12 yaşında gazete satarak ilk parasını kazanmaya başlayan, 17 yaşında çim biçerek kendi şirketini kuran Steven Young, 30 yaşından sonra geldiği Türkiye’de 20. yılında. Batmak üzere olan Mannesmann Rexoth’u ayağa kaldıran, ardından Bosch’un önce Türkiye temsilcisi, sonra Bosch Türkiye ve Ortadoğu Başkanı olan Steven Young, “Hayatım boyunca çalıştım. Bunu da aileme borçluyum. Her şeyin insandan geçtiğini küçük yaşta öğrendim” diyor.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER
FEMR1014
Steven Young, 1964 yılında doğdu. 30 yaşına kadar Avustralya, Sidney’de yaşadı. Annesi Türk, diplomat tercümanı, babası ise Avusturalyalı bir teknik mühendisti. Young, aileden gelen bir çeşitliliğe sahip olduğunu bunun da ona çok büyük avantaj sağladığını söylüyor.
Babasının yolundan gidip mühendis olmak isteyen ama ne mühendisi olacağına karar veremeyen Young, Avustralya Wollongong Üniversitesi’ne kayıt olmaya gittiğinde hâlâ hangi dalda mühendislik okuyacağını netleştirmemişti. Kayıt günü, bir kenarda yarım saat kadar gözlem yapıp, hangi tiplerin hangi bölüme kayıt yaptırdığını inceledi. Elektronik mühendisliği aklında bir adım öndeydi, ama baktı ki, bu bölüme kayıt yaptıranlar hiç de kendisine uymuyor, Young’ın deyimiyle biraz daha ‘iç dünyalarına kapanık’ kişiler, o da daha sosyal tiplerin kayıt yaptırdığı inşaat mühendisliğini seçti.

İlk işi gazete dağıtmak oldu
Young, 12 yaşından beri çalışıyor. Yapmadığı iş kalmamış, ilk işi gazete dağıtmak olmuş. Young, “Yetiştiğim ülkede, çalışmayı, okumayı, sporu, sosyal hayatı çok iyi kombine etme imkanınız vardı, ben bu konuda çok şanslıydım” diyor. Gazetenin yanında yaşlı çiftlere içinde ekmek, dergi bulunan küçük paketler de hazırlayan Young, iyi de bahşiş kazanmaya başladı: “O zaman gördüm ki, inisiyatif almak gerekiyor, hayatta hiçbir şey size hazır verilmiyor.” Ardından Pizza Hut, Burger King gibi restoranlarda, bir mobilya firmasının üretim hattında çalıştı. 16 yaşında kazandığı paralarla 900 dolara eski bir araba satın aldı. 17 yaşında da ehliyetini alan Young, “O araba bana çok şey öğretti, herşeyi kendim tamir ederdim. Öğrenci bütçesi kısıtlıydı. Sınırlı koşullar sizi yaratıcı olmaya zorlar hayatta. Araba olduktan sonra kendi şirketimi kurdum 17 yaşında. Avustralya’daki evlerin yüzde 90’ı bahçeli büyük evlerdi, ikincisi ev sahiplerinin yarısından fazlası emekli ve yaşlıydı. Pazarı ve müşteriyi iyi analiz etmeyi öğrendim. Kurduğum şirket de peyzajcılık üzerine bir şirketti. Ofisim arabamdı, arabanın arkasında bir römork vardı, yaşlıların evlerine gidip, onların bahçelerinin bakımlarını yapmaya başladım, tabii ki yine gelirken onların süpermarket ihtiyaçlarını da getiriyordum. Onun dışında pazarda başka bir boşluk sezdim. Avustralya hükümeti ev sahibi olma oranını arttırmak ve inşaat sektörünü canladırmak için mortgage sisteminde depozito oranını yüzde 25-30’lardan yüzde 15’e çekti. Ev sahibi olmayan gençler ev sahibi olmaya başladı. Ev sahibi olan herkesin bir çim biçme makinesine ihtiyacı olacaktı. Yaşlılar gibi bana ihtiyaçları yoktu, ama 300 -400 dolar verip makine de almak istemiyorlardı. Onlara kendi tamir ettiğim çim biçme makinelerini 80-100 dolara sattım. 3 sene bu şekilde devam ettim. Hem para kazandım hem de hayat tecrübesi kazandım” diyor.

Arkadaşlarım sörf yaparken
ben kütüphaneden çıkmadım

Üniversitede ikinci yılına geldiğinde iş yoğunluğundan şirketi kapatıp, kurumsal firmalarda part-time çalışmaya başladı. Üniversitedeki son 3 yılında aynı firmada çalıştı, mühendis olarak başladı, en son kalite kontrol müdürü idi. Üniversiteden mezun olmadan iki iş teklifi aldı. Biri Ford Avustralya, diğeri de Avustralya Mannesmann’dı. Mannesmann aynı zamanda bitirme tezine sponsor olmuştu. Young, “Kendimi iş dünyasına pazarlayabilmem için farklı bir şey yapmam gerekiyordu. Ben de tezimi tek başıma yapmayayım, sanayiden biriyle işbirliği içinde yapayım dedim. Arkadaşlarım bütün yaz sörf yaparken ben kütüphaneden çıkmadım. Bunun kariyerim için bir kilometre taşı olacağını biliyordum. Ve ben daha mezun olmadan Mannesmann bana iş teklif etti. Kabul ettim. 1988 yılında özel projeler mühendisi olarak başladım. Cuma günü tezi bitirdim, pazartesi sabah 8’de işim hazırdı” diyor.

Batmak üzere olan şirketi istedi
Mannesmann Avustralya’da iki yılın ardından onu Almanya’ya göndermek istediler, amaçları onu yöneticiliğe hazırlamaktı. Bir yıl için Almanya’ya gitmeyi kabul etti. ‘Eğer bir Alman şirketinde kariyer yapacaksam, onların kültürlerini, dillerini bilmeliyim’ düşüncesiyle bir otel odasında veya apartmanda değil de bir Alman ailenin yanına yerleştirilmek istedi. Frankfurt yakınlarında kaldığı aile tek kelime İngilizce bilmediği için, Young 3 ayda Almanca öğrendi.
Avustralya’ya dönüşte 27 yaşındayken, 33 milyon marklık bir proje olan Sdyney Uluslararası Havalimanı’nda tam otomatik bir bavul konveyör sistemini yönetmesini istediler. Gece gündüz çalışıp, projeyi yönetti. Sonunda da Almanya merkeze dönüp, Avrupa’da çalışmak istediğini söyledi. Almanya’da geçirdiği 1 yıl ona Avrupa’yı göstermişti. Avrupa’nın sanayi ve teknoloji açısından bir dünya merkezi olduğunu görmüştü. Avustralya Mannesmann onu göndermek istemediyse de, seni genel müdür yapacağız dediyse de, Almanya merkez Young’ın bu teklifini hemen dikkate aldı.
Young’a 1994 yılında Türkiye’de Mannasmann Rexroth firmasına genel müdür olmasını teklif ettiler. Firma batma noktasındaydı. Young, “Avrupa’ya gitmek istediğimde bir koşulum vardı, beni zorlayıcı bir pozisyona verin dedim. Buradaki firma 95’te batma noktasındaydı ve Almanya merkez bana, aslında Türkiye’den çıkmaya karar verdiklerini, kaybedecekleri bir şeylerinin olmadığını söyledi ve bu şirketi 3 yılda çevirebilirsen yürü ama başarısız da olursan zaten satacağız, senin hanene yazmayız dediler. Hemen atladım. Firmayı görmek istedim, yarım gün ortalığı kokladım her şey berbattı, bütçeler daha da berbattı. Tam istediğim ortamdı, kendimi burada göstermem gerekiyordu” diyor.

Şirket birleşmeleri bir
profesyonel için büyük fırsat

3 yıllığına göreve gelen Young, şirketi 1 yıl içinde kâra geçirdi. İlk yıl yüzde 43 oranında, ikinci yıl yüzde 28, üçüncü yıl yüzde 20 büyüttü. Firma dünyada örnek oldu. Young Türkiye’de kalmasının bir sebebinin de özel hayat olduğunu söylüyor. Geldiği ilk yıl eşi Ayşe hanımla tanışan Young, 1995’te evlendi.
2001 yılında artık Türkiye’den gitme zamanının geldiğini düşünürken, Bosch, Mannesmann Rexoth’u satın aldı. Bu onun için büyük bir fırsattı. Young, bu şirket satın almasını bir profesyonelin hayatında karşısına bir kez çıkabilecek bir şans olarak değerlendiriyor: “Bana birleşmeyi sen yap, ondan sonra yeni oluşan firmanın genel müdürünün senin olmanı istiyoruz dediler. Bu bana sıra dışı bir yaklaşım olarak geldi, 3 yıl bir kalayım göreyim diye düşündüm. Şirket birleşmelerinde çok şey öğreniyorsunuz. Şirket sizi satın alıyorsa sizin değerleriniz için alıyor. Birleşmeler iyi yönetilmediği takdirde alan firma zarar görüyor. Genelde alan taraf sinerji ister 1+1 eşittir 3 ister. Dünyada bu birleşmeyi gerçekleştiren ilk ülke Türkiye oldu. Ondan sonra Bosch Rexoth olarak şirketi yönettik, 10 yıllık büyüme planının içine girdik, fabrikalar kurduk.”
2011 yılında Bosch merkez ‘Biz Türkiye’de büyüyoruz, düzenli bir grup haline gelmek istiyoruz, bunu da senin yapmanı istiyoruz’ deyince Steven Young, 2011 yılında Bosch Türkiye temsilciliğini kabul etti. Young, 2011’de göreve geldiğinden bu yana her yıl çift haneli büyümeler gerçekleşti. 500 milyon avrodan fazla doğrudan kalıcı yatırım yapıldı Türkiye’ye. Çalışan sayısı 3.300 kişi arttı. 1 Ocak 2015’te Steven Young’ın isteği ile Ortadoğu da Türkiye’ye bağlandı ve 16 ülkenin sorumluluğu Bosch Türkiye’ye geçti. Young, Ortadoğu’nun Türkiye’ye bağlanmasını kendisinin teklif ettiğini söylüyor: “Almanya’ya siz Ortadoğu’yu tam potansiyeliyle yönetemiyorsunuz dedik, ciddi bir iletişim stratejisi ile Almanya’yı kazandık. Türkiye ve Ortadoğu’yu çok daha güçlü bir hale getirmek için şu anda bir kurulum aşamasındayız. 20 yıl önce başlayan Türkiye yolculuğum mutlu, motive, ilk günkü heyecanımla devam ediyor.”

KUTU KUTU
Dipten sonra tek bir yol var, o da çıkış
En büyük dönüm noktanız?

Hayatım hep çalışarak geçti. Bunun en büyük sebebi ailem. Babam bizi hiç şımartmadı, hiçbir şeyi hazır vermedi. Benim de içim kıpır kıpırdı çalışmayı seviyordum. Bu bana maddi özgürlük tanıdı, bağımsızlık kazandırdı. Herşeyin insandan geçtiğini öğrendim. Karşı tarafa yapacağınız faydayı anlatamazsanız sizin değeriniz sizinle kalır. En büyük dönüm noktam Mannesmann grubuna girdikten sonra Almanya’ya gitmek istemem ve Almanya’da bir ailenin yanında kalmak istememdi. Bu bana ilave bir dil öğretti, İngilizce herkeste var, insanlarla ilişki kuracaksanız ilişkinin temelinde güven yatar. Bu güveni yaratmak için aynı dilde konuşmanız gerekiyor. Bu sayede kalıcı ilişki kurabilirsiniz. O iletişim çok önemli. O güven sayesinde mucizeler yaratıyorsunuz. İkinci önemli nokta kariyerime Avrupa’da devam etmek istememdi. Bir işi tepede almak en zor iştir, bir işi en dipte almak en fırsat dolu iştir. Dipten sonra tek bir yol var, o da çıkış. Bilinçli bir şekilde o firmayı dip noktasında devraldım ve erken yaşta, yönetim becerilerini, takım çalışma ruhunu, çalışanları ikna etmeyi, motive etmeyi öğrendim.
Tekrar okusanız ne okurdunuz?
Ben şu anda üniversite seçecek olsam değişen dünyanın koşullarını izleyip oradaki trendlerden hareketle bir seçim yaparım. Bu da hizmet sektörüne uyabilecek bir alan içinde kendimi görmek isterdim. Bir tanesi mali alanda, ekonomi olabilir. Çünkü, dünya 190 ülkeli bir köy, ülkeler arasındaki duvarlar o kadar çok yıkılmaya başladı ki, yavaş yavaş bölgeler bütünleşiyor. Artık kimse Almanya, Fransa demiyor, Avrupa diyorlar. Bölge yönetimi söz konusu, ekonomiler birleşiyor, çokuluslu firmalar daha çok ortaya çıkıyor. Bunların da bu tip kurumsal hizmete daha çok ihtiyaç oluyor, standartlaşma oluyor. Örneğin uluslararası muhasebe yönetimi veya uluslarası hukuk. Siz kurumsal hizmet alanına kendizi yerleştirirseniz, farklı bölgelerde farklı iş alanlarında şirketlerle çalışma imkanı yakalarsınız. Bence bu iyi bir fırsat, Türkiye’deki gençler için.
Örnek aldığınız bir işadamı var mı?
Bir iş adamı değil ama bir dünya lideri, Bill Clinton diyebilirim. Onun kitabını da okudum, muazzam bir adam, self-made (kendi kendini yaratmış). Fakir bir ailenin çocuğu, zor bir çocukluk geçiriyor fakat o zorlukları aşma azmi hayatta elde edeceği başarının temelini oluşturuyor. Kendi hayatımda da bazı benzerlikler görüyorum. İletişim becerisi çok yüksek, insan ilişkileri güçlü ve çok çalışkan. Kitabında şöyle yazıyor, “bir iş yapmak benim için çok sıkıcı, iki iş yapınca potansiyelimin tamamını gerçekleştiremiyorum, üç iş yaparsam en fazla performans gösterdiğim zaman.” Dolayısıyla eş zamanlı üç iş yapabileceğini söylüyor. Bunun da ispatı. Karizmatiktir, dünyada iz bırakan iyi liderlerden biri. Benim de yaptığım bir şey, ‘cesur olmak’ gerekiyor. Siz konfor alanınızda faaliyet gösterirseniz bir şey yapamazsınız, siz sınırların ötesine geçerek, yaratıcı olursunuz, yapmazsanız sıradan birisi olursunuz.

KUTU KUTU
Yeni mezunlara
3 tavsiye

1. Dil şart. İngilizce zaten cepte olmalı, bir Fransızca, Almanca neyse o firmayla uzun vadeli, kalıcı olmak istiyorlarsa, dilini bilmenin büyük faydasını gördüm.
2.Bir yere gelmek istiyorsanız güçlü bir network’unuz olmalı, bu network’un içinde sizin elçileriniz olmalı. Kendi reklamınızı yapmak, başkasının sizi tavsiye etmesi kadar değerli değil. Başkası bu adam iyidir derse sizin söyleminizden kat be kat değerlidir. Ancak network’unuz varsa bunu yapabilirsiniz.
3.Esnek olmalısınız, dünyada her şey çeşitlilik üzerine.

KUTU KUTU
CEO Anketi
Bir gününüz nasıl geçiyor?

Evdeysem eğer sabah 06.30-07.00 arası uyanırım, iyi bir kahvaltı yaparım. Çünkü tempolu çalışmayı severim, mümkünse çocuklarımı 5-10 dk görürüm sonra günüm başlar. 08.15’te evden çıkarım. Seyahatlerim çok olur, Bursa’ya çok giderim. Akıllı telefon benim hayatımı kolaylaştıran bir keşif. Sabah arabaya girer girmez benim günüm başlar, telefonlar başlar, e-mail’lere göz atarım, arabadan toplantılar yaparız. Ölü zamanları çok iyi değerlendiririm. İlk önce kendinizi yönetmeyi öğrenmelisiniz.
Yatmadan önce mail’lerime göz atarım. Akşamları, haftasonları resepsiyonlar, özel davetler olur. Evde de bir ofisim var, haftasonu evden de çalışırım.
Pazar günleri, bir bahçemiz var, ailemle beraber vakit geçiririz.
En son okuduğunuz kitap?
Warrane Buffet’ın The Snowball kitabını okudum.
En sevdiğiniz film?
Büyük Kaçış ve The Dirthy Dozen. Kovboy filmlerini de severim.
Müzikle aranız nasıl?
Avustralya ve İngiliz müzikleri, Dire Straits, INXS, AC/DC, Queen, The Doors, Rod Steward, Pink Floyd.
Futbolla aranız nasıl, rugby diye mi sormalıyım yoksa?
Rugby oynuyordum ama fit değilim şu anda. Türkiye’ye gelince, kaybettiğim bir iddia sonucu Fenerbahçeli oldum. Oğullarım Beşiktaşlı, eşim de Galatasaraylı.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 16 Ağustos 2015