‘Mobbing’ Kategorisi için Arşiv

Mobbing’de devletin yönlendirmesi şart

Yayınlandı: Mayıs 14, 2012 / Mobbing

Mobbing’de devletin yönlendirmesi şart.

Reklamlar

Mobbing’de devletin yönlendirmesi şart

Yayınlandı: Mayıs 13, 2012 / Mobbing

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 19 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelgenin 8. maddesinde ‘Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve sosyal taraflar, işyerlerinde psikolojik tacize yönelik farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenleyeceklerdir” deniliyordu. İşte, 23 Mayıs’ta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi (ÇASGEM), Ankara’da “Çalışma Hayatında Psikolojik Taciz (Mobbing) Panel ve Çalıştayı” düzenliyor. İş psikologları, hukukçular, sendikalar, dernekler ve çeşitli kurumların katılacağı panel ve çalıştayda taraflar bir araya gelip mobbing’i konuşacak. Bu panel ve çalıştayda yer alacak isimlerden biri de Prof. Dr. Pınar Tınaz. Türkiye’yi mobbing kavramıyla tanıştıran ilk kişilerden olan, bu konuda pek çok kitap yazan Tınaz ile Türkiye’de mobbing’i konuştuk.
– Mobbing ile ilgili 4 kitap yazdınız, daha öncekiler mobbing’i anlatan kitaplardı, son kitabınızda “Mobbing: Bugün Bana Yarın Sana” ise bir akademisyenin uğradığı mobbing’i konu alıyor. Neden böyle bir kitap yazdınız?
Bir üniversitede geçen uzun ve karmaşık bir mobbing vakası, mobbing araştırmacısı ve mücadelecisi olarak beni, üniversitelerde yaşananları anlatabileceğim farklı formatta bir kitap yazmaya sevk etti. Hukuk, ahlak, kural ve yönetmeliklerin ihlal edildiği bir işyaşamı öyküsünü bir vaka analizi şeklinde düzenleyip kitap haline getirirsem ileride benzer olayların yaşanmasına belki biraz engel oluşturabilirim diye düşündüm. Bu kitap mutlaka tüm üniversite öğretim üyeleri ve öğrenciler tarafından ve ileride üniversitede çalışmak isteyen kişilerce okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap. Ayrıca mobbing konusunda derslerde veya çalışma psikolojisi, yönetim, iş hukuku gibi mobbing’in anlatıldığı derslerde okutulması gereken bir kitap.
– Bu kitapta mobbing’e uğrayan akademisyen kim?
Kim olduğunu söyleyemem. Çünkü zaten kitap bitti ama öykü bitmedi. Bundan sonra olanlar ikinci bir kitap olarak yayınlanacak.
Eğitim sektöründe mobbing’e uğradığını söyleyen pek çok kişiye rastlıyoruz, neden mobbing eğitim sektöründe bu kadar yaygın?
Çünkü üniversiteler bu tip şikayetleri gerektiği gibi önemsemiyorlar. İçte halletmeye çalışmıyorlar. Ayrıca üniversitelerde kayırmalar çok fazla yaşanıyor, mobbingin ortaya çıkmasına bu çok önemli bir neden. O nedenle eğitimde ve sağlıkta çok yaygın. Özellikle tıp fakültelerinde hemşireler, doktorlar çok dertli, çünkü hem eğitimi hem sağlığı birleştiren bir yer tıp fakülteleri.
– Kimlerin mobbing’e uğrama riski daha fazla?
Adalet duygusu güçlü, dürüst kişilerin ve farklı, dikkat çeken kişilerin mobbinge uğrama riski daha fazla. Bu arada bir sürü mobbing vakası var ki üstü örtülü içeride oturuyor, ve de yine ne yazık ki bu yanlış bilgilendirmeleri cesaretlendirmeler sonucunda da hiç mobbingle ilgisi olmayan iş yaşamında yaşanmış her türlü huzursuzluk, çatışma mobbing diye dava konusu oluyor. Zaten amaç hukuk kademesine gelmeden işi çözümlemek, her şeyi hukuka götürmek zaten doğru değil.
– Türkiye’de açılmış kaç mobbing davası var, bazıları binlerce dava olduğunu söylüyor ama bu rakamlar çok abartılı değil mi?
Herkes gelişi güzel bir rakam veriyor. Bir olguya ilişkin hele ki mobbing gibi ciddiyet ve hassasiyetle ele alınması gereken ve ayrıca çok bilimli bir konuya ilişkin sayısal veri belirtirken çok dikkatli olmak gerekir. İstatistiksel bir veri olmadan kamuoyuna hele ki bu denli abartılı sayısal sonuç vermek pek çok yönden son derece tehlikeli.
– Geçtiğimiz 6-7 yılda mobbing Türkiye’de ne kadar bilinir oldu?
Farkındalık yükseldi ama bilimsel mobbingle magazinleşmiş mobbing söylemlerinin birbirinden mutlaka ayırt edilmesi lazım. Bir dolu mobbing davranışı görmek demek mobbing sürecinin ortaya çıktığını ifade etmiyor. Dolayısıyla yanlış yaklaşımlarla, yanlış hislerle avukatlara, mahkemelere gitmek, çok yanlış.
– Kişinin uğradığı şey mobbing mi değil mi? Kime soracak, nasıl öğrenecek? Şirkette bu konuda görevli birisi olsa?
İşte bu benim önerdiğim şeylerden biri. Yetişmiş olaraktan mutlaka her şirkette, çalışan sayısına göre biri olmalı. Bir ya da birden fazla bu konuda yetişmiş, bu konuda sertifikasyon programına gönderilmiş birisi bulunmalı. Daha karışık durumlarda, daha ziyade üst yönetim pozisyonlarında mutlaka dışarıdan bir danışmana başvurulmalı.

İşveren asla mobbing’den korkmamalı
– 19 Mart 2011’de Başbakanlık bir mobbing genelgesi yayınladı. Siz nasıl değerlendirdiniz bu durumu?
Genelge her ne kadar tarafımdan bazı eksikler ihtiva etse de çok önemli bir adım Türkiye için. Genelgenin 8. maddesinden bildirilen husus, yani ‘Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve sosyal taraflar, işyerlerinde psikolojik tacize yönelik farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenleyeceklerdir” kısmı 23 Mayıs 2012 tarihinde Ankara’da ÇASGEM başkanlığınca yapılacak seminerde hayata geçecek. Geldiğimiz nokta çok önemli bir nokta.
– Neler konuşulacak seminerde?
Tek gün ama çok yoğun bir gün yaşanacak. Bir bilimsel panel yapılacak, konuyu ayrıntılı çalışmış, yönetim, psikoloji ve hukuk alanındaki akademisyenler konuyu bilgilendirme amaçlı dinleyicilere sunacaklar. Sendikalar, STK’lar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde çalışanların katılımcıları olacak. Her birim görüşünü, bu konuya yaklaşımını ve çözüm önerilerini yapacak.
– Çalıştay sonrasında atılacak ikinci adım ne olmalı sizce?
Benim için şu anda en önemli şey, her ne kadar bir haber ve bilgi bombardımanı sürüyorsa da Türk insanı bu konuya karşı hala çok bilgisiz, dolayısıyla öncelikle çalışma yaşamındaki insanların bu konuda bilgilendirilmesi lazım. İşveren asla bu konudan korkmamalı çünkü bunun bireysel olduğu kadar kurumsal zararları da çok fazla, kurumun tepesinde bulunan yönetici ne olduğunu bilemez, kurum da çok büyük kayıplara uğrar, işten ayrılmalar, işe gelmemeler, performans dğüşüklüğü, iş doyumunun düşüklüğü, hepsi ve de en önemlisi, kurumun itibarının saygınlığının yara alması kaçınılmaz. O yüzden işveren de veya üst yönetimde hem kendini hem çalışanını korumalı. Dolayısıyla bu konuya dair çalışanına güven vermeli, kendisinin üst yönetim olarak mobbing konusuna bakışını çalışanıyla paylaşmalı. Kurumunun çatısı altında, bu ahlak dışı, hukuk dışı, anayasal çalışma hakkının ihlali olan konuda hiçbir şekilde taviz vermediğini çalışanına mutlaka iletmeli. Tabii bunun yanında devletin atacağı adımlarda, örneğin bir takım merkezler açılıyorsa, danışma hatları açılıyorsa mutlak suretle buralarda bilgilendirilmiş, hatta bir sertifikasyon programından geçmiş psikologların, avukatların, sosyal hizmet uzmanlarının istihdam edilmeli.
– Siz Türkiye’de mobbing sorununun devletin yönlendirmesi ile mi hallolacağını söylüyorsunuz?
Evet, mobbing konusu bizde devletin yönlendirmesi ile oluşacak. Benim görüşüm o, daha önce ben hiçbir sendikanın bu konuda adım attığını görmedim.
– Yurtdışında da böyle mi, devlet ya da sendika mı yapıyor?
Evet mutlaka, mesela Almanya’da sendikal çalışmalar sonucunda iş sözleşmelerine yönetmeliklerine resmi olarak girmiş bir konu bu. Mesela mobbing erken emekliliğin bir ön şartı olarak karşımıza çıkıyor. İtalya’da bölgesel düzenlemeler var mahkemelerde. İsveç tamamen devletin çalışmaları sonucunda yasaya koymuş.

