Türkiye’de ev kadını sayısı bir yılda 496 bin arttı. Ev kadınlarındaki bu artıışın nedenini uzmanlara sorduk. Buna göre kadın istihdamının önündeki en büyük engeller; düşük ücret, çocuk bakımı sorunu ve tabii ki kültürel özelliklerimiz.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) geçen hafta açıklanan araştırmasına göre işgücüne katılım oranı mart ayı itibariyle son bir yılda yüzde 49.4’e gerileyerek 868 bin kişi arttı. Bu artışın 496 bin kişilik bölümü ev kadını sayısındaki artıştan kaynaklandı. Türkiye’de ev kadını nüfusu 12,2 milyona ulaştı.  Uzmanlara Türkiye’de neden ev kadını sayısının arttığını ve kadın istihdamının önündeki engelleri sorduk. En büyük engeller;  kadınlara ödenen düşük maaşlar, çocuk bakımı sorunu ve kültürümüz.     

TÜSİAD KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ ÇALIŞMA GRUBU BAŞKANI NUR GER:
Ev kadınlığı içselleştirilmiş
Türkiye, 10 yılda büyüme hızını ciddi olarak arttırmış, enflasyonunu düşürmüş, gayri safi milli hasılasını arttırmış bir ülke. Ama kadın erkek eşitliği endekslerinde hep sonuncuyuz. Çünkü bu ülkede kadınlara fırsat eşitliği verilmiyor. Kadına pozitif ayrımcılık yapmak, kadını toplumsal hayatın içine sokmak boynumuzun borcu. Çünkü geleneksel yapı ve kültür, içinde bulunduğumuz coğrafya kadının iş hayatına girmesini birinci derecede engelliyor. Kadınlara da sorulduğunda yüzde 63’ü ev kadını olarak kalmak istediklerini söylüyor. Dünyada gelişmiş ülkelerin meslek endeksinde ev kadınlığı meslek olarak görünmüyor. Ev kadınlığı, kadına meslek olarak içselleştirilmiş. Kavramları yeniden yazmak gerekiyor. Ev kadınlığı diye bir meslek yok.
Kadın istihdamının arttırılmasında birinci öncelik kreşlere verilmeli. Çocuğun nitelikli yetiştirilmesi için devletin de görevi var. Her sokakta, her mahallede bir kreş diyoruz bunun için. Devlet sosyal bilimcileri, psikologlarıyla, eğitmenleriyle çok küçük yaştan itibaren aileyi de çocuğu da eğitmeyi misyon olarak üstlenmeli, bunu üstlendiği zaman biz kadını çalışma hayatına sokabiliriz. Birinci derece önemli olan şey bu.

KAGİDER YÖNETİM KURULU BAŞKANI DR. GÜLDEN TÜRKTAN:
Öncelikle çocuk bakımı sorunu çözülmeli
Kadın çalışmak istediğinde iş aradığını ifade ediyor ve iş arayan kadın çalışma hayatına kabul ediliyor. Devlet politikaları, toplum yönlendirmesi veya yakın sosyal çevresinde umut ışığı göremeyince de iş aramaktan vazgeçiyor. İşte tam bu noktada, çalışma hayatından uzaklaşmış ve ev kadını haline gelmiş oluyor. OECD ülkeleri, kadınların yüzde 70’ine iş bulma çabası içinde. Ülkemizde ise bu rakam yüzde 28 civarında.
Kadını iş dünyasında var etmek istiyorsak, birçok sorunun yanı sıra öncelikle çocuk bakım sorununa eğilmeliyiz. Son iki yıldır KAGİDER olarak, AÇEV ile birlikte kadın istihdamını artırmaya yönelik Çocuk Bakım Modeli üzerinde çalışıyoruz. Çocuk Bakım Modeli, devletin çalışan kadınlara bir çocuk bakım teşviki sağlamasını amaçlıyor. Kadın çalışanların çocuklarını kayıtlı çocuk bakım merkezlerine gönderebilmeleri, bu sayede hem istihdama katılıp hem de kaliteli çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaşması hedefleniyor.
Çocuk Bakım Modeli çalışması öncesinde Türkiye genelinde bir anket yapıldı. Anketin sonuçlarına göre, daha önce çalışmış ama şu anda bir işte çalışmayan kadınların yüzde 44’ünün işten ayrılma nedeni çocuk bakım hizmetleri konusunda destek almıyor oluşları. Bu kadınların yüzde 84’ü çocuk bakımı için bir devlet teşviki olması halinde çalışma hayatına geri dönmeyi istiyor. Yani sorun, neredeyse maaşları ile aynı miktarda olan çocuk bakım hizmeti bedelini vermek yerine, işten ayrılarak çocuklarına bakmayı tercih etmek durumunda kalmaları. Kadınlara ve ebeveynlere başka bir seçenek sunulmadığı için işgücünden çekilen kadınlar oluyor. Çünkü devlet tarafından sağlanan bakım hizmetleri yetersiz kalıyor.

TOBB EKONOMİ VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖR VEKİLİ PROF. DR. GÜVEN SAK:
Kadınlar mecbur kalmadıkça çalışmıyor, ortada bir bozukluk var
Türkiye’de kriz dönemleri başladığında, haneye gelen gelir akımında azalmanın olacağı beklentisinin yaygınlaştığı dönemlerde iş gücüne katılma oranları artıyor genel olarak. O zaman aileden başka kişiler de, özellikle kadınlar, iş aramaya başlıyorlar. Yani bu araştırma, insanların gelir akımları açısından kendilerini daha iyi hissettiklerini gösteriyor. Dolayısıyla kadınlar böyle dalga gibi geliyorlar iş gücü piyasasına, bir takım işler buluyorlar, bunların hepsi illa da sürekli, kayıtlı işler olmuyor, sonra o dalga geriye gidiyor. Kadınlar işgücü piyasasına geldikten sonra sürekli olarak orada kalmıyorlar, ev işlerine geri dönüyorlar. Ekonomi iyiye gittiği zaman kadınlar eve gitmeyi tercih ediyorlar ya da gitmek zorunda kalıyorlar. Bence işverenler de kadınlara az para veriyor, heralde kadınların kafasında yaptığı hesaba uymuyor çalışıyor olmak. Diyelim çocuğunuz var, o çocuğun bakımı, ev işleri, yaşlı bakımı gibi başka işleriniz de varsa onlara yapılacak ödeme ile kadının maaşı kıyaslandığında, o maaşa değmiyor ki, kadın eve dönüyor. Ama diğer taraftan Türkiye’de yüksek eğitimli kadınlar da yurtdışındaki muadilleri ile karşılaştırıldığında evde oturmayı tercih ediyorlar. Tüm eğitim düzeylerinde dünyadaki başka ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı daha düşük. Almanya’da çalışan işçi ailelerine de bakıldığında, tüm gruplar arasında kadınların en az iş gücüne katıldığı grup Türkler. Belirgin olarak Türk kadınlar çalışma hayatına daha az katılıyorlar. Mecbursa çalışıyor ama değilse evin dışına çıkmamayı tercih ediyor. Ortada bir bozukluk var, geçmişten gelen bir bozukluk, üzerinde çalışılması gerek.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK