Nisan, 2015 için arşiv

28985267
Önceden şirketlerde sadece cuma günleri serbest giyim uygulaması yapılırdı, şimdilerde kıyafet yönetmelikleri yırtılıp serbest giyime geçiliyor. Serbest giyim şirketten şirkete değişiyor, kimisi şık serbest, kimisi tamamen serbest kimisi de cumaya kadar şık serbest, cumaları serbest kıyafet uyguluyor.

Klasik iş kıyafetlerinin yerini serbest iş kıyafetleri aldı. Şirketler, kıyafet yönetmeliklerini yırtıp, serbest giyime geçiyorlar. Bir çok işyerinde artık kravat ve takım elbise mecburi değil, daha renkli giyinmek, kendi tarzını yansıtmak mümkün.

Daha önceki yıllarda serbest giyim serbest cumalarla sınırlıydı, özellikle hizmet sektöründe, haftanın belli günlerinde çalışana sunulan, klasik iş giyimine alternatif bir motivasyon aracıydı serbest giyim.

Ancak son yıllarda her iş gününü kapsayan serbest giyim uygulamalarına geçiş var. Serbest giyim şirketten şirkete değişiyor. Kimi şirkette şık serbest (smart casual) kimi tamamen serbest (casual) kimi de cumaya kadar şık serbest, cumaları serbest giyime olanak tanıyan sektörler var.

Pazartesiden cumaya smart casual, cumaları casual
Coca-Cola Türkiye, Ocak 2012 tarihinden beri serbest giyim yaklaşımını benimsiyor. Hem değişen trendler, hem bağlılık anketinde yapılan yorumlar hem de çalışanlardan gelen yoğun talep üzerine geçiş kararı alınmış. Şirkette pazartesi – perşembe günleri smart casual, cuma günleri de casual giyim standartlarına uygun giyiniliyor.

Coca-Cola İçecek Grup İK ve Yetenek Geliştirme Direktörü Elif Sezgin Di Sessa, serbest kıyafate geçtikten sonra çalışanlardan çok olumlu geri dönüşler aldıklarını söylüyor: “Geçiş sürecinde standartların oluşması bir zaman aldı, serbest ama uyumlu bir görünüm ve imaj sağlamak önemli idi. Satış ekiplerimizde, müşteri temasımız ve temsilimiz açısından uygunluğu anlamak için daha temkinli bir geçiş yaşadık ancak orada da bu geçiş genel olarak olumlu karşılandı.”

Gençler rahat giyinmek istiyor
Smart casual ve casual uygulaması olan bir diğer şirket de araç kiralama şirketi LeasePlan Türkiye. LeasePlan Türkiye İK ve İdari İşler Müdür Yardımcısı Gaye Özgül Kılınçday, “Başlarda klasik iş kıyafeti uyguluyorduk. Bundan 2 yıl önce business casual (kravatsız gömlek) uygulamasına geçtik. Bu yıl itibari ile de şık serbest (smart casual) uyguluyoruz. Cuma günleri de casual uyguluyoruz. Genç ve Y jenerasyonunun çoğunlukta olduğu bir çalışan profilimiz var. Beklentileri rahat giyinmek, rahat hareket etmek ve rahat çalışmak. Çalışanlardan gelen talepleri değerlendirerek LeasePlan’in kurumsallığı çerçevesinde rahatlık sağladık. Çalışanlarımızın büyük bir çoğunluğundan olumlu geri dönüşler aldık. Özellikle Cuma günleri smart casual yerine casual giyim onları çok mutlu etti” diyor. Ancak şirkette toplantı olması durumunda toplantının içeriğine göre ve müşteri ziyaretlerinde business casual tecih ediliyor.

Silikon Vadisi öncü oldu
Serbest giyimin 90’lı yıllarda Amerika ve Kanada’da başladığını söyleyen imaj ve iletişim danışmanı Suna Kabadayı, Silikon Vadisi’nin öncü olduğunu söylüyor: “Hem bilişim sektöründe beklenen yaratıcılık hem de iklim buna uygun zemin hazırladı. Sonra da diğer sektörler bu motivasyon faydasından ilhamla, çalışanlarının verimli olması için rahat olması gerektiği düşüncesiyle bu akıma katıldı. Bazıları resmi giyime geri döndü, o dönem konu açıklıkla anlatılamayınca sıkıntılar yaşandı, sadece markanın zarar görmesi değil davranışlara yansıyan rahatlık sıkıntılı süreçlere sebep oldu. Sonra yeni nesil, yeni iklim koşulları, yeni ofisler, yeni çalışma koşulları, yeni sektörler bireyin markalaşması derken konu yeniden gündeme geldi. Özellikle son yıllarda yeniden çok popüler.”

