_EMR3254

Kendi deyimiyle ‘1950’lerin sonuna doğru’ İngiltere’de doğdu. 11 yaşında alkolik oldu, 12’sinde uyuşturucu kullanmaya başladı, 16’sında bir motosiklet çetesine katıldı. 7 yıl boyunca fiziksel tacize uğradı. Defalarca intihara teşebbüs etti. Dibe vurduğu bir gün tedavi olmaya karar verdi. İçsesini dinledi ve hayata yeniden başladı. Alkolü ve uyuşturucuyu bıraktı, kendine güven eğitimlerine katıldı, üniversiteye gidip psikoloji, sosyoloji okudu. Ve fark etti ki kendi gibi bir sürü insan var. Başta kadınlar olmak üzere. Mutsuz olan ve mutsuz olduğunu fark etmeyen, kendine güvenmeyen insanlar. Yaşadıklarından yola çıkıp, öğrendiklerini başkalarına aktarmaya başladı. 70 binden fazla kişiye eğitim veren Susan Armstrong, şimdi dünyaca ünlü bir konuşmacı, ödüllü bir eğitmen ve yazar. O gerçek bir başarı hikayesinin kahramanı.

2006 yılında hikayesini “An Invisible Prison: A True Story of Survival” adlı kitabında (kitap Türkçe’ye Sürtük adıyla çevrildi) toplayan Susan Armstrong, 5 Kasım’da PERYÖN İnsan Yönetimi Kongresi’nde işsizlikten korunmanın yolları üzerine bir workshop verdi. (Bkz, Hürriyet İK, 6 Ekim 2013, Devir kendini pazarlama devri) Bu vesileyle İstanbul’a gelen Armstrong ile sıradışı kariyerini konuştuk.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER

– 11 yaşında alkolle tanıştınız, nasıl bir çocukluğunuz oldu?

Öncelikle bu benim seçimimdi. Çok iyi, sevgi dolu bir anne baba ve kardeşlere sahiptim. Bunun onlarla hiç bir ilgisi yok.

– O yaşta sizi alkole iten sebepler nelerdi?

Çocukluğumda hep kusursuz olmak zorunda olduğumu hissettim. Annemden aldığım bir mesajdı bu, o bir mükemmeliyetçiydi. Ben de bir şekilde kendimi hep mükkemmel olmak için zorladım. Sürekli mükemmel olmaya çalışmak, her şeyi kusursuz yapmaya çalışmak, yaptığım hiçbir şeyden tatmin olmamak, hiçbir şeyin yeterli gelmemesi benim üzerimde büyük bir stres yarattı. Sürekli kusursuz olmaya çalışmak ve hep olamadığını hissettemek, daima korkmak, insanlar beni sevmeyecek diye düşünmek beni çok büyük bir baskı altına aldı. 11 yaşımda alkolü keşfettim ve hemen ardından uyuşturucuyla tanıştım, bu sayede hiçbir şeyi umursamaz oluyordum. Biraz fazla içince özgülüğü keşfettim.

– Sonra ne oldu?

13 veya 14 yaşında uyuşturucuyla tanıştım, yine bu yaşlarda bir sokak çetesine katıldım. 16 yaşında bir motosiklet çetesine katıldım. Türkiye’de var mı motorsiklet çetesi?

2 yıl intiharı denedi

– Zannetmiyorum, çok Amerikanvari. Çetede neler yaşadınız?

7 yıl çetede kaldım, erkek arkadaşım ve çete tarafından fiziksel tacize uğradım. O zaman ABD’de idim. 7 yılın sonunda çeteden kaçtım, Kanada’ya ailemin yanına gittim. Ama işler yolunda gitmedi, çünkü çete bir tür beyin yıkama gibi. Fiziksel olarak çetede olmasam da kendimden nefret ettim ve 2 yıl boyunca birçok kez intihara teşebbüs ettim. Hap aldım, ağır uyuşturucular, alkol vs içerek ölmeye çalıştım.

– Ne zaman dibe vurdunuz?

Bilmiyorum, kendimi yok etmeye çalışıyordum, işe yaramıyordu. Bir gün uyandım, çok güzel bir gündü, neden bilmiyorum bira içtim, o gün en son hatırladığım şey taksinin bana bir kasa daha bira getiriyor olmasıydı. O zaman bir kadın mağazasında çalışıyordum. Mağazayı aradım ve onlara benden daha iyi birisine layık olduklarını söyleyerek işten ayrıldım. Sanıyorum bu benim dip noktamdı. Bir sonraki gün kalktım ve bira içmeye devam ettim, böyle yaparsam ölebileceğimi düşündüm, içmeyi bırakırsam da ölecekmiş gibi hissediyordum ve yardıma ihtiyacım olduğunu da biliyordum. Doktor içkiyi bırakmadığım sürece benimle konuşmayacağını söyledi. Rehabilitasyona gitmeye karar verdim, benim gibi insanların olduğu bir yerdi. Ama 6 hafta sonra bıraktım çünkü oradaki tek kadın bendim, ayrıca oradaki tüm erkekler ya doktor, ya avukattı, evliydiler, çocukları vardı. Ben kendimi oraya ait hissedemedim. Ve ben de kadın toplantılarına katılmaya başladım. Fakat o kadınlar da ya çok içip çocuklarını utandıran veya eşlerini kızdıran kadınlardı.

Burada olmamın bir anlamı vardı

– Oraya da ait hissetmediniz kendinizi

Evet ve hikayemi anlatırsam benimle konuşmayacaklarını düşündüm. Kimse benim gibi değildi. 2 hafta sonra oradan kaçmaya, Florida’ya çeteye tekrar katılmaya karar verdim. Orada öldürüleceğimi de biliyordum ama bu benim için sorun değildi. Denemiştim, olmamıştı, çok yıpranmıştım, o gece tekrar rehabilitasyona gittim Adsız Alkolikler (AA) toplantısına. Toplantıda hepimizin birer bileti vardı ve çekiliş sonrası bir kişiye ödül verilecekti. Ben yine bir köşede karanlıkta ağlıyordum, çünkü denemiştim ve olmamıştı, tekrar çeteye geri dönüp muhtemelen ölecektim. Çekiliş sonucu benim numaram okundu. Hediye bir kitaptı (The Big Book of AA, içinde AA’lerin hikayelerinin olduğu kitap) İnanamadım, kitabı aldım ve doğruca odama çekildim. Odamda kitabı göğsüme bastırıp, şunu söylediğimi hatırlıyorum, “istesem de beni bırakmayacaksın değil mi?” ve bir ses duydum, ses bana “Hayır Sue, seni bırakmayacağız” dedi. Sesi duyunca, hani ölürken hayatınız film şeridi gibi gözünüzün önünden geçer ya, işte aynen öyle hissettim. O an her şey değişti, her şeyi kavradım. Daha önce defalarca ölmeyi denemiştim ama olmamıştı, bir içses, burada olmamın bir anlamı olduğunu fark ettirdi. Bu her şeyi değiştirdi, bir sonraki sabah herkesten farklı olduğum noktaları görmek yerine benzer özellikleri görmeye başladım. Ondan beri hiç alkole, uyuşturucuya dokunmadım.

– Sonrasında iyileşme süreciniz nasıl devam etti?

Bunu yapan problemi biliyordum; mükemmeliyetçilik, kendini yetersiz hissetme, iyi hissetmeme vs. Kendimi korkmuş, dehşete kapılmış hissediyordum, asansörde insanlar varsa ben yürümeyi tercih ediyordum.

Sonra kitap okumaya başladım, çalışmaya başladım, kendine güven eğitimlerine, workshoplar’a başladım. Okula başladım. Geceleri üniversiteye gittim psikoloji ve sosyoloji okudum. 3-4 yıl sonra daha iyiydim, kendime güvenim geldi ve şunu farkettim, diğer insanlar özellikle kadınlar, kendilerinin yeteri kadar iyi olmadığını, mükemmel olmadıklarını düşünen kadınlar mutlu değillerdi, aynen benim daha önceden hissetiğim gibi hissediyorlardı. Onlar mutsuzdu ve mutsuz olduklarını bilmiyorlardı.

Ve öğrendiklerimi onlarla paylaşmaya karar verdim. Çünkü diğer insanlar da aynı durumdan muzdarippti ama nereye başvuracaklarını bilmiyorlardı. Daha fazla insana ulaşmak için büyük eğitim firmaları ile çalışmaya başladım, makaleler, kitaplar yazdım. Çünkü bu konu (kendine güven konusu) yaklaşık olarak insanların yüzde 85’ini etkiliyor.

– Kaç kişiye eğitim verdiniz?

70 binden fazla kişiye kendine güven, iletişim, etkileme, satış, sunum, konuşma becerileri, stres yönetimi, takım kurma gibi konularda – ki bunlar hep kendine güven ve iletişim içeriyor – eğitim verdim. İş dünyasında en önemli şey kendine güven. Kendine güven iletişim kurmayı da, takım kurmayı da etkiler.

– Pek çok ülkede kendine güven eğitimleri veriyorsunuz. En çok kimlerde kendine güven eksikliği var?

Kendine güven eksikliği global bir sorun. Geçen hafta Suudi Arabistan, İsveç ve Fransa’da idim. Hepsinde sorun aynı, farklı kültürlerden insanlar aynı şeyi söylüyor.

İş stresi alkole sevkediyor

– Mükemmeliyetçilik bir insanın hayatını yıkabiliyor yani?

Evet. Kusursuz diye bir şey yok. Bunun farkına vardığımız zaman çok daha iyi bizim için. Genelde kadınlar bunu yapıyor, kendi kendilerini baltalıyorlar. Kendimizi ölçüyoruz, kıyaslıyoruz, dışarıda insanlar ne düşünüyor diye kendi kendimizi yiyoruz.

– Tüm bu yaşadıklarınızdan sonra insanlara ne mesaj vermek istersiniz?

Hepimizin başarılı olma yeteneği var. Bu bizim elimizde. Kendimizde ne yanlış diye düşüneceğimize, iyi şeylere odaklanmalıyız. Neye fokuslanırsan o büyür. İyi şeylere odaklanırsan iyi şeyler büyür. Daima kendimizde biter iş. Ve ben yaptıysam herkes yapar. Paranız olmayabilir, doktora gitmeyebilirsiniz, herkes her şeyi yapabilir, önce bunu bilmeli.

– İş hayatında alkol yaygın mı?

Alkol çok yaygın, insanlar strese girdiklerinde alkole başvuruyor ama bu konudaki istatistikler hiçbir zaman doğru değil, çünkü insanlar kendilerini alkolik olarak tanımlamıyorlar. ABD’de 27 milyon insan alkolle mücadele ediyor. Bu iş hayatını da etkiliyor, işe geç kalıyorlar, hastalanıyorlar, mutsuz oluyorlar.

– Eklemek istedikleriniz?

Bugün çok farklı bir dünya var. Tüm insanlar özellikle kadınlar ve gençler kendi sağlıkları, duygusal sağlıkları için sorumluluk almalılar. Öncelikle kendi içimizde, iç dünyamızda mutlu olmalıyız. Kadınlar genelde kendileri hariç herkesi mutlu etmeye çalışırlar, önce kendilerini mutlu etmeliler. Gençlerse ne isterlerse elde etmeye alışmışlar. Gençler önce çok çalışmalı, sorumluluk almalılar.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 10.11.2013