyor: “Bizim bir deprem yönetmeliğimiz var, bu deprem yönetmeliği 60 metre yüksekliğe kadar olan yapılar için geçerli, fakat yüksek katlı yapılarla ilgili bir yönetmeliğimiz halen yok. Dolayısıyla bu binaların nasıl ve neye göre yapıldıklarını gerçekten bilmiyoruz. Bu yapıların depremde ayakta kalıp kalmayacaklarını ne yazık ki yaşayarak göreceğiz.”
Depremden sonra birçok kişi oturduğu konutun depreme dayanıklı olup olmadığını anlamak için inşaat mühendislerinin kapısını çaldı. Başvurması da doğaldı çünkü 1999 depremi Türkiye tarihinde milat olacak bir depremdi. Fakat başvuru yapanların büyük kısmı ev sahipleriydi. Sanki depreme sadece evde yakalanılırmış gibi, işyeri olarak ‘gelin benim işyerimin sağlamlığını tespit edin’ diyen şirket sayısı çok çok az.

Depreme dayanıklı işyeri nasıl olur?
Depreme dayanıklı bir binanın öncelikle zemin etüdünün ve uygun teknikle inşasının yapılmış olması gerekiyor. Diğer önemli bir nokta da dolap, raf, çay-kahve makinası gibi devrilme riski yüksek ofis araç gereçlerinin sabitlenmesi.
GEA Arama Kurtarma Grubu Koordinatörü Umut Dinçşahin, depremlerden sonra meydana gelen zararların büyük bölümünün sadece bina yıkımlarından değil yapısal olmayan unsurlardan kaynaklandığına dikkat çekiyor. Dinçşahin’in sözünü ettiği ofislerde yapısal olmayan elemanların yarattığı tehlike kaynaklarından bazıları şöyle:
– İnce yapı elemanı olarak tanımlanan duvar kaplamaları, asma tavanlar, güvenlik filmi kaplanmamış geniş cam yüzeyler, aydınlatma elemanları, kablo taşıyıcı tavaların düşmesi, kırılması;
– Acil çıkış yollarına konulan mobilyalar veya ofis ekipmanları;
– Düşen ve devrilen eşyaların çıkış yollarını kapaması;
– Dolapların kapaklarının açılması sonucu dolaplardaki eşyaların veya klasörlerin düşmesi;
– Açık ofislerde hiçbir yere sabitlenmemiş mobilyaların devrilmesi;
– Ofislerde çok sık kullanılmayan ve düzensiz depo ve ardiyelerde bulunan niteliği belirsiz maddelerin bulunması.
Bu gibi tedbirsizlikler yaralanmalara, ölümlere, tahliye etme güçlüklerine, maddi kayıplara neden oluyor.
1999 depremi sonrasında inşa edilen bina ve işyerleri uygun inşaat tekniği ve zemin etüdlerine önem verilerek yapılsa da yapısal olmayan hasarlarla ilgili önlem hemen hemen hiç alınmıyor. AKUT Arama Kurtarma Derneği Eğitim ve Araştırma Enstitüsü Başkanı Dündar Şahin, “Küçük bir test yapmak isterseniz, pazartesi günü ofis veya fabrikanıza gittiğinizde hemen arkanızdaki dolabın sabitlenip sabitlenmediğini, kritik makina parkurunuzun sabit olup olmadığını veya çok kritik şirket bilgi ve operasyonlarının yapıldığı ana bilgisayar server’inizin durumunu kontrol edebilirsiniz” diyor. 
Peki yeni binalar daima depreme dayanıklı mı oluyor? Yıldız Teknik Üniversitesi Ögretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Gül Ünal, bu soruya şöyle yanıt veriyor: “Deprem bölgesinde yer alan ve yeni inşa edilecek yapılara ilişkin tüm teknik tanımları içeren, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından hazırlanan bir Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik bulunmakta. Yasal olarak tüm yeni inşa edilen yapılarda bu yönetmeliğe uyma zorunluluğu var. Ama özellikle 2011 Erciş ve Van depremlerinde yıkılan yeni binalar, yapı projelerinin tasarım, uygulama ve/veya denetim aşamasında bazı aksaklıklar olduğunu acı bir şekilde gösterdi.”

Sizin şirketinizde acil durum planı var mı?
İşyerlerinin başta deprem olmak üzere tüm diğer afetlere dayanıklı olabilmeleri için öncelikle afet acil durum planlarının hazır olması, her yıl uygun sayıda tatbikatla bu planların denenmesi, gerekli iyileştirme, geliştirme ve değişikliklerin yapılması gerekiyor. Ama ne yazık ki şirketlerin çoğunda deprem ve afet yönetmeliği bile yok. Yenibiris.com üzerinden insan kaynakları uzmanlarına şirketlerinde deprem ve afet yönetmeliklerinin olup olmadığını sorduk. 832 insan kaynakları yetkilisinden yüzde 62.7’si böyle bir yönetmeliklerinin bulunmadığını söyledi.
Deprem ve acil durumlarla ilgili yönetmeliği olan birçok şirkette de çoğunlukla bu yönetmelikler sadece yazıda kalıyor. Şirket-lerde acil durum ekiplerine dahil olan bireyler ya ekip üyesi olduklarını bile bilmiyorlar, ya da bilseler de eğitim almadıklarından ne yapacaklarından habersizler.
Dündar Şahin, acil durum planlamasında yapılan önemli bir hatanın da ekiplerin koruma, kollama, kurtarma, yangın, ilkyardım ekipleri gibi fonksiyonel olarak ayrılarak farklı eğitimlere tabi tutulması olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Oysaki hiçbir acil durum tekil bir sonuç yaratmaz. Bir deprem sonrası aynı olay yerinde yangın olabileceği gibi, yıkıntıya ve yaralılara müdahale edilmesi gerekebilir. O nedenle tek bir acil durum ekibi tanımlayarak ekip üyelerinin çoklu eğitime dahil edilmeleri pratikte daha çok işe yarayacaktır.”
Yapılacak acil durum planlaması ortaya çıkan her yüksek risk başlığına cevap verebilmeli ve tüm çalışanlar tarafından biliniyor olmalı.
Şirketlere afet acil durum planlama eğitimleri ve danışmanlığı veren Beyaz Gemi eğitmenlerinden Şebnem Tezcan, özellikle küçük işletmelerin büyük bir kısmında afet hazırlıklarıyla ilgili bir planlama bulunmazken, orta ve büyük işletmelerde bu konunun daha titizlikle ele alındığını söylüyor.
Şebnem Tezcan, acil durum planı yapmak için 8 temel adımı şöyle sıralıyor:
Ekiplerin oluşturulması
Tehlike ve risk analizi: Ciddi sonuçlara yol açabilecek tehlikelere maruz kalabilecek mekânlar ve tahmini insan sayısı, birimlerin bu tehlikelere yönelik hazırlıkları ve eksiklerinin belirlenmesi
Zarar azaltma: Doğacak zararları azaltmak ve ortadan kaldırmak için zarar azaltma planları oluşturulması
Komuta ve acil durum servisleri: Yapılacak tüm çalışmalar için gerekli komuta, kontrol ve koordinasyon sistemleri ile merkezlerinin kurulması, özellikle de müdahale aşaması için acil durum servislerinin oluşturulması
Prosedürler: Afet Acil Yardım Planları’nda yer alan görevleri yerine getirmek için detaylandırılmış dokümanların hazırlanması
Eğitim ve tatbikat: Planlarda yazılı olanların bilinmesi, süreçlerin gerçekten ne anlama geldiğinin anlaşılması, plan kapsamındaki görevleri uygulayabilmek için gerekli bilgi ve beceri düzeyine ulaşabilmesi
Yardımlaşma ve işbirliği: Komşu kurumlarla karşılıklı işbirliğinin yapılması
Acil durum malzemeleri: Hangi malzemelere ihtiyaç duyulabileceği konusunda bir planlama yapılması
Şebnem Tezcan, “Yasalarla tanımlanan ve istenen hazırlıkların yapılması elbette önemli ancak bundan daha önemlisi bizlerin bu hazırlıkları sorması, öğrenmesi, önemsemesi ve uygulaması olacaktır. Kendi iş yerimizin acil durum planını detaylarıyla bilmeliyiz, çocuğumuzun okulunun acil durum planını merak etmeli ve öğrenmeliyiz. Yine eşimizin, ailemizin diğer fertlerinin çalıştıkları yerlerin acil durum planlarını öğrenmeli, bu planların gerçekten uygulanabilir olup olmadığından emin olmalıyız. Yani burada belirleyici olan iş yerlerinin afet planlarının olup olmamasından ziyade, çalışanların bu planı ne kadar benimsedikleri ve uyguladıkları olmalıdır” diyor. 

Afet tatbikatı tiyatro provasına benzer
Arama kurtarma eğitimleri veren kuruluşlar, gittikleri şirketlerde ne istediğini bilmeyen ya da yanlış bilgilendirilen pek çok personelle karşılaştıklarını söylüyorlar.
Umut Dinçşahin, ağaca ip bağlayıp camdan inmeye çalışanlardan, merdivenden yukarı kata çıkarak kurtulacağını düşünenlere kadar pek çok yanlış bilgi sahibi kişiyle karşılaştıklarını söylüyor. Gittikleri şirketlerde kendilerini en çok üzen şeylerden birinin de yangın veya deprem alarmı verildiğinde dışarı çıkmayan, iş toplantısını bölmeyen veya elinde çay veya kahvesiyle toplanma alanına sallana sallana giden, konuyu önemsemeyen çalışanlar ve yöneticiler olduğunu söyleyen Dinçşahin, ”Afet tatbikatları bir tiyatro oyununa hazırlanmaya benzer provada ne yaparsanız oyunda da aynı şekilde oynarsınız. Afet tatbikatlarında ne yapıyorsak reflekslerimiz ona göre şekil alır ya da hiçbir şekil almaz” diyor.
Dinçşahin bu konuda çok iyi düzenlemeler yapan şirketler de olduğunu söyleyerek Unilever’i örnek gösteriyor: “Bütün çalışanlarını (hatta ailelerini) ve bütün ofislerini kapsayan hazırlıklar, risk analizleri, potansiyel tehlikelere karşı dekorasyon değişiklikleri yapıyorlar. Her fabrikada arama kurtarma ekipleri mevcut ve aynı zamanda her ofiste tahliye kontrol ekipleri kuruyorlar. Afet sonrasında personelinin kullanımına sunmak için çadır battaniye gıda stoklaması yapıyor hatta çalışanların ailelerini barındırmak için çadırkent planlıyorlar.”

Deprem anında ne yapmalı?
Depremdeki en doğru davranış modeli, depremi olduğu yerde karşılamak, kaçmaya veya koşmaya çalışmamak. Türkiye’de karakteristik yapı stoğu oldukça karışık ve heterojen bir durum sergilediğinden depremdeki davranış şekilleri de farklılık gösteriyor. AKUT Arama Kurtarma Derneği Eğitim ve Araştırma Enstitüsü Başkanı Dündar Şahin deprem sırasında ve sonrasında yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:
Deprem sırasında
-Eviniz, okulunuz ve işyerinizdeki eşyaların uygun teknikle sabitlendiğini varsayarsak ve binanızın da yıkılmayacağını düşünürsek bu durumdaki en doğru davranış, olduğunuz yere çöküp, başınızı iki kolunuzun arasında alarak, masa veya dolap üzerindeki savrulabilecek küçük ev-ofis eşyalarına karşı korunma sağlamak olmalıdır. Hatta masa veya sıra altında bu hareketi yapmak büyük avantaj sağlayacaktır.
– Yine eviniz, okulunuz ve işyerinizdeki eşyaların uygun teknikle sabitlendiğini varsayarsak fakat binanızın deprem yönetmeliklerine göre yapılmadığını düşünürsek, yukarıdaki davranışı yaptığınızda yıkılan duvar veya tavanın altında ezilerek ağır yaralanmanız hatta hayatınızı kaybetmeniz çok daha olasıdır. Bu noktada doğru davranış ise ağır ve sabit bir ev eşyasının altına değil yanına uzanarak hacim küçültmeniz (ayaklarınızı karnınıza çekerek) başınızı iki elinizin arasına alarak ev veya ofis eşyasına tutunmanız yaralanma olasılığınızı çok daha azaltacak doğru davranış olacaktır.
– Eğer eviniz, okulunuz ve işyerinizdeki eşyaların sabitlenmediğini ve binanızın da deprem yönetmeliklerine göre yapılmadığını düşünürsek, önerilebilecek doğru bir davranış modeli ortaya koymamız mümkün olmamaktadır.
Türkiye’deki yapı stoğu ve sabitlenmemiş ev ve ofis eşyaları düşünüldüğünde C maddesinde bahsedilen durum daha vahim olarak karşımıza çıkacaktır.

Deprem sonrasında
– Kibrit, çakmak gibi patlamalara neden olabilecek ateş kaynaklarını kullanmayın. Işık kaynağı olarak sadece fener kullanın.
– Dışarı çıkarken komşularınızı da kontrol edin. Bina yıkılmamış olsa bile herhangi birinin üzerine düşecek ağır bir cisim yaralanmalarına neden olabilir.
– Haber almak için yanınızda seyyar radyo bulundurun. Radyo dinleyerek, yetkililerden deprem hakkında sağlıklı bilgi almaya çalışın.
– Depremden sonra gelebilecek olan artçı şoklar hasar görmüş binaları yıkabilir. Binanıza girmeden çok iyi kontrol edin. Az bir hasar varsa bile kesinlikle içeri girmeyin.
– Depremin ardından dışarı çıkarsanız binanızın önünde beklemeyin. Sallantı esnasında çatınızdan yerinden oynamış kiremitler düşebilir.
– Kırılan camlara ve etrafa saçılan maddelere dikkat edin.
– Gaz, su, elektrik tesisatlarını hızlı bir şekilde kontrol edin, hasar varsa kapatın.
– 72 saat içinde bölgeye yardım gelmeyecekmiş gibi hazırlıklı olun.
– Hasarlı binalardan uzak durun. Deprem sırasında bir binanın yüksekliğinin 1.5 katı kadar bir alanda hasar etkisi mevcut. Örneğin 10 metre yüksekliğindeki bir binadan en az 15 metre uzaklaşmak gerekiyor.

Aile afet planınız hazır mı?
Afet sonrası çalıştığınız veya eğitim aldığınız binadan çıkınca aile afet planınızı uygulayın. Unutmayın planlı olursanız sevdiklerinizle daha kolay buluşursunuz. En kötü plan dahi plansız olmaktan iyidir. Tabii ortak planınızı tüm aile fertleri de bilmeli. Haberleşmede yaşanması muhtemel kesintiler ve şebeke yüklenmelerini öngörerek afet sonrası için haberleşebilmek için bölge dışı bir bağlantı kişisi belirleyin. Şehir dışından birine afet sonrası ulaşmak daha mümkündür. Telefonları meşgul etmeyin, SMS göndererek haberleşmeyi kullanın. Yardıma ihtiyacı olanlara şans verin!
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Reklamlar

Gel de çalış bu havada

Yayınlandı: Haziran 10, 2012 / Yazılar
Hiç gelmeyecek sandığımız yaz pat diye geldi, güneş çıktı, hava birden ısındı. Sadece çocuklar değil, herkes mutlu oldu, keyiflendi. Ama bu güzel havada kim çalışmak ister? Pazartesi günü, gündem toplantımızda, kim olduğu önemli değil, birisi “Yaz da geldi, bu havada çalışılır mı!” deyince fark ettik ki, güneşli ve güzel havada çalışmayı sevmediğimiz gibi, kapalı ve yağmurlu kış günlerinde (insanın içi kararıyor, çalışası gelmiyor) hatta mevsim geçişlerinde de benzer şikayetlerde bulunuyoruz. Demek ki havanın çalışma şevkimiz ve performansımız üzerinde etkisi var. Biz de uzmanlara sorduk.

Havaların açık ya da kapalı olmasının, gün ışığının insanların ruh hallerine yansıması oluyor mutlaka. Aynı şekilde çalışma motivasyonlarına, performanslarına da etki ediyor. Güneşli yaz aylarında çalışmak insana çok zor geliyor. Fakat kapalı, kasvetli havalarda bu kez de canımız çalışmak istemiyor. Bahar denince ise akla hemen şair geliyor. Orhan Veli ne güzel söylemiş;
 “Beni bu güzel havalar mahvetti
Böyle havada istifa ettim, 
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti” diye.
Tüm uzmanlar havaların ruhsal durumumuzu etkilediği konusunda hemfikirler. Psikiyatrist Prof. Dr. Hakan Yöney, “Havaların nemli, rüzgarlı, sisli, kapalı, güneşli olması yapılan çalışmalara göre insanın ruhsal durumu, enerji düzeyi, beslenme tercihleri gibi davranışsal özellikleri üzerinde etkili oluyor. Bu etkiler kişiden kişiye değişmekle beraber en az 3-4 kişiden birini etkiliyor” diyor.
International Hospital’dan psikolog Ferahim Yeşilyurt, insanların kapalı, yağmurlu ve bunaltıcı havalarda isteksiz, enerjisi azalmış, morali olumsuz etkilenmiş, içe dönük ve karamsar bir tablo çizdiklerini, aşırı sıcaklarda ise çabuk sinirlenme, çatışma artışı, yorgunluk ve isteksizlik görüldüğünü söylüyor ve ekliyor: “Açık, temiz ve bol güneşli bir havanın insanları pozitif etkilediğini ve enerji artışıyla morali de yükselttiği söylenebilir. Ancak bu ısı artışı insan bedeninin uyum yapmakta zorlandığı 40 derecelere yaklaştığında uyum sorunları yaratmaya başlamaktadır. Bu nedenle aşırı sıcaklar çalışma isteksizliğini beraberinde getirebilir. Kapalı havalarda ise hormonal değişimlere bağlı olarak yoğun isteksizlik duyguları ön plana çıkmaktadır.”
Bu gibi durumlarda insanlar işleri ertelemeye, yavaşlatmaya, sabah işe geç gelmeye başlayabiliyorlar. Bu birkaç hafta sürebileceği gibi kış ve yazın meydana geldiyse mevsim sonuna kadar da sürebiliyor. İlkbahardaki durumada bir süre sonra organizmanın adapte olması bekleniyor.
Burada kişilik yapıları da çok önemli. Bazı insanlar mevsim değişiklikleri ve hatta günlük hava koşullarından fark edilmeyecek düzeyde etkilenirken kimileri de değişimleri çok ciddi boyutlarda duygusal reaksiyonlarla karşılayabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden psikolojik danışman Necmiye Doğruer, havalardan kaynaklı çalışmak istememe durumunun ortalama olarak en fazla iki hafta kadar süreceğini, iki haftayı aşması halinde daha dikkatle ele alınması, takip edilmesi gerektiğini söylüyor. Doğruer, bu durumu aşmak için kişisel çabalar yeterli olmuyorsa bir yardım alınmasını tavsiye ediyor.
Havalardan yoğun olarak etkilenen insanların çalışma düzeni ve motivasyonları da mevsimsel değişikliklerden tabii ki daha çok etkileniyor.

En çok hangi mevsim etkiliyor?
Bizi en çok hangi mevsim etkiliyor? Ferahim Yeşilyurt bu soruya, “Özellikle mevsimsel geçişlerin ilk görüldüğü dönemlerde uyum sorunları daha sık görülür. Havaların istikrarlı olmaya başladığı dönemlerde uyum sorunları önemli ölçüde atlatılır” diye cevap veriyor.  
Prof. Dr. Hakan Yöney, “Kışın mevsimsel depresyon veya depresyon düzeyinde olmayan psikolojik etkilenmeler söz konusu. En belirgin belirti ise yorgunluk, uykuya eğilim, karbonhidrat tüketme eğilimi. Daha önce böyle sorunları olmayan bir çalışan ekim, kasım aylarında işe geç gelmeye, görev almaktan kaçınmaya, yapması gerekenleri zamanında yetiştirememeye başlıyorsa, iş arkadaşları ve yöneticilerin eleştiri yapmak yerine çözüm aramaya çalışmaları uygun olur.
Eylül – ekim ayları ile birlikte okulların açılması, tatil dönüşü gibi etkenlerin de psikolojik durumu etkileyebileceği unutulmamalı.
İlkbaharda ise kış depresyonu kadar belirgin olmamakla beraber genellikle halsizlik ve yorgunluk söz konusu oluyor. Artan ısı ile birlikte bedenin yeni duruma uyum sağlamaya çalışması sırasında bu belirtiler ortaya çıkıyor.
Mevsimsel depresyon sadece kış aylarında olmaz daha az sıklıkla olmakla beraber yaz aylarında da olabilir. Burada ışıktan çok ısı artışının olumsuz etkilerinden söz edilebilir” diyor. 

Havalar bahane mi?
Birçok kişi “bu havada çalışmak istemiyorum” cümlesini bir bahane olarak nitelendirebilir. Belki bazılarımız gerçekten de havaları bahane ediyordur, zaten onlar herşeyi bahane etmeye hazırdır. Necmiye Doğruer, mevsimlerden kaynaklanan bu durumu “bahane bulmak” değil “akılcı bir nedensellik getirme ihtiyacı” olarak tanımlıyor ve bu durumun kronik hale, yani yaşamı doğrudan olumsuz hale getirdiği durumlar dışında, zaman zaman herkes çalışmak istemediği dönemler de yaşayabileceğini söylüyor.
Tabii burada şirketlere de görev düşüyor, bu gibi durumlarda eleştirel olmak yerine çözüm üretmek, çalışanları motive etmek gerekiyor.
Diğer taraftan uzmanlar fiziksel koşulların özellikle de ışık düzeyinin çalışma ortamındaki ruh halimizi önemli ölçüde etkilediğini söylüyorlar. Isı, ışık ve havalandırma koşulları insan bedeni üzerinde stres oluşturabiliyor ve performansı etkileyebiliyor. Çalışma ortamının fizyolojik koşulları da iş motivasyonunu, çalışma disiplinini, çalışanlararası ilişkileri etkiliyor. Çalışanlar açısından uygun ısı 18–20 derece civarı. Bu ısıda çalışanlar daha iyi performans gösteriyor ve iş kazaları daha az oluyor. Isının 37 derece ve üstü olduğu durumlarda ise çalışanların bedenleri daha fazla yoruluyor ve işe karşı isteksizlik oluyor. 

Medikal değerlere bakın
Tabii bu arada her çalışmak istememe durumunu da mevsimlere bağlamak doğru değil. Psikiyatrist Prof. Dr. Hakan Yöney, herhangi bir zamanda kapasitesini yeterince kullanamadığını hisseden çalışanlara önce medikal değerlendirmelerini yaptırmalarını öneriyor: “Bu bizim profesyonel zeka kavramının ‘zihinsel durum’ bileşeninde ele aldığımız bir konu. Kişinin kapasitesi var ancak zihnini yeterince kullanamıyor, konsantre olamıyor, enerjisi yok gibi. Burada iş veya özel yaşamdan kaynaklanan strese bağlı psikolojik nedenler olabileceği gibi gözden kaçan medikal durumlar da söz konusu olabilir. Örneğin, anemi (kan düşüklüğü), klinik düzeyde olmayan tiroit bozuklukları ve diğer sık rastlanan ancak gözden kaçtığı için yaşam kalitesini dolayısıyla iş yaşamı kalitesini de bozan faktörlere dikkat etmek uygun olur. Bu şekilde hızla çok olumlu gelişmeler sağlanabilir. Kişi kapasitesine kısa
zamanda kavuşabilir.”

İlkbahar ve yaz aylarında çalışmak istemeyenlere tavsiyeler
* İlkbahar aylarındaki halsizlik için sıvı alımını artırın ve spor yapın
* Aşırı sıcaklarda çalışıyorsanız sık sık mola verin
* Rahat ve pamuklu kıyafetleri tercih edin
* Sık sık su için
* Sosyalleşin
* Kısa tatiller yapın
* Serin duş alın
* En sıcak saatlerde dışarıya çıkmayın

Kışın ve sonbaharda çalışmak istemeyenlere tavsiyeler
* Dışarı faaliyetleri arttırın
* İçerideki suni ışıkları artırın
* Pencereden ışık girişini artırın
* Gerekirse uzman desteği alın.
* Uyku düzeninizi koruyun
* Her gün aynı saatte yatıp her gün aynı saatte kalkın
* Spor yapın
* Güneşten faydalanın
* Sigara ve alkol kullanmayın
* Alkol ve diğer uyuşturucu maddelerden uzak durun
* Ruhsal olarak sizi besleyen kaynaklara yakın olun

PROF. DR. HAKAN YÖNEY:
Kurumlar çözüm üretmeli
Önemli bulduğum bir konu, kurumların çalışanların motivasyonu, tembellikleri, isteksizlikleri, konsantrasyon sorunları gibi konulara bilimsel şekilde yaklaşmaları. Sürekli bir şekilde çalışanlarını desteklemenin yollarını aramaları. Özelikle çalışanların kurumlarına karşı duyguları onların iş motivasyonlarına ve dolayısıyla işlerini zevkle ve enerji ile yapmalarını etkiliyor.
Bu konuda sistematik çalışmalar ile çalışanların duygularını, ihtiyaçlarını saptamak ve uygun adımları atmak hem çalışanlar hem de kurumsal performans açısından yararlı olur.
Medikal konuların psikolojiye yansımalarını da göz ardı etmemek gerekir. Her sorunda eleştiri yerine çözüm odaklı yaklaşım, insanları kazanma motivasyonu ile yaklaşım iki tarafın da kazanmasını sağlayacaktır. Yani, anemisi olduğu için unutan, yorgun olan, performansı düşen bir çalışana kızmak değil onun bir doktor ile görüşmesini sağlamak kısa süre içinde enerjik, performansı yüksek bir çalışan kazanmayı sağlayabilir.Bu konularda gereğinde danışmanlık almakla beraber benim önerim kurumların kendi içlerinde de bu konuları yönetmeleri ve bunu kurumu tanıyan ve gereğinde bu konularda eğitim alan kendi insan kaynakları ekipleri ile yapmalarıdır. Biliyoruz ki olumlu duygular olmadığında üretkenlik daha zordur. Olumlu duygular her alanda sonuç almayı kolaylaştırır.

PSİKOLOG FERAHİM YEŞİLYURT:
Sonbahar ve kışa dikkat
Mevsimsel depresyonlar daha çok havaların uzun süre kapalı olduğu kış mevsiminin sonlarına doğru görülebilir. Sonbahar ve kış ayları bu anlamda önemli mevsimlerdir.
Güneş ışıklarından yeterli ölçüde yararlanamama uyku ve uyanıklık döngüsünü bozabiliyor. Güneş ışığı insandaki bazı kimyasal maddelerin dengelenmesinde önemli yer tutar. Özellikle kapalı havalarda melatonin hormonu dengesinde değişme olur. Akşam salgılamaya başlayan melatonin hormonu büyümede dengeleyicidir. Havalar kapalı olduğunda aşırı yorgunluk, uyku hali yapar. Örneğin kuzey ülkelerinde günlerin oldukça kısaldığı ve karanlık geçen sürenin uzadığı kış dönemlerinde, adına kış depresyonu (mevsimsel afektif bozukluk) denilen bir depresyon türünün ortaya çıktığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Biyolojik saat kadınlarda adet döngüsünün organizasyonunda görev alır. Gün ışığı veya karanlık döngüsünün biyolojik saat üzerine olan etkileri nedeniyle karanlık-aydınlık döngüsünün bozulmasının kadınlardaki aylık ritimleri de etkileyebiliyor. Bu nedenle İskandinav ülkelerinde ışık etkisini artırmak için ışık terapileri uygulanıyor. Kapalı ve yağışlı havaların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için yaşam ritmine dikkat etmek çok önemli.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

 

İşe girişte en yüksek ücreti hukuk ve proje yönetimi, en düşük ücreti çağrı merkezi ve müşteri hizmetleri çalışanları alıyor.
Denetim, vergi ve danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers (PwC) Türkiye’nin yaptığı Başlangıç Ücretleri ve Yan Haklar Araştırması’na göre, başlangıç ücretlerinde en yüksek maaşı hukuk ve proje yönetimi pozisyonlarında işe başlayanlar alıyor. 84 kurumun yer aldığı araştırma sonuçlarına göre, hukuk ve proje yönetimini iş geliştirme, iç denetim, Ar-Ge, bilgi işlem ve diğer fonksiyonlar takip ediyor. Çağrı merkezi ve müşteri hizmetleri alanları ise en düşük ücret grubu olarak göze çarpıyor. Sermaye yapısına göre farklılıklar değerlendirildiğinde ise geçen yıl yabancı sermayeli kurumların lehine olan fark, kapanmış görünüyor. Kurumların yıllık cirosuna göre analiz yapıldığında ise ciro ile doğru orantılı bir başlangıç ücret değeri ile karşılaşılıyor.
Araştırmaya katılan kurumların büyük kısmı 2012 yılında yeni işe alım yapacaklarını söylerken bütünsel olarak ücretlerdeki artış 2012 yılı için yüzde 9.3 oranında gerçekleşti.

Yılda 1 ücret artışı
Katılımcı firmaların çok büyük bir kısmı maaşları brüt TL olarak ve 12 maaş olarak öderken yılda bir defa ücret artışı yapıyor. Başlangıç pozisyonları düşünüldüğünde yemek ve ulaşım olanakları neredeyse standart hale gelmiş durumda. Ulaşım olanaklarında özellikle pazarlama, satış ve tıbbi satış mümessilliği gibi fonksiyonlar için şirket aracı ön plana çıkıyor. Fazla mesai, izin uygulamaları gibi konularda ise kanuni minimum değerler genelde baz alınmış durumda.
Sağlık sigortası (genelde yatarak tedavi yüzde 100, ayakta tedavi yüzde 80) yaygınlaşmış gibi görünmekle beraber başlangıç pozisyonları için hayat sigortası, bireysel emeklilik ve dizüstü bilgisayar olanakları da artış göstermiş.

Kurumlar yeni neslin beklentilerini anlamalı
Araştırmanın sonuçlarına göre, 1980 sonrası doğumlu çalışanların oranı 2010 yılında yüzde 29 iken 2011 yılında yüzde 35’e, 2012’de ise bir önceki yıla göre yüzde 8.5 artış sağlayarak yüzde 43.5’e yükseldi. Özellikle perakende ve bilişim & teknoloji sektörlerinde bu oran yüzde 60 civarında. Bununla birlikte katılımcı kurumların yaklaşık yüzde 80’i 2012’de yeni mezun işe alımı yapmayı planlıyor.
Çalışma hayatında artık hiç olmadığı kadar farklı nesillerin bir arada çalıştığını söyleyen PwC Türkiye İK Danışmanlığı Direktörü Murat Demiroğlu, “Görünen o ki, yeni nesil çalışanların oranı kurumlarda yıldan yıla artıyor. Dünyanın global bir köye dönüştüğü, teknolojinin kişisel kullanımı ile iletişimin yoğunlaştığı bir çağda iş dünyasında sayıları her gün artan yeni nesil, farklı beklentiler ve donanımla girdikleri çalışma hayatını şekillendiriyor. Bu neslin ücret ve yan haklar dışındaki beklentilerini ve yaşam tarzlarını iyi bilmek, onların beklentilerine cevap vermek açısından son derece önemli. Tüm bulgular bir arada değerlendirildiğinde farklı ücret, yan haklar ve ödüllendirme uygulamaları ile başta yeni nesil olmak üzere çalışanların nasıl motive olabileceği ile ilgili yaratıcı düşünmek gerekiyor. İşgücü piyasası daha da canlanırken, kurumların çalışanlarını dinleyip anlayarak, hem maddi hem de manevi olarak ihtiyaçlarından haberdar olmaları gerekiyor” diyor. 

Ücret skalaları

Fonksiyonlar Ücret Alt (yüzde10)      Ücret Medyan Ücret Üst (yüzde10) Bant Aralığı (yüzde)
Ar- Ge 24,000 36,900 68,301 11.49
Bilgi İşlem 21,071 36,740 60,952 13.18
Çağrı Merkezi 13,680 18,139 26,880 10.48
Halkla İlişkiler 17,368 30,000 52,734 18.03
Hukuk 28,800 49,209 79,231 12.84
İç Denetim 24,000 36,923 67,953 9.97
İdari İşler 13,405 28,100 41,400 12.36
İnsan Kaynakları 20,046 30,381 65,568 9.61
İş Geliştirme 24,000 37,721 62,606 9.50
İthalat- İhracat 20,960 32,277 49,886 11.57
Kalite 18,900 34,200 58,465 10.50
Lojistik 14,173 28,500 43,605 11.43
Mali İşler- Finans 18,000 31,440 59,072 11.31
Muhasebe 17,457 27,000 47,602 12.33
Müşteri Hizmetleri 13,380 25,700 45,979 9.50
Pazarlama 21,920 32,308 67,250 10.29
Proje Yönetim 21,511 39,275 70,556 11.53
Satınalma 19,689 36,400 66,747 11.75
Satış 14,606 26,794 47,060 11.19
Üretim 15,526 35,050 55,608 8.30
Yönetici Adayı 24,114 32,939 56,972 9.19

NOT: Değerler, yıllık toplam brüt – TL olarak ifade edilmiştir.
* “Bant Aralığı (%)” değerleri, ilgili fonksiyonda veri sağlamış şirketlerin bant aralıkları ortalamalarını ifade eder.

Yan haklar

Yan ödemeler ve haklar uygulamaları Katılımcı (%)
Yemek uygulaması 98.8
Ulaşım uygulaması 89.3
Sağlık sigortası uygulaması 76.8
Dizüstü bilgisayar uygulaması 49.3
Fazla mesai uygulaması 48.1
Hayat sigortası uygulaması 41.7
Cep telefonu uygulaması 24.7
Bireysel emeklilik uygulaması 20.0
Blackberry/Palm uygulaması 11.3

 Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Tembel iş arkadaşım

Yayınlandı: Haziran 3, 2012 / Yazılar

Sizin de öğle yemeği molalarını 2 saate çıkaran, ardı ardına özel telefon görüşmeleri yapan, her saat çay-kahve, sigara molası veren, bilgisayar başındayken vaktini internette harcayan, işleri savsaklayan, hiçbir zaman vaktinde yetiştiremeyen bir iş arkadaşınız mı var? Tembel iş arkadaşları pek çok çalışan için sorun. Yenibiris.com üzerinden yaptığımız anket bunu doğruluyor. Çalışanların yüzde 94’ü işyerinde tembel bir iş arkadaşlarının olduğunu söylüyor. Tembel iş arkadaşlarıyla başa çıkmak hiç de kolay değil. Patron durumun farkında değilse ya da bir nedenden ötürü onu koruyor, görmezden geliyorsa işiniz iyice zor.

M.O. bir şirkette özel bir proje ekibinde yer alıyor. Ekipteki arkadaşlarından biri elindeki işleri hiçbir zaman vaktinde bitirmiyor, her seferinde bir bahane buluyor. Konuyu yöneticisiyle konuşmak istiyor ama bir taraftan da ispiyoncu durumuna düşmek istemiyor. Zaten bu kişinin kayrıldığını düşünüyor. M.O., “İkimiz de aynı maaşı alıyoruz ama sadece birimiz çalışıyor, diğeri şirin gözükerek işi idare ediyor. Sürekli izin yapıyor, vaktini internette, özel telefon görüşmeleriyle geçiriyor. Yöneticimle konuşmamın bir şey değiştireceğini sanmıyorum, zaten yönetici olarak onun, bunu görmesi gerektiğini düşünüyorum. Muhtemelen bir yerden torpili var. Bu benim şirkete olan inancımı sarstı. İşten ayrılmayı düşünmüyor değilim ama gideceğim yerde de böyle kişilerle karşılaşmayacağımın garantisi yok” diyor. Hepimizin çevresinde ve mutlaka işyerinde tembel insanlar vardır. Tembel insanlarla birlikte çalışmak hayatı çekilmez kılabilir. Bir de bu kişi tembelliğini çok güzel örtbas ediyorsa durum çok daha can sıkıcı. Pek çok çalışan bu konudan muzdarip. Yenibiris.com üzerinden çalışanlara işyerinde tembel bir arkadaşlarının olup olmadığını sorduk. Cevap tahminimizin çok çok üzerinde çıktı. 1.733 çalışanın yüzde 94.2’si işyerinde tembel bir iş arkadaşlarının olduğunu söyledi. Bu kişilerin yüzde 39.8’i tembel iş arkadaşlarının işleri savsakladığını, yüzde 51.4’ü ise tembel iş arkadaşlarının çalışıyormuş görüntüsü verdiğini söyledi. İşte anket sonuçları şöyle; 

İşyerinde tembel bir iş arkadaşınız var mı? 
Evet, var   yüzde 94,2   
Hayır, yok  yüzde 5,8 
Nasıl tembellik yapıyor?  
İşini yapmıyor, savsaklıyor                                      yüzde 39,8 
İşini başkasına yıkıyor                                             yüzde 16,5   
Facebook’ta, sosyal medyada zaman geçiriyor           yüzde 11,0   
Yaparız deyip devamlı erteliyor                                  yüzde 9,8 
Sürekli bahane buluyor                                             yüzde 9,4 
Çaya, kahveye gidip saatlerce dönmüyor                    yüzde 6,4  
Geç gelip erken çıkıyor                                             yüzde 4,1 
Sürekli izin alıyor                                                     yüzde 3,0
Tembelliğini nasıl örtbas ediyor?
Çalışıyormuş görüntüsü vererek                                  yüzde 51,4   
Yönetime yakın durarak, yağcılık yaparak                     yüzde 20,3  
Kendini çok iyi pazarlayarak                                        yüzde 16,3 
Başkasının başarılarını ya da ortak başarıları üstlenerek   yüzde 7,0 
Şirin gözükerek                                                           yüzde 5,0

Tembelin de çeşidi var
Tembellik davranışının temelinde motivasyon eksikliği, yetenek yoksunluğu, üşengeçlik yatıyor.
Tembelliğin çok farklı sebepleri olabiliyor. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Endüstri ve Organizasyon Psikoloğu Burcu Çanacık; insanların genelde üç nedenden dolayı tembel davrandıkları söylüyor: “Bir sebebi motivasyon eksikliği. Aslında yeteneğiniz olan, yani becerebildiğiniz, hatta diğer insanlardan daha iyi olduğunuz bir konuda isteksiz olduğunuz, motivasyonunuzun kırıldığı veya enerji yoksunu olduğunuz durumlarda tembel davranabilirsiniz.
Bir diğer sebep, bir işle ilgili yeteneğin yoksunluğu olabilir. Bu durumda niyet tembellik etmek olmasa da işi zor öğreniyor ve yavaş yapıyor olduğunuz için tembel damgası yiyebilirsiniz! Aslında çok çabalıyor da olabilirsiniz ancak işin bir türlü bitmemesi diğerleri üzerinde bu izlenimi uyandırır.
Bir de üçüncü grup var ki, bunlar gerçekten özünde tembel olanlar. Tembelliği içlerinde taşıyanlar, üşengeçler de diyebilirim. Bu grup da kendi içinde ikiye ayrılır. Bazıları pratik zekaya, yaratıcılığa sahiptir ve kendi ürettikleri kısa yollarla yeni icatlar, farklı yöntemler bulurlar. Ben bunlara ‘pratik tembeller’ diyorum. Diğerleri bilinçli olarak çözüm üretmek istemez ve başımızın belası haline gelebilirler. Bunlara da ‘kaytarma ustası tembeller’ diyebiliriz. Aradaki farkı tembellik değil, pratik çözümü getirmek veya getirmemek yaratıyor, çünkü her iki alt kategoride yer alanlar özünde oldukça üşengeçtirler.”
Ayrıca fizyolojik sorunlar (kan şekeri, tiroid gb), uyku ve beslenmedeki yetersizlik, gerek iş gerekse özel hayatında yaşadığı duygusal sorunlar, stres, tükenmişlik, yanlış meslek seçimi, özel hayat problemleri gibi bireysel etmenler de tembellik davranışına sebebiyet verebiliyor.

Dikkat: Bulaşabilir!
İşyerinde tembel bir kişiyle çalışmak, çalışan kişinin de motivasyonunu düşürür. Ayrıca tembelliği bulaştırma riski de vardır. Nasıl olsa çalışan da çalışmayan da maaşını alıyor düşüncesiyle kişi de tembelleşebilir, motivasyonu ve performansı düşebilir. Bir tembel tüm ekibin performansını düşürebilir.
Yapılan araştırmalara göre iş arkadaşlarının çalışkan olduğunu belirten çalışanlar hem daha yüksek performans gösteriyor hem de ekiplerine ve kuruma daha bağlı oluyorlar.
Avita’dan Uzman Endüstri ve Örgüt Psikoloğu Gözde Özbek, “İşyerindeki tembel bir çalışma arkadaşı; grubun çıkarması hedeflenen total performansın çıkması için diğer kişilerin iş yükünde artışa neden olarak grup başarısının ve veriminin azalmasına neden olur. Ayrıca bu durum zaman içerisinde diğer çalışanlar üzerinde de çeşitli problemler doğurabilir. Diğer kişilerin işlerinin aksamasına, tükenmişlik (burnout) yaşamalarına neden olabilir. Bazı durumlarda ise bulaşıcı olmakta ve diğer çalışanları da etkilemektedir. Bu gibi sorunlara yol açmaması için farkedildiği zaman sorunun çözülmesi için gerekli aksiyonlar alınmalıdır” diyor.

Kaytarma ustaları iş başında
Tembeller daha çok işlerini savsaklayarak, işi başkasına yıkarak, internette, sosyal medyada vakit harcayarak, çay-kahve molalarını uzatarak işten kaçıyorlar. Bazıları var ki kendilerini çok çalışkan, iş yapar gösterirler, bu sayede varlıklarını sürdürürler. Sürekli yoğunmuş izlenimi verirler. Burcu Çanacık, buna ‘kaytarma sanatı’ adını veriyor ve “Kaytarma ustaları işyerinde çalışmaktan ziyade ‘ne kadar çok çalıştıklarının ve yoğun olduklarının lansmanı’ ile vakit harcarlar. Yöneticiler olarak zaman zaman bu tuzağa düşeriz. ‘Ay canım, bu çok çalışıyor, izin verelim’ deriz, ancak iş sonuçlarına baktığımızda görürüz ki bir arpa boyu yol gidememişiz. Yöneticilere önerim, performansı ölçmek konusunda daha net kriterler belirlemeleri ve bunları ölçülebilir hale getirmeleridir. Bu sayede kaytarma ustalarının foyası ortaya çıkar” diyor.
Eğer kişi bir şekilde patronun gözüne girmeyi başardıysa, tüm verimsizliğine rağmen patron tarafından kayrılıyorsa o zaman şirketteki adalet duygusu da bundan zarar görür. Çalışanların şirkete olan bağlılıkları azalır. Bu nedenle tembel çalışanları ayırt edebilmek için objektif performans kriterleri önem kazanıyor.
Peki tembel çalışma arkadaşı ile nasıl başa çıkılır? Gözde Özbek bu soruya şöyle yanıt veriyor: 
– Bu tür durumlarla karşılaşıldığında sıklıkla önerilen sorun yaşanan kişiyle iletişime geçilmesidir; ancak ilişkinin dinamiği, statü ve geçmiş yaşantılara göz önünde bulundurulmalı. 
– Olayı kişiselleştirmeyin, kişiye değil davranışa odaklanın.
– Olayın somut etkilerini gösterin.
– Deadline üzerinden ilerleyin. Birlikte belirli tarihler koyarak iş akışındaki olası sapmaların önüne geçin.
– Neden olan faktörleri belirlemeye çalışın. Sorunun nedenine göre sosyal ya da profesyonel destek almasını sağlayın.
– Geribildirimlerinizde çalışanların olumsuz olduğu kadar olumlu yönlerini de vurgulayın.

