Uzayan eğitim dönemi, evliliklerin daha ileri yaşlarda yapılması ve iş dünyasındaki acımasız rekabet nedeniyle çalışan kadınlar çocuk planlarını sürekli ertelemek durumunda kalıyorlar. 30’lu yaşları geçip 35’e yaklaşınca “eyvah ya çocuğum olmazsa” diye panikliyorlar. Uzmanlar çocuk planlayan kadınlara kariyerlerinde belli bir noktaya gelmelerini tavsiye ediyor, kadın doğum uzmanları ise fizyolojik olarak ideal doğum yaşının 20-34 arası olduğuna dikkat çekiyor.
Pek çok kadın ‘kariyer mi yapsam yoksa çocuk mu?’ ikilemine düşüyor. Birçoğu 35 yaşına yaklaştığında bu sefer de ‘eyvah çocuğum olmayacak!’ endişesiyle çocuk yapmak istiyor.
30 yaşındaki bir çalışan, bir forumda yaşadığı sağlık sorununu ve duyduğu endişeyi şöyle anlatıyor: “Acaba çocuk yapmak için geç mi kalıyorum, ya benim çocuğum olmazsa? Tam da işimde başarıyı yakalamışken, iş hayatına ara vermek istemiyorum. Ara verip geri döndüğümde aynı yerden başlar mıyım bilmiyorum. Sizce çocuk yapmayı ertelemeli miyim?
”Pek çok kadının cevabı. ‘çocuk yapmayı erteleme sakın, pişman olursun’; ama çocuk yapmak için de kariyerde belli bir noktaya gelmek, o işte stabil olmak gerekiyor. O nedenle pek çok kadın 30’lu yaşlarda, hatta 35’e doğru ancak anne olabiliyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri de Türkiye’de doğurma yaşının arttığını gösteriyor. Verilere göre 2001-2010 arasında Türkiye’de toplam 12.532.530 doğum gerçekleşti. Buna göre, 2001’le kıyaslandığında 2010’da, 15 yaş altında anne olanların sayısı yüzde 87.22, 15-19 yaş arasında anne olan kadınların sayısı yüzde 37.11, 20-24 yaş arasında anne olan kadınların sayısı ise yüzde 22.32 azaldı

Buna karşılık 20-29 yaş arasında doğum yapan kadınların sayısında yüzde 5, 30-34 yaş arasında doğum yapan kadın sayısında yüzde 31, 35-39 yaş arasında doğum yapan kadın sayısında ise yüzde 2.2 artış meydana geldi.
Aynı durum Avrupa ülkelerinde de geçerli. Örneğin Fransa’da Le Parisien gazetesinde yayımlanan bir araştırmaya göre ilk kez anne olan kadınların ortalama yaşı 30’a yükselmiş. Yani son 30 yılda ortalama 4 yaş artış gözlenmiş.

