Mayıs, 2014 için arşiv

Kaza değil cinayet

Yayınlandı: Mayıs 21, 2014 / Yazılar

Biz bu haberi hazırlarken Soma’daki maden faciasında ölenlerin sayısı 292 idi. Bu Türkiye’nin depremlerden sonra yaşadığı en büyük facia. Türkiye’de son 10 yılda 11.706 işçi öldü. Bunun adı iş kazası değil, iş cinayetidir.

Türkiye’de son 73 yılda 3 bin madenci hayatını kaybetti. AA’nın haberine göre Türkiye’de 1941 yılından beri meydana gelen maden kazalarında 3 binden fazla işçi yaşamını yitirdi. Soma’da yaşanan ve 292 kişinin yaşamını yitirdiği facia yaşanan en büyük facia oldu.

Türkiye İstatistik Kurumunca geçen mart ayında yayınlanan ve iş kazalarının sektörel dağılımının yer aldığı rapora göre, Türkiye’de iş kazalarının en çok yaşandığı sektör, maden ve taş ocakçılığı. Geçen yıl iş kazalarının yüzde 10,4’ünün madencilik ve taş ocağı sektöründe görüldüğü tespit edildi.

Türkiye madenlerde ölümlerde dünya sıralamasının en üst sıralarında yer alıyor. Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) raporuna göre, 100 milyon ton kömür üretimi başına düşen ölüm sayısı ABD’de yıllara göre 1 ile 6 arasında değişirken, Türkiye’de bu kimi yıl 900’ü dahi aşıyor. Madencilik sektöründe ölümlerin artmasının en önemli sebebi taşeronlaşmanın getirdiği maliyet düşürme hesapları ve güvenlik önlemlerinin hiçe sayılması olarak gösteriliyor.
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, Soma’daki işçi ölümlerine dair ekim ayında verilen araştırma önergesinin ancak nisan ayının sonunda gündeme alınmış ve CHP’nin yanı sıra MHP ve BDP’li vekillerin de desteğine rağmen TBMM’de AK Partili vekillerin oylarıyla reddedilmişti. Hatta Ak Parti Gaziantep milletvekili Şamil Tayyar, CHP’nin bu önergesinin reddedildiği günlerde katıldığı bir televizyon programında, önerge için ‘eften püften’ demişti.

Özetle felaket geliyorum diyordu. Özel, Manisa Olay gazetesinde yer alan haberde şunları söylüyordu, “Ülkemizde 2014 yılının ilk 3 ayında 276 işçi, 2013 yılında ise toplamda 1.235 işçi ve son 10 yılda toplamda 11.706 işçi hayatını kaybetmiştir. Ve bu rakam Avrupa Birliği ülkelerinin ortalamasının 8,5 katından fazladır. Her gün duyduğumuz onlarca acı kayıp artık canımıza tak etmiştir. Madenlerde ölen işçilerimiz için ‘bu mesleğin kaderinde var’ ya da ‘güzel öldüler’ diyebilen anlayış, 10 yılda 11.706 işçinin hayatına sebep olmuştur.”

Herkes suçlu
Hürriyet’te yer alan haberde Dev-Maden-Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün, bu sahalar Türkiye Kömür İşletmeleri’nin yönetimindeyken neredeyse kaza olmadığını, ölümün ise hiç gerçekleşmediğini ileri sürdü. Görgün, “Ne zaman ki bu sahalar özel sektöre geçti, kazalarda adeta patlama yaşandı. Çünkü taşeronlaşma devlet politikası haline gelerek önü açıldı. İnsanlar kaçak olarak ya da düşük ücretlerle madende çalıştırılmaya başladı, iş güvenliği yok sayıldı. Müfettişler eksiklikleri görmezden geldiler. Maliyet düşürmek için güvenlik tedbirleri geri plana atıldı. Tek amaç daha fazla üretim yapmak oldu. Bunlar kaza değil, cinayettir. Bu cinayete sendikasından müfettişine, bakanından başbakanına herkes ortaktır” dedi.

TEPAV’ın raporunda bazı rakamlar bu ayrıntıya da ışık tutuyor. 2000 yılında Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun verilerine göre, özel sektöre ait madenlerde meydana ölüm vakaları, kamu işletmelerinin yaklaşık 15 katı.

Türkiye’de 1 taşeronun 6 alt taşeronu olduğu yerler var. Her taşeron yeni bir maliyet düşürme gayreti anlamına geliyor. Maliyet de iş güvenliğinden çalınarak düşürülüyor.

Kaptıkaçtı madenciliği yapılıyor
Türkiye Maden İşçileri Sendikası Eğitim Müdürü Dr. Fikret Sazak, Soma’daki madeni kamu işletseydi belki de bu facianın yaşanmayacağını söylüyor: “Bu bir kaza değiş iş cinayetidir. Kaza depremdir, çok şiddetli bir seldir, öngöremezsin. İşveren tüm riskleri öngörmeli. Yeni iş güvenliği yasasınında en önemli taraflarından biri de bu, işveren riski görecek diyor. Daha önce kamu işletmiş, orada biriken gaz neden olmuş faciaya. Yeni işleten kişi öngörmeliydi ama bu sahayı kamu neden işletmedi? Maliyeti düşürmek için. Ama bu madeni kamu işletseydi, bu kazanın olma olasılığı daha düşük olurdu. Çünkü daha yavaştan alınırdı. Burada temel mesele özelleştirme. Ben yer altı işletmelerinin kamu tarafında işletilmesinden yanayım. Kesinlikle taşeron yasaklanmalı yeraltı işlerinde. Çünkü buralar sıfır risk ile çalıştırılması gereken yerler. Yer altı madenciliği mutlaka kamu tarafından işletilmeli, illa özelleştirilecekse de sermaye yapısı çok güçlü, kurumsallaşmış şirketler tarafından yapılmalı. Ama şimdi kaptıkaçtı madenciliği yapılıyor. Son dönemde Türkiye’de ruhsatı alan herkes şuradan maden çıkarılım satalım diyor, define avcılığı gibi oldu.”

İş güvenliği uzmanı maaşını işverenden almamalı
İş sağlığı güvenliği uzmanının işverenin karşısına dikilip cesurca, ‘ben senin üretimini durduruyorum’ diyebilmeli. Ama bunun içinde maaşını işverenden almamalı, işveren iş güvenliği uzmanının iş akdini feshedememeli. Bir komisyon feshetmeli.

İş güvenliği eğitimleri veren Dr. Ali Rıza Tiryaki, “Kazalardan sonra görünen nedenlerle yetinmemek lazım. Kök sebeplere ulaştıracak sorular sormamız gerekiyor. Ülkede kâr odaklı yaklaşımın, insan odaklı sürdürülebilirliği öne alan yaklaşımla ikame edilmesi lazım. İşin planlanması-maliyet analizlerinin yapılması aşamasında güvenliğin akla getirilmesi lazım. Güvenlikten tasarruf etmeye çalışmanın bedelinin ağır olacağını görmemiz lazım. Bu ülkede taşeronlaşmanın mercek altına alınması lazım. Yapılan resmi açıklamalarda ‘bu madenin denetlendiğini ve mevzuata aykırı bir unsur bulunmadığını’ ifade ediyorlar! Bu saat itibariyle 284 insan öldü, bu şartlarda denetim yaptık, her şey mevzuta uygundur demek bu facia koşullarında uygun düşmez. Ya nitelikli, etkili denetim yapamadık, ya mevzuatımız etkili, yeterli değil. Ama burada mevzuatı, denetimi aşan çok kapsamlı ortak bir toplumsal sorumluluk var. Maden sektöründe çalışma ilişkileri ve koşullarını etkileyen uygulama ve dinamikleri analiz etmemiz lazım. Maden işçilerinin hangi koşullarda çalıştıklarını, her yıl kaç maden işçisini kara karanlığın içinde kaybettiğimizi, meslek hastası yaptığımız kamusal alanda konuşmak, sorgulamak için kitlesel kıyımların yaşanması mı gerekiyor? Her yıl inşaat sektöründe yüzlerce ölüm meydana geliyor, inşaat sektöründeki işçi ölümleri neden haber olmuyor, ele alınamıyor?” diye soruyor.

Çalışan sayısı belli değil demek sigortasız çalışmaya delalet
Faciadan sonra en çok tartışılan konulardan biri de içeride kaç işçinin olduğu konusuydu. İş hukuku uzmanı Av. Cüneyt Alihan Danar, “İşçi sayısının bilinmiyor olması yalan. İş Kanunu’na göre vardiya listeleri eski adıyla Bölge Müdürlüğüne, yeni adıyla İşkur Çalışma İl Müdürlüğü’ne bildirilir. Burada İşkur’un çıkıp bir açıklama yapması lazım. Çalışan sayısı belli değil demek sigortasız işçi çalıştırmaya delalet” diyor.

Danar işçi yakınlarına bir an önce maddi manevi tazminat davası açmalarını tavsiye ediyor: “Vakit kaybetmeden dava açılmalı. Kişi başı en az 200 bin TL tazminat çıkar. Bunların tahsil edilebilmesi için şirketin bunu karşılayacak mal varlığı olmalı. Şirketin mal kaçırmasını engellemek için, tüm grup şirketlerinin mal valığına tedbir konmalı. Hatta sosyal devlet olmanın gereği kişilerin müracatına gerek kalmadan devlet böyle bir tedbir koymalı. Şirket malları satarsa işçi yakınları para alamayacak.”

5510 sayılı yasa pek çok hakkı tırpanlandı
Türkiye’de madencilik sektöründe çalışan 200 bine yakın kişi olduğu söyleniyor. Ölümle burun buruna çalışan ve başta kanser olmak üzere pek çok meslek hastalığına yakalanan madencilerin birçok hakları da ellerinden alındı. 

Yeraltı madenciliğinde önceden yaş sınırı yoktu. 5510 sayılı yasa ile 55 yaş sınırı getirildi. Ayrıca daha önce yılda 180 gün olan fiili hizmet zammına tatil günleri, haftasonu tatilleri de girerdi, şimdi çıkarıldı, bu da yılda 40-50 gün yapıyor.

İşveren de artık nitelikli maden işçisi bulamıyor. Çünkü bir avantajı kalmadı, insanlar ölümle yüz yüze çalışıyor. Sağlığından olacak, ölümle burun buruna çalışacak ama 5510 sayılı yasa ile bir çok hakkı tırpanlandı, o zaman gidiyor başka yerde çalışıyor. İşletmeciler de ‘eskisi gibi olsun çünkü biz çalıştıracak adam bulamıyoruz’ diyorlar. Uzmanlar, ‘nitelikli adam çalışırsa iş kazaları da azalır’ diyorlar.

Avustralya’da 100 bin dolar Soma’da 19 bin TL
Gelişmiş ülkelerde maden işçileri yaptıkları işin riski ile paralel en çok kazanan işçi grupları arasında yer alıyor. Avustralya’da madencilerin yıllık kazancı 100 bin doları geçiyor. Bu ülkede ortalama özel sektör işçi maaşı ise 66 bin dolar civarında. ABD’de de zengin kömür yatakları olan eyaletlerde yıllık maaşlar 100 bin dolara yaklaşıyor. ABD’de ortalama kömür maden işçisi maaşı 81 bin doları geçerken ortalama özel sektör işçi maaşı 50 bin dolara yaklaşıyor. Soma işçisi ise ortalama aylık 1.600 lira (yaklaşık 770 dolar) yıllık 19.200 lira (yaklaşık 9.230 dolar) kazanıyor. Fakat
Türkiye’de asgari ücretle çalışan pek çok madenci var.   

Geçen yıl 1.235 işçi öldü
2012 SGK istatistiklerine göre Türkiye’de toplam 74.871 iş kazası meydana geldi. İş kazalarında 744 kişi öldü.
2011 yılında 69.227 iş kazası meydana geldi, 1.700 kişi öldü.
2010 yılında 62.300 iş kazası meydana geldi, 1.444 kişi öldü.

CNN Türk’te yer alan habere göre Adalet Arayana Destek Grubu’nun hazırladığı ‘İş Cinayetleri Almanağı-2013’e göre, geçen yıl 1.235 işçi öldü. Verilere göre en fazla İstanbul’da, Ağustos ayında, inşaat sektöründe işçi ölümü meydana geldi. 2013’te 18 de çocuk işçi öldü. Bu tabloyla Türkiye’nin iş cinayetlerinde Avrupa’da birinci, Hindistan ve Rusya’dan sonra da dünyada 3. olduğu belirtiliyor.

SGK’nın verileri sadece SGK’lı olanları, yani 22 milyon çalışanın 7 milyonunu kapsıyor. Oysa bir doktor ambulansta kaza geçirip öldüğünde veya kaçak çalışan kot kumlama işçileri, mevsimlik tarım işçileri öldüğünde bu rakama dahil olmuyorlar.İş kazalarının artmasındaki en büyük sebepler, taşeronlaşma, eğitimsizlik, iş güvenliği kültürünün olmaması, yaptırımların caydırıcı olmaması.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 18 Mayıs 2014

Reklamlar

İyi bir fikir, inanç ve tutku

Yayınlandı: Mayıs 12, 2014 / Yazılar

Türkiye’de kadınlarda girişimcilik oranı yüzde 7 civarında seyrediyor. Kadınların önündeki en büyük engel kültürden kaynaklı kadın-erkek eşitsizliği. Fakat Türkiye’de başarılı işlere imza atmış pek çok kadın girişimci de var. Hepsinin ortak görüşü şu: Eğer çok isterseniz ve işinize tutkuyla bağlanırsanız aşamayacağınız güçlük yoktur.

Türkiye’de ne yazık ki kadın girişimciliği konusunda net bir istatistik yok. TÜİK İstatistiklerle Kadın 2013 verilerine göre Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 25.9. Bu rakamla Türkiye, kadın istihdamında OECD’nin ve Avrupa Birliği ortalamasının çok gerisinde kalıyor.

TÜİK’in istatistiklerine göre istihdamda 7.4 milyon kadın var.  KAGİDER Başkanı Dr. Gülden Türktan, bu rakamın yaklaşık 900 bininin kendi hesabına çalışan veya işveren olan kadınlar olduğunu, öte yandan, TOBB’a kayıtlı 1.5 milyon işletmenin sadece 93 bininin kadın adıyla işveren olarak kayıtlı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bu rakamlardan da görüleceği üzere, Türkiye’deki kadın girişimcilik oranı ancak yüzde 7 civarında seyrediyor. Bu çok düşündürücü ve kaygılandırıcı bir durum.” Dr. Türktan, kadın girişimciliğinin önündeki en büyük engellerin, en temelde kültürel engeller olarak tanımlanan, kadın erkek eşitsizliğine dayandığını söylüyor: “‘Kadının yeri evidir, kadın ailenin bir parçasıdır, kadının asli sorumluluğu ev işleri ve çocuk bakımıdır’ gibi yerleşmiş ataerkil düşünce biçimleri aslında kadının istihdamda, girişimcilikte, toplumsal ve siyasi yaşamın her alanında önündeki temel engelleri oluşturuyor. Kadın girişimciler için bu kültürel engellere ek olarak, finansal kaynaklara erişimdeki sorunlar, eğitime erişimdeki problemler, iş ve ev uzlaştırma politikalarının olmayışından kaynaklanan engeller ve çocuk bakımı gibi engeller söz konusu. Erkeğin ev geçiminden, kadının ise ev içi emekten sorumlu olduğu bir düzende, kadının evden çıkıp iş yaşamına katılması zorlaşıyor. Ev ve iş yaşamını uzlaştırmaya yönelik politikalar da ülkemizde yok. Çocuk bakım hizmetlerinin olmaması ve çocuk bakım sorumluluğunun kadınlar tarafından üstlenilmesini gerektiren toplumsal yapı gereği, kadın çocuk sahibi olduktan sonra işgücünden çekilmek zorunda kalıyor. İşyerinde görünmez cinsiyetçi engeller iş yaşamındaki eşitsizliğe dayalı sorunlar da kadınları işgücü piyasası dışına itiyor.”

Fakat Türkiye’de, tüm engellere rağmen yılmayıp kendi işini kuran, pek çok başarılı kadın girişimci hikayesi var.  İşte bu kişilerden bazıları.

Çin’den gelip Sakarya’da girişimci oldu
Crystal Bayraktar, Çin Halk Cumhuriyeti’nin üçüncü büyük şehri olan Guangzhou’dan geliyor. Çin’de British American Tobacco, Nestle, Cadbury, Kraft gibi çokuluslu şirketlerde çalışan Bayraktar, 2008 yılında bir Türk ile evlenip Türkiye’ye taşındı. 3 yıllık ev kadınlığının ardından kendi işini kurmaya karar verdi. Şu anda Sakarya’da kişiye özel dikilmiş erkek gömleklerini online olarak hem yurtiçine hem yurtdışına satıyor. 

Bayraktar, online alışveriş sitesi gomlekplus.com’u nasıl kurduğunu şöyle anlatıyor: “Biliyordum ki sadece ev hanımı olamazdım daha fazlasını üretmeliydim. Yabancı bir kadın ve ufak bir çocuk annesi olarak ne yapabilirim diye çevreme bakınmaya başladım. İş fikrimiz şans eseri doğdu. Daha doğrusu eşimle başladı. Eşim yoğun çalışan bir işadamı, iyi giyinmeyi seviyor. Ama mevcut gömleklerinden pek memnun değildi. Ya kalıp olarak vücuda tam oturma problemi vardı ya da fazla renk ve desen seçeneği yoktu. Öte yandan erkekler alışveriş yapmaktan çok fazla hoşlanmıyorlar. Buradan benim iş fikrim doğdu: Erkek gömleği, özel dikim, iyi kalite kumaş ve online. Time2shirt.com ve gomlekplus.com bu fikirden doğdular.”

Bayraktar işini kurmak isteyenlere 3 tavsiyede bulunuyor:
– Yapmayı gerçekten sevdiğiniz işi seçin ve kolay vazgeçmeyin.
– Kendiniz için yapın, başkası için değil. 
– Daha iyiyi hayal edin, çok çalışın ve daha yükseğe ulaşın.

Ya depresyona girecektim ya da iş kuracaktım
Sadece kadınlara yönelik olarak tasarlanan, 30 dakikalık spor programı sunan b-fit’in kurucusu Bedriye Hülya, şirketi çok sıkıntılı bir zamanda kurduğunu söylüyor. Hülya, “Ya depresyona girecektim ya da iş kuracaktım. O dönemdeki işimde çok mutsuzdum. Stres düzeyim çok yükselmiş ve sağlık sorunlarım oluşmaya başlamıştı. Bu işin içinden çıkmam gerektiğini biliyor ancak yapamıyordum. Sonunda çok kızdığım bir gün, kızgınlığın yarattığı enerjiyi harekete geçmekte kullandım. Ertesi gün uçakla, araştırma yapmak üzere ABD’de bir fuara gidiyordum. Zaten ilk hareketten sonra beyin gerisini getiriyor” diyor.

B-fit’in bugün 239 franchise’ı ve 700 çalışanı var. Hülya, kendi işini kurmak isteyen kadınlara şu tavsiyede bulunuyor:

– İş kurmaya karar verdiklerinde onları destekleyen insanlar dışında kimseye söylemesinler. Negatif söylemlere hiç gerek yok.
– Bir de mükemmeliyetçi olmayı bıraksalar iyi olur. Yoksa düşünüp tasarlarken yıllar geçebiliyor. Oysa bereket harekette. 
– Biraz belirsizlik olacaktır ve bu normaldir. Yola çıkıp sağlam durmaya bakın. 
– İşi neden kurmak istediğinizi hep hatırlayın ki yolda hemen yorulmayın. İnancın üstünden gelemeyeceği hiç bir zorluk yoktur.

Big Chefs ile ikinci girişimcilik hikayesini yazdı
Big Chefs’i kurmadan önce, Ankara’da yine restorancılık sektöründe olan Gamze Cizreli, Cafemiz, Kuki ve Quick China markalarını eski eşi, aynı zamanda ortağı ile birlikte işletiyordu. 2006 yılında ortaklıkları sona erdiğinde, Big Chefs markasını yaratarak yoluna tek başına devam ettmeye başladı. Bu onun için ikinci girişimcilik dönemiydi.
İşi kurma aşamasında, her sektördeki kadınların karşılaştığı gibi, sermayeye ulaşmakta zorlandığını söyleyen Cizreli, “Big Chefs, öz kaynaksız, banka finansmanı  ve tamamen ileriye yönelik ödeme planlarıyla açıldı” diyor.

Cizreli, ilk Big Chefs’i 2007 yılında Ankara Çayyolu’nda açtı. 2009 yılında Saruhan Tan ile kurduğu ortaklıkla markanın yolu İstanbul’a açıldı. Bugün İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin ve Gaziantep’te toplamda 23 şubeleri var. Personel sayısı 1.500’lere, ziyaretçi sayısı ise yılda 4 milyona ulaştı.
Big Chefs, ilk yurtdışı şubesini de haziran ayında Dubai’de açmaya hazırlanıyor.

Bu yıl yüzde 35-40 büyüyeceklerini söyleyen Cizreli, “Eğer iyi bir iş fikriniz, sektörünüzde fark yaratan, yenilikçi bir bakış açınız varsa, bunun yanında da bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle ve heyecanla işinize bağlıysanız, başarı mutlaka geliyor” diyor.

Diğer insanların da benim gibi ihtiyaçları var mı diye düşündüm
Vitringez.com internet kullanıcıları için alışverişi daha pratik hale getirmek, aranılan ürüne en hızlı şekilde ulaşılmasını sağlamak amacıyla kuruldu. Vitringez.com,  ziyaretçilerine 7.400’den fazla marka ve 74 e-ticaret sitesi altında 800 binin üzerinde ürün sunuyor.

