Army BootsAskeriyeden ayrılan ya da emekli olan kişilerin özel sektörde yöneldikleri alanlardan biri de insan kaynakları. Ordunun tüm ülkelerde en eski kurumların başında yer alması ve askerliğin temelinin insan yönetimi olması nedeniyle özel sektörde insan kaynaklarını tercih eden pek çok asker kökenli profesyonel var. Onlarla sivil hayattaki kariyer değişimlerini, neden insan kaynaklarını seçtiklerini konuştuk.

Ordu, tüm dünyada en eski ve köklü kurumların başında yer alıyor. Askerlik mesleğinin temeli de insan yönetimi. Askeri eğitim alan, ordudan ayrılan veya emekli olan, özel sektöre geçen pek çok kişi bu nedenden ötürü insan kaynakları alanına yöneliyor.

Sektörde askeri eğitim almış pek çok profesyonel bulunuyor. Bazıları önyargılardan dolayı asker kimliklerini açıklamak istemiyor. Hepsinin ortak görüşü özel sektördeki insan kaynakları uygulamalarının pek çoğunun temelinin ordu olduğu. Mesela özel sektörde son yıllarda popüler olan buddy, mentor, koç, hoş geldin mektubu gibi pek çok uygulama orduda yıllardır var. Bu uygulamaları özel sektörün yeni yeni keşfettiğini ve alınabilecek daha birçok uygulama olduğunu söyleyen asker kökenli insan kaynakları profesyonleri, ordunun bir insan laboratuvarı olduğunu, aldıkları eğitim ve orduda edindikleri deneyimin insan kaynakları alanında çalışmak için çok uygun olduğunu söylüyor.

İK konusunda akademik kariyer yapmış olan bir asker, neden askeri eğitim almış kişilerin insan kaynakları alanına yöneldiğini şöyle açıklıyor: “Askerlik mesleğini seçmiş profesyoneller olarak tanımlanan subayların yaptığı temel iş yönetmektir. Bir subayın meslek hayatı boyunca işinde yaptıklarını yüzdeye vursak, yüzde 95’inin sadece emir vermek yani iş yaptırmak. Bu durum askerlik mesleğinin temelde bir yönetim işi olduğunun en büyük göstergesi. Bu yönetimin odak noktasını ise insan oluşturur. Askerlik ve insan kaynakları yönetimi birbirinden ayrı düşünülmez. Askerlik mesleğinde nerede görev yaparsanız yapın yönettiğiniz insan kaynağı (yani askerler) Türkiye’nin her kesiminden gelen kişilerdir. Ayrıca meslek hayatı boyunca birçok farklı yere tayin olursunuz. Böylece faklı yöre, kültür, gelenek, inanış vb. kişileri tanıma olanağı bulduğunuz gibi eğitim ve kültür seviyeleri farklı bir kitleyi de yönetme imkânınız olur. Bu size farklılık yönetimi gibi insan kaynakları yönetiminde çok önemli olan bir konuda tecrübe ve yetenek kazandırır. Muvazzaf yani topçu, piyade, tankçı gibi sınıflarda görev yapan subayların sivil iş yaşamında karşılığının teknik olarak olmaması da bu subayları pek de fazla tercih hakkı vermeden İK yöneticiliğine yöneltiyor.”

İnsan laboratuvarı gibi

2003-2007 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde yürütülen “Personel Yönetim Sistemi (PYS)-2010” projesinde görev alan emekli yarbay, şu anda insan kaynakları danışmanı olarak görev yapan Doç. Dr. Uğur Zel, askeriyede insan yönetimine dair çok şey öğrenildiğini söylüyor: “Aslında bir laboratuvar ortamında gibisin, önünde asker var, insanı motive etmek diyorsun, al motive et bakalım. Ucu ölüm olan bir süreçte yaşıyoruz. Mesleğimiz insanı ölüme götürebilecek bir meslek, dolayısıyla insanı bir davranışa iterken, emir verirken, yönlendirirken, nasıl motive edildiği çok önemli. Bu konuda çok doküman var. Bununla ilgili yüzlerce kitap okuyabilir-siniz, bu okuduklarınızı al hadi yap bakalım kısmı askeriyede önünüzde. İstemedikleri bir şeyi isteyerek yapmalarını sağlıyorsunuz” diyor.

Doğuş Üniversitesi’inde insan kaynakları dersi veren Zel, yönetim bilimlerin temellerinin askeriyeden geçme olduğunu, bugün konuşulan her şeyin kökünün askeriyeden çıktığını söylüyor: “Sanayileşme olmadan önceki dönemlerde 17. 18. yy’lara kadar ticaret çok yaygın değil, şirket mefhumu çok gelişmiş olmadığı için yapıyı askeriyede görebiliyorsun. Aklınıza gelebilecek her türlü İK alt sistemi silahlı kuvvetlerde yürüyor, seçme yerleştirmeden, performans değerlendirmeye, atama, eğitim-geliştirme, emekliliğe kadar hatta emeklilik sonrası işleyen sistemlerimiz var. Biz, personel emekli olduktan sonra da bizden birisiymiş gibi takip ederiz. Ki bunu bazı özel sektör şirketlerinde görüyorum, yıllık toplantılar yapıyorlar, emekli olmuş kişileri de çağırıyorlar mesela. Biz bunu yıllardır yaparız.”

Askerlik insan yönetme sanatı

Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu Yöneylem Araştırması/Yönetim Bölümü’nden mezunu olan Danone Orta Avrupa Bölgesi İK Direktörü Yılmaz Öztürk, neden insan kaynaklarına yöneldiğini şöyle açıklıyor: “Askeriyedeki son görev alanlarımdan biri Personel Şube Müdürlüğü göreviydi. Bu pozisyonda bulunmam ve özel sektöre geçme kararımdan sonra çesitli iş alanlarını ve iş tanımlarını incelerken, denizcilik sektörü dışında tecrübelerime, eğitimime ve kişiliğime en yakın alanlardan birinin insan kaynakları alanı olduğunu görmem, bu alana yönelmemde etkili oldu.”

Harp Okulu’nda işletme eğitimi alan DeFacto İK Direktörü Oğuz Erdoğan da kendini en iyi insan kaynakları alanında ifade edeceği için bu alanı seçtiğini söylüyor: “Aslında silahlı kuvvetler de işletmeye çok benziyor. Kâr amacı gütmeyen birlikler, aynen hizmet sektöründe olduğu gibi insan odaklı, insanın önemi çok büyük. Aslında askerlik insan yönetme sanatı” diyor.

Topçu teğmen olarak görev yapan, 13 dönem yedek subay mezun eden Erdoğan, “Orada 13 dönem değişik karakter özelliklerini bir laboratuvarda gibi gördüm. İş hayatında da birebir kullandığım tecrübeler edindim” diyor. Bu tecrübelerden biri hoş geldin mektubu olmuş. Topçu okulu bitince kurada Kars Göle’ye (şimdi Ardahan’a bağlı) gideceği belli olan Erdoğan’a Göle’deki tabur komutanından bir mektup gelmiş. Göle’yi anlatan, yeni görev yeri hakkında bilgilendiren bir mektup. Erdoğan, “Benim oryantasyo-numu 15 gün önceden başlatan bir mektuptu. Hem bir sıcaklık, ilk gittiğinizde yapayalnız kalmayacak-sınız, hem de ön bilgi veriyor, beni çok etkilemişti. Bunu ben sonrasında özel sektörde kullanmaya başladım. İşe yeni başlayacak arkadaşları-mıza evrak toplama aşamasında gönderiyoruz. Basit bir şey ama sıcaklık yaratıyor” diyor. Erdoğan, şu anda şirketlerde uygulanan oryantasyon programlarından buddy uygulamasına, mentorluktan koçluğa pek çok uygulamanın askeriyede zaten yıllardır var olduğunu söylüyor.

Deniz Harp Okulu, İ.Ü. İktisat Fakültesi ve İ.Ü. Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İstatistik ve Ekonomi alanlarında lisansüstü, “İnsan Kaynakları Yönetimi’nin Geleceği” konusunda doktora yapan Dr. Mehmet Cemil Özden, insan kaynakları planlaması, kariyer sistemleri, oryantasyon programları ve idari süreçlerin askeriyede oldukça geliştiğini, ayrıca eğitim süreçleri ve eğitim merkezlerinin yapılanmasının, şirket akademilerinin yapılanmasında da örnek alınabileceğini söylüyor.

Erkek egemen kültürden kadın egemen kültüre

Askeriyeden sivil hayata geçen insan kaynakları profesyonelleri tabii küçük bir bocalama da yaşamışlar. Doç. Dr. Uğur Zel, erkek egemen bir kültürden kadın egemen bir kültüre geçince radikal bir değişim yaşamış. Rütbe makam kaybı, kimin kime bağlı olduğu ve kılık-kıyafet en çok zorlandığı konular olmuş.

Bir diğer şaşırdığı nokta da bazı şirketlerde gördüğü, askeriyede bile tanık olmadığı hiyerarşi olmuş: “Özel sektördeki hiyerarşik uzaklık silahlı kuvvetlerden daha fazla. Bazı şirketlerde açık açık söylemişimdir, bizde bile bu kadar mesafe konmaz veya korkulmazdı. X bir genel müdür yadımcısının odasına girmeden önce beni uyarmışlardı, ‘şöyle derse, böyle yap’ gibi, nereye giriyoruz, bu tedirginlik ne diye sormuştum”

Oğuz Erdoğan ise sivil hayattaki ilk şokunu şöyle anlatıyor: “Askeriyede bir yere gittiğinizde her şey düşünülmüştür. Nerede kalacağınızdan nerede yemek yiyeceğinize, elbisenize, ayakkabınıza kadar her şey. Sivil hayata geçtiğimde bir iş görüşmesine gittiğimde nerede kalacağım, akşam yemeğimi nerede yiyeceğim kimsenin umurunda değildi. Şimdi normal geliyor, o zaman çok garip gelmişti. Kendimi yapayalnız hissetmiştim. Askeriyede İstanbul’da görev yaparken binlerce kilometre uzağa gitseniz de hiçbir şey değişmez. Bu özellikle şube sayısı artan şirketler için çok güzel bir örnek. Ben bunu özellikle Özdilek’te çalıştığım yıllarda hayata geçirme şansı buldum.“

Askeri eğitim almış insan kaynakları uzmanları askeri eğitimin mesleklerine nasıl katkı sağladığını şöyle sıralıyorlar:

–              Askeriyedeki en önemli yetkinlik sabır. İş hayatında başarılı olmak için sabır çok önemli. Kendinizi 5 yıldızlı otelden bir dağın tepesinde karakolda bulabiliyorsunuz. Kar suyu erirtip duş almaya çalışıyorsunuz. Her duruma çok çabuk adapte oluyorsunuz. Askerliğin öğrettiği en büyük yetkinlik değişen durumlara adapte olma. Çünkü şirketlerde de şartlar çok çabuk değişebiliyor.

–              Orduda planlama organizasyon yetkiliğiniz çok gelişiyor. 21 yaşında birlik yönetmeye başlıyorsunuz.

–              Askeriye eğitime teşvik ediyor. Yüksek lisans yaptığınızda 1 yıl erken terfi alıyorsunuz, doktora yapınca teşvik alıyorsunuz. Şimdi kurumlar da yapıyor bunu.

–              Silahlı kuvvetlerde geri bildirim daha iyi yürüyor. Mesela emir tekrarı var, bir görev alındığında işi anladı mı, yaptı mı mutlaka tekrarlanır. Emir tekrarı çok basitir ama hayati sonuçlar doğurur.

–              Askeriyede yıllık, haftalık eğitim planları vardır çok sistematik işler. Şimdi özel sektör de aynısını yapıyor.

–              Silahlı kuvvetler iş ve insan odağını dengeliyor. Özel sektörde ilişkiler biraz daha hedef odaklı, iş odaklı görülüyor. Şimdi insan kaynaklarının yapmaya çalıştığı şey de insan odağını kalkındırmaya çalışmak, yöneticilerdeki insan odağını geliştirmek.

–              Askeriyede bağlılık ve sadakat çok önemli. Şu anda özel sektörün en önemli gündem maddeleri bunlar. Özel sektör de bunu sağlamaya çalışıyor.

İK uzmanlarının askeriyede gördüğü en büyük eksiklik ise büyük çoğunlukla erkeklerden oluşan bir organizasyon olması nedeniyle kadınların yönetimde olmaması.

CV’ye bakıp ‘emekli asker boşver’ deniyor

Aslında asker kökenliler her zaman bu sektörde yer aldı. 1980 darbesi sonrası geçmişte işletmeleri kilitleyen çeşitli sendikal problemlerin çözümünde bazı Türk işverenler, sırf iş disiplini ve otoritesini daha iyi sağlayacakları inancıyla TSK kaynaklı adaylara doğru bazı tercihler yaptılar. Bu kişiler bugünkü anlamıyla insan kaynakları uzmanı değil, endüstriyel ilişkiler müdürü, personel müdürü unvanlarıyla insan kaynaklarının bugünkü yapısından çok uzak bir şekilde görev yaptılar.

Bugün insan yönetimi konusunda uzman, birçoğu akademik kariyer yapmış kişiler insan kaynakları uzmanı olarak sektörde yer alıyorlar.

Aslında asker kökenlilerin yurtdışında, özellikle ABD’de özel sektörde yönetici olmaları çok yaygın, ABD Harp Okulu West Point mezunlarının yüzde 50’sinin mecburi hizmetlerini bitirir bitirmez (5 yıl) özel şirketler tarafından yönetici olarak kapıldığı söyleniyor. Amerika’da zor çalışma şartlarına dayanıklılık, sorumluluk bilinci, takımdaşlık, yenilikçilik, yaratıcılık ve liderlik yetkinliklerinden dolayı asker kökenlilere daha sıcak bakılıyor. Türkiye’de ise özel sektörde görev alan bazı asker kökenliler asker kimliklerinden söz etmek istemiyor. İsmini vermek istemeyen bir İK uzmanı son yıllarda TSK’nın kurumsal itibarındaki azalmanın da bu durumda etkili olduğu, insanların TSK’ya güvenlerinin sarsıldığını söylüyor.

Toplumun genelinde askeri okullarda sadece askerlik eğitimi alındığı düşünülüyor fakat harp okulunda okuyan insan kaynakları profesyonelleri sadece askerlik değil, işletme, mühendislik dalları, hukuk gibi alanlarda da eğitim aldıklarını, bu nedenle özel sektörde de rahatlıkla çalışabileceklerini söylüyor ve bunun özel sektör tarafından fark edilmesini istiyorlar.

Uzun yıllardır insan kaynakları alanında çalışan emekli asker Kartal Tolga, ‘siz özel sektörün asker kökenlilere bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?’ sorusuna şu cevabı veriyor: “Toplumda asker kökenli olmaya bakış açısı darbe kavramıyla bütünleşmişse, kariyer yolunu değiştirmeye karar veren asker kökenli kişilerin önyargılarla ve ayrımcılıkla yüzleşmesi de kaçınılmazdır. Toplumdaki emekli askerlerle ilgili yıllardır devam eden ve büyük ölçüde haklı olarak darbelerden de tetiklenen ‘bu adamlardan olsa olsa apartman yöneticisi olur’ trajikomik asker önyargısının son 10 yılda ortaya çıkan ve yaşanan büyük siyasal değişimlerle daha da artması benim gibi Deniz Harp Okulu mezunlarını üzüyor. Şahsen akademik eğitimim itibariyle makine mühendisi ‘ben’ olarak yetkinliklerim ve tecrübelerimle, aldığım eğitimlerle, bugüne kadar kamuda ve özel sektörde başardığım projelerle değerlendirilmeyi tercih ederim. Beni yakından tanıyan executive headhunter’ların müşterilerinin ‘emekli asker boşver’ diyerek daha en baştan beni elediklerini de biliyorum. Bu konuda özel sektör yaşamım boyunca asker kökenli olduğumu ilk öğrendiklerinde saygı duyduğum yöneticilerin birçok kez askere hiç benzemediğim değerlendiril-mesiyle beni onurlandır-maya çalıştıklarını ama bunu söylerken beni kırdıklarını biliyorum. En çarpıcı olan tecrübem ise, Bosch Manisa’da İK Müdürü olarak görev yaptığım dönemde bir kariyer günleri sunumumuz sonrası öğle yemeğinde üniversitenin kariyer planlama birimi başkanı hocamızın elimdeki okul yüzüğüne bakıp “Kartal Bey Boğaziçili misiniz?” sualiyle yaşamış, gülümseyerek “Hayır Deniz Harp Okulu mezunuyum hocam” cevabını verdiğimde hocamızın “Hiç göstermiyorsunuz!” yorumuyla yüzleşmiştim. Özel sektöre geçeli 18 yıl olmasına ve artık ikinci ve son emekliliği yaşamama rağmen bazı sivillerin kökenimi öğrendiklerinde bana hemen komutan şeklinde hitap etmeleri beni gerçekten üzüyor.”

Danone Orta Avrupa İK Direktörü Yılmaz Öztürk:

İK rolleri bir subayın günlük iş yaşamının bir parçası

İnsan kaynakları bölümlerinin temel rol ve sorumluluklarına baktığımızda, bunlar bir subayın, hangi rolde bulunursa bulunsun, günlük iş yaşamının bir parçasını oluşturuyor. Örneğin performans yonetimi, eğitim ve geliştirme, stratejik düşünme ve planlama, ilişki yönetimi gibi… İnsan yonetimi alanında eğitim ise Harp Okulu sıralarında başlıyor, liderlik, organizasyon ve yönetim gibi dersler yaz dönemindeki pratik eğitimlerle pekiştiriliyor. Bu açılardan baktığımızda askeriyeden ayrılanların insan kaynakları alanına yönelmesini doğal buluyorum. Ancak, salt böyle bir eğitimden gecmiş olmanın, özel sektörde başarılı bir İK yoneticisi olmak için yeterli olacağını söyleyemeyiz. Özel sektöre uyum, disiplin ve esneklik arasındaki dengeyi sağlamak, insan yönetiminde hiyerarşinin önemini azaltıp koçluk özelliklerini yansıtmak gibi faktörlerin başarı için dikkate alınması gerektiği inancındayım.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 28 Temmuz 2013