Pratik tembellerin faydası da var
Tabii herkesi de ‘bu tembel, işe yaramaz’ diye değerlendirmemek lazım. İnsanların farklı çalışma stilleri olabilir. Herkesin iş yapış şekilleri farklıdır. Hatta bazen tembel kişiler, bu tembelliklerinin verdiği üşengeçlikten dolayı pratik çözümler üretebilirler. O nedenle sadece gördüğünüze değil, iş sonuçlarına bakarak karar verin. Uzman psikolog Burcu Çanacık, “Pratik tembeller iş yapış şekillerini daha verimli hale getirmek için uğraşırlar, ki takdir edilmesi, motive edilmesi gereken de budur. Yıllardır böyle biriyle çalışıyorum ve ondan çok memnunum diyebilirim. Bu kadar üşengeç olmasaydı, işler belki de daha yavaş yürürdü. Ben bunu görüyor, takdir ediyor ve işleri daha verimli yapması için onu teşvik ediyorum. Kaytarma ustaları ise motive edilerek performansını artırabileceğimiz kişiler değildir. Sistemin içinde yaşamayı ve çalışır gibi görünmeyi öğrenmiş kişilerdir. Onlar için yapabileceğimiz bir şey yok” diyor. 

Tembel çalışanlarla başa çıkmanın 10 yolu
1. Dikkatinizi dağıtmasına izin vermeyin. Gününüzü, tembel iş arkadaşınızın sürekli Facebook’ta zaman geçirmesine, mesaj yazmasına ya da esnemesine takılarak geçirmeyin. Siz işinize odaklanın.
2. Adalet duygusuna kafayı takmayın. Hayat adil değil ki. Birçok kişi, “Hiçbir şey yapmadan işine devam etmesi adil değil” diye düşünür ama bu hiçbir şeyi değiştirmez. Sürekli bunun adil olmadığını söyleyerek sadece kendimizi kötü hissederiz.
3. Davranışlarınızı etkilemesine izin vermeyin. Eğer enerjinizi o kişiye sinirlenmeye harcarsanız, sizin de performansınız düşebilir. Düşman bir iş arkadaşı da tembel bir iş arkadaşı kadar kötüdür.  
4. İspiyonlamayın. Bu sizi yağcı olarak gösterebilir. Ama bu konuşmamalısınız anlamına gelmez. Bu duruma ve yöneticiye göre değişir. Bazı patronlar, “Bilgi verdiğin için teşekkür ederim, araştıracağım” diyebilir, bazıları ise “Bu seni ilgilendirmez, sen kendi işine bak” da diyebilir. Böyle bir durumda patrona gidip, “Daha fazla ilerleme kaydedemiyorum çünkü x kişi elindeki kısmı henüz teslim etmedi, bunun için ne yapabiliriz” derse ispiyoncu konumundan da kurtulmuş olur. Eğer sizden açıkca iş arkadaşınızın performansını değerlendirmenizi isterlerse dürüst davranın.
5. Sizi yıpratmasına, kendisi gibi sizi de 2 saatlik öğle yemeklerine, çay-kahve molalarına çekmesine izin vermeyin. Eğer sizinle sohbet etmeye kalkarsa meşgul olduğunuzu söyleyin. Sizi kendi yollarına çekmeye çalışabilirler, bu tuzağa düşmeyin.
6. Onların işinin sizin sorumluluğunuz haline gelmesine izin vermeyin. Eğer aynı takımdaysanız ve aynı sorumlulukları paylaşıyorsanız, onların yapmadığı işleri almayın. Onlara görevlerini ve teslim tarihlerini hatırlatın.
7. Sizin başarınızı etkilemesine izin vermeyin. Tembel bir çalışan sizin ilerlemenizi engelleyebilir. Eğer patronunuz işin tamamlanmadığını fark ederse, sizi suçlamasına izin vermeyin. Bu konuşmak için bir fırsat.
8. Lider olma fırsatını kullanın. Zor durumlarla başa çıkabileceğinizi kanıtlayabilirsiniz. Patronunuza gidip, iş arkadaşınızın işini yapmadığını fark ettiğinizi söyleyebilir, daha sonra, iş arkadaşınıza gidip ona hedeflerini yerine getirmesi ve zamanında teslim etmesi konusunda yardım etmek istediğinizi söyleyebilirsiniz. Bu sizin lider özelliklerinizi ön plana çıkarabilir.
9. Diğer iş arkadaşlarınızla dedikodu yapmayın veya şikayet etmeyin. Bu hiç profesyonel olmaz. 
10. İş arkadaşınızla konuşun. Belki de tembel değildir. Belki görevleri o kadar da net değildir. Hedefler, teslim tarihleri ve taahhütler konusunda açık ve net olun. Organizasyon ve zaman yönetimi konusunda problemleri olabileceği gibi, özel bir sorunları, sağlık veya ailevi sorunları olabileceğini de düşünün.
Kaynak: www.forbes.com

Eğer patronunuzun umrunda değilse…
– Ona iş arkadaşınızın tembel davranışlarının sizi nasıl etkilediğini açıklayın. Bunu kaba görünmeden profesyonel olarak yapabilirsiniz. Suçlayıcı davranmak yerine, iş süreçlerinde anlaşmazlığa düştüğünüzü, durumu düzeltmek için farklı yollar bulmanız gerektiğini söyleyin.
– Patrona ve insan kaynaklarına durumu özetleyen bir mail atılabilir ama şikayetçi olmadan. Basitçe görevlerin ve sorumlulukların nerede sekteye uğradığını ve sizi nasıl etkilediğini anlatın.
– Eğer konu devam ederse insan kaynaklarından takibini yapın. Eğer yine bir şey değişmezse, insan kaynakları ve yöneticinizle bir randevu ayarlayın, yeniden atanmak istediğinizi, o kişi ile çalışmak istemediğinizi söyleyin. 
Kaynak: www.ehow.com
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK