1966 yılında Kolbaşı ailesi tarafından kurulan Güney İthalat’ın bir markası olan Arzum, bugün 30 ülkeye ihracat yapıyor, yıllık cirosu ise 220 milyon TL. Arzum Elektrikli Ev Aletleri Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, 1987 yılında şirkete satıştan başladı, sırasıyla tüm departmanlarda çalıştı. 1992 yılında ilk defa Çin’e gitti ve tedarik zincirine yoğunlaştı, ardından 12 dünya markasından 12 yönetici transfer etti. Kolbaşı, “Babam hep büyük resmi gör, derdi. Hep o bakış açısına sahip oldum” diyor.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER
lkulu04_burcu_ozcelik_murat_kolbasi
Arzum Elektrikli Ev Aletleri San. Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, 1966 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Işık Lisesi’nden mezun olan Kolbaşı, üniversitede işletme okumak istiyordu. Nedeni ise babası ve iki amcasının kurmuş olduğu, Arzum markasını da içinde barındıran aile şirketleri Güney İthalat’tı.
Lise son sınıfta danıştığı bir hocasının ‘İstanbul’u tutturamayabilirsin, Anadolu’yu da yaz’ tavsiyesine uyarak, 1983 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme
Bölümü’nü kazandı. İzmir’de okurken, İzmir-Manisa-Akhisar Bölgesi’nde ilk defa çantayla satışa başladı. Kolbaşı, “O bölgeyi karış karış dolaştım, çok güzel dostluklarımız oldu. İstanbul’da doğdum, Nişantaşı’nda okudum, Türkiye’nin farklı yüzünü tanımıyoruz, küçük bir yere gidince oranın değerlerini anlıyorsun. Mesela Akhisar’a gidince birinin düğünü, cenazesi oluyor, o gece birbirine rakip olan tüm müşterilerim oradalar, bayram namazında, cuma namazında hepsi oradalar dolayısıyla onlarla beraber yaşamayı öğrenmiş oldum” diyor.
2 yıl sonra Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’ne yatay geçiş yaptı. 1987 yılında Marmara Üniversitesi’nden mezun oldu. 01.01.1988’de ABD’ye, Boston’a girişimcilik üzerine eğitim almaya gitti.

Her kademede çalıştı
Boston’da bir Türk’ün yanında saati 4 dolara bulaşıkçılık, garsonluk yaptı. Akşamları da bir araba ile evlere servis yapmaya başladı. Kazandığı bahşişleri biriktirerek para yapmaya başlamıştı ki, 11 ay sonra babası vefat edince Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı. Hızlıca askerlik kararı alıp, 8 ay askerlik yaptı.
1989 yılında Güney İthalat’ta işe başladı. Her kademesinde çalıştığı şirkete ilk olarak satıştan başladı. Girişken yapıcısı ve öğrenciyken yaptığı çantalı satışlar bu tercihinde etkili oldu. Bu sayede tüm Türkiye’yi dolaştı.
Bu süreçte Kemal Amcası, “Sen bu işe çok meraklısın eğer bu işi öğrenmek istiyorsan bir tek satışla olmaz, kasayı öğrenmen gerekiyor” diyerek onu muhasebe-finansa çekti. Murat Kolbaşı, bu sayede ‘Eminönü tabiriyle kasaya sahip olduk’ diyor.
Ardından lisan bildiği için şirketin yurtdışı işlerini takip etmeye başladı. 1992’de ilk defa Çin’e gitti. Tedarik zincirine odaklanmaya başladı. Kolbaşı, “Çünkü gördük ki, Güney İthalat çatısı altında al-sat ile aslında sahadaki rakipler arasında ben de onlardan biri olabiliyorum. Çünkü herkesin sattığı ürünleri satıyoruz ama bir ürünümüz var, Arzum, bizi ayrıştırıyor. Arzum sattığımda herhangi bir toptancı gelip benim malıma rakip olamıyor çünkü o benim markam. Dolayısıyla zaman içinde aileyi de ikna ederek, yaptığımız diğer toptan işlerden çekilip, Arzum’a odaklandık.”

12 dünya markasından
12 yönetici transfer etti

Murat Kolbaşı, tedarik zincirine odaklandığı sırada, 12 dünya markasını listeledi ve bu 12 markadan yönetici transferleri yaptı. Örneğin bir önceki CFO’yu Tefal’den, satış sonrası hizmetlerin başına Philips’ten, ihracatın başına Vestel’den, satışın başına Brown’dan, pazarlamanın başına Unilever’den, ayrıca Arçelik, Moulinex gibi markalardan da yöneticiler transfer etti. Kolbaşı, “Bu yöneticilerden dünya markası nasıl olunuyor, orada işler nasıl dönüyor, onu anlamaya çalıştım” diyor.

Ali Taran, Arzum Onan işbirliği
muazzam bir ivme kazandırdı

Murat Kolbaşı, 1988’den 1992’ye kadar olan dönemi ‘şirketi tanıma dönemi’ olarak nitelendiriyor. 1992’de Çin’le başlayan ve 1996’ya kadar devam eden 4 yıllık süreyi daha çok yurtdışını tanıyarak, yurtdışında, İtalya’da, Polonya’da, Çin’de ürün yaptırarak geçirdiklerini söylüyor.
1996’da Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne girmesi ile ve artık yabancı markaların Türkiye’de distribütör kullanmak yerine kendilerinin gelmesiyle oyunun şartları değişti, yerli markalar zorlandı. Yabancı markalar bütçelerle geldiler, stratejik ürünler, Türkiye’ye özel ürünler geliştirmeye başladılar. Bir yerli marka olarak onlarla baş etmek için farklı şeyler yapmak gerekiyordu.
Arzum’un 1996’da 16 kalem ürünü vardı. Liste başı ürünü mutfak robotu, portakal püresi, banyo baskülü, saç kurutma makinesi idi. Bu çeşitleri arttırmak istediler ve o arada 1997 yılında Felix markasını yarattılar. Kolbaşı, “Felix’i ikinci markamız olarak 1997 yılında ortaya çıkardık. O dönemde pazarda yabancı markalara karşı yoğun ilgi vardı. Biz de x’li, q’lu ikinci bir marka ile pazara giriş yapmayı planladık ve Felix isminde karar kıldık” diyor. Felix, Kolbaşı’nın Hong Kong’da gördüğü bir restoranın ismi.
1996’da ilk defa yönetim danışmanlığı alan Kolbaşı, 1996’dan 2015’e hep danışmanlarla çalıştı. 2008’de Hong Kong ofisini açtı.
2003 yılında reklamcı Ali Taran ile çalışmaya başladılar. Ali Taran ve Arzum Onan işbirliğinin kendilerine muazzam bir ivme kazandırdığını söyleyen Kolbaşı, “2003’ten 2007’ye olan süreçte ciddi bir sıçrama yakaladık. Şirket GfK raporlarında ilk üçe, beşe girdi, ciroda ve adette. Sonrada yabancıların talepleri geldi” diyor. Arzum 2004-2008 yıllarında çok hızlı büyüdü. 2008’de şirketin yüzde 49’u bir fona, Ashmor’a, 2013’te de başka bir fona Mediretta Capital Partners’a geçti.

Garson kahve yok dedi
elektrikli cezve yaptılar

Yabancı fondan sonra markayı ulusal bir marka olmaktan, uluslararası bir marka olmaya doğru çekmeye çalıştığını söyleyen Kolbaşı, “O dönemde Arzum Okka’yı yarattık, 2014 eylül ayında. Arzum’un Türk kahvesi ile olan serüveni 2002 yılında başlıyor. 2002 yılında bir lokantada Türk kahvesi siparişi verdik, garson ‘yok’ dedi, bir anda gerginlik çıktı. Ben arabulucu özelliğimle, -ki çimento özelliğim vardır, aileyi de birlikte tutma konusunda- şefle görüştüm. Şef bana ocaklardaki tavaları gösterdi ve şunu dedi, ‘siz masada 6 kişiniz biriniz şekerli, biriniz orta, biriniz sade istese 3 ocağım iptal olacak.’ O yıllarda minik elektrikli cezveler vardı ama onları da sigortaları attırıyor diye kullanmıyorlarmış. Biz Arzum kahve makinesini o zaman yaptık, 2003’te elektrikli cezve piyasaya çıktı. Ürün çok başarılı oldu. Sonra Arçelik Telve geldi, biz bu süreci Türk kahvesini öğrenerek geçirdik. 2014 Eylül ayında da kendi kendini yıkayabilen Türk kahvesi makinesini, Arzum Okka’yı yarattık.”
1995 yılında sadece 15 ürün çeşidine sahip olan Arzum’un bugün gıda hazırlama, pişirme ve kızartma, içecek hazırlama, temizlik, kişisel bakım, ütü, mutfak aletleri ve aksesuarlar olmak üzere 8 ürün kategorisinde, 250’den fazla ürünü bunuyor. 30 ülkeye ihracat yapan Arzum’un cirosu 220 milyon TL.

3 kardeşin ‘arzu’su
Arzum Elektrikli Ev Aletleri Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı’nın büyükbabasının, 1930’lu yıllarda Konya’da çok katlı bir mağazası vardı. Mağazada iğneden ipliğe kadar her çeşit ürün satılıyordu. Kolbaşı ailesi 1940’lı yılların başında Adana’ya göç etti. Murat Kolbaşı’nın babası Kazım Kolbaşı ve amcaları Kemal Kolbaşı ve İbrahim Kolbaşı Adana’da çok katlı mağazacılığa devam ettiler. İstanbullu toptancılar, Adana’ya, Kolbaşı kardeşlere gidecek kutuların üstüne “Güneye gidecek” diye yazıyorlardı. Bu nedenle şirketin adı 1953 yılında Güney İthalat Kolektif Şirketi olarak tescillendi. Şirket bu yıllarda küçük ev aletleri, radyo, bisiklet ve televizyon gibi geniş bir ürün yelpazesinde ithalatçılık yapmaya başladı.
Kolbaşı ailesi 1953-1966 yılları arasında Eminönü Sultanhamam’da ticaretle uğraştı. Arzum markası ile küçük ev aletleri üretimine başladılar. 1966 yılında (Murat Kolbaşı’nın da doğduğu sene) Arzum markası tescil ettirildi. Arzum ismi ‘üç kardeşin arzusu’ anlamında koyuldu.

KUTU KUTU
Yeni mezunlara 5 tavsiye

1. İyi ilişkiler çok önemli. Hayatın bir bilim boyutu var bir de film boyutu var. Siz ne kadar bilimle anlatıp, çözmeye çalışsanız da film boyutunu yapmazsanız iş bir yerde kısa kalıyor. O yüzden ilişkilerinizi iyi götürmeniz lazım diyorum.
2. Üniversite öğrencilerine sizin farkınız ne diye soruyorum, “Gönderdiğiniz CV’de farkınız ne?” Çince öğrenin, Rusça öğrenin, Arapça öğrenin diyorum.
3. Öğrenciler hep neyin kafası diyorlar, ben de onlara ‘siz neyin kafasındasınız, siz ne yapmak istiyorsunuz, 60-70 yaşında kendini nerede görmek istiyorsunuz. Oraya kendinizi götürmek için ne yapmayı düşünüyorsunuz. Arayı nasıl dolduracaksınız’ diye soruyorum.
4. Girişimci ruhu yaratmaya çalışsınlar. Girişimci ruhlar düşecekler, hep öne doğru düşsünler ki çabuk kalksınlar. Türkiye’de arabesk kültürü var. Sen bu akşam işten ayrıldım desen, sana insanların yüzde 51’i ‘ya boş ver iyi yapmışsın, git evinde otur, orada çalışır mı zaten’ der, yüzde 49’u ‘ya bak şurada da iş var’ der. Bu nedenle arkaya doğru değil, öne doğru düşsünler ki hemen kalksınlar.
5. Gençler teknolojiyi çok iyi kullanıyor ama kaydetmek, not almak gerekiyor.

KUTU KUTU
Keşke Çince öğrenseydim
En büyük dönüm noktanız?

İstanbul’u kazanamazsan Anadolu’da oku tavsiyesi veren hocam. Anadolu’yu gördüm ve istediğim bölümde keyif alarak okudum. Babamın erken yaşta vefatı dik durmamı sağladı. Babam hep büyük resmi gör derdi, hep o bakış açısına sahip oldum. 12 yöneticiyi buraya geçirmek, Çin’i keşfetmek gibi. 2008’de yabancı ortaklık kurmak bizim için çok önemli.
Bugün okusanız ne okurdunuz?
İşletme okuduğum için MBA yapmadığıma pişmanın, babamın vefatı nedeniyle ABD’den dönmek zorunda kaldım. İmkan olsa iki üç yıl çalıştıktan sonra MBA yapmak isterdim. Bence network’ü iyi olan okul sana pek çok kapı açıyor.
En büyük pişmanlığınız?
Çok uzun süre Çin’e gittim, ders de aldım, keşke Çinceyi öğrenseydim. Şimdi çocuklarıma empoze ediyorum, ders de aldırıyorum. Ayrıca çocukları yazın iki üç hafta Üsküdar’a ve Kapalıçarşı’ya bir mağazaya çalışmaya gönderiyorum, plaza haricindeki çalışma ortamını da görsünler diye.

KUTU KUTU
CEO Anketi
Sabah kaçta kalkıyorsunuz?

Sabahları 5’te kalkıyorum. 6.30’da evden çıkıyorum, mümkünse spor yaparım işyerinde. Gece de 23.00 olmadan yatmaya çalışırım.
Haftasonu çalışıyor musunuz?
Yazları hayır, kışın cumartesileri öğlene kadar ofise gelirim. Öğleden sonra müşteri ziyareti yaparım.
Ailenizle nasıl vakit geçiriyorsunuz?
Seyahat önemli bir yer tutuyor. İş seyahatlerim çok oluyor, iş seyahatlerine aileyi de bağlıyorum. Haftasonu bir yere gideceksem ailemle gidiyorum. İki oğlum var, onlarla su kayağı yapmayı seviyoruz. Seyahat yaptığım otel odalarının anahtarlarını saklıyorum, geçen yıl 210 gün ev dışında kalmışım ama bunda ailece gittiğimiz seyahatler de var. Sosyal sorumluluk projelerinde çocuklarımla yer almaya çalışıyorum. Hayatın içine monte ediyorum.
Kitap okuyor musunuz?
Kitap okuyorum ana yeterli derecede değil. En son Abdullah Gül ile 12 Yıl’ı okudum. Daha çok biyografi okuyorum. Biyografi okumaya ilk olarak Chrysler’i yaratan adam Lee Iacocca’nın hikayesini okuyarak başladım. Stephen Covey’in kitaplarını okuyorum. Güven kitabını tüm çalışanlara veriyorum.
En sevdiğiniz film?
Konvoy. TIR şoförlerinin sisteme olan tepkisini anlatan bir filmdi, çocukken bu filmi izledikten sonra TIR şoförü olacağım derdim. Baba serisini severim, işin içinde aile var. Bir de Babam ve Oğlum. Belki babamı kaybettiğim için.
Evimizin salonunda TV yok, bu diyaloğu inanılmaz arttırdı. 94’te evlendiğimizde tüplü bir TV almıştık, 4 yıl önce uzaktan kumanda kırılıncaya kadar da tüplüydü TV’miz.
En sevdiğiniz şarkıcı?
Celine Dion, Frank Sinatra, İbrahim Tatlıses ve Nilüfer.
Sporla aranız nasıl?
Sabahları spor yapıyorum, haftasonu da koşuyorum.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 2 Ağustos 2015