Doğum yaşı 30-35’e çıktı
Dünyada ve Türkiye’de ilk doğurma yaşının gecikmesinin birden çok sebebi var; hem okullu kızların oranı artıyor, hem de (iş bulabilmek için giderek daha yüksek diploma talep edildiğinden) eğitim süresi uzuyor. Çalışma hayatına giderek daha çok katılan kadınlar, iş hayatındaki rekabet sebebiyle, kariyerlerinde belli bir yere gelmeden ara vermek istemiyorlar. Ve annelik sürekli erteleniyor.
Prof. Dr. İsmail Çepni de uzmanlık yaşamının ilk yıllarında yirmili yaşların başında doğumlar görürken, bugün yirmili yaşların sonu ve otuz-otuzbeşli yaşlara doğru bir artış gördüğünü söylüyor. 
İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Perinatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alkan Yıldırım, kadınlarda anne olma yaşının artmasının en önemli nedeninin kırsal alandan şehir yaşamına göç olduğunu söylüyor ve kırsal kesimden gelip ancak şehirde kırsal alan şartlarında yaşayan kadınlarda bile anne olma yaşı bakımından 1 yıllık fark olduğunu söylüyor: “Şehir yaşamında anne olma yaşını geciktiren en önemli sebepler kadınların çalışmaları ve eğitimlerini devam ettirmeleri. Eğitimlerine devam eden kadınlar genellikle daha geç evleniyor ve daha geç gebe kalıyorlar. Ayrıca eğitimli kadınlar genellikle planladıkları dönemde gebe kalıyorlar. Bunlar doğum kontrolü yöntemlerini daha iyi uygulayabildikleri için, bu kesimde plansız gebelik fazla olmuyor. Oysa çalışmayan, eğitimsiz kadınların gebeliklerinin yüzde 80’inden fazlası planlanmamış, hatta istenmeyen gebelik. Sonuçta ülkemizde kadınların çalışma hayatına ve yüksek öğretime katılımı gittikçe arttığı için, evlenme yaşı ve gebe kalma yaşı da gittikçe yükseliyor.”
Çalışma hayatında kadın erkek her zaman eşit koşullarda yarışmıyor. Kadınlar kariyer için daha fazla emek vermek, daha mücadeleci olmak zorunda. Basamaklar bu kadar zorlu tırmanınca çocuk yapmayı da kariyerinde güçlenene kadar erteliyorlar. Şanslı iseler 30’lu yaşların başında anne oluyorlar. Çünkü 35’li yaşlardan sonra riskler artıyor. Pek çok kadın da bu risklerin farkında olarak 35 yaşından önce anne olmayı istiyor. 

Treni kaçırdım endişesi
Prof. Dr. İsmail Çepni’nin en önemli uğraş alanlarından biri kısırlık. İnfertilitede en önemli faktörün kadının yaşı olduğunu söyleyen Çepni: “Yaş ilerledikçe gebelik şansı azalıyor. 20-35 yaş arasında bir siklus döneminde gebelik şansı yüzde 25-30 oranında. Bu şans 35 yaştan sonra azalmaya başlıyor. 37 yaştan sonra ciddi şekilde düşüyor ve 40’lı yaşlarda yüzde 5-10 düzeyine iniyor. 43 yaştan sonra tüp bebekte dahi gebelik şansı mucizelere kalmış. Neden böyle diye düşünebilirsiniz. Kadınların yumurtalıklarında yumurtalar daha anne rahminde iken oluşuyor. Yani bankadaki para gibi yumurta bu depodan tüketiliyor. Bu depo kullanımı menopoza kadar devam ediyor. Bir kız çocuğu düşünün, annesinin karnında ve 5 aylık. Yumurtalık deposunun en dolu olduğu dönem bu dönem, yaklaşık 6-7 milyon yumurtası var. Doğuma kadar 6-7 milyon yumurta 2 milyona düşüyor. Bu tıpta bilinmezliğini devam ettiren bir durum. Bu tüketimin nedeni bilinmiyor. Doğumdaki depo 2 milyon. Ve tüketim doğumdan sonra hızla devam ediyor. Kızın ilk adet gördüğü yaş olan 12-13 yaşında yumurta sayısı 300 bine düşüyor. Ve sonra tüketim hızı yavaşlıyor, 35 yaşına dek ortalama hergün 10-15 yumurta tüketiliyor. Hem sayı azalıyor hem de yıllar ile birlikte kalite bozuluyor, buna rahimin miyom v.b. sorunları da eklenince yaşla birlikte anne olma şansı düşüyor. Güzel bir söz vardır, ‘her şey zamanında’. İşte bu nedenle üzgün, endişeli, “keşke daha önce başlasaydım” diyen, treni büyük oranda kaçırmış olduğunu düşünen çok hastam var. Artık günümüz hekimliğinde 35 yaşa kadar anne olamamış kadınlara fertilite (üreme) potansiyelinin korunması seçenekleri sunulmakta ve sunulmalıdır. Yöntemlerden biri, embriyo saklayarak ileri yaşta anne olmak. Ancak Türkiye’de bunu yapabilmek için evli olmak şart.
Bir diğer yöntem de,  giderek klinik uygulamaya soktuğumuz yumurtalık dokusu saklanması veya yumurta saklanması… En önemlisi de zorluklarına rağmen “hem kariyer hem çocuk” diyen kadına destek vermek” diyor.