Geleneksel sektörler de başladı
Hızlı tüketim, reklam, mimari, moda, perakende sektörlerinde yaygın olan serbest giyim son dönemde klasik giyim ve kıyafet yönetmelikleriyle bilinen ilaç, sigorta, leasing gibi geleneksel sektörlerde de yaygınlaşmaya başladı. Finans, banka, vergi denetim sektörlerinde ise serbest giyim biraz zor. Hem bu sektörlerin daha ciddi ve mesafeli yapısı, hem de şube ve çalışan sayısının çokluğu serbest giyimi zorlaştırıyor. Bu nedenle bu sektörlerde daha önce serbest kıyafeti deneyip sonra vazgeçen firmalar var.

Bazı bankalarda ise genel müdürlüklerde serbest cuma yapılabiliyor. Holdingler tarafında da yine serbest cuma ve yaz için serbest giyim uygulamaları daha yaygın.

Tamamen serbeste geçen de var, pişman olup geri dönen de
Serbest giyimin son dönemde popüler olmasının en büyük sebeplerinden biri Y kuşağı. DeFacto İnsan Kaynakları Direktörü Oğuz Erdoğan, Y kuşağının talepleri doğrultusunda serbest kıyafete geçtiklerini söylüyor: “Biz personel yaş ortalaması 27 olan bir markayız. Y kuşağının en önemli ihtiyacı ise dinlenilmek. Biz de her ay ‘kulağım sende toplantıları’ düzenlemeye başladık. Geçtiğimiz sene yaptığımız bir kulağım sende toplantısında hep birlikte yasakları kaldırma kararı aldık.” Merkez ofiste herkesin giyim konusunda özgür olduğunu söyleyen Erdoğan, mağazalarda ise çalışanların renklerini ve modelini kendi seçtikleri DeFacto team tişörtlerini giydiğini, amaçlarının müşterinin personeli bir bakışta görmesi olduğunu söylüyor.
Birçok şirket Y kuşağını düşünerek serbest giyime geçiyor ama pişman olup geri dönenler de var.

Serbest şık’tan tamamen serbest giyime geçen ama pişman olup tekrar serbest şık’a dönen şirketlerden birinin insan kaynakları direktörü, bunun sebebinin Y kuşağının, özellikle de müşteriye gidenlerin, özensiz bir görüntü sergilemesi olduğunu söylüyor.

Şirketler, çalışanın marka olmasından korkmuyorlar
Serbest giyimde amaç çalışanın kendini daha rahat hissetiği kıyafetlerle çalışmasına imkan tanımak böylece motivasyonunu arttırmak. Bir diğer neden de bireyselleşmenin önem kazanması. Suna Kabadayı, serbest giyimin avantajlarını şöyle açıklıyor:

– Yeni neslin iş dünyasına getirdiği yeni beklentiler var. Bireysel markalaşma konusunda programlar ve danışmanlıklar da bu nedenle talep görüyor. Çalışanın kurum içinde ve dışında bir marka olarak kendini yansıtabilmesi artık korkulan bir durum değil. Hem tarzını ifade ederek tatmin olan, giydiğinde daha iyi hissettiği giysilerle ve daha canlı renklerle işe gelen çalışan için avantaj.
– Müşteri ile daha samimi daha sıcak iletişim kurmak isteyenler için de avantaj. Müşteri özellikle sunulan vaadi görmek ister çalışanda, insana dokunan yine insandır, 5 duyuyla 1 duygu yaratmalı, o da güven. Serbest giyim bunun için çok uygun bir araçtır bazı durumlarda.
– Öte yandan giyim kültürünün toplum içinde farklılaşması değişmesi de etken. Ulaşım iklim gibi faktörleri de saymak gerek. Yani rahat giyimin günlük hayata getirdiği pratik dokunuşlar da var, iklimin etkilerini karşılamada avantajları var, seçenekler esnek olunca kışın soğuktan yazın sıcaktan daha az etkileniyorsunuz.

Aktif spor giyimden ve abiyeden uzak durun
Ofis çalışanları serbest giyimi hep sevinçle karşılar, bazısı şıklıktan yanadır, bazısı ise rahatlıktan yana. Ama işyerinde serbest giyimin de bir takım kuralları olduğu muhakkak. Şirketler kendi imajlarına zarar vermemek için çalışanlarını serbest giyim konusunda bilgilendirmeli. Suna Kabadayı, serbest giyimin kurallarını şu şekilde çiziyor:
– Ortak nokta özenli olmak olmalı.
– Abartılı tercihlerden kaçınılmalı.
– Aktif spor giyim ve abiye giyimden uzak durulmalı.
– Kot giyilecekse, nasıl giyilecek, firma bunu açıkça belirtmeli.
– Kıyafetler bakımlı ve ütülü olmalı.
– Sokak giyimi profesyonel yaşam için uygun olmaz (yırtık kot, dekolte giysi, yazılı tshirtler…).
– Makyaj, traş kişisel bakım konularında özensizlik kabul edilemez.
– Erkekler için yakalı giyim avantaj.
– Kişiye yakışan renklerde tercihler özgürlük ve ayrıcalık sağlar.
– Çalışanın bir stil imzası olmalı.

En sık yapılan hatalar
Suna Kabadayı, serbest kıyafet uygulaması olan işyerlerinde çalışanların en sık yaptıkları yanlışları şöyle sıralıyor:
– Rahatlık duygusu beraberinde özensizlik ve bakımsızlığı, keyfi davranışları getirirse, ya da kişisel tarzını ifade etme özgürlüğü aşırılıklara kaçarsa problem yaşanıyor.
– Gözlemlediğim kadarıyla kadın çalışanlar şıklık konusunu abartabiliyor, aşırı ve frapan tercihler yapabiliyor.
– Hem kadın hem erkek çalışanlar, özellikle gençler, sokak modasını ofis hayatına getirince eleştiriliyor.
– Kişisel bakımın unutulması özellikle saç-sakal bakımı firmaların en çok tedirgin olduğu konu.
– Yaz aylarında açık kıyafetler, gündelik elbiseler, terlik, bermuda, atlet gibi aşırı gündelik ve plaja ait giysiler yine şirketlerin gündemine gelebiliyor.
– Kış aylarında tayt ve botlar, dağ kazakları da giyilmemeli.
Suna Kabadayı, “Özensiz bakımsız bir çalışana bir de laubali davranışlar eklenince hem kurum imajı zarar görüyor, hem de kişi profesyonel algısına farkında olmadan zarar veriyor” diyor.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 24 Nisan 2015

Reklamlar

Kronik yorgunlar

Yayınlandı: Nisan 11, 2015 / Yazılar

28754536
Son yıllarda çalışanların büyük bir kısmı yorgunluktan şikayetçi. Yorgunluk, kişinin iş ve özel yaşamında verimini, yaşam kalitesini düşürüyor, ayrıca iş kazalarına zemin hazırlıyor. Çalışma hayatındaki yorgunluğun temelinde stres, kaygı, ağır iş yükü, uzun çalışma saatleri yatıyor. İşyerlerinin ve bireylerin alacağı önlemlerle yorgunluğu yönetmek mümkün.

Herkesin zaman zaman yorgunluk yaşaması normal, ama yorgunluk süreklilik arz ettiğinde, kişinin özel ve iş hayatını olumsuz yönde etkilediğinde tehlike yaratıyor. Hepimizin yaşadığı ama çok da üzerinde durmadığı yorgunluk, hem iş hayatında verimliliği azaltıyor, iş kazalarına sebep oluyor hem de kişinin özel hayat kalitesini düşürüyor.

Kronik yorgunluk, ciddi organik bir bulgu veya önemli bir psikiyatrik hastalık olmadan en az altı ay süren, dinlenmekle düzelemeyen, kas ve baş ağrıları, uyku problemleri, dikkat problemleri gibi belirtilerle ortaya çıkan bir tür hastalık olarak tanımlanıyor.

Çalışanlardaki bu yorgunluk ve bitkinlik halinin işyerlerinde birçok olumsuz etki bırakabildiğini söyleyen örgüt psikoloğu Sibel Karamaraş, en sık rastlanan etkilerin konsantrasyon eksikliği, hata yapma oranında artış, performans düşüklüğü ve zayıf iletişim olduğunu söylüyor.

Yorgunluğu da yönetmek mümkün. Kişinin kendi yorgunluğu hakkında farkındalık sahibi olması, bunu azaltması ya da ortadan kaldırması için neler yapması gerektiğini bilmesi ve uygulayabilmesi ‘yorgunluk yönetimi’ olarak tanımlanabilir.

Stres ve iş yükü birinci sırada
İş psikoloğu Nazım Serin, yorgunluğun, geniş bir tıbbi ve ruhsal hastalık yelpazesinin belirtilerinden biri olması nedeniyle toplumda yaygın bir problem olduğunu söylüyor: “Çalışma hayatında da yaygın olan yorgunluğun temelinde çalışanların yaşadıkları stres, kaygıya bağlı problemler gibi psikolojik nedenlerin yanı sıra ağır iş yükü, uzun çalışma saatleri, fazla seyahat ederek çalışma, yüksek sorumluluk altında olma gibi faktörler yer alıyor. Yorgunluğa yol açan tüm sebepler arasında psikolojik faktörlerin ağırlığı daha fazla. Bireylerde yorgunluğu ortaya çıkaran iş ve iş dışı çok sayıda sebep var. Uyku bozukluğu, beslenme yetersizliği, viral hastalıklar, tiroid hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, çeşitli ilaçlar, kanser, ruhsal travma, depresyon, stres, aşırı fiziksel aktivite gibi nedenler ilk akla gelenlerdir.”

İş kazalarına neden oluyor
Yorgunluk, kişinin gerek iş, gerek iş dışı yaşamında (aile, sosyal ilişki alanı) verimini düşüren, yaptıklarından zevk almasını engelleyen ciddi bir sorun. Enerji kaybı, reflekslerinin yavaşlaması, muhakeme becerisinin yavaşlaması, odaklanmada zorlanma, uyuşukluk, eklem ve kas ağrıları gibi yorgunluğa bağlı çeşitli belirtiler kişinin yaşam kalitesini aşağı çekiyor.

Ayrıca yorgunluk, iş yaşamında kazalara ve hatalara zemin oluşturuyor. Serin, özellikle şoförlerde, pilotlarda, makine başında çalışan işçilerde ve tehlike derecesi yüksek işlerde yorgunluğun iyi yönetilmesi hayati önem arz ettiğini söyleyerek, “İş yaşamında yorgunluğu yönetmek; yorgunluğu yaşayanlar, diğer çalışanlar ve müşteriler açısından can, mal, zaman ve enerji bakımından olumsuz sonuçlar doğmaması için gereklidir. Ayrıca yorgunluk, iş hedeflerinin tutturulamamasına, üretim ve hizmet kalitesinde düşmelere ve hatalara, motivasyon kaybına, iş süreçlerinin yavaşlamasına ve aksamasına yol açabilir. Dolayısıyla, giderek iletişim ve çatışma problemlerini besleyebilecek, bu nedenle de önlemi alınması gereken bir olgudur” diyor.

Çalışan anneler daha çok dile getiriyor
Çalışan destek hizmetleri veren Avita’yı arayan danışanlar, dolaylı yoldan yorgunluktan şikayetçi oluyorlar. İşyerlerindeki ve özel hayattaki sorumlulukların fazla gelmesi, ilişki-evlilik sorunları, iş ve özel yaşamdaki rollerden gelen sorumlulukların yönetilmesi gibi durumların yarattığı stresin sonuçları arasında yorgunluktan bahsediyorlar. Psikologların verdikleri bilgiye göre, en çok da evli ve çocuklu kadın çalışanlardan geliyor bu şikayetler. Uzman klinik psikolog Melis Kısmet, şunları söylüyor: “Özellikle iş stresi ve tükenmişlik, depresif belirtiler, iş-özel yasam dengeleme problemlerinin içerisinde halsizlik, yorgunluk kavramlarını sıklıkla duyuyoruz. ‘Hiç bir şey yapacak ve düşünecek halim yok’, ‘ne kadar uyusam da dinç kalkamıyorum’, ‘kafamda sürekli yapacak bir şeyler var ve bunları yapmaya enerjim yok’, ‘akşamları kendimi işten sonra hemen yatağa atıyorum ama ertesi gün yine yorgun hissediyorum’ gibi cümleler sık duyduklarımız arasında. Çalışanlar bedensel yorgunlukla daha rahat baş edebilirken başarısızlık, çaresizlik, üzüntü gibi duygulanımların tetiklediği yorgunluk hissini yönetmek konusunda zorlanıyorlar.”

Şirketler nasıl tedbirler alabilir?
Öncelikle yorgunluğun temel sebebi araştırılmalı ve ona göre adım atılmalı. Yetersiz ve kalitesiz uykuyla birlikte obezite, kalp hastalıkları ve depresyon gibi birçok rahatsızlık dahi yorgunluk sebebi olabilir ve bunların hepsinden dolayı şirket içi performans ve verimlilik de düşeceği için ciddi risk unsurları olarak görülebilir. Sibel Karamaraş, bunun önüne geçmenin yolunun işe alımdan sonra yapılan sağlık taramalarında farklı formlar kullanılması olduğunu söylüyor ve alınabilecek diğer önlemleri şöyle sıralıyor:

– Genel sağlıklı yaşam davranışları ile alakalı farkındalık yaratmak adına şirket içi aktiviteler yapılmalı.
– Risk analizi yapılması ve ilgili eğitimler düzenlenmeli.
– Fazla mesai yapmayı gerektiren görev tanımları üzerinde çalışılmalı, vardiya programları analiz edilmeli
– Sağlıklı beslenmeyi destekleyen yiyecek ve egzersiz imkanları sunulmalı
– Çalışanların mola vermeleri teşvik edilmeli
– Wellness programları uygulanmalı
– Tıbbi ve psikolojik desteklerle uyku ve diğer problemler değerlendirilmeli.

Bireysel olarak alınabilecek tedbirler
İş psikoloğu Nazım Serin, yorgunluğu önlemede veya azaltmada etkili olabilecek bazı hususları sıralıyor:

– Yetişkinler için günde 7 – 8 saatlik düzenli bir uyku önemli.
– Akşamları veya yatmadan önce yorucu aktivitelerden kaçınılmalı.
– Karanlık ve havalandırılmış bir ortamda uyulmalı.
– Yatak ve yastık ergonomisi kişiye uygun olmalı.
– Düzenli egzersiz yapılmalı.
– Mümkünse gündüzleri bol ışıklı ortamda bulunulmalı.
– Akşamları günün yorgunluğunu atmak açısından ılık duş alınmalı.
– Akşamları fazla çay, kahve, sigara, alkol, yemekten kaçınılmalı.
– Kaygılı, karamsar, kolay sinirlenen yapıda olan kişilerin terapi desteği almasında yarar var.
– Medi-tasyon ve gevşeme teknikleri öğrenmek yarar sağlar.

Neler yorgunluğa sebep olur?
– Ağır iş yükü
– Uzun çalışma saatleri
– Vardiyalı çalışma
– Fazla seyahat etme
– Yüksek sorumluluk
– Aile ve sosyal hayattaki yük ve sorumlulukların fazlalığı
– İş ve iş dışı fazla fiziksel aktivite
– Duygusal sorunlar
– Sağlıksız beslenme
– Yetersiz fiziksel aktivite ve zayıf direnç
– Yetersiz ve kalitesiz uyku

Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 11 Nisan 2015

28653747
Çalışma hayatında pek çok kişi dış görünüşü nedeniyle ayrımcılığa uğruyor. Kilolu olanlar, genç veya yaşlı görünenler, bakımlı veya bakımsız olanlar daha iş başvurusundan itibaren ayrımcılığa uğruyorlar. Kadınlar, dış görünüşleri sebebiyle erkeklere nazaran çok daha fazla eleştiriliyor.

Pek çok çalışan işyerinde ayrımcılığa maruz kalıyor. Eğer kiloluysanız, kılık-kıyafetinize özenmiyor veya diğerlerinden farklı giyiniyorsanız, erkek yoğun bir sektörde kadınsanız, zaman zaman ayrımcılığa uğradığınızı hissediyor olabilirsiniz. İş hayatında hem kadın hem de kiloluysanız daha çalışma hayatına girerken ayrımcılığa uğruyorsunuz.

Büyük bir şirkette marka müdürü, çok büyük bir gıda firmasında pazarlama müdürü, bir telekomünikasyon şirketinde direktör seviyesinde çalışan Burcu L., 8 aydır iş arıyor. Bir çok firma ile iş görüşmesi yapıyor fakat sürekli olarak reddediliyor ve bunun da sebebinin kilosu olduğunu düşünüyor. Burcu L. son olarak bir hazır giyim markası ile yaptığı iş görüşmesinde süzüldüğünü hissettiğini, ayakkabılarına, çantasına, kıyafetlerine bakıldığını söylüyor: “Ben global markaları, büyük bütçeleri, ekipleri yönetmiş birisiyim CV’m kendini anlatıyor ama mülakatta anlattığım başarı hikayelerinden çok giyimimle dış görüşümle ilgilenildi. Sonuçta ‘Biz biraz daha sektörün içinden modayı takip eden, dış görüşüne önem veren birisini arıyoruz’ dediler. Onları anlıyorum sektör böyle olduğu için, onlarda öyle talep ediyorlar ve gerçek nedeni açıkca söyledikleri için takdir ediyorum. Çünkü kimse gerçek nedeni söylemiyor. Bir sürü görüşme yapıyorum, olmuyor, olmamasının sebebinin kilom olduğunu düşünüyorum. Bazen arkadan duyuyorum, head hunter ile samimiysem, şirketin gerekçesi olarak şunu duyuyorum ‘Daha prezentabl, bizi daha iyi temsil edecek birisini arıyoruz.’”

İK’cıların yüzde 93’ü ayrımcılık yapıyor
Kilolu insanların iş hayatında uğradıkları ayrımcılık sık sık araştırmalarda da doğrulanıyor. Son olarak internet sitesi Personal Today’in 2.000 İK uzmanı ile yaptığı araştırmaya göre kilolu insanlar hem işe girişte hem terfide ayrımcılığa uğruyorlar, işten çıkarılma olasılıkları da daha yüksek.
Araştırmaya katılan İK’cıların yüzde 93’ü aynı deneyim ve özellikte ise ‘normal ağırlıktaki’ birisini seçeceğini söylüyor. Ve İK’cıların 3’te 1’i obeziteyi işe almamak için geçerli bir sağlık sorunu olarak görürken, yüzde 15’i de obezlerin terfi almalarının daha düşük bir şans olduğunu söylüyorlar. Araştırmadan çıkan en acı gerçek şu ki, İK’cıların yüzde 10’u bir kişiyi vücut ölçülerinden dolayı kovabileceğini düşünüyor.

Fotoğraf çekiminde en arkaya itildi
Ayrımcılık önce işe alımda başlıyor, eğer şanslıysanız yaptığınız işlerle kendinizi ispatlayıp hak ettiğiniz yeri elde ediyorsunuz ama pek çok kurumda terfilerde de ayrımcılık devam ediyor. Özellikle şirketi dışarıda temsil edecekseniz dış görünüş başarılarınızın önüne geçebiliyor.

Bir şirkette oldukçu başarılı işler yapan 30 yaşındaki Selma Ö. terfi edeceğinden çok emindi. Yöneticileri performansından memnundu, uzun yıllar aynı şirkette çalışıyordu ama onun yerine daha az deneyimli, daha genç, şık giyinen birisi işe alındı. Yöneticisine bunun sebebini sorduğunda ‘Terfi eden kişinin dışarıda şirketi temsil etmek açısından daha uygun olduğu’ cevabını aldı. Selma Ö., bu olay sonrasında işi bıraktı. İşi bırakmasının tek sebebinin uğradığı haksızlık olmadığını, diğer çalışanların ona acıyarak bakması ve arkasından konuşulduğunu düşünmesi olduğunu söylüyor.
İş hayatında dış görünüşü nedeniyle en çok eleştiriye maruz kalanlar genellikle terfi bekleyenler, yöneticiler ve iş görüşmesine gidenler. Kadınlar dış görünüşleriyle daha çok eleştiriliyor. Bazen bakımlı oldukları için bazen bakımsız oldukları için, bazen de kilolu oldukları için.

Eğer müşteriyle birebir temasta bulunacaksa veya şirketi temsil edecekse dış görünüşe çok daha önem veriliyor. Aynur C., bir şirket tanıtımı için fotoğraf çekilirken kendisinin en arkaya, neredeyse görünmeyecek şekilde yerleştirildiğini ve bundan çok utandığını söyleyerek, “Orada kendimi gizlenmeye çalışılan bir bozukluk gibi hissettim” diyor.

Özgüven zedeleniyor
Yeme bozuklukları konusunda uzman olan psikolog Dr. Feyza Bayraktar, iş hayatında dış görünüşü nedeniyle en fazla ayrımcılığa uğrayan kesimin kilosu normalin üzerinde olanlar olduğunu söylüyor: “Özellikle müşteri ile yüz yüze iletişim halinde olan iş pozisyonları için şişmanlık tercih edilmiyor. Bunun en büyük sebebi ise fazla kiloya karşı toplumun kafasında ‘iradesiz, tembel, yavaş, özgüveni eksik, depresif, sosyal olarak kaygılı’ gibi gizli etiketlerin olması. Bu etiketler iş yerlerinde aranan prezantabl olma niteliğine ters düşüyor ve o nedenle kilolu kişiler özellikle satış, pazarlama, tanıtım gibi alanlarda çok fazla tercih edilmiyor. Kadınlar erkeklere kıyasla kiloları yüzünden daha fazla ayrımcılığa uğruyor. Bunun en büyük sebebi de toplumun kadının beden imgesine yüklediği anlamın erkeğe kıyasla daha fazla olduğu ve ideal kadın bedeninin fazla kilo ile ters düşmesidir” diyor.

Psikolog Dr. Bayraktar, kendisine gelen bir danışanının yaşadığı durumu şöyle anlatıyor: “Saygın bir kurumda görev yapan danışanlarımdan biri yaşamış olduğu ayrımcılığı seanslar esnasında ifade etmişti. Tüm kurum personelinin yer aldığı toplantıda konuşma yapan kurum yöneticilerinden bir tanesi toplantıda söylenenleri dinlediği esnada ‘Ben kilolu insan çalıştırmayı sevmiyorum, sen neden kendine dikkat etmiyorsun?’ şeklinde bir soru ile karşılaşmış. Hem kendisine yapılan psikolojik tacizin yıkıcı etkisi hem de iş arkadaşları arasında küçük düşmesi sebebiyle üzüntüden rahatsızlandığını daha sonrasında rapor alarak 3 gün işe gidemediğini söylemişti. Genellikle kilo yüzünden ayrımcılığa uğrayan kişide özgüven zedelenmesi ve değersizlik duygusu oluşuyor. Sosyal ortamlara girmekten olabildiğince kaçınıyor. Toplantılarda bir fikrini dile getirmek bile onda kaygı yaratabiliyor, diğer bir deyişle sosyal kaygı yaşayabiliyor. Aynı zamanda depresyon da çok sık gözlemlenebiliyor. Kilosu yüzünden ayrımcılığa uğramadığı ortamlarda bile yaşadığı herhangi bir olumsuzluğu kilosuna bağlayabiliyor.”

Dış görünüşü nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar sadece kilolular değil. Hızlı tüketim sektöründe 18 yıllık üst düzey pazarlama yöneticisi Z.M., yıllarca başarıları ispatlandığı halde bir türlü markayı temsil konumuna, bir üst pozisyona getirilemiyordu. Z.M. ‘kadın’ gibi giyinmediği, daha maskülen bir giyim tarzı olduğu için hak ettiği terfiyi alamadığına inanıyor. Z.M. haksızlığa uğradığı düşüncesiyle işi bıraktı.

Genç görünmek erkekler için dezavantaj
Erkekler ise genç gösteriyorlarsa terfilerde ayrımcılığa uğrayabiliyorlar. Bir banka şubesinde görevli olan 35 yaşındaki A.S., şube müdürü olmak istiyor ama en büyük engeli genç göstermesi ve modern tarzdaki giyimi. Sahip olduğu genç ve dinamik görüntü, finans sektörü için dezavantaj. Çünkü para yönetiminde ağırbaşlılık ve deneyim güven veriyor.

Son 10 yılda pek çok profesyonelle çalışan imaj ve iletişim danışmanı Suna Kabadayı, kadınların dış görüşünü nedeniyle daha çok eleştirildiğini söylüyor: “Kadınlar bazen çok genç bazen yaşlı gösterdikleri için ama benim tanık olduğum özellikle yönetici pozisyonunda, terfi süreçlerinde daha çok yaşlı gösterdiğinde eleştiriliyor. Genç gösterme ve aşırı frapan tercihler kariyer basamaklarının başında bir sıkıntı oluyor kadınlar için. Sonra bu değişiyor. Kadın yaşlı gösterdiğindeyse, saygı duyuluyor belki ama birlikte iş yapma konusunda isteksizlik oluşuyor. Erkeklerde ise tam tersi, fazla genç gösterdiğinde güven indeksi sarsılıyor.

Fit olmak fit görünmek bir başka önemli konu. Yine özellikle kadın sözkonusu olduğunda fazla kilo ile ilgili algı hassasiyet kazanıyor. Üst düzey yönetici beyler arasında kilo çok dikkat çekmezken hanımlar arasında işe alımda engel dahi olabiliyor. Bu kişilerin bana gelişinde karar verici bazen şirket yönetimi bazen de kendileri oldu. Benim odağımsa hep kişidir.”

Kilolular için iş kıyafeti yok
Burcu L., Türkiye’de iş hayatındaki kilolu insanların kıyafet bulmakta sıkıntı çektiğini söylüyor: “Türkiye’de kilolu giyim, yaşlı giyim, anne kıyafeti demek. Ben şanslıyım çünlü annem dikiyor kıyafetlerimi ama bu da benim marka taşımamam haline geliyor. Patronlar şöyle düşünülüyor satır arasında, ‘Bu kadar iyi giyinilebiliyorsa demek ki iyi kazanıyor. İyi kazanıyorsa daha iyi şirketlerde daha iyi fırsatlar sunulmuş ona, demek ki kendisi de markalı bir üründür. O zaman biz bu markalı ürünü alalım. Patronlar zamana zaman marka olmuş ürünü almak istiyor, fonksiyondan ziyade’”

Dış görünüş nedeniyle ayrımcılık mobbing’e girer
Dış görünüşü, kılığı-kıyafeti veya kilosu sebebiyle ayrımcılığa uğrarayan kişiler hukuki açıdan haklarını nasıl ararlar, İş Kanunu bu konuda ne söylüyor? İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı ve Bilirkişisi Av. Cüneyt Alihan Danar, sorumuzu şöyle yanıtlıyor: “İş kanunu’nun 5. maddesine göre, ‘İş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım yapılamaz.’ Buradaki benzeri sebepler arasına dış görünümün girdiği doktrinde kabul edilmektedir. Buna göre, mesela kişinin dış görünümüyle ya da giyim tarzıyla alay edilmesi, yalnızlaştırılması mobbingtir. Mobbinge uğrayan işçi bunu nasıl ispatlayabilir sorusuna gelince; işverenle olan yazışmalar (elektronik postalar), tanıklar en önemli delillerdir.

Ayrıca İş Kanunu’nun 5. maddesine göre, ‘İşçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur.’ Yani, ayrımcılığa uğrayan işçi, bu ayrımcılığın varlığı ihtimalini güçlü şekilde hakime hissettirirse o zaman ispat yükü yer değiştirir ve işveren mobbingin olmadığını ispatlamak zorundadır.”

Şişmanlık gerekçesiyle işten atılan kadın manevi tazminat davasını kazandı
Türkiye’de şişman olduğu gerekçesiyle işten atılan ve dava açmaya karar veren ilk ve belki de tek davanın avukatı Binnur Kortun Ertek, 7 Aralık 2010’da Ayşe Arman’a verdiği röportajda, müvekkilinin başından geçenleri şöyle anlatıyordu: “1999’da, her halinden üzgün olduğu belli, kilolu bir genç kadın büromuza geldi. Fazla kilolu olduğu için onurunu rencide ediyorlarmış. Söz konusu kadın, Discovery Channel’da redaktör olarak çalışıyordu. Çalışma ortamı açık ofismiş. İşe başladıktan kısa bir süre sonra, patronu Ali Karacan, akşamüstleri yaptığı teftişlerde, ona rahatsız edecek şekilde bakmaya başlıyor. Daha sonra da bölüm müdürü, genç kadının yanına geliyor, “Bundan sonra işleri evden yap!” diyor. Müvekkilim bir iki gün kadar evden çalışıyor. Ne var ki dublaj anında aksaklıklar oluyor, orada bulunması gerekiyor, bu defa da “Hadi işe geri gel” diyorlar. Geliyor. İşyerinde çalışma yerini değiştirmişler, merdiven altında, fare deliği gibi bir odacık yapmışlar. Sonra asıl gerekçenin Ali Karacan’dan kaynaklandığı anlaşılıyor. Neymiş? Şişmanmış. Genel görüntüyü bozuyormuş. Rahatsız ediyormuş! Başta sır gibi saklanan asıl gerekçeyi öğrendiğinde, müvekkilimin o işyerinde çalışması imkânsızlaşıyor”

Herkes o kadar cesur olamıyor
1999’da açılan dava 2001 yılında manevi tazminat ödenmesi kararı ile sonuçlandı. Ancak mahkemenin karar verdiği manevi tazminat tutarının tahsilatı için gerçekten ciddi uğraş verdiklerini söyleyen Avukat Binnur Kortun Ertek, “Bildiğim kadarı ile bahsi geçen dava, bu alandaki Türkiye’deki ilk davaydı ve daha sonra herhangi bir dava açıldığını da duymadım. Ayrımcılık nedeniyle iş akdi feshedilen kişiler mevcut ancak herkes benim müvekkilim gibi cesaret göstererek dava açmaya karar vermiyor” diyor.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 4 Nisan 2015