Canan Özsoy, çalışma hayatına diş hekimi olarak başladı. 5-6 yıl diş hekimliği yaptıktan sonra eşinin önerisiyle bir ilaç şirketinde ürün müdürü olarak çalışmaya başlayan Özsoy, kariyer basamaklarını hızla tırmandı, pek çok önemli yurtdışı görevden sonra bugün General Electric (GE) Türkiye’nin CEO’su.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER
LK1_5258
Enerji, sağlık, ulaşım, finans alanlarında faaliyet gösteren uluslararası Amerikan şirketi General Electric (GE) Türkiye’nin CEO’su Canan Özsoy (52), Ankara doğumlu, ama doğduktan kısa bir süre sonra babasının işi nedeniyle İstanbul’a taşınmışlar. Canan Özsoy, ilkokulu Şişli’de Özel Dost İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nde okudu. 1980 yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne girdi. Hayali genel cerrah olmaktı. Fakat tıbbın puanı çok yüksek olduğu için bir komşusunun tavsiyesiyle, diş hekimliğini de araya yazdı. Çünkü o dönem diş hekimliğinden tıp fakültesine geçiş vardı. Fakat bir dersten kalınca ve o arada kanun da değişince tıp fakültesine geçiş hayali suya düştü. O da ‘madem başladım, bitireyim’ diyerek diş hekimliğini bitirdi, üzerine endodontik cerrahi dalında 3 yıl doktora yaptı ama para kazanması gerektiği için, fakülte de kadro vermediğinden doktorasını tamamlamadan ayrıldı.
Zeytinburnu’nda özel bir klinikte çalışmaya başladı. O dönem sarı saçları, beyaz üniforması, eldiveni, maskesiyle, Alman doktor olarak anılıyordu. Akşamları kadınlar için çay saatleri düzenliyor, cumartesileri de kalp şeklinde gözlükler takarak çocuklara dolgular yapıyordu. Ardından Mecidiyeköy’de kendi muayenehanesini açtı. Bu muayenehaneyi kalp damar cerrahı olan eşi ile ortak kullanmaya başladılar. Ama diş hekimliğini sevmedi. Toplamda 5-6 yıl boyunca diş hekimliği yapan Canan Özsoy, “İşin sağlık verme, ızdırabı dindirme, estetik bölümünü, işin tıp bilimini sevdim ama işin ekonomi bölümünü hiç sevmedim. Diş hekimliği özel sağlık sigortası kapsamında değildi, tamamen cebinizden ödediğiniz bir sağlık hizmeti. Hastalar gelirler, çok dertleri vardır, dişlerini yaptırırlar ama sonra ödemezler, ödemek istemezler. Onun bir pazarlık ortamı, bir sağlık alışverişi bölümü var ki ondan çok hazetmedim. Sadece dar kesimden değil her kesimden hastalar ödemek istemezler. Alacağım her zaman evime götürdüğüm paradan daha çoktu, bu beni çok yordu. İkincisi kendi muayenehanenizde hekimlik yaptığınızda öğrenmek duruyor. Ne kadar okusanız da duruyor. Başkalarıyla iletişimde değilsiniz, yalnızsınız. İnsanlar sizi sevmiyor, insanlarla iletişime geçemiyorsunuz. Hep sizi sevmeyen insanlarla berabersiniz. Bir yerden sonra ağırlığını hissediyorsunuz. Benim karakterime uyan bir şey değil bu. Ben insanlara beraber olmak, onlarla beraber bir şeyler paylaşmak istiyorum diş hekimliği buna uygun değil.”