Hemen hamile kalmazsa panik başlıyor
Kariyer kadını çocuk yapmaya karar verdiğinde hemen gebe kalabileceğini düşünüyor. Bu süreçte hemen hamile kalırlarsa sorun yok, ancak aradan birkaç ay geçip de hamile kalmazlarsa sorunlar başlıyor. Hamile kalamayacakları korkusuyla derin bir pişmanlık yaşıyorlar, çünkü yaşları da artık ilerlemiş oluyor. Dr. Alkan Yıldırım, bu şekilde kendilerine iki grup hasta geldiğini söylüyor: “İlk grupta geç evlenen, bu nedenle gebe kalma şansı az olan veya gebe kalamayacak olan kadınlar yer alıyor. Bunlarda pişmanlıktan çok çaresizlik ve üzüntü ön planda oluyor. Diğer grupta ise evli olup da, çoğunlukla kariyer nedeniyle gebeliğini erteleyen kadınlar yer alıyor. Bunlarda pişmanlık duygusu, çaresizlik ve üzüntülerinin önüne geçebiliyor. Aslında bu iki gruba bir üçüncü grup daha eklenebilir. Bu grupta erken menopoza giren kadınlar yer alır. Gebeliği ertelerken menopozla karşılaşmak, bu kadınlara büyük bir şok yaşatır. Dünyanın sonu geldi sanırlar. Özellikle anneleri, ablaları gibi yakınlarında erken menopoz öyküsü olan kadınlarla, adetleri düzensiz, gecikmeli olan kadınlar bu açıdan risk grubunu oluşturur” diyor. 

İdeal yaş 20-34
Kişiden kişiye değişmekle birlikte, fizyolojik olarak, ideal gebe kalma yaşı 20-34 yaş arasında. Bu dönemde kadınlar hem biyolojik açıdan, hem psikolojik açıdan gebeliğe hazırlanıyorlar. 35 yaş sonrasında ise hem gebe kalma ihtimali azalmaya başlıyor, hem de gebelikte bebek ve anne ile ilgili problemler daha sık görülebiliyor.
İlerlemiş yaşta gebelikte öncelikle Down sendromlu bebek doğurma riski artıyor. Bu risk 35 yaşta yaklaşık 1/300 olup geçen her yıl biraz artıyor. Ayrıca, erken doğum olasılığı, düşükler, gelişme geriliği, dış gebelik, gebelikte kanama, sezaryen ile doğum gerekliliği gibi problemler ileri yaş gebeliklerde daha sık görülüyor. Ayrıca hipertansiyon, Tip-2 Diyabet, gestasyonel diyabet (gebelik şekeri), derin ven trombozu, akciğer ödemi, böbrek, akciğer, karaciğer, bağ dokusu hastalıkları gibi anneye ait medikal problemlere de daha sık rastlanıyor. Dr. Alkan Yıldırım çocuk planlayan ailelere şu tavsiyelerde bulunuyor: “Çocuk yapmak, çiftin hayatları boyunca alacakları en önemli kararlardan biridir. Hatta belki de en önemli karardır. Bu nedenle karar verirken dikkat etmek gerekir. Öncelikle çocuk yapmaya sadece kadın değil, her iki eş birlikte karar vermelidir. Bu kararda, kadının ve eşinin genel sağlık durumu, psikolojik durumu, sosyal statüleri ve ailenin ekonomik durumu dikkate alınmalıdır. Bu faktörlerin uygunluğu halinde çift gebelik planlamalıdır. Planlanan dönemin öncesinde gebelikten dikkatlice korunmalıdır. Ancak mümkünse ileri anne yaşı sayılan 35 yaş öncesinde gebelik düşünülmelidir.”