Bunun bedeli yok
– Mobbing’e uğradığını düşünen birisine ne tavsiye edersiniz?
Mücadelede 3 tane şey var, biri o işyerinden çekip gitmek, (hiç önermediğim bir şey) ikincisi, ekonomik ya da başka nedenlerden dolayı kabullenmek, üçüncüsü de işyerinde kalıp mücadele etmek. Mücadele ederken mutlak suretle yaşanan her olayı kaydetmeniz lazım, her şeyin yazılı olmasına dikkat etmeniz lazım. Bir yere yazı yazdığınızda size cevap verilmediyse, verilmemiş cevap da hukukta kanıttır.
– Size çok fazla mobbing mağduru geliyor mu, danışmak için?
Geliyor, insanlar kavramı bilmiyor, nereye gideceğini bilmiyor. Yaşadıklarını mobbing zanneden pek çok kişi var. Onlar da geliyor ve daha mutlu gidiyorlar. Sonuçta ben iş psikoloğu olduğum için o kişinin yaşadıklarını görüp, onu yönlendirebiliyorum. Yani psikiyatriste gidip de 7 seans, çocukluk anlatılacak bir durum değil bu.
Zaman ve mobbing başa başa gidiyor. Zaman içinde hızla ilerliyor ve asla zaman kaybedilmemesi gerekiyor. Mobbing olduğu iddia edilen bir olgunun mobbing olduğunu anlamak için en az 6 ay gerekiyor. Öyle tek bir davranışa bakıp  “aah mobbing’e uğradım” diye bir şey yok. Davranışlar sistematik olacak, süreklilik olacak. Ama zaman yitirmemesi gerekiyor, sonra çok ağır sonuçlar verilebilir hem kişiye hem kuruma. Altta bir takım şeyler oluyordur, kurumun haberi yoktur ama bedeli ödemek zorunda kalan kim? Aslında bedel de ödenecek bir bedel değil. Bunun bedeli yok. Bir kişinin kariyeriyle, istikbali ile oynadıysanız bunun bedeli yok.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Mobbing, diğer adıyla psikolojik taciz konusunda tam bir kargaşa var. Açılan davalar, konunun Meclis’in ve basının gündeminde olması nedeniyle mobbing herkesin dilinde. Ama tam olarak ne ifade ettiğini bilen yok. O nedenle herkes işyerinde yaşadığı en ufak bir olumsuzluğu, kırgınlığı mobbing olarak adlandırıyor.
Aşırı iş yükü, yöneticisinin kaba saba hareketleri, düşük performans gösteren hemen ‘bana mobbing yapılıyor’ deyip işin içinden sıyrılıyor. Pek çok eğitimli insandan o kadar çok soru alıyoruz ki, yok o mobbinge girer mi, bu mobbinge girer mi, biz bile şaşırıyoruz. Hepimiz çok sevdik bu mobbingi. Sanki bu kavram her derde deva olacakmış gibi bir algı var. Herkes herşeyi mobbingden sayıyor. Kafalar çok karışık. Bize de farz oldu, “ne mobbingdir ne değildir” konulu bir haber yapmak. Şu ince çizgiyi çekmek lazım: Bir davranışın mobbing olarak kabul edilebilmesi için öncelikle sistematik bir şekilde devam etmeli ve amaç sizi işten uzaklaştırmak olmalı. Mobbingi iş yüküyle, ayrımcılıkla, terbiyesizlikle karıştırmamalı.

-“Patronum ikide bir küfür ediyor”,
-“Hep fazla mesaiye kalıyorum, çok fazla iş yükü var üzerimde”,
-“Genel müdürüm sabahları bana günaydın demiyor, selamı sabahı kesti”,
-“İşyerinde dedikodumu yapıyorlar”,
-“Beni işten çıkardılar, gerekçe olarak da düşük performans gösterdiler”,
-“Yöneticim herkesin içinde beni azarladı, küçük düşürdü” vs vs.
Son günlerde herkes herşeyi mobbing zanneder oldu, iş çığırından çıktı.
ABD’li ünlü köşe yazarı, Pulitzer Ödüllü gazeteci Art Buchwald’ın bir makalesinden bahsedilir, aradım ama bulamadım, dinlediğim kadarıyla anlatmaya çalışmayalım. Bir gökdelenin asansörüne binen adam kendini kabinde bir kadınla yalnız bulur ve aklından süratle şu düşünce geçer, “Acaba bu kadına merhaba mı desem daha çok tazminat öderim, hiç selam vermesem mi?” Çünkü tazminat davası takıntılı ABD’de, selam verse sarkıntılıktan, selam vermese saygısızlıktan kendisine bir dava açılması tehlikesi vardır. 
Mobbingde de gidişat biraz böyle. Düşük performans gösteren de mobbinge uğradığını söylüyor, psikolojisi bozuk olan da. Mobbing durup durup da bu kadar hızlı gündeme girince, ne olduğu da tam anlaşılmayınca insanlar işyerinde yaşadıkları en ufak bir çatışmayı bile mobbing olarak adlandırmaya başladılar. Herkes iş yerindeki her olumsuzluğu mobbing zannediyor.
Yukarıda verdiğim örnekler de bunu doğruluyor, bu örneklerin hiçbiri tek başına ele alındığında mobbinge girmiyor. Mobbing öyle tek bir davranışa bakılarak tanısı konulabilecek bir şey de değil.
Mobbing yapanın amacı sizin kendi isteğinizle o işten ayrılmanızı sağlamak. Kendi isteğinizle, bu çok önemli. Yani sizi yıldırıp, kaçırtmak esas amaç. Bu da ancak sistematik bir baskıyla yapılabilir.
O nedenle işyerinde yaşadığınız her haksız davranışı mobbing olarak nitelendirmeyin.