Vitringez.com’un kurucusu Natali Yeşilbahar, işi nasıl kurduğunu şöyle anlatıyor: “Vitringez.com, eksikliğini uzun yıllardır hissettiğim ve her şeyden önce kendi ihtiyaçlarımdan ve yakın çevremin taleplerinden yola çıkarak gerçekleştirdiğim bir hayalim. İlk etapta internette bir arama kutusuna ihtiyacım olduğunu fark ettim. Bu kutuya yazdığım bir ürünün online satıldığı mağazaları bana sıralayacak bir arama kutusu canlandırdım gözümde. Yani online alışveriş için internette vazgeçmeden arama yapan ve buna uzun dakikalar, hatta saatler ayıran kişilerin hayatlarını kolaylaştıracak, keyifli zaman geçirmelerini sağlayacak bir sistem yaratmak istedim.  Online alışveriş yapan insanların da benim gibi ihtiyaçları var mı diye düşündüm. Buradan hareketle 16 yıllık IT ve e-ticaret deneyimi olan ortağım Önder Göğebakan ile birlikte detaylı bir araştırma yaptık, sonuçları analiz ettik ve hem e-ticaret siteleri hem de buralardan alışveriş yapanlar için önemli bir eksik olduğunu gördük. Ve moda arama motoru, Vitringez.com’u hayata geçirdik. Vitringez.com, kullanıcısının ihtiyacı olan ürüne ve istediği markalara, istediği zaman, geniş filtreleme seçenekleriyle ve tek tıkla ulaşmasını sağlıyor.” 

Natali Yeşilbahar’ın kendi işini kurmak isteyenlere tavsiyesi şöyle:
– İşe başlamadan önce yeterli araştırmayı yapın.
– Doğru bir ortakla yola çıkın, işine güvenen ve heyecanlı bir ekiple çalışın.
– En önemlisi işinizi tutkuyla yapmak.

 

Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 11.04.2014

İkiz annesi olmak

Yayınlandı: Mayıs 5, 2014 / Uncategorized

24269720

Burcu ÖZÇELİK – Gazeteci-İkiz annesi, 5 Mayıs 2014

Hamileyken doktor ilk muayene sırasında, “bir sürpriz var” dediğinde, “ikiz mi?” diye sordum. Ben hep ikiz sahibi olmak isterdim. Bir şeyi çok isteyince olur derler ya hani, işte öyle.
O nedenle bu haber eşimde yarattığı şok etkisini bende yaratmadı, sanki bu haberi bekliyormuş gibiydim. (Bu arada yanlış anlaşılmasın doğal ikizler, tüp bebek değil, herkes soruyor da bu soruyu o yüzden açıklama gereği duydum) Haberi alır almaz şimdi ikizlere kim bakacak telaşı başladı. Çünkü tekiz olsaydı annem bakacaktı. Şu an 1.5 yaşında olan Ali ve Defne’ye ben işteyken bakıcımız Emine Hanım ve annem beraber bakıyorlar. Anladık ki ikiz bebeklere tek kişinin bakması mümkün değilmiş. Zaten ikiz çocuk sahibi olmanın da en zor tarafı bu, aynı anda aynı ihtiyaçları olan iki bebeğe yetememek. İkisi ağladığında hangisiyle ilgileneceğinizi şaşırmak, ikisi aynı anda acıktığında onları aynı anda beslemek, aynı anda uyutmak mesela…

En zoru uykudur. Genelde birini siz uyutursunuz diğerini bir başkası, bazen yan odadan diğerinin ağlama sesi gelir, (he zaman değil hasta olduğunda) illa annesini ister, ama kucağınızdaki de uyumak üzeredir bırakamazsınız, sonra dayanamayıp diğerine gidersiniz kucağınızdakini de uyandırırsınız ve ikisini birden kucağınıza alıp uyutmayı denersiniz, bazen işe yarar, ikisini aynı anda uyutursunuz, o zaman kendinizi büyük bir zafer kazanmış gibi hissedersiniz. Ama bazen olmaz, anneanne, baba, teyze kimse artık o, ona dönüp, “ben birini uyutayım gelip diğerini alırım sen oyala, ağlatmamaya çalış” der, içiniz sızlayarak odadan çıkarsınız. Bir yerde, belki de birkaç yerde okudum, uzmanlar şöyle diyordu, çalışan annelerin, bir anne yedeğine ihtiyacı olurmuş, başından beri çocukla ilgilenen, yanında olan. Biz de bu kişi anneanne. O olmasa halimiz nice olurdu, bilmem.

Neyse hadi ikisini de uyuttunuz diyelim, bizimkiler gecede hala 3’er 4’er defa kalkıyorlar. Biri uyandığında, diğerini uyandırmasın diye hemen uyanını odadan kaçırırsınız ama bazen başarılı olamazsınız, artık çok geçtir, diğeri de uyanmıştır ve evde bir kaos başlamıştır bir anda. Bazen 2 saatlik uykuyla zombi gibi işe gelir, etrafınızda “gece hiç uyuyamadım” diyenlere, tekiz çocuk sahibi olup sürekli şikayet edenlere gülümseyerek kafa sallarsınız.

 

24269740

88’de 1 ihtimali tutturmuşsunuz bir kere

Bir de size akıl vermeye çalışanlara sinirlenirsiniz, “bizim oğlanı bırakıyoruz karyolasında uyuyor sen de alıştırsana”, e iyi de bende iki tane var, sence bir farklılık yok mu? Uzaktan, anlatmayla kimse anlamaz ne gibi problemler yaşadığınızı. Sizinle 3-5 saat geçirsinler o zaman anlarlar. Eve birisi geldiğinde giderken, şu cümleyi mutlaka duyarsınız, “Allah sabır versin, işin zor!” Bu dönemde ikiz çocuk sahibi arkadaşlarınız varsa en çok onlar anlar halinizden. Fakat zor olduğundan çok çok daha güzeldir ikiz çocuk sahibi olmak. Bir ayrıcalıktır. Siz 88’de 1 ihtimali tutturmuşsunuz bir kere.
İkizlerinizin olacağını öğrendiğiniz andan itibaren bunun bir mucize olduğunun farkındasınızdır. Aynı anda iki bebek sahibi olmak, aynı anda bir kızınızın bir oğlunuzun (veya ikiz kız, iki oğlan) olması tarif edilemez bir mutluluk, büyük bir mucizedir.

En keyiflisi iki farklı karakterin aynı anda büyümesine tanık olmaktır. Sürekli şekilden şekile girmelerini, her daim etrafta koşuşturmalarını, yeni bir şeyler öğrenmelerini, onların günden güne büyümelerini izlemek paha biçilemezdir. İşten eve gelince ikisi birden kucağınıza atlar, siz ikisine aynı anda kucak açar, aynı şekilde sararsınız. 1 yaşından sonra birbirleri ile yerde boğuşmaları, babaları ile kovalamaca oynamaları, etrafta cıvıl cıvıl bir oyana bir buyana koşuşturmaları en güzel anlarındandır.
Çocuklarınızla sokağa çıktığınızda her geçenden “maşallah” kelimesini duyarsınız, bütün dikkatler üzerinizdedir ve duyduğunuz gurur ikiye katlanır. Kendinizi büyük bir iş başarmış gibi hissedersiniz.
İkiz sahibi olanlara etraftan “bir çocuk daha yapsanıza” tarzında baskılar olmaz, hatta “sen işi bitirmişsin, bir daha çocuk yapmazsın” bile derler. Yani bana şu ana kadar en çok 2-3 kişi bir çocuk daha yaparsın demiştir ancak, onların da isimlerini yazdım bir kenara.
İkizleri olup da aynı zamanda bir çalışan olmanın en zor tarafı ise “acaba büyümelerini kaçırıyor muyum, şimdi çocuğumun bana ihtiyacı var” şeklindeki endişeler ve vicdan azapları. Ama bu tüm anneler için geçerli.

Kaynakların yüzde 47’si eğitime

Ben yine şanslıyım çünkü çocuklarımı güvendiğim kişilere anneme ve bakıcımız Emine Hanım’a emanet ediyorum. Anne olmak ne zor değil mi, önce çocuklarınıza bakarsınız, sonra hafta içi 7×24 ikiz torunlarınıza!
İşteyken veya herhangi bir nedenden çocuklarınızdan ayrı iseniz bin bir türlü felaket senaryosu yazarsınız. Bu tüm anneler için geçerlidir herhalde. Ya başlarına şu gelir, ya bu olursa. Endişeler hiç bitmez. Yine bizimkiler evde, ama biraz daha büyüyüp sokağa çıktıklarında ne yapacağız bakalım.
Peki ya kreşe gitme yaşları geldiğinde ne olacak? Nasıl ve kime emanet edeceğiz bilmiyorum. Ben bu konuda çok acele etmek istemiyorum, imkanlar el verdiği ölçüde çocukların evde bakılması taraftarıyım. Tabii vakti gelince oyun sınıfına, kreşe gidecekler ama çalışma şartlarından dolayı tam gün kreşe giden çocuklara da üzülüyorum.

Henüz ciddi bir kreş araştırmasına girmedim, daha var diyorum. Ama ufak ufak da eşe dosta soruyorum, siz nereye gönderiyorsunuz, memnun musunuz diye. Ve tabii internetten de yavaş yavaş araştırmalara başladım. Bir kere fiyatlar korkunç, hem de daha anaokulundan. Tabii benim için fiyatlar hep x2. Karı-koca çalışıyorsunuz diyelim birinin maaşı komple bir çocuğun eğitimine gidiyor. İki çocuk varsa ne olacak? Birçok kişi bu sebepten ikinci çocuğu yapmıyor, “nasıl bakıcam, nasıl okutucam” diyor.

Geçenlerde bir araştırma geldi, 306 ebeveyn ile yapılan bir araştırmaya göre Türk anne babalar, kaynaklarının yüzde 47’sini çocuklarının eğitimine ayırmayı planlıyormuş, katılımcıların yüze 57’si çocuklarının eğitimi için para biriktirmeye daha erken başlamadıkları için pişmanmış.
Bana göre yaptığımız güzel işlerden biri, çocuklar doğar doğmaz onlar adına bireysel emeklilik (BES) yaptırmak oldu, ufak ufak biriktirmeye başladık, ne demişler damlaya damlaya göl olur. BES’in çocuklar üniversiteye başladığında iyi bir kaynak olacağını umuyoruz.
Dediğim gibi ufaktan tedbirimizi alıyoruz ama maddiyat konusunda ben çok kasmıyorum. Özel okula gidemezse iyi bir devlet okulu bulunur elbet. Herkes imkanları ölçüsünde elinden gelenin en iyisini yapıyor çocukları için pek tabii. Gelecek konusunda misal, işsizlik, ülke ekonomisi mevzularında pek iç karartmaya gerek yok.
Tüm anneler için en büyük mutluluk çocuklarının öncelikle sağlıklı ve mutlu bir şekilde büyüdüklerini görmek. Gerisi bir şekilde hallolur. Buradan tüm annelerin anneler günü kutlu olsun, hep evlatlarının güzel günlerini görsünler.

İkiz annelerinin en çok maruz kaldığı sorular
-Tek yumurta mı, çift yumurta mı?
-Tüp bebek mi?
-İkisi aynı anda mı acıkıyor?
-Biri diğerini uyandırıyor mu?
-Ailede ikiz var mı?
-Biri kız biri erkek mi? (Biri pespembe, diğer masmavi giyinmiş olsa da)
-Sütün ikisine de yetiyor mu?

Yeni annelerin duymaktan bunaldığı sözler
-Kuçağa alıştırma, hep kucak ister (en sinir olduğumdur, her bebeğin kucağa ihtiyacı var pek tabii)
-Sütün var mı?
-Onu yedir, bunu yedir
-Üşür bu çocuk, sıkı giydir
-Çok ince eleyip sık dokuyorsun tarzı iğnelemeler

Sosyal medyada yakın dönemde paylaşılan yandaki şu fotoğraf olayı özetliyor:

24269725
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/egitim/26345084.asp

 

Global Entrepreneurship and Development Institute’ün 2014 verilerine göre Türkiye girişimcilikte 40. sırada yer alıyor. Fakat son dönemde özellikle yeni neslin kurumsal hayatta çalışmaktansa kendi işini kurmak istemesi ile girişimcilerin sayısı artacağa benziyor. Özyeğin Üniversitesi Girişimcilik Merkezi Direktörü İhsan Elgin’in iş kuracaklara en önemli tavsiyesi, ‘işi kurmadan önce müşterileri bulmaları ve bu işe olan ihtiyacı test etmeleri.’

Ülkelerin girişimcilik ekosistem durumu ve gelişimlerinin ne aşamada olduğunu gösteren Global Entrepreneurship and Development Institute’nin (GEDI) 2014 verilerine göre Türkiye girişimcilik anlamında 121 ülke arasında 40. sırada yer alıyor. Bu da G20 ülkesi olan Türkiye’nin bu alanda kat etmesi gereken uzun bir yolu olduğunu gösteriyor.

Türkler aslında girişimci bir ruha sahip ama bugüne kadar da Türkiye’den çıkmış uluslararası anlamda geniş kitlelere ulaşmış girişimler yok. Başarıya ulaşmak için içimizde girişimcilik ruhunu, daha sürdürülebilir ve planlı bir şekilde ortaya çıkarmak ve yönetebilmek gerekiyor.

Özyeğin Üniversitesi Girişimcilik Merkezi Direktörü İhsan Elgin, son yıllarda girişimcilik kelimesinin çok yaygın bir şekilde kullanılmasına rağmen, Türkiye’ye gelen yabancı ve yerli yatırımcıların yatırım yapabilecekleri girişim sayılarının azlığından şikayet ettiklerini söylüyor: “Fakat pozitif açıdan değerlendirdiğimizde artık yeni neslin kurumsal hayatta çalışmaktan daha çok kendi yapacağı işlerde çalışmak ve kendi girişimlerini hayata geçirmek istemeleri önümüzdeki dönemlerde girişimcilik anlamında bize ümit veriyor.”

Eğlence, eğitim ve sağlık ilk 3’te
Türkiye’de girişimcilik faaliyetleri, etkinlik olarak daha çok e-ticaret ve dijital dünya ile ilgili olsa da kurulan girişim sayısına bakıldığında yoğunluk eğlence, eğitim ve sağlık sektörlerinde.
Çünkü genel olarak girişimci adayları kolay olduğu için bilinen işleri tercih ediyor. Yeni bir fikrin üretimi ve sıcak paranın daha çok döndüğü alanlara kayıyorlar. Eğlence bölgesel olarak gelir durumundan bağımsız olarak toplumun tüketmekten vazgeçmediği alanlardan biri. Ülkenin gelir seviyesinin artması ile yeme, içme ve eğlence sektörünün doğru orantıda geliştiği ve son yıllarda bu alanda birçok başarılı şirketlerin kurulduğu görülüyor.

Hızla büyümeye devam edem eğitim sektörü ise birçok fırsat doğuruyor.

İhtiyacı test edin
İhsan Elgin, bir iş kurarken dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlatıyor: “Bir iş kurarken dikkat edilmesi gereken çok önemli iki husus var: İşi kurmadan müşterileri bulmalı ve bu işe olan ihtiyacı test etmeliyiz. Ondan sonra ürünü geliştirmeye ve işi kurmaya girişmeliyiz. Diğer yandan ortaklarımız ya da stratejik işbirliklerimiz arasında işimizin içinde bulunacağı sektörden birileri mutlaka olmalı. Olmadığı takdirde sektörün dinamiklerini anlamak, müşterilere veya tedarikçilere ulaşmak hem uzun sürüyor hem de maliyetli oluyor. Bu da yeni girişimin elinde yeterli olmayan iki kaynak; zaman ve para. Diğer yandan işimizin mühendisliği de kesinlikle ortaklardan biri tarafından yapılmalı. Son dönemde bizlere gelen girişimciler ürünü geliştirecek kişiyi işe alacaklarını belirtiyorlar. İşin temeli olan ürünü maaşlı çalışanın geliştirmesi ya da dış kaynaktan temin edilmesi en riskli karardır. Bu görevi elini taşın altına koyan ortaklardan biri yapmalıdır. Girişimci adayı arkadaşlar daha çok girişkenler. Akıllarında fikirler var ama üretecek mühendislik yeteneğine sahip değiller. Bunu da kendilerine ortak alarak değil, işe çalışan alarak ya da dışarıdan hizmet alarak karşılamayı planlıyorlar. Müşteriye sunduğumuz ana değer teklifimiz, ürünümüz. Ve sürekli gelişim içinde olması gerekiyor. Bu ana sorumluluğu maaaşlı çalışana ya da şirket dışına verdiğimiz zaman her zaman gerektiği hızı ve çalışmayı alamayız. Yeni bir girişimde ürün geliştirme için kısa zamanda yoğun çalışmak gerekir. Müşterinin toleransı yoktur. Bu çalışmayı da ancak bir ortak yapar. Örneğin, yeni bir sağlık takibi telefon uygulaması fikrim varsa girişimci takımın içinde mobil uygulamayı yazabilme yeteneği de olması gerekiyor” diyor. 

Başarısız olma fobimiz var
Bir girişim yapılırken en çok yapılan hata müşteri ihtiyaçlarını tam olarak anlamadan daha çok ürün geliştirmeye odaklanmak. Müşteriyi tam olarak anlamadan geliştirilen ürünlerin piyasaya sürüldüğünde, müşteri ihtiyaç ve taleplerine tam olarak cevap vermemesinden dolayı girişimlerin hem zaman hem de para kaybetmelerine ve başarısız olmalarına sebep oluyor. Elgin, “Başarısız olmakla ilgili kültürel bir fobimizin olması da girişimcilerimizin başarısız olmaktan korkmasına ve başarısızlıkla karşılaşmaları durumunda geri adım atmalarına sebep oluyor” diyor. Elgin, girişimcilere şu tavsiyelerde bulunuyor: 
– Ürünü geliştirmeye değil işi geliştirmeye odaklanın. Günümüzde başarı, iyi üründen daha çok sürdürülebilir doğru iş modelleri ile geliyor.
– Ortaklar aralarındaki ilişkiyi (roller, sorumluluklar, yetkiler, ayni/nakdi katkılar) işe başlamadan yazılı bir anlaşmaya döksünler. 
– Girişimcilerin başarısızlığı, başarısızlık olarak değil neyin çalışmadığını anladıkları bir süreç olarak görmeleri gerekir. Dolayısıyla, girişimciler daha dirayetli, sabırlı ve kararlı olmalılar.

13 girişimciden 13 tavsiye
Network’ünüzü geliştirin: “Tanıştığınız kişileri kaydedin, tavsiyelerini isteyin, ihtiyacınız olmadan network’ünüzü kurmuş olun.” (Clare Dreyer)
Odaklanın: “Bir alana odaklanın. Ve bu küçük alanda bir uzman olun. Açgözlü olmayın.” (George Shepherd)
Başarısız da olacaksınız: “Başarısızlıklara bakın. Bu sayede başarılı olmayı öğreneceksiniz. Doğrusunu yapmak için çok zamanınız olacak, yolunuza devam edin.” (Graham Phoenix)
İşinize tutkuyla bağlanın: “Neye tutkunuz olduğunu bulun ve üzerine gidin. Girişimcilik serüveninizde tutkunuz sizi yönlendirecektir.” (Katerina Gasset)
Kendi cüzdanınızı düşünmeyin (1): “‘Hayatımı nasıl yaşarım, nasıl para kazanırım’ diye düşünmek yerine ‘İnsanların hayatına nasıl değer katarım, nasıl bir farklılık yaratım’ diye bakın.” (Rena Hedeman)
Başarılı girişimcilerin mentorları ve koçları vardır: “Etrafınızı mentorlarla çevirin. İş hayatında durgun bir noktaya geldiğinizde, onların hataları ve başarılarından alacağınız tavsiyelerle işinizi geliştirebilir, büyütebilirsiniz.” (Thalej Vasishta)
Kendi cüzdanınızı düşünmeyin (2): “İşinizi ‘Müşterilerimin yaptıkları işte daha başarılı olmaları için onlara nasıl yardımcı olabilirim’ seviyesine taşıyın. Bir blog,  bir bülten yazın, bir video çekin ve sizden neye ihtiyaç duyduklarını öğrenin. Kendinizinki yerine bir başkasının kabı nasıl doldurulur noktasına gelin.” (Susan Garrett)
Liderler hizmetleriyle diğerlerini yönetir: “Ellerinizin kirlenmesinden korkmayın ve durumunuzun gerçekliğini görmezden gelmeyin. Daima başkalarını eleştirmeden önce kendinize dürüst olun. Eğer kendinizi dürüstçe yönetemezseniz, diğerlerini de etkin bir şekilde yönetemezsiniz.” (Jason M. Aubrey)
Her şeyin kusursuz olmasını beklemeyin: İlk adımınızı atmadan öcne herşeyin mükemmel olmasını beklemeyin. İşe dalın ve işi yaparken öğrenin!” (Chris Beatty)
Bir girişimci olmak yolculuktur, destinasyon değil: “Yolculuğu sevmeyi öğrenin. Hayalinize doğru yavaş adımlarla, tadını çıkararak gidin. Çiçekleri daha sık koklamayı, kuşların şarkılarını dinlemeyi hatırlayın ve korkuyla arkadaş olun. Tekrar söyleyeceğim korku ile arkadaş olun çünkü o sizin sürekli arkadaşınız olacaktır. Bunda yanlış bir şey yok, bir öğretmenimin söylediği gibi korku, ‘büyümeye hazırlanmak’ demek. (Ahava Shira)
Test+Aksiyon=Başarı: “Düzenli olarak küçük ve orta dereceli riskler alın. Sonuçları test edin ve nelerin çalıştığına odaklanın. Aksiyon almak size kendinizi canlı hissettirecektir. Bu kişisel gelişiminizdir.” (Justin Krane)
Sadece beni izleyin: “Size sürekli ‘sen delisin, bu asla işe yaramaz’ diyenleri yok sayın. Ve onlara ‘sadece beni izleyin’ deyin”. (Debra Gould)
Aklınızı daima geliştirin: “Tek bir şey? Öğrenmeyi asla bırakmayın” (James L. Pearson)
Kaynak: http://www.forbes.com

Burcu ÖZÇELİK SÖZER, 4 Mayıs 2014