İkinci çocuk ikilemi
Birinci çocuğunu 30’lu yaşlarda yapmış bir kadın 4 aylık ücretli izinden sonra iş hayatına tekrar dönüyor ve tam işleri oturtmuşken bu kez de ikinci çocuğu yapsam mı diye düşünüyor. İkinci çocuk çalışan kadın için büyük bir ikilem. Fakat hem iş hayatından tekrar kopmak istemediklerinden, hem maddi hem de manevi açıdan bir çoğu ikinci çocuğa cesaret edemiyor. Giderek zorlaşan ekonomik şartlarda, birinci çocuğa sağladığı imkanları ikinciye sağlamayacağını düşünenler de çocuk yapmaktan vazgeçiyor. 
Bu durumda ikinci çocuk istemeyen, istese de yapmayan anne sayısı giderek artıyor. Çocuk yetiştirmek hem ekonomik, hem psikolojik açısından zorlu bir süreç olduğundan aileler çocuk sayısını az tutuyor.
Tabii Türkiye’de doğum izinlerinin Avrupa’ya göre çok daha az olması, kreş vs yardımının bulunmaması da çocuk sayısının az tutulmasını beraberinde getiriyor.
Bu arada erkekler ikinci çocuk konusunda kadınlara nazaran daha çekimser davranıyorlar. Çünkü evin geçimi konusunda erkek kendini daha sorumlu hissediyor ve kadın çalışmayı bırakırsa erkek bu maddi yükü tek başına karşılamayacağından endişe ediyor.

Her kadın anne olacak diye bir kaide yok
Psikolog Feyza Bayraktar, işin başka bir boyutuna daha dikkat çekiyor; o da tüketim toplumunda hep daha iyisine sahip olma isteğinin hem kadının hem erkeğin evlenme ve çocuk sahibi olma durumunu erteletmesi: “Maalesef doğa çocuk sahibi olmak için kadına oldukça acımasız davranmış ve biyolojik açıdan kısıtlı zamanları var. 30’unu aşmış, başarılı kariyer kadınları, aile kurmaya zaman ayıramadıkları için kendilerini geç kalmış, yalnız hissedebiliyorlar ve panik yaşıyabiliyorlar. Yalnız öleceğim, asla çocuk sahibi olamayacağım duygusu ile sırf çocuk yapma paniği ile kendileri için uygun olmayan kişilerle evlenip mutsuz evlilik yapabiliyorlar. Diğer yandan, Türk toplumunda evlenmek ve çocuk sahibi olmak bir zorunluluk gibi lanse ediliyor ve birçok kadın aslında belki de hiç evlenmeyi ya da çocuk sahibi olmayı düşünmediği halde bu baskı yüzünden hazır olmadığı, istemediği halde çocuk sahibi oluyor. Hamilelik dönemi ve sonrası depresyon bu durumlarda çok şiddetli yaşanabiliyor.
Çocuk yapmak bir zorunluluk değil. Her kadın anne olmak zorunda diye bir kaide yok. Kadın kariyer odaklı yaşayıp çocuk yapmamayı seçtiği zaman sonrasında pişman olabilir ama çocuk yaptığı zaman kariyerinde ters giden bir şeyler olduğunda da pişman olabilir, içten içe çocuğu suçlayabilir ya da işi bir kenara bırakıp çocuğu projeleştirip tüm yapamadıklarını onun üzerinden gerçekleştirmeye çalışabilir. O yüzden olaya bir çok açıdan yaklaşmak gerek. Öncelikle kadının kendisini iyi tanıması, onu gerçekten neyin mutlu edeceğini bilmesi gerek. Ayrıca insan olarak dünyaya bir katkıda bulunmanın tek yolu çocuk yapmak değil, kadın bunun farkına varmalı.”
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK