Eylül, 2015 için arşiv

Kendi şansını kendi yarattı

Yayınlandı: Eylül 21, 2015 / Uncategorized

burcuozcelik

2013 yılında Vodafone’un CEO’su olan Gökhan Öğüt’ün kariyer hayatına etki eden birkaç dönüm noktası var: Annesinin aynı zamanda kendisinin ilkokul öğretmeni olması, Ankara’da yatılı okuması, lise son sınıfı Şikago’da bitirmesi, P&G’deki iş teklifini reddedip MBA yapmaya ABD’ye gitmesi, yolunun Serpil Timuray ile kesişmesi gibi. Öğüt, “Farklı deneyimler edindim şanslıydım ama insan da kendi şansını kendi yaratır” diyor.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER
GOKHAN OGUT / FOTOGRAF MUHSIN AKGUN HURRIYET IK GOKHAN OGUT / FOTOGRAF MUHSIN AKGUN HURRIYET IK
Gökhan Öğüt (45) İzmir doğumlu. 6 yaşına kadar İzmir’in Yazıbaşı köyünde anneannesinin yanında büyüdü. İlkokula başlamak için tekrar İzmir’e döndü. Annesi aynı dönemde ilkokul öğretmeni oldu. Öğüt, bu durumun kariyer hayatına çok büyük etkisi olduğunu söylüyor: “Hep başarılı olman gerekiyordu. Bir öğretmenin başarısı öğrencilerin başarısıdır. Benim başarısız olmam annemin başarısız olması anlamına geliyordu. Bu nedenle çok baskı vardı üzerimde. Ama güzeldi de, annem çok iyi bir öğretmendi aynı zamanda. Bence hayatımdaki dönüm noktalarımdan biridir bu, 5 yıl boyunca annemin öğretmenim olması.”

Başarılı…

View original post 1.478 kelime daha

Reklamlar

Bu gündemde ‘gel de çalış’

Yayınlandı: Eylül 21, 2015 / Yazılar

Terör olayları, şehit haberleri, mültecilerin dramları ve ekonomideki kötüye gidiş hepimizi umutsuzluğa sevk ediyor. Bu gündemden çalışanlar da doğal olarak etkileniyor. Moral bozmamak, çatışmalara sebep olmamak için şirketlere ve yöneticilere de görev düşüyor. Sıkıntıları paylaşmak adına yardım kampanyaları düzenlemek, ekonomik açıdan sorunu gidermek için karamsarlığa düşürecek söylemlerden kaçınmak alınabilecek ilk önlemlerden.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER

Terör olayları, Suriyeli mültecilerin dramı, hükümet kurulamaması, ekonomomide kötü gidişat, işsizlik… hepimizi üzüyor, karamsarlığa sevk ediyor. Hepimiz birşeyler yapmak istiyoruz ama kendimizi çaresiz hissediyoruz. Çalışanlar da doğal olarak bu olaylardan herkes gibi etkileniyor. İşyerinde, sosyal medyada sürekli ‘tatsız’ konuları paylaşıp, karamsarlığımızı körüklüyoruz, canımız işe gitmek istemiyor, bu durum tempomuzu, verimliliğimizi de etkiliyor.

Çalışanlar açısından bu dönemi yönetmek, şirketlere ve yöneticilere düşüyor. Ekonomik kriz dönemlerinde kullanılan dile dikkat edilmeli, karamsar bir tablo çizilmemeli ; bu arada yaşanan acı olaylar karşısında insanların kendilerini faydalı hissetmelerine yardımcı olmak da önemli.

Prof. Dr. Acar Baltaş, “Vicdan sahibi bir insanın, yakın ve uzak çevresindeki olaylardan ve çekilen acılardan etkilenmesi çok doğaldır. İnsan çok geniş bir çevreden etkilenir. Ancak çok sınırlı bir çevreyi etkileyebilir. Acılar ve sıkıntılar, insanları birleştirir. Dolayısıyla sıkıntıları paylaşmak, başarabiliyorsak sıkıntı ve acı yaşayan insanlara çeşitli yollarla destek olmak, insana etki yarattığı ve değerli olduğu duygusunu yaşatır” diyor.

Yardım yapmak işe yarayabilir
Şirketlerin bağlılığın güçlendirilmesi ve kurum değerlerinin hayata taşınması için bu tür olayları çok güçlü bir fırsat olarak kullanılabileceklerini söyleyen Prof. Dr. Baltaş, “Şirketler çalışanlarını, acı ve sıkıntı çeken insanların, yaşadıkları sıkıntıyı hafifletmelerini sağlayacak eşya, gıda gibi yardımlar yapmaları için bir sivil inisiyatife yönlendirebilir. Bu yardımların çalışanlar tarafından sadece maddi katkı sağlayarak değil, imkan olduğu durumlarda doğrudan yerine ulaştırılarak yapılması daha uygundur. Böylece hem çalışanlar duygu ve moral olarak yükseltilir hem de kurum içindeki arkadaşlık ve dayanışma güçlendirilir. Ayrıca kurumun saygınlığı kişilerin gözünde yükseltilirken şirkete de bağlılık artar” diyor.

Ekonomik gidişat stres ve kaygı yaratıyor
Uzman psikolog Nazım Serin, özellikle ülkenin ekonomik gidişatıyla ilgili olumsuz haberlerin çalışanlar açısından daha çok stres ve kaygı verici olduğunu söylüyor: “Çünkü bu tür haberler çalışanların direkt işleri ve ayakta kalma çabaları üzerinde tehdit oluşturuyor. Bu durumda çalıştıkları iş yerindeki olumsuz söylentilere, özellikle küçülme, maliyet azaltma gibi haberlere duyarlılıkları artıyor. Böyle dönemlerde iş bulmanın daha da zor olacağına dair algılar kişileri para biriktirme, bazı harcamalardan vazgeçme, uzun süreli plan yapmama gibi çeşitli önlemler almaya yöneltiyor. Bu nedenle finansal açıdan çalışanı umutsuzluğa düşürecek söylemlerden kaçınılmalı. Ülkede olup biten olumsuz olayların işyerinde sıklıkla konuşulması, farklı politik bakış açısına sahip çalışanlar arasında çatışmalara yol açabilir. Ekip dinamikleri bu çatışmalardan olumsuz etkilenerek çalışanların motivasyonunda düşmeye neden olabilir. Farklı dünya görüşüne, siyasi tutumlara sahip insanların kendi aralarında oluşabilecek çatışmalar karşısında şirket vizyonunu, değerlerini ve iş hedeflerini öne çıkaran bir yönetim tarzı sergileyerek ekip olma bilincini öne çıkarmak” diyor.

Sosyal medyadaki paylaşımlara dikkat
Ülkede yaşanan olumsuz olayların sosyal medyada yer alış şekli çok daha moral bozucu oluyor. Sosyal medya her görüşten insanın her tür manipülasyonuna, kitleleri kışkırtıcı amaçlarına çok daha açık. Nazım Serin, sosyal medyanın kişilerin ruhsal açıdan örselenmelerine daha da elverişli bir zemin oluşturduğunu, bu nedenle bu mecralarda görüş belirten herkesin sorumluluk içinde davranmasına, yaptıklarıyla başkalarına zarar verebileceğini göz önüne alarak hareket etmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Hümanist liderler fark yaratacak
Flow Coaching International Akademik Direktörü Talyaa Vardar, depresyon ile travmanın ülkecek toplumsallaştığı bir dönemden geçtiğimizi, çalışanların da bu psikolojinin içinde ‘çalışsam ne olur?’, ‘ne için?’, ‘ne işe yarıyor ki’ gibi sorgulamalara başladığının altını çiziyor. Ülkemizde, insanların en çok hayata ve birbirine güvenmeye ihtiyacı olduğunu söyleyen Vardar, “Çalışanlarımıza bu güveni vermekle işe koyulabiliriz. İşin ve projelerin devam etmesi lazım ki insanlar hayatın normal rutininde güven bulup, kendilerini emniyette hissedebilsinler. Birlikte sanat yapmak, yemek yapmak, spor yapmak, meditasyonlar, eğitimler organize etmek “biz” duygusunun altını çizerken, insanları rahatlatacak ve zihinleri pozitif duygulara geri çekecektir. Ayrıca, iç iletişimde de bazı müdaheleler işe yarayacaktır. Örneğin, toplantılarda ve sunumlarda sadece riskleri değili yapıcı ve olumlu gelişmeler ile fırsatları da vurgulama, başarıları takdir etmek zamanı. Bu dönem, insana yatırım yapma ve hümanist liderliği öne çıkarma zamanı. En tepedeki kişinin dahi çalışanları için özel zaman yaratması gerekiyor. Çalışanlarınıza düzenli e-maillar yazın, olumlu gelişmeleri sürekli ve ısrarla vurgulayın, Bu dönemde yapılacak en kötü şey, omuzları düşürüp vazgeçmek olur ki bu sadece karamsarlığı besler, ateşi körükler” diyor.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 20 Eylül 2015

Ofiste canı sıkılanlar

Yayınlandı: Eylül 15, 2015 / Yazılar

Bir tarafta işsizler ordusu, bir tarafta işin yoğunluğundan yakınanlar, bir tarafta da işyerinde boş boş oturup yapacak iş bulamadığından canı sıkılanlar, yani bore out olanlar. Sıkılmalarının sebebi, iş olmaması, kişinin kalifikasyonlarının altında bir işte çalışıyor olması veya işin monotonluğu.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER

Aşırı iş yükü, hedef baskısı kişide tükenmişlik sendromuna (burn out) ve birçok psikolojik, fiziksel hastalığa sebep oluyor. Burn out’un tam zıttında ise hızla büyüyen başka bir sendrom var ki o da bore out sendromu, yani yapacak iş bulamadıklarından işyerinde canı sıkılanlar. Bu kadar işsiz varken, ya da biz bu kadar yoğun çalışırken işyerinde boş boş oturup, maaş alanlar mı var diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ama evet varlar, hem de çok.

Yapacak işleri olmamasının en büyük sebebleri yanlış kadro planlaması ve o görev için fazla kalifiye olmak. Bu kişiler hiç de düşündüğünüz gibi “aman ne güzel bir iş yapmıyorum, maaşımı da alıyorum” demiyor, çünkü bu durum gerçekten canlarını sıkıyor ve köreldiklerini hissediyorlar.

Ha bir de hiç bir işi olmayan, gerçek anlamda hiç bir şey yapmayıp, sizin birkaç katınız maaş alanlar var ki, onların sıkılmak gibi bir derdi de yok zaten, yıllardır çalıştıkları kurumdan ayrıldıklarında hiç bir yerde iş bulamayacaklarını bilirler. Ama konumuz onlar değil.

Tabu olarak kabul ediliyor
Bore out terimini ilk ortaya atanlar, iki İsveçli danışman Peter Werder ve Phillippe Rothlin oldu. Terimi ilk kez 2007’de Diagnose Bore Out kitabında ortaya attılar ve bore out’u işinden sıkılmanın sebep olduğu psikolojik bir problem olarak tanımladılar.

Jurnal du Net’te yayınlanan bir makalede bir iş sağlığı profesörü bore out’un hafife alınmaması gerektiğini, çünkü çalışma hayatından uzun süreli sıkılmanın depresyona, anksiyete, uykusuzluğa, kalp ve damar hastalıklarına sebep olduğunu söylüyor.

Bore out günümüzde çok yaygın ama bir tabu olarak kabul edildiği için insanlar itiraf etmekte zorlanıyor.

Uluslararası psikoloji dergisi Reveu’de yer alan araştırmalarında Christian Bourion ve Stéphane Trebucq, batılı ülkelerde üç çalışandan birini etkileyebilecek bir hastalık olduğunu söylüyorlar. Bir başka iş doktoru Philippe-Georges Dabon da “Elimde bir rakam yok ama karşıma bir burn out vakası geliyorsa bir de bore out geliyor” diyor. Aynı doktor neden yaygın olduğu halde kimse bahsetmiyor sorusunu şöyle cevaplıyor, “Çünkü bu kadar işsizliğin olduğu ve verimliliğin bu kadar kült olduğu ortamda işyerinde o kadar sıkılıyorum ki hastayım demek kolay değil” diyor. Ne de olsa ‘burn out’ oldum demek daha itibarlı.

Boş oturmak için para alıyoruz
1 yıldır özel bir şirkette kurumsal iletişim sorumlusu olarak çalışan Seda S. görev tanımının çok dışında işler yaptığı ve bütün gün boş boş oturduğu için mutsuz. Seda S. “Fotokopi çekmekten muhasebenin yapması gereken fatura yazmaya, evrak getir götürden işimle ilgili olmayan toplantılara katılmaya kadar birçok iş bana yıkılmış durumda. Daha çok sekreter gibi çalıştırılıyorum. Toplarsak günde 1 veya 2 saat anca çalışıyorum. Başlarda üzülüyordum, kapasitemin çok altında kaldığımı düşünüyordum. Sonra ‘amaaaan boşver’ moduna geçtim. 1 hafta boyunca hiç çalışmadan vakit geçirdiğim de oldu. Kulağa hoş geliyor aslında ama bir süre sonra insan sıkılıyor. Ben de öğle aralarında şirket yerine dışarıya yemeğe gidiyorum, yolda zaman geçiyor, çay kahve molalarını uzatıyorum, diğer departmanlardaki arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum, önümüzdeki yılın hatta sonraki yılın tatil planlarını yapıyorum… Genelde hepimiz boş boş oturuyoruz. Mesai dolduruyoruz. Aramızda dizi izleyenler, öğlen gelip erken çıkanlar var. Gördüğüm kadarıyla büyük bir kısmımız boş boş oturmak için para alıyor” diyor.

Seda S. bu sorunu iş arkadaşları ile paylaşmış ama ‘Burası böyle, sen de alış, konuşup da göze batma’ cevabını almış. Kendi şirketlerinde İK’nın da bir isimden ibaret olduğunu söyleyen Seda S. “Burada yıllarımı geçirmeyi düşünmüyorum, çünkü hiçbir şey yapmadan zaman geçirince köreliyorum. CV’de hoş görünecek kadar bir zaman kalsam kafi” diyor.

Kamuda ve iyi diplomalı kişilerde çok yaygın
Bore out her grup çalışanda görülebiliyor ama kimilerinde daha yaygın. Örneğin memurlarda çok görülüyor. Çoğu yeteneklerinin altında işler için istihdam edildiklerini düşünüyorlar. Gerçekten de bazı bölümlerde o kadar çok ihtiyaçtan fazla personel var ki yapacak iş yok zaten.

Çok değer verilmeyen işlerde, birbirinden kopuk, aynı işleri yapan monoton ve geleceği belirli olmayan işlerde çalışanlarda da daha sık görülüyor.

Aynı şekilde çok iyi diplomalı insanlar da aynı hisleri taşıyabiliyor.

28 yaşındaki üniversite mezunu Melek Ç. yöneticisinin ‘ben, ben, ben’ tavrından kaynaklı, tüm önemli işleri kendisinin yaptığını, altında çalışan kişileri ise gereksiz küçük detaylarla meşgul ettiğini söylüyor: “Önemli işleri kendisi yapıyor, uğraşmak istemediği detayları dağıtıyor. Biz de işimiz olmayan bu detaylarla uğraşmak istemediğimiz için mümkün olduğunca yavaş yapıyoruz, becerebilirsek hiç yapmıyoruz veya sorana kadar duymamış gibi davranıyoruz. Hatta ben de birkaç işten bu yollarla kurtuldum. Benden istenenleri bir lise mezunu çok rahat yapabilir. Sorun lise mezununun yapacağı işleri yapmak değil, başta x işini sen yapacaksın deyip sonra benden y işinin istenmesi. Her şey açık açık konuşulsaydı ben de ona göre kabullenir veya vazgeçerdim.”

İş yöneticide bitiyor
Bazı çalışanların boş boş oturması ve istese de yapacak iş bulamaması daha çok organizasyonun yöneticilerinden ve yönetim kültüründen kaynaklanıyor. HILL International Türkiye Ülke Müdürü Hazar Candan Wilson, “Bazı organizasyonlarda kişilerin üretkenliği ve performansı çok önemlidir. Herkesin iş sonuçları takip altındadır. Yöneticiler düzenli olarak delegasyon yapar ve kişileri görevlendirirler. Verdikleri görevlerin de yerine getirilmesini takip ederler. Bazı yöneticiler ise etkin bir görev dağılımı ve delegasyon yerine işin çoğunu kendileri üstlenirler. Oysa yöneticinin işi kendisi yapmak yerine ekibine iş yaptırıyor olması, iş sonuçlarında ekibin katkısına olanak ve alan tanıması gerekir. Bireysel performansın ölçülmediği bir organizasyonda birileri çok çalışıp sürekli üretirken, birileri de çok daha az çalışarak yıllar geçirebilir” diyor.

Yaratıcı meslekler daha şanslı
Şirket ne kadar büyükse bore out vakaları o kadar artıyor. Küçük şirketlerde herkes her işe el attığı için daha az görülüyor.
Bore out’a düşme olasılığı en az olan işler ise zannatkarlar, yaratıcı meslekler, yöneticiler veya serbest mesleklerde çalışanlar. Çünkü bu mesleklerde yapılan işlerin sonucu hemen görülüyor.

İşte sıkılmaya inanmazdı ta ki bir oyun oynayana kadar
HILL International Türkiye Ülke Müdürü Hazar Candan Wilson, bir organizasyonda sıkılmanın mümkün olmadığına, insanın proaktif ve inisiyatif alan çalışkan bir birey olduğu sürece her zaman kendine yapacak bir iş bulduğuna inanırdı. Hiçbir iş yapmadan bütün gün masasında oturan insanların tembel olduğunu düşünürdü. Ta ki katıldığı bir eğitimde bir oyun oynayıp işin aslının her zaman düşündüğü gibi olmadığını görene kadar. Wilson, yaşadığı oyun deneyimi şöyle anlatıyor: “Bu oyunda katılımcılar üst yöneticiler, orta yöneticiler ve astlar olarak üç gruba ayrıldı. Rastgele bir seçimle astlar arasında yer aldım. Yaklaşık bir saatlik bir oyun oynadık. 6-10 dakikalık oyun periyotları gerçek hayatta bir aylık süreyi ifade ediyordu. Bizim ekip, sadece oyunun ilk ayında ve son ayında çalıştık. Aradaki üç ay yani üç periyot boyunca boş boş oturduk. Birilerinin gelip bizi ne olup bittiği ile ilgili haberdar etmesini veya yapılacak işler vermesini bekledik ama gelen giden olmadı. Oturduğumuz yerden maaş almaya devam ettik. Geyik yaptık, sohbet ettik, yandakiler ne yapıyor diye baktık vs. Kendi alanımızdan çıkmamız yasak olduğu için, bir türlü orta yöneticimizi yakalayıp yeni görev veya yapılacak iş isteyemedik. Yöneticimiz bize görev vermediği için de, ne yapacağımızı bilmeden sadece bekledik. O oyunda anladım ki, büyük bir organizasyonda istediğiniz kadar çalışkan veya üretken bir birey olun birileri gelip sizi yetkilendirmezse ve yapılacak iş vermezse günlerce, aylarca fark edilmeden boş boş oturabilirsiniz.”

Bore out ile mücadele
Burada en önemli iş şirket yönetimine ve İK’ya düşüyor. İşlerin yeniden tanımlanması, işe alımların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Ve de insanlara işe yaradıkları hissettirilmeli, şirketler en iyi diplomalı kişiyi işe almak için yarışmayı bırakmalı, çünkü bir pozisyona gereğinden fazla kalifiye birisini almak o kişiyi sıkacaktır.

Hazar Candan Wilson, “İşimizi sıkıcı ve monoton buluyorsak, kesinlikle yeni fırsatlar kovalayıp, işimizi veya şirket içerisindeki pozisyonumuzu değiştirmeliyiz. Bu mümkün değilse, işimizin sıkıcı olmayan yönlerini bulup, onlara odaklanabilir veya bu işi nasıl daha farklı yapabileceğimizi araştırabiliriz. Bir diğer neden ise, organizasyonun iş bölümü noktasında etkin ve kişilerin potansiyellerine uygun bir görev dağılımı yapamamasıdır. Bu durum söz konusu olduğunda, kişiler yapacak iş bulamayabilir veya yapabileceklerinden çok azını yaparak, tam potansiyellerini gerçekleştiremezler” diyor.

Özetle eğer bore out yaşıyorsanız sorunu yüksek sesle dile getirin, iş arkadaşlarınıza, İK’ya yöneticilerinize anlatın. Size başka görev verebilirler, terfi ettirebilirler. Ayrıca bir kariyer danışmanından da destek alınabilir.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 13 Eylül 2015

burcuozcelik

Aras Kargo Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Evrim Aras, babası Celal Aras ölünce şirketi 2007 yılında 400 milyon TL borçla devraldı. Yakınları, hukukçular, etrafındaki herkes reddi miras yapmasını önerdi. Ama o babasına olan aşkıyla, şirketi öylece bırakmak istemedi. İlk işi sahaya inip çalışanların gözlerinin içine bakıp onların desteğini istemek oldu. Ardından tüm sistemleri yeniden kurdu ve Aras Kargo 2008-2011 dönemindeki büyümesiyle dikkat çekti. Bu yıl sonu ciro hedefleri ise 900 milyon TL.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER
SLC_9884
Aras Kargo’nun temelleri 1979 yılında Ankara’da Celal Aras tarafından kurulan Aras Dağıtım ve Pazarlama Şirketi idi. Celal Aras kendisi gibi matematik öğretmeni olan eşiyle birlikte, kızı Evrim Aras’ın doğum altınlarını bozdurup Aras Dağıtım ve Pazarlama’yı kurdu. Celal Aras köy köy, kasaba kasaba dolaşıyor, o dönem çok popüler olan çelik tencere, tava, halı gibi eşyalar satıyordu. Ev kadınları ilk başta tencere tava almaya çok rağbet etseler de iş senet ödemeye gelince sorunlar çıkıyordu. Tahsil edilemeyen senetler…

View original post 1.468 kelime daha

Aras Kargo Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Evrim Aras, babası Celal Aras ölünce şirketi 2007 yılında 400 milyon TL borçla devraldı. Yakınları, hukukçular, etrafındaki herkes reddi miras yapmasını önerdi. Ama o babasına olan aşkıyla, şirketi öylece bırakmak istemedi. İlk işi sahaya inip çalışanların gözlerinin içine bakıp onların desteğini istemek oldu. Ardından tüm sistemleri yeniden kurdu ve Aras Kargo 2008-2011 dönemindeki büyümesiyle dikkat çekti. Bu yıl sonu ciro hedefleri ise 900 milyon TL.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER
SLC_9884
Aras Kargo’nun temelleri 1979 yılında Ankara’da Celal Aras tarafından kurulan Aras Dağıtım ve Pazarlama Şirketi idi. Celal Aras kendisi gibi matematik öğretmeni olan eşiyle birlikte, kızı Evrim Aras’ın doğum altınlarını bozdurup Aras Dağıtım ve Pazarlama’yı kurdu. Celal Aras köy köy, kasaba kasaba dolaşıyor, o dönem çok popüler olan çelik tencere, tava, halı gibi eşyalar satıyordu. Ev kadınları ilk başta tencere tava almaya çok rağbet etseler de iş senet ödemeye gelince sorunlar çıkıyordu. Tahsil edilemeyen senetler birikince, karı-koca bakmışlar elde arabalar var, karşılıklı gidip gelen bir sistem var, o zaman ticari taşımaya başlamışlar ve bu iş de zamanla kargoya dönüşmüş. 10 yıl sonra 1989’da kargo şirketi haline gelmiş.
Aras çiftinin ilk çocukları Evrim Aras (36), ilkokulu Ankara’da Yükseliş Koleji’nde okumuş, ortaokula ise ODTÜ Geliştirme Vakfı’nda başlayıp, 1995’de İstanbul’a taşınınca Eyüboğlu Koleji’nden devam etmiş. Ardından 2001 yılında Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri’nden mezun olmuş.

Babası ‘şarkıcı mı
olacaksın başıma’ dedi

Evrim Aras’ın küçükken tek hayali şarkıcı olmak idi. Annesi ortaokuldayken onu gizlice çalıştırarak Ankara Devlet Konservatuarı’nı kazanmasını sağladı ama babası “Şarkıcı mı olacaksın benim başıma” diyerek, konservatuara gitmesine engel oldu. Evrim Aras da nasıl benim istediğim olmaz diye kızarak “o zaman ben de savaş muhabiri olacağım, savaşlara gideceğim” dedi. Babası ‘nasıl olsa yapamaz, gönlü olsun’ diyerek medya eğitimi almasını kabul etti.
Evrim Aras, bu dönemde ATV’de yaptığı staj sonucunda basının ne kadar vahşi olduğunu görünce, burada yapamayacağım diyerek babasından iş istemeye karar verdi. ‘Hiç olmazsa paramı biriktiririm, ayrı eve çıkarım’ diye düşündü.

Şubede işe başladı
İşe ilk olarak Hasanpaşa şubede, şube personeli olarak başladı, bankonun arkasına oturup fatura kesti, para tahsil etti, kargo teslim etti kısaca her işi yaptı şubede. Sonra sırasıyla şube yönetmen yardımcısı, Marmara Bölgesi müşteri ilişkileri temsilcisi, halkla ilişkiler sorumlusu oldu. O zaman unvan halkla ilişkiler diye geçiyordu ama halkla ilişkiler adı altında satış, pazarlama, müşteri şikayetleri vs her işten sorumlu olunuyordu. Hatta bölgeler de transfer merkezlerinin içinde olduğundan birinin kargosu kaybolduğunda bulmak da bu unvan kapsamına giriyordu.

Sistem kurmayı, insan yönetmeyi öğrendim
Ardından genel müdürlüğün her departmanında staj yaptı. 24 yaşında babası onu Aras Kurye’nin genel müdürü yaptı. Evrim Aras, “Küçük bir şirketti ama tüm sorumluluğunu aldığım bir şirketti. Sanki babam ‘atayım da burada ne yapıyorsa yapsın’ dedi, ben de orada tüm sistemi değiştirdim. Orası karışıktı hem moto-kuryeler vardı, hem de kargo gibi de iş yapılıyordu. ‘Kargo musun, kurye misin, nesin’ dedik, önce onu ayrıştırdık. Sonra ürünleri ayrıştırdık, o ürünleri fiyatlandırdık.” Evrim Aras, insan yönetmeyi de orada öğrenmiş: “Moto-kuryeler 100 km hızla buzun üzerinde giden tipler, onları ikna etmek kolay olmuyordu, onları bordroluyordum mesela istemiyorlardı, ‘yok imzalamam sen benim kötülüğümü istiyorsun’ diyorlardı, bir yöneticinin onun iyiliğini isteyeceğini düşünemiyorlardı. Kolay olmadı. Sistem kurmayı, insan yönetmeyi iyi öğrendim orada.”

Nasıl markalaştı?
Medya ve iletişim mezunu olduğundan akşamları eve gidince babasına sürekli, “sen çok güzel bir marka diyorsun ama şubeler pis, olması gerektiği gibi değil, daha kolay olabilir” demeye başladı, babası da her defasında “sen ne anlarsın ki, benim arabalarımın kendisi marka” diyordu. Derken 3 yılın sonunda bir gün Evrim Aras’ı çağırdı ve “işte bu ajansımız, marka mı yapıyorsunuz, ne yapıyorsanız yapın hadi” dedi. Evrim Aras, “Ajansımızla birlikte sektörde ilk reklam filmini yapan kargo şirketi olarak kurum kimliğimizi yeniledik 2003 yılında. Arkasından da markalaşma başladı reklam filmleri, PR aktiviteleri ile birlikte kurumsal iletişim departmanımızı kurduk. Markalaşmadan sonra kurumsallaşma kaçınılmaz oldu. Daha profesyonel yöneticiler markayı bildikleri için aramıza katılmaya başladı. Daha sistemli bir icra kurulu oluştu. Teknolojik altyapımız ona göre dönüşmeye başladı. Markalaşmanın ardından büyüme ve kurumsallaşma geldi.”

Borç 400 milyon TL
kasada var 4.000 TL

Evrim Aras, daha sonra satış ve pazarlamadan sorumlu genel müdür yardımcılığı, ardından da İK’dan sorumlu genel müdür yardımcılığı yaptı. Babası kanser olunca şirkette bir boşluk oldu ve 2007 eylül ayında babası onun genel müdür olmasını istedi. Celal Aras 2008 ocak ayında vefat edince Evrim Aras hem yönetim kurulu başkanı hem de genel müdür olarak devam etti görevine. Evrim Aras’ın başına geçtiği şirkette işler hiç de iyi gitmiyordu.
Güçlü, dominant, babacan bir liderden sonra, 28 yaşında çok da tecrübesi olmayan, çok da güçlü görülmeyen bir kadının kargo dünyasında nasıl yol alacağı büyük bir soru işareti idi. Bir de baba Celal Aras’ın hastalığından dolayı şirkette lider boşluğunda kaynaklanan 265 milyon TL’lik bir borç birikmiş, üzerine de 145 milyon TL’lik vergi borcu binmişti. Yani Evrim Aras eksi 400 milyon TL ile göreve geldi. Kasada 4.000 TL nakit vardı ve 10 bin kişilik bir aile. Nasıl yönetsek diye düşündü ve günü kurtarmak üzerine, günlük ve anlık stratejiler geliştirerek bir U dönüşü yapmaya karar verdi. Ama en önemli destek çalışanlarından geldi. Evrim Aras, ortaya çıkıp ‘ben güçlüyüm, hallederim’ demek yerine ‘gerçek bu, böyle bir borç var, ben sizin maaşlarınızı 6 ay geç ödeyeceğim ama siz inanırsanız da büyük bir potansiyel var, buraya hep birlikte koşarsak gidebiliriz’ dedi. Kapı kapı dolaştı tüm Türkiye’yi, herkesin gözünün içine bakarak, birbirilerine güven vererek. Çalışanlar da o şeffaflığa inandılar ve ekmeklerine sahip çıktılar.
Bu arada pek çok kişi, anne-babasının arkadaşları, hukukçular Evrim Aras’a reddi miras yapmasını önermiş. Evrim Aras, o an ne düşündüğünü şöyle anlatıyor: “Benim babama aşkım başka bir aşktı, sanki bir şey yarımdı ve öyle olmamalıydı ve ben o an o sorumluluğu aldım, eksiyse de benim sorumluğum, artıysa da benim sorumluluğum diye yol açıktım. Sonra insanlar işlerine sahip çıktılar. Sektör de potansiyeli olan ve büyümekte olan bir sektördü. O 2008 yılının krizi, lider geçişi, yazılım hataları hepsi üst üste gelmesine rağmen insanların inancı ve azmiyle doğru kararlar ve kendi şansımızı kendimiz yaratarak böyle bir geçiş yaptık.”

İşin her kademesini bilmek en büyük avantajı oldu
Çalışanlarla konuştuktan sonra masanın başına geçince işe ölçülebilir sistemler yaratarak başladı. Günde kaç kargo taşınıyor, nereye taşınıyor bilinmiyordu. Aras, “Yaptığımız işi ölçümlendirerek başladık, ölçtüğümüz işi de yönetebilir hale geldik. Nerede çok gaza basacağız, nerede fren yapacağız, hangi dönemde nerede daha yoğun… Önemli olan bizim için nakit akışı yaratmaktı, dolayısıyla fiyata çok bakmadan, kârlılıktan ziyade o nakdi sağlayacak hamlelerle, satış taktikleriyle o dönemi yönettik. Yazılım yenilenirken, 2001 yılında sahada bankonun arkasındaki o kız (Evrim Aras) yazılımcının yanına oturdu, ‘bu kutuyu oradan çıkar, buraya koy’ diyerek yeniledik yazılımı. İnsanların içi rahatladı sahada. İnsanların da inancı arttı. Hepsi bir bütündü.”
Evrim Aras şirketi tekrar ayağa kaldırırken tüm departmanlarda çalışmış olmanın avantajından yararlandı.

Ardından yönetici transferleri geldi
2011 yılında İş Girişim Sermayesi ile finansal ortaklık kuruldu. Sonra İş Girişim Sermayesi hisselerini Austria Post’a satarak çıktı. Austria Post, Aras’ın yüzde 25 hissesine sahip. Şirketin bu sene sonu ciro hedefi 900 milyon TL. Toplam çalışan sayısı ise 12 bin. 825 şubesi, 2.200 dağıtım noktası ve 3.300 araç ile günde ortlama 400 bin adet gönderi yapıyorlar.

Bir iş adamının kızıyken
patron olmayı öğrendim
En büyük dönüm noktanız?

Babamın vefatı sanırım, bir anda bir iş adamının kızıyken bir şirketin patronu olmayı öğrendim.
Verdiğiniz en önemli karar neydi?
Sanırım babamın vefatından sonra ‘bu şeye sahip çıkmalıyım, bırakmamalıyım duygusu’ oldu.
Örnek aldığınız kişiler?
Babam, Atatürk, Gandi.
Tekrar okusanız ne okurdunuz?
Galiba aynı bölümde, medya ve iletişimde okumak isterdim, eğlenceli, keyifliydi.
***************
KUTU KUTU
YENİ MEZUNLARA 3 TAVSİYE

1. Cesaretli olmaları lazım. Kendilerine güvenmeleri, kendi değerlerinin farkında olmaları çok önemli, dışarıda bir bilen yok aslında. Tabii profesyonelliği de seçebilirler ama ben günümüz dünyasında girişimci olmaları gerektiğini düşünüyorum.
2. Babamın bir sözü vardı, ‘insan hayalleri kadardır’ diye. O hayallere inanarak, azimle, karşılarına çıkan her türlü zorlukla yüzleşerek, devam etmeliler.
3. Günü kurtarmaktan ziyade biraz uzun vadeli bakarak, 19 yıl sonra, 20 yıl sonra kendilerini nerede görmek istediklerini bilerek, planlayarak koşmalılar. Şimdi iş bulayım değil de 20 yıl sonra ne olmak istediğini düşünerek atacaklar adımlarını.

KARGOCU KADIN CEO
Evrim Aras, 2014’te Birleşmiş Milletler’de “Erkek egemen sektörde kadın olmak” diye bir konuşma yaptı. Birleşmiş Milletler’de Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ne imza attı. Kadın çalışan sayısını 2015 sonunda yüzde 20’ye çıkarmayı planlıyor. (Şu anda yüzde 16)
Evrim Aras, IAIR Global Economy ve Sustainability (Küresel Ekonomi ve Sürdürülebilirlik) organizasyonu tarafından, 2015 yılında Yılın Kadını ödülüne layık bulundu. Ödül alma nedenleri şu şekilde:
◊ 2014 yılında BM’de Kadınların Güçlenmesi Prensipleri’ne imza atan Türkiye’deki tek kargo şirketi olması,
◊ BM’de “Erkek egemen iş alanında kadın lider olmak” konuşması yapması,
◊ Aras Kargo’nun 2012 yılındaki finansal performansı ile Frost & Sullivan tarafından “Büyümede Mükemmellik Ödülü’nü alması,
◊ İflas eşiğindeki şirketin yönetimine geçtikten sonra, 2011-2013 arasında şirketi 6 kat büyütmesi,
◊ Kargo sektöründe dünyada tek kadın CEO olması.

CEO ANKETİ
Boş zamanlarınızda ne yapıyorsunuz?

10 yaşında bir oğlum var, Aras, çoğunlukla onunlayım. Yeni şeyler denemeyi seviyorum. Geçen hafta çocuktum, oğlumla birlikte ne kadar oyuncak varsa ben de bindim. Ben önce kendim, oğlum sonra işim diye bakmaya çalışıyorum. Çünkü evrenin bana ihtiyacı yok benim ona ihtiyacım var. İş gidiyor bir şekilde kendini sağlam tutmazsan başarılı olma ihtimalin çok yok.
Ne tür kitaplar okuyorsunuz?
Genellikle kişisel gelişim kitapları okuyorum. Hem iş hayatında kendimi geliştirmeme yardımcı oluyor hem de kendi hayatımla baş edebilmemde beni güçlendiriyor. O nedenle kişisel gelişim kitaplarını seviyorum, kendi üzerimde çalışmayı seviyorum.
Son okuduğunuz kitaplar?
Varoluş Süreci, Cesaret.
Şarkı söylemeyi seviyorsunuz, en sevdiğiniz şarkıcılar?
Adel, Tracey Chapman. (Sesimin tonu da çok gidiyor bu kişilerin şarkılarına). Bob Marley’i çok severim. Sezen Aksu’yu severim.
Ne sıklıkta spor yapıyorsunuz?
Haftanın 6 günü spor yapıyorum. Sabah 06.00-07.00’de sporumu yapıyorum ya eve hoca geliyor ya ben gidiyorum, pilates yapıyorum. Meditasyon benim hayat stilim oldu. Güne canlı başlıyorum sporla ama kapatırken de ruhumu sakinleştirip kapatmadan yatmıyorum, meditasyon ve ruhsal çalışma ile.
En son izlediğiniz film?
Princess Mononoke’u izledim. Bilim kurgu seviyorum, Matrix’i çok severim ve Alice Harikalar Diyarında’yı.
Tuttuğunuz futbol takımı?

Fenerbahçe.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 6 Eylül 2015

Yıldız Holding Gıda-Ülker Grubu Başkanı ve Ülker CEO’su Mehmet Tütüncü, çalışma hayatına devlete ait bir yatılı okulda satın alma memuru olarak başladı, haftasonları da taksicilik yaptı. Ardından Savunma Bakanlığı’nda çalışmaya başlayan, oradan bir sigara firmasına geçen Tütüncü, 1996 yılında Ülker Grubu’na işletmeler koordinatörü olarak girdi. 18 yıldır Yıldız Holding’de çeşitli görevler alan Tütüncü, gruba girdiği ilk yıllarda verdiği bir röportajında “Hedefimiz bir dünya markası olmak” dediğini tebessümle hatırlıyor şimdi.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER
SLC_5283
Ülker CEO’su Mehmet Tütüncü, 1958 Ankara doğumlu. Babası asker, annesi ev hanımı olan Tütüncü, babasının mesleği sebebiyle farklı illerde bulunmuş, bunun kendisi için bir avantaj olduğunu söylüyor: “O zaman otobüslerle seyahat ederdik, insanları tanımak için büyük bir avantaj oldu bu. Uzun süreli arkadaşlıklar edinemiyorsunuz ama her bölgede bir sürü arkadaşınız oluyor.“
İlkokulu Gelibolu ve Erzincan’da okuyan, lisenin bir kısmını Ankara’da bir kısmını Erzincan’da okuyan Tütüncü, Gazi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Tüm tercihleri mühendislik içindi.
Mühendisliğin iş hayatında önemli bir disiplin sağladığını söyleyen Tütüncü, “Bizim gibi liderlik yapan pozisyonlar için daha da önemli bir disiplin mühendislik. Çünkü böyle görevlerde hem vizyoner olmalısınız hem de yönetici. Yani hem hayallerinizin olması lazım, hem hayallerinizi gerçeğe çevirebilme gücüne sahip olmalısınız. O nedenle mühendislik hem vizyoner olmak, hayal etme tarafını güçlü kılıyor, hem riskleri hesap etmek konusunda sizi yönlendiriyor, hem de sağlam bir yönetim gücü veriyor. O bakımdan mühendisliği önemli bir disiplin olarak görüyorum, özellikle liderlik, satıcılık pozisyonlarında. Bu bakımdan mühendislik eğitimi aldığım için kendimi şanslı görüyorum.”

Öğrenciyken hem devlette çalıştı
hem de taksi şoförlüğü yaptı

Mehmet Tütüncü üniversitede okurken devlette çalışmaya başladı. Devlet yatılı öğretmen okulunda satın alma memurluğu yaptı, cumartesi, pazarları da taksi şoförlüğü yapıyordu. Tütüncü, “Toplumu, toplumun katmanlarını iyi tanımak çok önemli. Bugün bir ürün çıkarıyorsunuz, bir pazarlama yapıyorsunuz, toplumun her kesiminden insanlarla çalışıyorsunuz, onlarla beraber olmak çok çok önemli” diyor.
Üniversiteden mezun olduktan sonra da yine devlette çalışmaya devam etti, 1983 yılında Sanayi Bakanlığı’nda uzman olarak çalıştı. 3 senenin sonunda bir burs kazanarak, İtalya’ya işletme eğitimi almaya gitti.

Örgüt psikoloji alanında
yüksek lisans yaptı

Mehmet Tütüncü’nün eğitim hayatı hiç sona ermedi. 1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde iş idaresi üzerine 1 yıl boyunca eğitim aldı.
Daha sonra da Harvard Business School’da stratejik pazarlama, IMD’de ve INSEAD’da liderlik eğitimi aldı.
Yedi yıl önce de hem şahsi ilgi alanı olduğu, hem de insanlarla çok iç içe bir kariyer yolculuğuna sahip olduğu için Maltepe Üniversitesi’nde Endüstri ve Örgüt Psikolojisi üzerine yüksek lisans yaptı. Bu eğitim de kendisine iş hayatında çok büyük avantaj sağlamış, konuları değerlendirirken daha derinlemesine bir anlayış oluşturduğunu söylüyor.
Ama o, en çok iş hayatında beraber çalıştığı kişilerden öğrenmiş: “Çünkü birşeyleri biliyorsunuz, onun eğitimini alıyorsunuz, ama öğrenmek için bunu tecrübe etmek zorundasınız, bu konuda çalıştığım arkadaşlardan çok şey öğrendim, hâlâ da öğrenmeye devam ediyorum. Bir lider çok iyi dinlemeli, izlemeli. Bazen dinliyormuş zannederiz kendimizi, ama dinlemeyiz, kafamızda bariyerler vardır, o bariyerlere çarpar gider. Arkadaşları dinlerken ara sıra kendinizi kontrol edin derim. İyi dinlemek ve anlamak çok önemli.”

Gazete ilanıyla Ülker’e girdi
Sanayi Bakanlığı’ndan sonra 1987-1996 yılları arasında Best Rothmans Entegre Sigara ve Tütün Sanayi A.Ş.’de çalışmaya başladı, üretim müdürü olarak başladığı şirketten genel müdür olarak ayrıldı. Sonra bir gazete ilanı vasıtasıyla Ülker’e başvurdu. Ülker’le bir iki görüşmenin ardından Murat Ülker ile de görüşüp 1996’da işletmeler koordinatörü olarak işe başladı. Tütüncü, “Murat Bey bana işi anlattığında bu işten heyecan duydum, bir an önce konuşma bitse de başlasam dedim. Murat bey ile beraber çalışacaktık bir süre, bazı şirketlere kendisinin yetişemediğini, benim genel müdür gibi katılabileceğimi, bazı şirketlerde fabrika müdürü gibi onun yerine kararlar alabileceğimi, yurdışı işlerde kendisine yardımcı olabileceğimi söyledi. Bu işleri yapmak ister misin diye sordu. Hissetmiştim bu iş benim için çok önemli bir tecrübe olacaktı.”

Ülker’de 18 yıl
Ülker’de 18 yılını dolduran Tütüncü,
– 1996’da işletmeler koordinatörü olarak Murat Ülker ile birebir çalıştı,
– 1998 yılında Ülker Bisküvi ve Çikolata fabrikaları Genel Müdürü oldu,
– 2000 yılında da Ülker Grubu Başkan Yardımcılığı görevlerine atandı.
– 2005’te Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı oldu, bisküvi ve çikolatanın dışındaki tüm Ülker Gıda işlerinin başına geçti.
– 2011’de gıda grubu ile Ülker Grubu birleştirildi, Gıda Ülker Grubu Başkanı oldu.
– 2014’te ayrı bir başkanlık olan Ülker International da Ülker’e bağlandı.

İlk röportajında ‘hedefimiz dünya
markası olmak’ demişti

Ülker’de hep bir değişimin ve gelişimin, yeni heyecanların ortaya çıktığını söyleyen Tütüncü, “3 sene önce bölgesel bir şirkettik, 2014’te United Biscuits Yıldız Holding bünyesine katıldı, global bir şirket olmak için yola çıktık. Bu yolculukta görev almak, bir misyonunun olması insanı çok motive edici bir şey. Değişen bir şirketi güncel tutmak çok önemli, geçtiğimiz 10 yılda dünyadaki değişim ve gelişimi gelecek 10 yılla mukayese edemezsiniz. Gelecek 10 yılda, geçmiş 10 yıldan kat be kat fazla bir değişim hızı olacaktır. Peki bu kadar hızlı gelişebilecek dünyada neler olabileceğini nasıl öngörebilirsiniz dediğinizde bunun bir çok metodu var. Ama bizim çok çok hoşumuza giden usta çırak buluşmaları var şirkette, geleceği şekillendirecek insanlarla, gençlerle konuşmak şirketi geleceğe hazırlama konusunda çok büyük fayda sağlıyor.”
18 yıl önce Ülker’in bu noktalara geleceğini hayal ediyor muydunuz sorusuna, Tütüncü şöyle yanıt veriyor: “Genel müdür olduğumda ilk kez Dünya Gazetesi’ne verdiğim bir röportajda ‘hedefimiz dünya markası olmak’ demişim. O zaman hissiyatla demiştim bunu, o gün bir hayaldi ama markama ve şirketime güveniyordum, Türkiye’den böyle bir marka çıkacağını biliyordum. Fırsatları fark etmek çok önemli.”
Tütüncü, Yıldız Holding’de göreve başladığında, yani 18 yıl önce çalışan sayısı 3.500-4.000 civarındaydı, şimdi ise 50 bine yaklaştı.

KUTU KUTU
Yeni mezunlara 5 tavsiye

1. Kendiniz için, bulunduğunuz çevreyi iyi tanıyın, gizlenmeyin, görünür olun.
2. Kariyer yolculuğuna yalnız çıkmayın, kariyer yolculuğuna çıkmak çevrenizdeki kişiler için bir fedakarlık gerektirir. Onlarla beraber yürürseniz bu sizin için bir güçtür.
3. Kendinizi sürekli gelişmeye odaklayın. Kısa vadeli kararlarınız uzun vadeli hedefleriniz için bir basamak olsun. Yani günlük yaşamamak lazım. Mutlaka hayallerinizin olması lazım. Hayalleriniz sizin için bir mutsuzluk kaynağı olmamalı. Hayal edin nereye gitmek istiyorsunuz.
4. Korkularımızla ve eksikliklerimizle yüzleşmemiz lazım. Zor durumlardan kaçmamalıyız, zor durumlar çok iyi öğrenme fırsatıdır.
5. Fark yaratmak istiyorsanız canlı, güvenilir, neşeli ve odaklanmış olun.

KUTU KUTU
Şirkette emir kipi ile konuşulmuyor

İş hayatında örnek aldınız biri?
Birçok insandan etkileniyoruz çalışırken, o bakımdan bir veya iki kişinin ismini söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum. Ama ben insan odaklı liderlere her zaman hayranlıkla baktım. Zaten hızlı tüketim malları sektöründe bir şirkette çalışıyorsanız insanlara çok yakın olmanız lazım.
Bir otomobil üreticisi, bir buzdolabı üreticisi olmakla, bir bisküvi üreticisi olmak arasında çok önemli farklar var, bizde insanlar 25 kuruş, 50 kuruş vererek günde 2 defa, haftada birkaç defa ürünlerimizi alıyorlar, o yüzden çok yakın olmamız, müşterimizi çok iyi anlamış olmamız lazım, hızlı karar almalıyız.
Market market dolaşıp gözlem yapıyor musunuz?
Biz bunu formal olarak da yaparız, ben cumartesi pazar kendi alışverişimi yaparken de bakarım. Eşimin, çocuklarımın davranışları da benim için bir gösterge. Markete girince gıda reyonlarını dolaşırım, kim ne yapmış, ne yeni ürünler çıkmış, rakipler ne yapmış, sık gittiğim marketler var, alıştılar artık beni görmeye.
Kariyer hayatınızda en büyük dönüm noktanız, şansınız neydi?
Hem kariyer hem kişisel gelişimin için Ülker’de çalışmaya başlamak.
Tekrar okusanız ne okurdunuz?
Tekrar okusam yine mühendislik okurdum, hakikaten hem hayal etme, vizyon gücünü verip hem de yönetme gücünü veren çok önemli bir bilim dalı.
Örgüt psikolojisi eğitimi aldıktan sonra şirkette neler değişti, sizin nasıl işinize yaradı bu eğitim?
Örneğin bu eğitimden sonra insanlarla emir kipi ile konuşmamayı telkin etmeye başladık arkadaşlara. Biz hep beraber başarmayı, bu nedenle birbirimizi anlamayı önemsiyoruz. Endüstriyel ilişkileri çok önemsiyoruz, mavi yakayı da çok önemsiyoruz. Her ay yapılan endüstriyel toplantılar çok canlı geçer. Artık bakıyoruz insanlarla ücretin dışındaki şeyleri konuşuyoruz. Bu çok önemli, geldiğimiz noktayı görüyoruz.
Fabrikaları dolaşıyoruz, kadın çalışanlar bir tahtanın karşısında bana neler neler anlatıyorlar. Onlar kendilerinden o kadar gurur duyuyorlar ki, işin bir parçası olduklarını, bir katkıları olduğunu hissettiklerinde işinizi çok daha canlandırıyor, verimlilik rakamlarınızı, problemin çözülmesi sürecini çok hızlandırıyor, geliştiriyor.

KUTU KUTU
CEO ANKETİ
Sabah kaçta uyanıyorsunuz?

6.30’da uyanıyorum. Yazları bir köy evimiz var orada kalıyoruz, Beykoz’da İshaklı Köyü’nde. Geniş bir bahçesi, kedilerimiz, köpeklerimiz, bitkilerimiz var, yazları orada yaşıyoruz, kışları Suadiye’deyiz. Şirkete 8.00-8.30 arası gelirim, 19.00-19.30’da çıkıyorum.
Haftasonları nasıl geçiyor?
Haftasonları alışveriş işlerini yaparım, daha çok dinlenme ile geçiririm. Bazı haftasonlarını seyahat için kullanırım, sosyal aktivitelerde ailemle beraber yaparım. 3 çocuğum var, 30, 29 ve 23 yaşlarında.
Yılın ne kadarı seyahatle geçiyor?
Ayda 1 hafta seyahatlerdeyim diyebilirim. New York’a sabah gitmişliğim, akşam dönmüşlüğüm var, çok iyi oluyor, jetlag olmuyorsunuz.
En sevdiğiniz şehirler?
Anadolu şehirlerini çok severim. İstanbul’un en güzel şehirler arasında olduğuna inanıyorum. Stockholm’ü, Barselona’yı, Boston’ı, Singapur’u çok severim. Avrupa değişik gelmiyor artık neredeyse kültür de benzeşti. İsveç, Norveç, Kopenhag çok sakin şehirler, çok hoşuma gidiyor. 14 Şubat’ı çok kullanıyorum, THY’de ikinci bilet 1 euro, son 3 yıldır bu kampanyadan yararlanıyorum.
Okudunuz kitaplar?
Ofiste, evde, arabada birkaç kitabı aynı anda okuyorum. Psychology of Fear in Organisation diye bir kitap okuyorum. Nissin’in CEO’su Koki Ando’nun ve Lale Develioğlu’nun Karar Verdim kitabını okuyorum.
En sevdiğiniz film?
Tv dizilerini seviyorum. Game of Thrones’un hepsini izledim, çocuklara söyledim CD’lerini aldılar bana. Evde, videodan seyretmeyi daha çok seviyorum. Büyük kızım eski filmleri getiriyor, izliyoruz.
Bir de küçük kutuları topluyormuşsunuz, nereden çıktı bu hobi?
Eskileri toplayarak başladım. Sanırım Rothmans’de çalışırken İngiltere’ye gidip gelirken başladı ilk. El işlemesi kutular, küçük fincanlar, aslında küçük objeleri topluyorum. Antika olmasına gerek yok, güzelse, hoşuma giderse alıyorum, ona sahip olmak beni mutlu ediyor. Evde saklıyorum, 200 civarı küçük objem var.
Hangi takımı tutuyorsunuz?
Beşiktaşlıyım.
*****

Çalışanları Hulusi Kentmen’e benzetiyor
Çalışanları onu sert dış görünüşü ama babacan iç yapısından dolayı Hulusi Kentmen’e benzetiyorlar. O da çalışanlara sürpriz yapmak için gençlerle buluştukları bir Genç Platform toplantısında sahneye Hulusi Kentmen bıyığı takarak çıktı.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 30 Ağustos 2015

Egoları ile beni evrilttiler

Yayınlandı: Eylül 15, 2015 / Röportajlar

Hani 10 parmağında 10 marifet derler ya, işte AvivaSA Emeklilik ve Hayat CEO’su Meral Eredenk Kurdaş tam da bu deyime uygun. Hem başarılı bir iş kadını hem de yelkenden uçak kullanmaya pek çok hobiyi aynı anda götürebilen, bunun yanı sıra dikiş dikip, ustaca yemek yapabilen bir kadın. 2002 yılında Ak Emeklilik’e genel müdür olarak gelen ve 2007 yılında Aviva birleşmesinden sonra da görevine devam eden Kurdaş, yaptığı yönetsel hatalardan çıkardığı derslerle bugünlere gelmiş: “Şöyle bir felsefe geliştirdim, başıma kötü bir şey geliyorsa bu bana bir şey öğretmek içindir.”

Burcu ÖZÇELİK SÖZER
_EMR6849
Mavi ‘casual smart’ elbisesi, ince bir tutamı örülmüş saçları, son derece doğal, samimi konuşması, hali, tavrı, kılığı kıyafeti ile daha ilk bakışta farklı bir CEO portresi çiziyor Meral Eredenk Kurdaş. Egolarından arınmış, kendine güveni tam, başarısını ispatlamış bir üst düzey kadın yönetici o. Kendini ispatlamak için erkek gibi giyinmek zorunda hissetmeyen kadın gibi giyinen bir kadın yönetici. Yelkenden araba yarışına pek çok hobisi olan, bunların yanı sıra kendi evinin perdelerini kendi diken, annesinin gün arkadaşları için tel kadayıflı mantı yapan, işe motosikletiyle gidip gelen çok farklı, hayat dolu bir CEO profili karşımızda. 17 Şubat 1962’de Ankara’da doğan Meral Eredenk Kurdaş’a doğum tarihini sorduğumda ‘Kova burcuyum, yükselenim ise Koç’ diye cevaplıyor. Burçların karakterleri iyi yansıttığını düşünen Eredenk Kurdaş, “Kova deli, bağımsız, çılgın ve zeki bir burçtur. Zekayı söylemek bana düşmez ama bağımsızlık ve yenilikçilik özelliklerini ben de kendimde görüyorum” diyor.

Çocukken düz duvara tırmanırdım
Meral Kurdaş’ın ailesi aslen İstanbullu ama babası asker olduğu için Ankara’da buldukları bir dönemde dünyaya gelmiş, 3-4 yaşındayken tekrar İstanbul’a gelmişler. Ankara’da kaldıkları evin bahçeli bir ev olduğunu hatırlayan Kurdaş, “Bahçenin düz duvarlarına tırmandığımı ve babamın ‘diğer kız çocukları gibi evcilik oynasana’ dediğini hatırlıyorum. Erkek çocuklarıyla mahallede itişip kakışırdım. Ablam benden 10 yaş büyüktü. Tam ters karakterdi, ağırbaşlı, aklı başında, oturaklı…” Çocukluğundan aklında kalan bir diğer sahne de annesinin ev işlerini iki kardeşe bölüştürmesi.

Ortaokulu ve liseyi İstanbul Erkek Lisesi’nde okuyan Kurdaş, bu okulun kendisine Alman disiplini ve de işe analitik bakış açısı kattığını söylüyor: “Aslında çoklu disiplinleri bir arada götürmeyi öğrettiğini düşünüyorum. Okulda sadece ders yapılmazdı. Spora da vakit ayırılırdı, mesela İstanbulspor’un lisanslı basketbol oyuncusuydum, çok kısa süre oynadım ama okulun tiyatro kulübünde de bir müddet bulundum.”


Asla bankacı olamam diyordum

İstanbul Erkek Lisesi’nde okuduğu için stajını Almanya’da bir bankanın reklam bölümünde yaptı. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde işletme okudu. Öğrencilik hayatı boyunca hiçbir kuvvet beni bankacı yapamaz, diyordu, sebebi ise bir bankada muhasebede siyah kollukları ile çalışan ablasıydı. O, insanlarla iletişim kurabileceği, bir şeyler satabileceği bir iş istiyordu, gezerek yapacağı bir iş hayal ediyordu. Fakat mezun olup, Interbank’ta çalışmaya başlamış birisi okulda Interbank’ın tanıtımını yapınca görüşleri değişti: “İlk defa Türkiye’de bir bankada satış bölümü kuruluyordu. Satışı geliştireceklerini söylüyorlardı, bir de parası iyiydi. Memur bir ailenin çocuğu olarak o da etken oldu bankacılığı seçmemde, ayrıca okul sırasında tanıştığım erkek arkadaşlarımla evlenmek istediğimiz için paraya da ihtiyaç vardı, tüm amaçlara hizmet eden işi, bankacılığı seçtim. Sonra da bankacılıktan emekli oldum.”

Zarardaki şubeleri kâra geçirdi
1986’da Interbank’a kredi analiz mali tahlil bölümüne yönetici adayı (MT) olarak girdi, 1.5 sene sonra da şube tarafına geçti ve 1995’e kadar hep de orada kaldı. İzmir’de, Bursa’da şube müdürü olarak çalıştı, zararda olan bu şubeleri alıp kâra geçirdi, hatta Bursa’yı ilk üçe soktu. 1994 krizden sonra genel müdürlükte yeni bir departman kurulması kararlaştırıldı. Kurumsal bankacılık yapan Interbank, bireysel bankacılığa geçiş kararı aldı. Kurdaş da bireysel bankacılığın kuruculuğunu yaparak bu departmanın başına geldi. 1 yıl sonra Garanti Yatırım’dan genel müdür yardımcılığı teklifi geldi. Orada yatırım bankacılığı ile tanıştı, satış, pazarlama ve private banking’den sorumlu genel müdür yardımcısı oldu. 3 yıl orada çalıştıktan sonra bankacılıkta işler zorlaşmaya başladı, sektör daralmaya, bankalar batmaya başladı. Bankacılık kariyeri daraldı ve zorlaştı.
Daha sonra çok şubeli bankacılık deneyimi lazım diyerek 1997’de Yapı Kredi’ye bölüm başkanı olarak geçti, kurumsal pazarlama departmanını kurdu. Burada çok şubeli bankacılığın yanı sıra bireysel bankacılığı, bankacılığın pazarlama departmanının kuruluşunu, müşteri yaklaşımını, kanal geliştirme yaklaşımını oturttu, bu sürede yabancı danışmanlarla çalıştı.

Sektörü kuranlardan biri
2002 yılında Ak Emeklilik’in genel müdürlüğüne gelen Kurdaş’ın kurduğu pazarlama departmanı bugün aynı yapıda AvivaSA’da da devam ediyor.
Ak Emeklilik ve Aviva 2007’de birleşip AvivaSA olunca şirketin genel müdürü oldu.
Ak Emeklilik 40 çalışanı olan ilk 10’da olmayan bir şirketken 3 senede birinciliğe oturdu. Aynı zamanda 2003 yılında bireysel emeklilik işi başladı. Kurdaş, “Bir anlamda sektörü de kuran kişilerdenim, sektörü kurup devam eden de tek kişiyim. Her şirket 3-4 genel müdür değiştirdi ben hâlâ direniyorum” diyor.
Bugün 1.580 çalışanı olan AvivaSA, fon büyüklüğünde sektör birincisi. Emeklilik Gözetim Merkezi’nin 31 Temmuz 2015 verilerine göre AvivaSA’nın fon tutarı 8 milyar 313 milyon TL. Katılımcı sayısı ise 794 bin kişi.

Yöneticilerimi ikna etmeyi öğrendim
En büyük başarınız nedir sizce?
Garanti Yatırım’da yaptığım bazı yönetsel hataların sonunda ‘neden sorunlar yaşadım’ diyerek o hatalarımdan kendime dersler çıkardım.
Neydi o yönetsel hatalar?
Yukarıyı, genel müdürü, yönetim kurulunu yönetmek önemli, kritik bir iş. Babam hep ‘ne iş yaparsan yap doğru bildiğin işi yap’ derdi, ben babamın dediğini yaptım ama burada bir eksik varmış. Askeri düzende ‘doğruyu yap, sana verilen işleri yap’tır mantık ama iş hayatında risk alman lazım. İnsanları ikna etmen lazım. O doğruları dümdüz söylediğinde ikna etmen her zaman çok kolay olmuyor. ‘Sen yanlış yapıyorsun aslında, benim düşündüğüm doğrusu’ dendiğinde bu her zaman genel müdür tarafından çok hoş karşılanmıyor, insanın doğasında var, kendi yaptıklarının eleştirilmesini tepkiyle karşılıyor. Bir insanın kendi yaptıklarının yanlış olması çok zorlu bir mücadele. Karşısındakinin fikrini kabul etmek büyük bir olgunluk ister. Onun yerine bunun farklı yöntemleri var, ikna yöntemleri var, aldığımız eğitimlerle öğrendim. Bir takım duvarlara toslayarak anladım ki iknayı gerçekleştirmek için uygun zemini hazırlayacaksın. Bazı şeyleri zımnen göstereceksin veya onun kendi fikriymiş gibi söyleyeceksin. Aksi takdirde çok zor olan kişiler var, ben onlardan çok şey öğrendim. Kendi egoları ve esnek olmayan yapılarıyla, o dönüşümü sağlamam konusunda beni çok iyi evrilttiler. Dümdüz ve sivri olan dilim törpülendi. İstediğim iş nasıl elde edeceğim konusundan eğitildim. Bunu görmemin şöyle bir faydası var: Şimdi koltuğun iki tarafında da oturan bir kişi olarak, benim de yönetmem gereken yönetim kurulu, yönetim kurulu başkanı var, iki ortaklı bir şirket üstelik burası, önce ikisinin her konuda ikna olması lazım. Biri dünya devi, biri Türkiye’nin devi, ikisi de egolu. Her iki tarafı ikna etmesi gereken kişi benim. Eğer ben o dayakları yememiş, kafamı gözümü patlatmamış olsaydım bu işi yapamazdım. Her zorluk insanı bir sonraki süreçte yükselmeye zorluyor aslında.
İş hayatında insanların böyle bakması lazım. Ben sonra şöyle bir felsefe geliştirdim, başıma kötü bir şey geliyorsa bu bana bir şey öğretmek için geldi. Bu bir sonraki adımda benim kullanabileceğim bir şey. Zorlukları daha kolay aşıyorsun.
Örnek aldığınız birisi var mı?
Yapı Kredi’de çalıştığım dönemdeki genel müdürüm Burhan Karaçam. Yaptıklarıyla, kararlarıyla, insanları motive etmesiyle, aldığı risklerle, vizyoner duruşuyla etkilendiğim birisi. Güler hanım (Sabancı) ve Suzan Hanım (Sabancı Dinçer) da kadın yönetici olarak örnek aldığım kişiler.
Bugün okusanız ne okurdunuz?
Bugün okusaydım tiyatro okumak isterdim.

Tepe yöneticileri alıp bir dağın tepesine bıraktım
İyi bir yöneticinin yapması gereken en önemli şey iyi bir ekip kurmak. Bu insanlarla bir harmoni içinde çalışabilmek. Değişik sektörlerden transferler yaptık. Farklı disiplinlerin bir arada olmasının sinerjisine inanıyorum.
Biz sektörde iki büyük rakibi birleştirdik. Son güne kadar gizli tuttuk. Bir yığın kitap okudum o ara, ilk yaptığım iş iki şirketin tepe yöneticilerini alıp bir dağın tepesinde bırakmaktı. Bolu dağlarında çadırla kamp yaptım. Elektrik yok, su yok, yatak yok, uyku tulumları vs, 8’er kişilik çadırlara sokuşturdum yöneticileri kaynaşsınlar diye. Kalan sağlar bizimdir, dedik. Orada kendi salını yapıp karşıya geçme, hastalanmış birini iplerle diğer dağa transfer etme, kendini iki metreden aşağı arkadaşının kucağına atma gibi aktiviteler vardı. O zaman ekibe güvendiğini gösteriyorsun.
Herkes eteğindeki taşları döküyor Daha yakın çalıştığımız yönetici ekibini de her sene ıssız bir yerde topluyoruz, kapanma, arınma seansları düzenliyoruz. Eteğimizdeki taşları döküyoruz, bir daire oluyoruz, her birimizi dairenin ortasına oturtuyoruz ve herkes ağzına geleni söylüyor. Bütün yıl biriktirdiklerini söylüyorlar. ‘O e-mail, beni sinir etti’, ‘sen benim çalışanıma şunu dedin’ bayağı kanlı bıçaklı bir seans. İlk başlarda kan ve gözyaşı vardır, isyan edenler oldu. Ama ilk defadan sonra çok faydasını gördük. Herkes içinde biriktirdiklerini döküyor. 5 yıldır yapıyoruz, bu sayede uyumlu çalışan ekipler olduk. Herkes cesaret edemez.

CEO Anketi
Kaçta uyanıyorsunuz?

Sabah 07.00-07.30’da uyanıyorum, güne köpeğimle koşarak başlıyorum. Sonra işe gelmek için hazırlanıyorum.
İşe motosikletle mi geliyorsunuz?
Evet, ara sıra.
İşten kaçta çıkıyorsunuz?
Eğer toplantım varsa karşı tarafta, akşam saatlerine almaya çalışıyorum, köprüyü tekrar geçmemek için. Akşam eve gidince mail’lerime bakarım, 00.00-02.00 arası maillerime cevap veririm. Uzun izinler yapamıyorum, en uzun 1 hafta yapıyorum, onları da bayramlara bağlıyorum. 120 gün iznim var.
Çok sık seyahat ediyor musunuz?
Zaman zaman artıyor, zaman zaman azalıyor. Nisan mayıs içinde toplam 4 gün evde yatmışım, aynı şekilde eşim de öyle, arada evde buluşuyoruz tesadüfen.
En son izlediğiniz film?
Stephen Hawking’in hayranıyım, adam gözünü oynatarak dünyadaki teorileri yerinden oynatıyor, onun hayatını anlatan The Theory of Everything’i izledim.
En son okuduğunuz kitap?
Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’unu okudum. Kayınpederim Kemal Kurdaş’ın Hayatım Mücadele ile Geçti’sini okuyorum. Orhan Pamuk’un Kafamda Bir Tuhaflık kitabını okuyorum. Daha önce 2-3 kitabı aynı zamanda okuyamazdım şimdi okuyorum, zaman zaman karakterler karışsa da. Steve Jobs’un hayatını okuyorum, çok hayranım, yoktan var etme konusunda dersler çıkarmaya çalışıyorum.
Hobileriniz?
Uçak kullanmak, motosiklet, kayak, yelken, yoga. Klasik otomobil yarışlarına katılıyoruz, 2001-2005 Türkiye bayanlar birincisiyim. Seyahat etmeyi çok seviyorum.
En sevdiğiniz şehirler?
En sevdiğim ülke İtalya, çünkü tarih, yemek, içki kombinasyonu var.
Müzikle aranız nasıl?
CEO’lar sahnede gösterisinde 3 kere sahneye çıktım, ikisini canlı, birinde de Cici Kızları’ı playback’le söyledim, Vodafone Freezone 18. Liselerarası Müzik Yarışması’nda Yılın Müzisyen İş İnsanı Ödülü aldım.
Hobilerimle iş hayatı arasında bağ kuruyorum
Mesela yelkende, çok fırtınalı, iri dalgalı havada, eğer tekneyi dümdüz o dalganın üzerine sürersen çok hırpalanıyorsun, halbuki dalgayı üstten alıp dalganın üstünden kayarak gitmelisin, tekneye sörf yaptırır gibi.
Motosiklette bir kural vardır nereye bakarsan oraya gidersin. Ve genellikle de ilk eğitime başlayanlar viraj alırken virajın dışına bakıyor ve düşüyorlar.
Secret gibi kitaplarda ‘talep edin gelsin’ diyor ama onun tercümesi sen neyi hedeflersen ona ulaşırsın.

Bu şirketi birinci yapmak için geldi
Ben bu şirketi birinci yapacağım diye geldim. Annem bana hep okulda ‘ilk 3’te olacaksın’ derdi, her derste. Buraya geldiğimde sektörde birinci olmaya, yaptığım işte en iyisini yapmaya geldim. Daha önce hiç sigorta şirketinde çalışmamış, hiç genel müdürlük yapmamış, üstelik bir kadının bu göreve gelmesine eminim bıyık altından güldüler. Ama ben bu şirketi ilk 3 yılın sonundan birinciliğe oturacağımı söyledim. Hakikaten de üç yılın sonunda birinciliğe oturdu. Ne istediğini bilirsen, yaparsın.

Yeni mezunlara 3 tavsiye
1. Staj yapın
2. Tasarruf edin
3. Toplumsal konulara önem verin. Kendiniz çok yönlü yetiştirin.

Annesinin gününde mantı yapan CEO
Annesinden dikiş dikmeyi öğrenen Kurdaş, ilk aldıkları eve dantel perdeler örmüş. Örgü ve dikişin insan beynini çok rahatlattığını söylüyor: “Bunlar halen yapmak istediğim şeyler ama şimdi bunların yerine başka hobiler geliştirdim. Yemek yapmaya zaman ayırmaya çalışıyorum. Çok seviyorum. Onun da çok kafa dinlendirdiğini düşünüyorum. Evde hiç TV izlemiyorum. Belgeseller dışında iki tane yemek kanalı var takip ettiğim, oralardan gördüklerimi yapıyorum sonra arkadaşlara test ettiriyorum. En son tel kadayıflı mantı yaptım. Yuvarlak kıyma toplarını tel kadayıfla örtüp, fırına veriyorsunuz, çıtır çıtır oluyor, üzerine sarımsaklı yoğurt. Acı biberli domatesli tereyağlı sos yapıyorsunuz. Geçen annemin gününde yapıp götürdüm.”
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 23 Ağustos 2015