Ürün müdürü olma fikri eşinden geldi
Bir gün eşiyle sohbet ederken, “Sen neden product manager (ürün müdürü) olmuyorsun?” dedi, “Genç hanımlar, beyler geliyorlar bizi bilgilendiriyorlar, tıbbi mümessil gibi de değiller, daha uzman, daha bilgililer.” İlk duyduğunda Canan Özsoy’un aklına yatmasa da product manager ne yapar diye araştırmaya başladı. Bir gün kimya ve ilaç şirketi Hoechst’in ilanını gördü. Ürün müdürü olarak istihdam etmek üzere birini arıyorlardı. İlanda doktor, eczacı, ziraat ve kimya mezunlarının arandığı yazıyordu. Diş hekimlerinden bahsedilmiyordu. Oysaki diş hekimleri Hoechst’in ilaçlarını sıklıkla kullanıyordu. Bu durumu esefle kınayan bir mektup yazan, arkasına da CV’sini iliştiren Canan Özsoy, “aramazlar ama bu bilinçleri oluşsun” diye düşündüğünü söylüyor. Ama aradılar, sabah 09.00’da girdiği iş görüşmesinden, şu kişi de sizi görmeli, bu kişiyle de görüşmelisiniz denilerek, akşam 6’y kadar, işte ilk gününü geçirmiş olarak çıktı. Böylece 1989 Aralık ayında ilaç şirketindeki kariyeri başlamış oldu. 14 yılı Türkiye’de olmak üzere 18 yıl aynı firmada çalıştı. O zaman birlikte çalıştığı Türksel Ataöv adlı yöneticisinin üzerinde çok emeği olduğunu söyleyen Özsoy, bu süre içinde Boğaziçi Üniversitesi’nde executive MBA’ini tamamladı. Eğitime çok önem verdiğini söyleyen Özsoy, “Dünya sürekli değişiyor, yenilikler ardı ardına geliyor. Eğer yöneticiyseniz ve 25 yıldır çalışıyorsanız ve hâlâ üniversite diplomanızla yetiniyorsanız biraz zor. Ben gençlerle birlikte çalışarak çok daha başarılı olunabileceğine inanıyorum” diyor.

Şirket birleşmelerinde uzmanlaştı
Hoechst’de ürün müdürü, grup ürün müdürü, pazarlama müdürü, pazarlama ve satış müdürü, business unit müdürü, Türkiye satış müdürü olarak çalıştıktan sonra 2004’te Fransa’ya atandı. Bu arada şirketi önce Amerikalılar sonra Fransızlar satın aldı, şirketin adı birçok kez değişti ve en son Sanofi-Aventis olarak kaldı. Özsoy, “Nede uzmanlaştınız derlerse, bu gibi durumları yönetmek ve hayatta kalmakta uzmanlaştım” diyor. Fransa’ya metabolik ürünler grubuna bir ürünün dünya pazarlama müdürü olarak giden Özsoy, çok başarılı olunca o ürünün yanına başka ürünler de eklendi, yine başarılı olunca üç ayrı ürün grubunu; obezite ilaçları, diyabet ilaçları ve kemik metabolizması ilaçlarını tüm dünyada yönetti, aynı zamanda stratejik yenilikçiklik kararlarını da yönetti. 2007 yılında General Electric’ten (GE) teklif aldı. Görevi GE sağlık bölümünün ABD ve Japonya hariç tüm dünya pazarlarındaki bölgesel pazarlamasını ve pazarlama stratejisini geliştirmekti. 2009 yılında GE’nin içinde bir terfiyle ABD’ye küresel pazarlama lideri olarak geçti. Görevi, GE’nin sağlık bölümündeki tüm inovasyon süreçlerini gözden geçirmekti. Özsoy, “Benim için ustalık işiydi bu. Sanki hayatım boyunca bu işe hazırlanmışım” diyor. Özsoy, bu göreve 36 ay devam etti. Ardından Paris’e global mamografi genel müdürü olarak geldi. Orada hem inovasyon süreçlerini hem imalat süreçlerini hem de satış ve pazarlama süreçlerini yeniden yapılandırmak üzere şirket yöneticiliği yaptı bir sene.

30 saniye düşünüp teklifi kabul etti

2012’de GE Türkiye CEO’su oldu. Türkiye’nin GE için öncelikli ülkeler arasında olduğunu söyleyen Özsoy, “Türkiye’deki tüm işlerimizi birleştiren bir çatı kurulmasını, bu çatının başına da beni düşünmüşler, 30 saniye düşündüm evet dedim. Türkiye’ye dönmeyi istiyordum, bu pozisyon bir daha gelmez diye düşündüm. Türkiye’de ürünler, şirketler, değişik iş kolları birbirinden uzak çalışıyorlardı. Pek çok önemli fonksiyonumuzu tek bir çatı altında topladık. Türkiye’de markamızın bilinirliğini arttırdık. 2012’de ben gelmeden hemen önce dünya başkan yardımcımız Türkiye’ye geldi, 900 milyon dolarlık bir yatırım paketini çeşitli alanlara, özellikle sağlık, enerji, ulaşım ve inovasyona yönlendireceğimizi duyurdu, ben de bu paketi en iyi şekilde hem ülkemizin hem şirketimizin yararına olacak şekilde hayata geçirmek için geldim. Bugüne kadar bunun 4’te 3’nü hayata geçirdik bundan sonra da devam edecek. İnovasyona çok yatırım yaptık, adımızı inovasyon ile anılması için çok çalıştık” diyor.

Kadın mucizesi
Kariyer hayatındaki en büyük başarınız?

Kariyer hayatındaki en büyük başarıyı dönem dönem karşıma çıkan tüm zorluklarda, hayat zorlukları, çocuk sahibi olmak, çocuğun hastalanması, az paralı olmak vs… her türlü baskıda hiç çalışmayı bırakmayan bir insan olmayı, kesintisiz bir kariyeri sürdürebilmiş olmayı en büyük başarım olarak görüyorum. Tüm çalışan kadınlara son derece saygı duyuyorum, anlayışla yaklaşıyorum. Tüm dünyada pek çok duygusal, maddi, manevi sorumlukları var kadınların, pek çoğunun farkına varmadan yaptıkları. Her gün işe gelip işe konsantre olmak, bu yükleri taşımayan meslektaşları kadar başarılı olmak, öne çıkabilmek aslında her kadının mucizesi. Kendimin de en büyük başarısını burada görüyorum. Benim eşim de var, çocuğum da var, tüm bunları işe yansıtmadan sürdürmeyi en büyük başarım olarak addediyorum.
Döndüm noktanız neydi?
Biri esas okuduğum mesleğim olan diş hekimliğini bırakıp kurumsal bir şirkete ürün müdürü olarak geçmek ve bu işi kotarabilmek. İkinci dönüm noktası ilaç sektöründe tutunup, kendine yer edinip 18 senede başarılı bir noktaya gelmişken daha büyük bir şirkette tamamen başka bir alanda sıfırdan bir kariyer başlamak. Üçüncüsü 10-11 sene küresel pazarlarda tek bir şeyin uzmanı olarak çok iyi bildiğiniz ürün veya ürünleri dünyanın çeşitli pazarlarına adapte ettikten sonra tamamen ters bir şeyi yapıp tek bir pazarda, Türkiye’de ama bu sefer hiç ellemediğim bir portfolyoyu büyütmek.
Büyük bir hatanız oldu mu?
Çok şükür olmadı. Akıllı olmakla övünüyorum. Başkalarının hatalarından ders alabiliyorum. Çok kitap okurum, altını çizerim, post it’lerim, denerim, kendi tarzıma uyuyorsa yediririm. Her seçim bir vazgeçiştir. Onun için bir şeyi seçerken seçtiğin kadar seçmediklerine de odaklanmalı. İyice içselleştirmeden, ani, fevri hareketlerim yoktur. Şirkette de bir şeye karar vereceğim zaman önce şikayet etmeye başlarım. Her odada konuşur, pişiririm, reaksiyonları görürüm. Evimde de böyle yaparım. O nedenle ‘keşke’lerim yoktur.
Tekrar okusanız ne okurdunuz?
Bu sene Sabancı Üniversitesi’nde enerji teknolojileri master programını bitirdim. Okumaya devam ediyorum ama bugün meslek seçiyor olsaydım, ben okuduğum zaman olmayan meslekleri seçerdim. Mesela mekatronik, makine ve elektronik mühendisliğini birleştiren bir bilim. Çok güzel dış ilişkiler yapabilirmişim, ben okurken yoktu uluslararası ilişkiler. Gençlere de tavsiye ediyorum: Meslek seçerken gönlünüze göre, en heves ettiğinizi okuyun, sonra da onu değiştirin. Sizin örnek aldığınız birisi var mı? Çok kişiden farklı şeyleri örnek aldım, kiminin liderliğini, kiminin aykırılığını. Ama beynimde kalanlar biri Madeleine Albright’tır, hanımefendiliği, liderliği, bilgisi, hayat öyküsüyle, belli pozisyonları çok hazmetmiş bir şekilde kullanmasıyla, çok özendiğim beğenerek izlediğim kişilerden biri.

YENİ MEZUNLARA 3 TAVSİYE
1. Okurken çok dikkat etsinler, küresel insanlar olsunlar, bulundukları dünyaya dünyanın penceresinden baksınlar, illa maddi imkan gerekmiyor, dünyada neler olduğuna baksınlar.
2.Olabildiğince çok dil öğrensinler. Özellikle ekonomi nereye akarsa, Çince, İspanyolca, Uzak Doğu dilleri, Arapça ve Rusça.
3.Hiç bir zaman birey olarak mağrur olmasınlar. Her zaman dünyada birşeyi sizden daha iyi yapan birisi var. Sizi kıymetli yapan şey ekip çalışması, ilişkiler ağınız. En iyi ekibi ben kurarım, ben çok insan tanıyorum demek önemli. Çocukları çok bireysel başarıya odaklı yetiştiriyoruz, halbuki ekip çalışmasına giden bir trend var. Networking sadece sosyal hayatta olmaz, telefonu kaldırdığınızda gel deyince gelecek insanları tanıyor olmak lazım.


CEO ANKETİ
Nasıl bir çalışma temponuz var?

Sabah erken kalkıyorum, çok seyahat ediyorum, önceden küresel olarak seyahat ediyordum, şimdi daha çok Türkiye’de seyahat ediyorum. Türkiye’de program tutturmak çok zor. Burada hergün herkesin programı değişiyor, herkes programını kaydırıyor. Müşteri verdiğiniz randevuyu değiştiriyor, elemalarınız verdikleri sözü tutmuyor. Burada takip mekanizması var. Herkese, üst düzey pozisyonlardakilere bile sürekli ‘yapıldı mı’ diye sormak gerekiyor.

Boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?
Yemek yapmasını severiz eşimle. Artık o master şef oldu, ben de asistanım. Misafir ağırlamayı çok severiz, golf oynuyoruz. Gidebildiğimiz zaman yakın yerlerde golf oynuyoruz, Kıbrıs’ta, Antalya’da. Bir de çocuğunuz var. Evet 26 yaşında bir oğlum var. İsviçre’de otelcilik eğitimi aldı. Paris’te restoranı var.

Kitap okuyor musunuz?
Aynı anda 3 değişik şeyi okuyorum. Biri mutlaka politika, endüstri devriminden bu yana okuyorum, Türkiye ağırlıklı okuyorum. Bunun yanında mutlaka değişik özel insanların kitaplarını okuyorum. Gazeteci Malcolm Gladwell’in kitaplarını okuyorum, bazılarını ikinci, üçüncü kez okudum, Blink, The Tipping Point, What the Dog Saw gibi. İnsana bir şey katacak olan, bakış açısını değiştirecek olan kitaplar okurum, bir de roman okurum. En son Elif Şafak’ın Ustam ve Ben’ini okudum, tadı damağımda kaldı.

En sevdiğiniz yazarlar?
Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Elif Şafak. Başta Dostoyevski olmak üzere Rus klasikleri.

Müzikle aranız nasıl?
Klasik müzik, soft caz dinlerim.

Spor yapıyor musunuz?
Önceden kayak, tenis, yelken sporları yaptım, hepsinde yarışacak düzeydeydim. Ama sonra çalışma hayatında çok yer bulamadım. Şimdi fitness center’da yürüyorum haftada 3-4 kez. Hiç bir yere gitmeyen yürüyüşlerden yapıyorum ama insan kafasını çok iyi organize ediyor, orada bir çok işimi bitiriyorum kafamda. Uzunca bir süre pilates yaptım. Şimdi tekrar başlayacağım. Bana çok iyi geliyor. Bir de gidebildiğimiz zaman golfe gidiyoruz.

En sevdiğiniz filmler?
Baba serisi. Herhalde 25 kere izlemişizdir. Doktor Jivago hem eski hem yenisi çok iyi. Amerikan sinemasını seviyorum, festival filmleri hayır.

Yerine geçmek isteyeceğiniz birisi?
Yerine geçmek değil ama bir günlüğüne Steve Job’sun yanında gezmek isterdim. Ve yine Madeleine Albright.

Futbolu seviyor musunuz?
Hayır, oyun olarak sevmiyorum. Dünyanın parasını almış 22 adam, koş Allah koş, sıfır sıfır bitiyor, hep hakemin hatası, koskoca da kale yani. Seyretmesi keyifli değil.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 19 Temmuz 2015<a