İlk davadan bugüne
Mobbing’i Türkiye’de ilk tanıtan kişilerden biri mobbing konusunda araştırmalar yapan Prof. Dr. Pınaz Tınaz oldu. Yaptığı araştırmalar ve yazdığı kitaplarla konuyu aydınlatmaya çalıştı.
Türkiye’de ilk mobbing davası 2006 yılında Jeoloji Mühendisler Odası’nda çalışan Tülin Yıldırım tarafından açıldı. Davayı kazanan Tülin Yıldırım’ın avukatı Ayşe Altıparmak’ın işi çok zordu. Çünkü o yıllarda ne avukatlar ne de hakimler mobbingi duymuşlardı. (Bkz. Hürriyet İK, 28 Ocak 2007)
Tek tük açılan ve kazanılmaya başlayan davalar diğer davalara referans oldu. Zamanla mobbing davalarının sayısı artmaya başladı. Bu davalar çok büyük bir oranda tazminat davası şeklinde açıldı ve açılmaya devam ediyor. Ama işkence iddasıyla dava açan mobbing mağdurları da oldu. (Bkz.Hürriyet İK, 9 Ocak 2011)
Yazılan kitaplar, makaleler, açılan davalar derken bu yıl, Borçlar Kanunu’nun 416. maddesinde ilk kez “psikolojik taciz” kavramına yer verildi. Eski kanunda işveren kadın ve erkek işçileri cinsel tacize karşı korumakla yükümlü derken, yeni kanun tasarısı işvereni, işçileri hem psikolojik hem de cinsel tacize karşı korumakla yükümlü kılıyor.
Ardından Başbakanlık bir genelge yayınlayıp mobbingle mücadelenin süreçlerini açıkladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 19 Mart 2011 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelgesi alınabilecek tedbirleri 8 maddede özetliyordu. Bunların arasında, işverene sorumluluk düştüğü, psikolojik tacizle mücadeleyi güçlendirmek için farkındalık yaratılması amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları yapılacağı, Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu kurulacağı, toplu iş sözleşmelerine, mobbingi önleyici nitelikte hükümler konulmasına özen gösterilmesi gibi maddeler yer alıyordu. (Hürriyet İK, 27 Mart 2011)
Hemen sonrasında TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu bünyesinde oluşturulan İşyerinde Psikolojik Şiddet (Mobbing) alt komisyonu, mobbinge karşı önlemlerini sıraladı. Bu önlemler arasında işçilere, işe başlamadan önce mobbing yapmayacağına dair yemin belgesi imzalatılması, tacizi yapanlarla, yapılmasına göz yumanlara alt sınırı 2 yıl olmak üzere hapis cezası öngörülmesi vardı. (Hürriyet İK , 10 Nisan 2011)
Tüm bunlar çok önemli adımlar. İnsanlarda bir farkındalık yaratılmasını amaçlıyor ama devamının getirilmesi gerekiyor. İnsanları bilinçlendirmek için eğitimler, seminerler düzenlenmedikçe, kurumlar kendi içlerinde bu konuyla alakalı politikalar oluşturmadıkça, mobbing konusunda ilerleme kaydetmek çok zor.

Mobbing kirliliği

Son yıllarda yaşanan bu gelişmeler hem iyi hem de kötü, iyi çünkü mobbinge karşı bilinirliği arttırıyor, işverenin gözünü korkutuyor ve zamanla işyerlerini önlem almaya da zorlayacaktır. Diğer taraftan herkes herşeyi mobbing sanıyor. Bu konuda yeterli bilinç oluşmadığından da bir “kirlilik” yaşanıyor. İşverenle, yöneticisiyle sıkıntı yaşayan herkes mobbing davası açma peşinde. “Mobbing davası açma tehdidi” kimi çalışanların elinde bir silaha dönüşüyor.
Sanki mobbing tüm suçların karşılığıymış gibi algılanıyor, az maaş alan, herkesten çok çalıştırıldığını düşünen vs mobbinge uğradığını söylüyor, sanki biraz da bu kavrama sığınıyor, mobbingi herşeyin nedeni olarak görüyor. Başı sıkışan mobbing diyor.

Ayrımcılıkla karıştırmayın
Mobbingin tespiti kolay değil. Çünkü mobbing “multidisipliner” bir konu. Çalışma psikolojisi, iş hukuku, çalışma sosyolojisi, psikiyatri, işyeri hekimliği ve adli tıp işin içine giriyor. Kişilik bozukluğu, paronaya, aşırı iş yükü gibi nedenlerle de kişi kendini mobbinge uğramış hissedebilir. Mesela en yaygın mobbing şikayetlerinden biri aşırı iş yükü. Oysa aşırı iş yükü o işyerine veya sektöre zel olabilir, şirketin çalışma şartları öyle olabilir. Bunun adil olup olmadığı ayrı bir konu ama kesin bir şey var ki birden çok çalışanın aşırı iş yükü mobbing değildir.
Yine farz edelim yöneticiniz son derece kötü bir profil çiziyor. Hakaret ediyor, küfür ediyor, çalışanlarını herkesin içinde küçük düşürüyor, bir sürü iş veriyor. Ama amacı sizi kaçırmak, işten uzaklaştırmak değil. Bu durum mobbinge girer mi? Hayır girmez. Ama işverenin işçiye hakaret etmesi, şeref ve namusuna dokunacak sözler söylemesi İş Kanunu’nda işçi açısından fesih sebebi olarak düzenlenmiş. Bir işçiye kendisinden daha az eğitimli ya da daha az kıdemli bir işçiye oranla daha düşük ücret ödenmesi, herkese zam yapılırken bir işçiye zam yapılmaması, yine tüm çalışanlara ikramiye verilirken bir işçinin bundan mahrum bırakılması işverenin “eşit davranma borcuna aykırılık” oluşturuyor. İşçi bu hallerde 4 aylık ücreti tutarında “ayrımcılık tazminatı” talep edebilir. İşçinin eğitim ve görev tanımına göre daha alt seviyede işe verilmesi işçi açısından haklı fesih nedeni. Ama bu davranışların, hemen mobbing kapsamında değerlendirilmesi mümkün değil. Ayrımcılıkla mobbingi de birbirine karıştırmamak gerekir.

Amaç sizi yıldırıp kaçırmak
Bir olayın mobbing tanımına girebilmesi için, sistematik bir şekilde yapılması ve sizi işyerinden uzaklaştırmayı amaç edinmesi gerekir.
-Size çok fazla iş yükünün verilmesi, altından kalkamayacağınız işler verilmesi ya da tam tersi size çok basit, sizin yetkinliklerinin çok altında işler verilmesi
-Dedikodunuzun yapılması
-Dışlanmak, yemeklerde vs dışarıda kalmak
-Sürekli gözlenmek
– Toplantılardan, iş yemeklerinden, kokteyllerden haberdar edilmemek
-Sürekli azarlanmak, yetersiz olduğunu kişinin yüzüne vurmak, hakaret etmek
-Kılığınızla kıyafetinizle dalga geçilmesi
– İşe gidiş geliş saatlerinin sürekli kontrol altında tutulması
– Yaptığınız tüm önerilerin reddedilmesi, yanıtsız bırakılması, sanki siz yokmuşsunuz gibi davranılması en yaygın mobbig davranışları.
(Bunlardan bir veya birkaçını bir iki kez yaşadınız diye kendinizi hemen mobbing mağduru olarak kabul etmeyin. Bir kez daha söyleyelim: Bu davranışları, sistemli olarak ve sizi işi bırakmaya zorlamak için yapılması gerekiyor.)
Mobbinge uğrayan kişi bu süreçleri zaman içinde yaşar. Ve genellikle en hassas olduğu nokta hangisiyse, psikolojik tacizci onu oradan vurur.
Mobbing kişiyi depresyona, bunalıma sokup, eve, aile yaşantısını, sosyal ilişkilerini de bozuyor. Evde sürekli işten konuşmak, eşinizin, arkadaşınızın sizi anlamadığını düşünmek ve yalnız hissedip, yaşadıklarını anlamlandıramamak da mobbingin sonuçlarından.
Eğer mobbinge uğradığınızı düşünüyorsanız, bu konuda uzman bir avukata başvurabilirsiniz.
Bu arada gerçekten mobbinge uğrayanlara da bir tavsiye: Mümkün olduğunca (yarın davada kullanmak üzere) her şeyi not edin, yazın, e-postaları ve mesajları saklayın, şahit bulmaya çalışın.

Departmanlar arası farklar bile oluyor
Mobbing alanında araştırmalar yapan – hatta konuyu Türkiye’de tanıtan kişi demek abartı olmayacaktır – Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Öğretim üyesi, çalışma psikoloğu Prof. Dr. Pınar Tınaz, şu anda İngilitere’de mobbing üzerine araştırmalar yapıyor. E-posta yoluyla görüştüğümüz Tınaz, literatürde tanımlı daha pek çok mobbing davranışı olduğunu hatta bu davranışların subjektif ve objektif algılanmasında bile farklar olduğunu söylüyor: “Kişisel, kültürel, sektörel ve hatta çalışılan departmana bağlı faktörler bile söz konusu. Bir işletmenin örneğin üretim departmanında çalışan bir kişinin mobbing davranışı olarak algılayacağı davranış ile aynı kurumun muhasebe departmanında çalışan bir başka kişinin algılayacağı ve müdahale edilmesi gereken mobbing uygulaması farklılık gösterebilir. Bu bağlamda mobbing davranışları listesinin sınırının çok geniş. Ancak bu davranışların, mobbinge ilişkin hazırlanmış şirket politikası maddelerince belirlenmiş olması halinde çalışanların, hangi davranışların mobbing olarak kabul edilebileceğini anlamaları mümkündür. Dolayısıyla bu çok hassas ve kesinlikle uzman yaklaşımı ve müdahalesi gererektiren konuyla ilgili olarak şirket politikalarının hazırlanması aciliyet oluşturuyor.”
Prof. Dr. Pınar Tınaz, mobbing kirliliğinin bir nedenini de hem devlet politikalarının hem de şirketlerin kendi öz politikalarındaki eksikliklere bağlıyor: “İşveren ve üst yönetim, mobbingi kendisini tehdit eden bir unsur olarak algılamamalı. Süratle önce üst ve ara yönetim kadrosundan başlayarak tüm çalışanlarına konu hakkında doğru ve ayrıntılı bilgi verilmesini sağlamalı. Toplu iş sözleşmelerine mobbing hakkında maddeler konulmalı; gerektiğinde bu maddelerin tarafsız ve doğru tarzda uygulanmasından asla kaçınılmamalı.”
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

19 Mart’ta Başba-kan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan mobbing genelgesinin ardında, bir kadın çalışanın mektubunun olduğunu yazmıştık. O kadın çalışan işyerinde yaşadığı mobbing sürecini 11 sayfalık uzun bir mektuba döküp Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na göndermiş ve genelgenin çıkışını hızlandırmıştı. O mektubu yazan M.F.Ç. ile konuştuk.
Geçtiğimiz hafta bir telefon aldım, telefondaki ses “Hani mobbing genelgesi ardındaki mektup var ya, o mektubu eşim yazdı” diyordu.
19 Mart 2011’de Resmi Gazete’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelge yayımlanmıştı. Bu genelgenin ardından mobbing mağduru bir kadının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’e yazdığı mektup çıkmıştı. Dinçer, bu mektubu okuduktan sonra mobbing genelgesine yönelik hazırlıkların hızlandırılması konusunda bürokratlarına talimat verdiğini söylemişti.
Geçtiğimiz cumartesi mobbing genelgesinin çıkmasına neden olan M.F.Ç. ve eşi G.Ç. ile Bakırköy’de bir kafede buluştuk. Görüşmemiz tam 3.5 saat sürdü, eğer başka randevularım olmasaydı bir 3.5 saat daha anlatabilirlerdi. O kadar doluydular ki, karı koca zaman zaman göz yaşlarına hakim olamadı. Yaşadıkları sadece M.F.Ç.’yi değil, eşini de çok etkilemiş, her ikisinin de psikolojilerini bozmuştu. İşte mobbbing genelgesinin arkasındaki o mektubun sahibinin anlattıkları:

İlk günden dışlandı
10 yıllık bankacı  M.F.Ç.’nin mobbingle tanışması 2009 yılında eşinin ikameti nedeniyle atandığı bir şubede oluyor. M.F.Ç. bu şubeye 2009 Şubat’ında başlıyor ve daha ikinci günü tatsız bir  olay yaşıyor. Şubeye operasyon yetkilisi olarak atanan M.F.Ç., müdürünün yanına çıkıp, satış yeteneğinin iyi olduğunu ve satışta çalışmak istediğini söylüyor ve insan kaynakları ile konuşması için müdüründen ricada bulunuyor. Müdürüne, satış yeteneğini analiz eden bir de kişilik envanteri sunuyor.
M.F.Ç.’nin iddasına göre şube müdürü, kendisine destek olmadığı gibi bunu insan kaynaklarına gönderirse de ona çok iyi gözle bakılmayacağını   söyleyip, “seni bankadan ayırırlar” tehdidinde bulunuyor ve “istiyorsan yine de gönder” diyor. M.F.Ç., bu kişilik envanterini insan kaynakları ile paylaşıp şube müdürünü de bilgilendiriyor.
M.F.Ç., “Bundan sonra da şubede bir bütün olarak planlı bir şekilde adını sonradan öğrendiğim mobbing denilen psikolojik taciz olayı başladı” diyor. M.F.Ç’nin mobbing’in ismini koyması, tesadüfen kitapçı da bulduğu Pınar Tınaz’ın kaleme aldığı bir kitap sayesinde oluyor.
Yine M.F.Ç’nin iddiasına göre, şube müdürü, satış, operasyon ve güvenlikteki 3 personelin çok eskilere dayanan bir arkadaşlığı varmış ve dışarıdan gelen birisini aralarına almak istem emişler, daha ilk günden onu dışlamışlar.
M.F.Ç’nin ilk hafta yaşadığı bir diğer olay da şöyle;  19.10’da işlerini bitiren M.F.Ç, eşiyle yemeğe ve sinemaya gideceğini söyleyerek şubeden çıkıyor. Ertesi gün bu nedenden dolayı şubede bir toplantı düzenleniyor. O toplantı da şube müdürü “Şubeden eşimle yemeğe gideceğim, sinemaya gideceğim diye kimse çıkamaz. İşi bitse de herkesle beraber çıkabilir. Herkesi beklemek zorundadır” diyor. M.F.Ç, bunu duyunca kafasından aşağı kaynar sular dökülüyor, büyük bir suç işlemiş gibi utanıyor.

Yetkileri elinden alındı
Bir süre sonra operasyondan gişe şefliğine atanan M.F.Ç’nin yetkileri elinden alınmaya başlanmış. Örneğin EFT onay yetkisi istediğinde kendisine yetki verilmemiş, başka bir şefin sicili ile çalışması istenmiş. Gerekçe olarak da “sana güvenmiyorum” yanıtını almış. M.F.Ç ilk hafta aldığı bu yanıt üzerine akşam eve gelince ağlamış. Ertesi gün bu psikoloji ile gittiği şubede baygınlık geçirmiş. Doktora gitmiş ve rapor almış. Yetkileri elinden alındığından müşteri ile de karşı karşıya gelmeye başlamış.

Sürekli kontrol ediliyor
Kılığı kıyafeti, kilosu sürekli eleştirilen M.F.Ç’ye bu arada bir sürü iş yükleniyor, aynı yetkiye sahip olduğu kişiler masasına dosyaları fırlatıp, “bunlar bu akşam bitecek” diyorlarmış.
M.F.Ç, bu dönemde sürekli kontrol altında olduğunu söylüyor: “Güvenlik görevlisi, çaycı bile beni kontrol ediyordu. Ekrana girdiğimde sürekli güvenlik görevlisi geliyor ya da çay işlerine bakan hizmetli ne yapıyorsun, bu ne işlemi diye soruyordu.”

Geçici görevlerde ilk sıradaydım
Geçici görev olduğunda, yani başka bir şubeden personele ihtiyaç olduğunda, M.F.Ç gidecekler arasında hep ilk sıradaymış. Müdürü, onu geçici göreve gönderirken, “Sen zaten bir iş yapmıyorsun. Ben de seni uygun buldum ve senin gidebileceğini söyledim” demiş. Geçici görev bitip de 7 gün sonra geri dönünce de “sen neden geldin ki?” diye sormuş. 
Sadece müdür değil, aynı yetkileri paylaştığı kişiler tarafından da azarlanan, emirler yağdırılan M.F.Ç, yemeklere de sürekli yalnız gider olmuş: “Yemeklere yalnız gittim, aralarına katıldığımda muhabbetleri kestiler, yokmuşum gibi davrandılar. Ben masalarına oturduğumda sanki  düşman oturmuş gibi herkes konuşmayı kesiyor, yemekler yeniyor, sessizce kalkılıyordu. Ben rahatsızlık hissediyordum. Sanki masalarına gitmemem gerektiği bana söyleniyor du. Ben de kendi huzurum için yalnız yemek yemeye başladım. En azından istenmeyen kişi olduğumu hissetmiyordum yalnız yemek yediğimde.”

Yemeğe davet edilmedi
Bir gün başka bir şubeden arkadaşları arayıp, ‘akşam yemeğe geliyor musun’ diye sormuşlar. Meğer o akşam tüm şefler bankanın en tepe yöneticisi ile bir araya gelecekmiş ama şube müdürü kendisine hiçbir şey söylememiş. Öğleden sonra şeflerden biri süslenip püslenip karşısına geçip, “yoksa sen gelmiyor musun, biz hepimiz gidiyoruz” deyince M.F.Ç baygınlık geçirmiş. Ambulans çağırmışlar, gözlerini açtığında eşi ağlıyormuş başında. Şubede birlikte çalıştığı şeflerden biri hastanede kendisine geçmiş olsun demek yerine, “sana daha önce de söyledim, bir psikiyatra git, tedavi gör” deyince iyice fenalaşmış. 
Tüm şube kendisiyle iletişimi kesmiş, hatta günaydın ve iyi akşamlar selamlaşmaları bile karşılıksız kalmış. Yaptığı işler, özel yaşantısı sürekli eleştiriliyor, kimse onunla konuşmuyor, dedikodusu yapılıyor,  bir psikiyatra gitmesi öneriliyormuş.

Kimse geçmiş olsun demedi
Tam bu sırada şube müdürü aniden emekliliğe ayrılmış. M.F.Ç yeni şube müdürü gelecek diye umutlanmış, ona yaşananları anlatıp bu psikolojik tacizden kurtulabileceğini düşünmüş. Fakat yeni müdür, eski müdürün, diğer şeflerin ve satış ekibinin etkisiyle kendisi ile görüşmeyi reddetmiş. M.F.Ç’nin tüm çabalarına rağmen müdür hiç bir şekilde kendisinin görüşme taleplerini kabul etmemiş. Bu müdür de adeta eski şube müdürünün kopyasıymış.
Bu şubede çalışırken ayağından rahatsızlanan ve ameliyat olan M.F.Ç, 45 gün sonra raporu bitip işinin başına döndüğünde kimse kendisine bir geçmiş olsun bile dememiş, kimse kendisine iş vermemiş, yerine de yeni şef gelmiş.   

Mobbing dedin, sen bittin
İki kişisel gelişim kitabı olan ve bu kitapları bankanın genel müdürüne vermek için randevu isteyen M.F.Ç’ye cevap şube müdüründen gelmiş.  Şube müdürü kendisini çağırıp, ilgili birim müdürünün kendisini aradığını ve M.F.Ç’yi kast ederek  ‘-ipini mi çekelim? -Kötü bir yere mi sürelim? -Ne yapalım’ diye sorduğunu söylemiş. Bunun üzerine M.F.Ç, şube müdürüne mobbing uyguladığını söylemiş. Şube müdürü de M.F.Ç’yi, yüksek ses tonu ile “bu kelimeyi kullandın ya sen bittin” diye tehdit etmiş.

Beklenen tayin geldi ama…
Bu arada tayinini isteyen M.F.Ç, yeni açılan bir şubeye gişe yetkilisi olarak atanmış. Ama yeni gittiği şubede durum farklı olmamış. M.F.Ç o şubenin daha önce çalıştıkları şubelerde mobbinge maruz kalmış ve atamasını isteyen kişilerden oluştuğunu iddia ediyor.
Bu şubede de şube müdürünün kendisini sürekli azarladığını, kendisi ile konuşmayıp e-mailleştiğini söylüyor. Bir önceki şubede başlayan mobbing sürecinin artık o bankadan istifa edene kadar süreciğini anlamış.
1.5 yıl boyunca yaşadığı her şeyi 11 sayfalık bir mektup haline getirip, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ileten M.F.Ç, tüm bu yaşadıklarını anlatmış. Mektubunun sonuna da “Mobbing’e karşı çalışanların tam korunabilmeleri için hukuktaki boşlukların giderilmesi ve nitelikli iş gücünün korunması için yasa çıkarılmasını istiyorum” diye eklemiş. (Fakat genelge 19 Mart 2011’de çıktığında M.F.Ç, ne yazık ki artık orada çalışmıyordu. )
M.F.Ç.’nin işine 21 Kasım 2010’da son verilmiş. İşine son verilmesi şöyle olmuş. M.F.Ç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na mektup yazdığı gibi bankanın genel müdürünü de yaşadıklarından haberdar etmek için bir mail göndermiş. Genel müdüre bir çözüm beklediğini yazmış. Ardından kendisini arayıp genel  müdürlüğe çağırmışlar. Genel merkeze vardığında M.F.Ç’ye toplantının yapılacağı yere kadar bir güvenlik görevlisi eşlik etmiş. O an işten çıkarıldığını anlamış. İnsan kaynakları kendisine “Genel müdüre yazdığınız mektubu istifa olarak kabul ediyoruz” demiş. M.F.Ç istifa etmediği söyleyip oradan hiçbir şey imzalamadan ayrılmış ve ertesi gün şubeye gitmiş. Şubeye gittiğinde ekranını açınca sicilinin olmadığını, böyle bir çalışan bulunmadığını görmüş. Kredi kartlarını açtığında “istifa etmiş mensup” yazısını görmüş. Bu arada bölgeden birisi M.F.Ç’nin işte olmadığını tespit etmek üzere şubede bulunuyormuş.
M.F.Ç, insan kaynaklarını arayıp sicilini açtırmak istemiş ama “sen istifa etmişsin”  yanıtını almış. Bunun üzerine M.F.Ç avukatını arayarak durumu anlatıyor ve avukatının önerisiyle, kendisinin itirazı kayıt düşülürek işten çıkarma bildirimini imzalıyor. M.F.Ç’nin görevine 21 Kasım 2010 itibarıyla son veriliyor.
M.F.Ç’nin şu anda işe iade, alacak ve mobbing olmak üzere 3 ayrı davası devam ediyor. İşe iade davası 25.11.2010’da İstanbul 5. İş Mahkemesi’nde, alacak davası (kıdem, mesai vs) 08.12.2010’da 6. İş Mahkemesi’nde ve mobbingden kaynaklı manevi tazminat davası 29.04.2011 tarihinde İstanbul 4. İş Mahkemesi’nde açıldı. Alacak davası şimdilik 12.300 TL, mobbing davası ise 20 bin TL tutarında.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Mobbing yemini tutar mı?

Yayınlandı: Nisan 11, 2011 / Mobbing, Yazılar

Meclis’te kurulan Mobbing Alt Komisyonu, mobbing’e karşı önlemlerini açıkladı. Buna göre çalışanlar işe başlamadan önce mobbing yapmayacaklarına dair bir yemin belgesi imzalayacak. Çalışma psikoloğu Pınar Tınaz, yeminin hiçbir bağlayıcılığının olmadığını, iş hukukuna da aykırı bir uygulama olduğunu söylüyor.
7 Nisan 2011’de (geçtiğimiz perşembe) TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu bünyesinde oluşturulan İşyerinde Psikolojik Şiddet (Mobbing) Alt Komisyonu, işçilere, işe başlamadan önce mobbing yapmayacağına dair yemin belgesi imzalatılmasını önerdi. Uzmanlar yemin belgesinin hiçbir işe yaramayacağını düşünüyor. Daha somut adımlar atılması, işçi ve işverenin karşı karşıya getirilmemesi, şahiti korumaya yönelik önlemlere de yer verilmesi gerektiğini söylüyorlar.
Raporda, yer alan önerilerden bazıları şöyle:
– Kamuda ya da özel sektörde çalışanlar işe başlamadan önce mobbing yapmayacağına dair yemin belgesi imzalayarak, imzalı belgenin bir sureti dosyasına bir sureti ise kendisine verilmeli,
– Türk Ceza Kanunu’nda psikolojik tacizin açık bir tanımı yapılarak, tacizi yapanlara ve yapılmasına göz yumanlara alt sınırı 2 yıl olmak üzere hapis cezası öngörülmeli ve mobbing suçu işleyenlere ayrıca en az 10 bin ile 20 bin lira para cezası verilmeli,
– Kimliğe, sosyal statüye, cinsiyete karşı mobbing yapılması durumunda TCK’nın 216. maddesinde belirtilen suçu oluşturduğuna istinaden savcılığa suç  duyurusunda bulunulmalı, kurumun personel müdürlüğüne bu durum bildirilmeli,
– Eğitim müfredatına işyerinde psikolojik taciz konusunda eğitici ve öğretici dersler eklenmeli,
– Olaylar, verilen anlamsız emirler ve uygulamalar yazılı olarak kaydedilmeli ve güvenilir, gerekirse tanıklık edebilecek kişiler harekete geçirilmeli,
– Yaşanılanlar, iş arkadaşları ile paylaşılmalı, daha fazla etkili olmak için grupça yetkili birim/kişiye başvurulmalı,
– Tanığın olmadığı bir yerde tacize uğranılırsa, en yakın arkadaşa anlatılmalı, daha sonraki gelişmeler için onların tanıklığı şimdiden  hazırlanmalı, tacizci ile yalnız çalışmayı gerektiren ortamlarda da diğer çalışanlar haberdar edilmeli,
– İşyerlerinde denetlemekle yükümlü olan teftiş personelinin, denetim  konuları arasında psikolojik taciz olgusu da yer almalı,
– İlgili tarafların katılımıyla Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu kurulmalı,
– Hastanelerin bünyesinde psikolojik taciz destek klinikleri oluşturulmalı,
– Mobbingin azaltılması yönünde benzer davaların açılması sağlanmalı,
– İşçisine psikolojik taciz yaptığı sabit olan işverenler, belirli sürelerde bazı kredi, teşvik ve bunun gibi olanaklardan mahrum bırakılmalı,
– Psikolojik taciz gördüğü için çalışma gücünü belli oranlarda kaybedenlerin durumu iş kazası ve meslek hastalığı olarak değerlendirilmeli, malulen emekliye ayrılabilme imkanı getirilmeli,
– İftira ve karalama amaçlı olarak kendisine mobbing yapıldığını iddia  eden ancak, iddiasının gerçek dışı olduğu açıkça ortaya çıkan kişilere de cezai yaptırım getirilmeli.

Mobbing magazinleştiriliyor
Yedi yıldan bu yana mobbing üzerine çalışmalar yapan, kitaplar yazan Marmara Üniversitesi çalışma psikoloğu Prof. Dr. Pınar Tınaz, mobbing konusuyla ilgili yaşananların bugün varılan noktada kendisini hem şaşırttığını hem de çalışanlar, kurumlar ve kısaca işçi-işveren ilişkileri adına ürküttüğünü söylüyor. Tınaz, “Zira bugün ülkemizde mobbing konusu, hiçbir ülkede olmadığı kadar magazinleştirilmiş; adeta frapan bir magazin malzemesi haline getirilmiştir. Her ne kadar mobbing konusuyla ilgili bir haber bombardımanı sürdürülüyorsa da kavram, toplumumuz açısından yeni olduğu kadar bilinmezi de çok fazladır” diyor.

‘Yemin’ iş hukukuna aykırı
Yapılan yanlış yönlendirmelerin, iş sürecine, işçi-işveren ilişkisine, işyerine ve nihayet bireye daha büyük zararlar verebileceğinin altını çizen Tınaz, “Kavramın yanlış kullanılması ve kimi zaman belirsizlik arz eden örneklerle toplumun cesaretlendirilmeye çalışılması, uzun vadede çok tehlikeli.
Mobbing yemini meselesine gelince, hukuki açıdan böyle bir yeminin hiçbir bağlayıcılığı yok. İşe girerken hiç kimse bu tarzda bir yemin etme veya bunu imzalamaya zorlanamaz.
Doktorluk, avukatlık, hakimlik, gibi mesleklerde meslek yemini kavramı vardır. Bu yemini etmenin, bazı hallerde örnekleriyle karşılaştığımız gibi neyi değiştirdiğini; kötü niyet varsa neyi önlediğini düşünmekte ayrıca yarar var. Bu, konumuz dışında. Çünkü mobbing yemini denilen kavramın, bu kapsamda da değerlendirilmesi mümkün değil. İş hukuku uygulamasına çok aykırı bir durumr. Böyle bir yaptırım şekli bulunmamaktadır. Karşılaştırmalı hukukta da emsal uygulaması olduğunu zannetmiyorum” diyor.

216. madde ile cezalandırmak çok ağır
Mobbing konusunda araştırmalar yapan, daha önce Meclis’te vekillere mobbing konusunda bilgiler veren Çağlar Çabuk, insanlara “yemin ettirmek” yerine onlara eğitimler verilmesi, etik kurullar oluşturulması gerektiğini söylüyor. Çabuk, önerilerde yer alan “Kimliğe, sosyal statüye, cinsiyete karşı mobbing yapılması durumunda TCK’nın 216. maddesinde belirtilen suçu oluşturduğuna istinaden savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını” ise çok abartılı bulduğunu söylüyor: “Mobbing konusunu TCK 216’yla cezalandırmak tırnak kesmek için bahçe makası kullanmaya benziyor. TCK’nın 216. maddesi bir sosyal grubu diğer bir sosyal gruba karşı kışkırtmayı cezalandıran dolayısıyla da çok ağır yaptırımlar içeren bir madde. Örneğin, kendi geçmişimizde de Kahramanmaraş, Sivas gibi acı örneklerini yaşadığımız durumlar için söz konusu. Bir veya birkaç kişiye yapılan mobingde kullanılan unsur, ırk, din, dil, cinsiyet motifleri taşıyabilir ancak bunları bu en ağır kavram içinde değerlendirmek abartı olur. Şu andaki mevcut yasalarımızda bunları cezalandıracak maddeler bulunduğu gibi TBMM’den geçerek yasalaşan ve Temmuz 2012’de yürürlüğe girecek olan yeni Borçlar Kanunu ve yoldaki Ayrımcılıkla Mücadele yasası da mobingi caydırıcı ve cezalandırıcı bir dizi olanak sunuyor.”
Öneriler arasında şahidin korunmasına yönelik bir madde olmamasını eksiklik olarak değerlendiren Çabuk, mobbing yapan işverene kredi ve teşvik verilmemesinin de sadece suçluyu değil o kurumda çalışan herkesin cezalandırılması demek olacağının altını çiziyor.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK 

“İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelge Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 19 Mart 2011’de Resmi Gazete’de yayımlandı. Mobbing ile mücadelede çok önemli olduğu kabul edilen bu genelgenin ardında meğer mobbing mağduru bir kadının mektubu varmış.
Mobbing diğer adıyla işyerinde psikolojik taciz gündemden düşmüyor. Sık sık açılan mobbing davaları, Meclis’te kurulan Mobbing Alt Komisyonu, Borçlar Kanunu’nda ilk kez psikolojik taciz kavramına yer verilmesi derken en son konu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 19.03.2011’de Resmi Gazete’de yayınlanan genelgesiyle bir kez daha gündeme geldi. Başbakan tarafından yayınlanan genelge Borçlar Kanunu’nda yapılan değişiklikten sonra yaşanacaklara hazırlık olmak üzere kamuda ve özel sektörde önleyici çalışmalar yapılmasını öneriyordu.
“İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelge, mobbing’e karşı alınabilecek tedbirleri 8 maddede özetliyordu. Genelgede dikkat çeken iki husus şöyle; 
– İşyerinde psikolojik tacizle mücadelenin öncelikle işverenin sorumluluğunda olması. Toplu iş sözleşmelerine, işyerinde psikolojik taciz vakalarının yaşanmaması için önleyici nitelikte hükümler konulması.
– Mobbing’le mücadeleyi güçlendirmek üzere ALO 170 üzerinden yardım ve destek sağlanması, sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla ‘Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu’ kurulması, işyerlerinde farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenlenmesi.
Uzmanlar bu genelgeyi “Yepyeni bir döneme giriyoruz. Düne kadar, ‘iş yaşamında olur böyle şeyler’ diye olağan karşılanan davranışlar artık suç sayılacak” şeklinde değerlendirdi. 
Genelge mobbing ile mücadele konusunda atılmış çok önemli bir adım gerçekten. Mobbing’i bir ayrımcılık olarak nitelendiren ve suç sayan “Ayrımcılık Kanunu” ile ilgili hazırlıklar sürerken, işyerlerinin kendilerine çeki düzen vermeleri şart oldu. 
Daha önce Meclis’te vekillere mobbing konusunda bilgiler veren Mobbing Eğitim ve Destek Merkezi kurucusu Çağlar Çabuk, işyerlerinin alabilecekleri tedbirleri 4 maddede topluyor:
1. Önce en üst karar mercileri bu konuda bilgilendirilmeli ki gerekli tedbirleri bilinçli olarak alabilsinler.
2. Mobbingle mücadele için etik kurullar oluşturulmalı,
3. Bunun için gerekli mekanizmalar (şikâyet, denetim, önlem) oluşturulmalı,
4. Bu hazırlıklardan sonra herkes eğitimden geçirilmeli.

O kadın artık çalışmıyor
Genelgenin çıkış hikayesi ise ilginç. Meğer bu genelgenin arkasında mobbing mağduru bir kadın varmış: Kendisine iş yerinde psikolojik taciz uygulandığı için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’e mektup yazan bir kadın çalışan.
Dinçer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Adapazarı’nda çalışan bir kadından iş yerinde yaşadığı sorunlarla ilgili uzunca bir mektup aldığını anlattı.
Kadın çalışan, mektubunda, iş yerinde haksızlığa uğradığını, ayrımcılığa maruz bırakıldığını, küçümsenip, dışlandığını paylaşmış. Dinçer de mektubu okuduktan sonra mobbing genelgesine yönelik hazırlıkların hızlandırılması konusunda bürokratlarına talimat vermiş.
Dinçer, genelgeyi hazırladıklarında mektubun sahibi kadın çalışana ‘bunun için sen vesile oldun’ demek için aradıklarını ama ne yazık ki işten ayrılmış olduğunu öğrendiklerini söylüyor.
Bakan Dinçer, mobbingin Türkiye’de en çok eğitim ve sağlık alanlarında görüldüğünü, üniversitelerden bu yönde çokça şikayet geldiğini de bildiriyor. Genelge hakkında bilgiler veren Dinçer, İşyerinde psikolojik tacizle mücadelenin öncelikle işverenin sorumluluğunda olmasının sağlandığını, işverenin bu yöndeki tehditler karşısında çalışanını koruması gerektiğini vurguluyor.

Mobbing ile mücadele kurulu oluşturulacak
Bakan Dinçer, ayrıca çalışanların uğradığı psikolojik taciz olaylarını izlemek, değerlendirmek ve önleyici politikalar üretmek üzere bakanlık bünyesinde, Devlet Personel Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tarafların katılımıyla Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu kurulacağı bilgisini de veriyor. İşçi ve işveren temsilcilerini de bu kurula dahil edeceklerini belirten Dinçer, bu şekilde alınacak tedbirleri geniş bir katılımla belirleyeceklerini söyledi.
Bu kapsamda yapılacak tüm çalışmalarda kişilerin özel yaşamlarının korunmasına azami özen gösterilecek ve psikolojik taciz konusunda 81 ilde farkındalık yaratma faaliyetleri yapılacak.

Başbakan’ın mobbing genelgesi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı genelgesi 19 Mart 2011 Cumartesi günü Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.
Erdoğan, o genelgede kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik tacizin, çalışanların itibarını ve onurunu zedelediğini, verimliliğini azalttığını ve sağlıklarını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilediğini ifade etmişti.
Çalışanların psikolojik tacizden korunması amacıyla tedbirler alındığını belirten Başbakan Erdoğan, bu tedbirleri genelgesinde şöyle sıralamıştı:
1. İşyerinde psikolojik tacizle mücadele öncelikle işverenin sorumluluğunda olup işverenler çalışanların tacize maruz kalmamaları için gerekli bütün önlemleri alacaktır.
2. Bütün çalışanlar psikolojik taciz olarak değerlendirilebilecek her türlü eylem ve davranışlardan uzak duracaklardır.
3. Toplu iş sözleşmelerine, işyerinde psikolojik taciz vakalarının yaşanmaması için önleyici nitelikte hükümler konulmasına özen gösterilecektir.
4. Psikolojik tacizle mücadeleyi güçlendirmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi, ALO 170 üzerinden psikologlar vasıtasıyla çalışanlara yardım ve destek sağlanacaktır.
5. Çalışanların uğradığı psikolojik taciz olaylarını izlemek, değerlendirmek ve önleyici politikalar üretmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde, Devlet Personel Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tarafların katılımıyla ‘Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu’ kurulacaktır.
6. Denetim elemanları, psikolojik taciz şikayetlerini titizlikle inceleyip en kısa sürede sonuçlandıracaktır.
7. Psikolojik taciz iddialarıyla ilgili yürütülen iş ve işlemlerde kişilerin özel yaşamlarının korunmasına azami özen gösterilecektir.
8. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve sosyal taraflar, işyerlerinde psikolojik tacize yönelik farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenleyeceklerdir.”
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

Mobbing yerine ‘bezdiri’ tutar mı

Yayınlandı: Şubat 28, 2011 / Mobbing

Geçtiğimiz hafta TDK, işyerinde psikolojik taciz anlamına gelen mobbing kelimesine Türkçe karşılık olarak ‘bezdiri’yi önerdi. Konunun uzmanlarına ‘bezdiri’ sizce mobbing’in karşılığı olur mu diye sorduk. ‘Bezdiri’ kimseyi memnun etmemiş, uzmanların önerdiği kelimeler ise yıldırkaçır, mobing.
Geçtiğimiz hafta Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, “işyerinde psikolojik taciz” tanımlaması yapılan “mobbing” kelimesi için “bezdiri” karşılığını bulduklarını açıkladı. Akalın, mobbing’in birebir çevirisinde doğru bir Türkçe karşılığa ulaşamadıklarını, konuyla ilgili birkaç gün süren toplantı yapıldığını belirterek, şu bilgileri verdi: “Mobbing kelimesinin kökeni ‘mobb’ yani ‘sürü’. Mobbing de ‘Sürü halinde yapılan hareket’ demek. Birebir çeviride doğru bir karşılığa ulaşılamıyor. Biz kullanılış amacından yola çıktık. ‘Bir veya birkaç kişiyi bezdirme tanımından hareket ederek bezdirmek fiilinden ‘bezdiri’yi bulduk. Bir de ‘mobber’ var. Yani mobbing işini yapan. O da bezdiricinin karşılığı. Bu karşılıkları TBMM’de konuyu araştıran komisyona da gönderdik. Çünkü bizden hem tanımını hem de bir karşılık önerilmesini istediler. Bunlar Türkçe’nin söz varlığındaki sözcüklerden yeni üretilmiş karşılıklar. Yani ‘bezmek’ ve ‘bezdirmek’ var ama ‘bezdiri’ yeni üretilmiş bir karşılık.”
Biz de mobbing konusunda araştırmalar yapan, kitaplar yazan, mobbing kavramını yakından tanıyan uzmanlara ‘bezdiri’nin mobbing’i karşılayıp karşılamadığını sorduk. 

Türkçe’de duyulduğu şekilde yazılmalı
Mobbing Eğitim ve Destek Merkezi kurucusu Çağlar Çabuk:
“‘Bezdiri’ tam olarak mobing’i karşılamıyor. Çünkü, her bezdirme, yıldırma mobing değildir. İkincisi, bazı teknik deyimleri illa Türkçe karşılığını yaratmaya kalkmanın bir dile iyilik olduğunu düşünmüyorum. Yaşadığımız iletişim çağında artık birçok ortak kelime türüyor, dolayısıyla teknik deyimlerin aynen alınması ve kendi dilbilgisi kurallarına göre uydurularak kullanılması en doğrusu diye düşünüyorum. Bu nedenle ‘mobing’ sözcüğünü (Türkçede duyulduğu şekilde, tek “b” ile yazarak) kullanmaya devam edeceğim. Mesela radyo için “uzaktan ses duyurucu”, elektrik için “çarpangaç” demeyi hiç düşünmezdim.”

Yaşananları hafifletiyor
Mobbing konusunda 20’ye yakın kişiye hukuki destek veren ve en son işkence iddasıyla dava açan Avukat Metin İriz:
“‘Bezdiri’ mobbingi karşılayan bir kelime değil. Mobbing aşağılayıcı ve onur kırıcı bir muamele olduğu için bu nitelemeye uygun bir kavram bulunsaydı iyi olurdu. Mobbing uygulamalarını karşılamaktan uzak ve en azından uygulama ve teoride kullanılan ‘yıldırma’ kavramının niteliğine de denk gelmiyor. Mağdurun yaşadığı acıyı da ifade etmemekte ve yaşananların hafife alınmasına neden olabilecek bir kavram. Bezdiri kavramını ilk defa duyduğumu itiraf etmeliyim. Ben mobbing kelimesi yerine herhangi bir kelimeyi uygun bulmuyorum. Mobbing toplumda beklentileri karşılayan bir kelime ve değiştirilmesini çok sağlıklı bulmuyorum ve tutacağını da zannetmiyorum. Nitekim TDK tarafında önerilen kavramların çoğu toplumda tutmuyor. ‘Mobbing’ kavramını Türkçe yazma kurallarına uydurulması daha uygun olacak gibime geliyor.
Ayrıca bezdiri yerine, ezdiri de olabilirdi. Çünkü TCK 96 madde ‘eziyet’ suçunu tanımlıyor ve özel iş yerlerinde yapılan aşağılayıcı
muameleyi cezalandırıyor.

Mobbing yerine ‘yıldırkaçır’ı önerdiler
Şu anda İngiltere’de çalışmalarını sürdüren ve mobbing konusunda dördüncü kitabını yazan Prof. Dr. Pınar Tınaz:
“‘Bezdiri’, Türkçe’de mobbingin anlamını tam karşılayan bir sözcük kesinlikle değil. Ben dil bilimci değilim. Ben, bu konuyu 6-7 yıldan beri derinlemesine çalışan bir akademisyen çalışma psikoloğuyum. Bu konuda yayınlanmış hepsi birbirinden farklı içerikte 3 kitabım bulunuyor. Bezdirinin türediği bezdirmek sözcüğü sadece bu hukuk ve ahlak kurallarına uymayan acımasız davranışların sergilendiği ve adına “mobbing” denilen olguyu ifade etmek için kullanılabilecek fiillerden sadece biri. Mobbingi ifade eden sözcükler arasında daha önce “bezdiri”ye hiç rastlamadım. İki iş hukukcu akademisyen Hediye Ergin ve Fuat Bayram’la yazmış olduğum “Çalışma Psikolojisi ve Hukuksal Boyutlarıyla İşyerinde Psikolojik Taciz (mobbing)” adlı kitabımda mobbingin terminolojisini 9 sayfa açıkladım. Yabancı ülkelerde bu sözcüğün karşılığında hangi sözcüklerin türetildiğini de uzun uzun anlattım. Sonunda mobbing sözcüğüne uygun bir sözcüğü, gerekçeleriyle açıklayarak türettim. Türettiğim ve kullanılmasını önerdiğim sözcük, ‘yıldırkaçır’dır.”
Pınar Tınaz, iki yıl önce yayınlanan bu kitabında özetle şunları söylüyordu: “Mobbing literatüre yeni giren bir kavram olduğu için, Türkçe karşılığı konusunda da henüz bir netlik bulunmamakta ve bir terminoloji sorunu yaşanmaktadır. Mobbing üzerine araştırma yapanlar, bu olguyu bir tek sözcükle ifade etmek yerine kavrama Türkçe karşılık olarak “işyerinde psikolojik taciz”, “işyerinde psikolojik-terör”, “işyerinde psikolojik-şiddet”, “işyerinde duygusal taciz”, “işyerinde moral taciz” “işyerinde manevi taciz”, “duygusal şiddet”, “işyerinde zorbalık”, “yıldırma” ve “işyerinde yıldırmaya yönelik psikolojik saldırı” sözcüklerini kullanıyorlar. Kavramın Türkçeleştirilmesi gereksinimi göz önünde bulundurulduğunda, yabancı dillerde kullanılan “mobbing” sözcüğüne karşılık olarak Türkçe’de, “yıldırkaçır” kavramı kullanılabilir. ”
Pınar Tınaz, geçen yıl Ankara’ya yaptığı bir ziyarette TDK’ya da gidip ‘yıldırkaçır’ sözcüğünü önermiş.

Pek çok ülkede mobbing kullanılıyor
İş Hukukcusu Prof. Dr. Ali Rıza Okur ve Yrd. Doç Dr. Hediye Ergin de ‘bezdiri’nin mobbing’i karşılamadığını söylüyor ve ‘yıldırkaçır’ı öneriyorlar. Hediye Ergin, Almanya’da aralarında olmak üzere pek çok ülkede mobbing kelimesinin kullanıldığını, Fransa’da ise ‘manevi taciz’ denildiğini yazmış.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK