Mesajlar Etiketlendi ‘kendine benzeyen’

Suçlayıcı, aşağılayıcı, şeffaf olmayan, dedikoduların hüküm sürdüğü zehirli (toksik) iş ortamlarında kimse kimseyi dinlemiyor, yardım etmiyor, ekip içinde “neden o terfi etti ben etmedim” soruları yükseliyor ve problem sorulduğunda herkes susuyor. Toksik yani zehirli iletişim verimsiz çalışma ortamlarının en büyük sebeplerinden. Şirketlere toksik iletişim konusunda eğitimler veren Hill International Türkiye Organizasyonel Gelişim Direktörü Ayşe Topaktaş ile zehirli iletişimi konuştuk.


ayseİşyerlerinde toksik iletişim ne gibi sonuçlara yol açar?

Toksik yani zehirli iletişim olan yerde sevgi olmuyor, üretim, yaratıcılık, birliktelik yeşermiyor. Kurumlar için çok önemli olan verimlilik, kârlılık gibi kavramların zehirli ortamlarda oluşması mümkün değil. O nedenle yıllardır liderlik diyoruz, ekipleri bir arada tutan liderler diyoruz, çalışan bağlılığı ve kurum bağlılığı diyoruz. Ama bunların en temelinde nelerin yattığını ne kadar konuşuyoruz? Verimsiz çalışma ortamının en büyük etkilerinden birisinin toksik iletişim tarzı olduğuna inanıyorum.

Neler bu zehirli davranışlar?
İlk olarak zehirli davranışlar ile ilgili farkındalık kazanmak gerekiyor. İlişki terapisti ve kitaplarıyla oldukça tanınmış John Gottman bu zehirli davranışları “Mahşerin Dört Atlısı” olarak isimlendiriyor. Bunlar:

– Suçlama/Eleştirme: Davranışı yerine kişiye saldırma.
– Savunmacılık: Kendi davranışlarına sahip çıkmayı reddetme.
– Aşağılama/Alaycılık: Alay, küçük düşürme, sinizm, lakap takma ve düşmanca mizah.
– Duvar Gibi Olma/Engelleme:
İletişimi kesme, sessiz davranma, irtibata geçmeyi reddetme ve geri çekilme.

Sıklıkla kullanıldıklarında hem kişisel hem de profesyonel ilişkiler için oldukça yıkıcı hale gelirler.

İşyerlerinde zehirli davranışların önlenmesi ile ilgili ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Firmalar ile yaptığımız çalışmaların kapsamı ne olursa olsun, özünde ekip içi iletişimin çok önemli olduğunu görüyoruz. Son 3 yıldır ise ekip içi iletişimi spesifik bir başlık olarak işlemeye başladık. Ekip dinamiği doğrultusunda güven ilişkisinin yaratılması ve bu güven ilişkisi tabanından sonra bu ekiplerin performans dinamiklerinin yükseltilmesi ile ilgili çalışmalar yapıyoruz. Bize gelen firmalara baktığımda, ekiple ilgili sorunlar hep aynı oluyor. Genelde anlatılan noktalar;

– Kimse kimseyi dinlemiyor
– Herkes birbirini yanlış anlıyor
– Kimse kimseye yardım etmiyor
– Ekip içinde bir kişi terfi edince, “neden o terfi etti ben etmedim” deniyor.
– Ekip içinde küçük sosyal gruplar var ve birbirleri hakkında konuşuyorlar
– Verimli ve sinerjik çalışmalar çıkmıyor
– İnovatif değiller
– Birbirlerini daha iyisi için zorlamıyorlar
– Geribildirim vermiyorlar
– ‘Sıkıntı nedir’ diye sorduğumuzda herkes susuyor

Burada bahsedilen ekip bazen bir departmanı bazen de büyük bir kurumu temsil edebiliyor ama önemli olan insanların yansıtmış olduğu davranışlar.

Yöneticilere bu sıkıntılar ile ilgili neler yaptınız ya da yapmayı planlıyorsunuz diye sorduğumuzda almış oldukları veya almayı planladıkları aksiyonlar genelde; gizli müşteri memnuniyeti anketi, çalışan mutluluğu ve bağlılığı anketi yapmak, liderlik eğitimleri vermek şeklinde oluyor.

En öncelikli ve önemli aksiyonlar ne yazık ki hiçbir zaman çalışanlar arasındaki iletişim, çalışanların ihtiyaçları, çalışanların davranışları olmuyor.

Toksik iletişimin kökeninde çoğu zaman bilinçsiz önyargıların olduğunu söylüyorsunuz. Nedir bilinçsiz önyargı?
Bilinçsiz önyargılar, beynimizin işleyişinden kaynaklanıyor ve hepimizde bulunuyor. Beynimiz tecrübelerimizden, yaşadıklarımızdan, bildiklerimizden kendisine davranış kalıpları oluşturuyor. İlgili durumda ya da olayda ne yapılması gerektiğini kodluyor. Arabaya bindiğiniz anda eğer çok iyi sürücü iseniz ve sürekli aynı güzergahta gidiyorsanız yolun nasıl bittiğini anlamazsınız, çünkü beyniniz bunu otomatize etmiştir. Aynı şekilde sizin tecrübelerinize göre güvenilir insan profilleri vardır ya da güvenilmez insan profilleri vardır. Beyniniz metro istasyonunda siz beklerken etrafınızdakileri tarar, güvenilir veya güvenilmez olanları kendince ayırır. Bunun doğrusunu yanlışını bilemeyiz, sadece beyninizin seçimleri diyebiliriz. Bilimsel olarak ortaya konulan ise önyargıların bir çoğunun insanlarda ortak olduğu yönündedir, bunların bir çoğunu da bilinçsiz bir şekilde yapıyoruz ve beynimizin bu seçimlerini ise doğru buluyoruz.

Bilinçsiz önyargılar iş dünyasında nasıl yer buluyor?

Bilinçsiz önyargılar iş dünyasında karar verme süreçlerimizi, iletişim dinamiğimizi, ilişkilerimizi ve daha birçok davranışımızı etkiliyor.
Bilinçsiz önyargılar, eğer farkında değilsek birlikte yaşadığımız ekipte zehirli iletişimin yaygınlaşmasına ve bu ortamın zehirlenmesine sebep oluyor.

Firmalar ile yaptığımız çalışmalarda en çok gözlemlediğimiz toksik iletişimin sebebi bilinçsiz önyargılarımızdan bahsederken katılımcıların rahatsız olduğu. İlk başta bir suçlama veya suçlanma etkisi oluyor. Herkes birbirinin gözüne bakıyor, daha sonra bunların normal olduğunu sadece farkında olmamızın bizi geliştireceğini belirtince herkes uygulamaları ve eğitimi daha rahat takip edebiliyor. Önemli olan farkındalık.


İYİ BİR İLETİŞİM ORTAMI YARATMAK İÇİN ÖNCE AÇIK OLUN

İş ortamında toksik iletişimden kurtulmak, iyi bir iletişim ortamı yaratmak için tavsiyeleriniz neler?
İletişim eğitimlerinde en temelinde aktarmak istediğimiz şey bilgi ve farkındalıktır.

İletişime açık olun: Yargılamadan, suçlamadan, eleştirmeden dinleyin. Tarafsız dinleyin, herkesin kendi penceresinden baktığında haklı bir tarafı olabileceğini unutmayın.

İlişkilerde karşınızdaki kişiye ayna tutun:
Güven yaratın, takdir edin / geribildirim verin. İlişkilerinizde, birlikte çalıştığınız kişilere yaptıkları ile ilgili yapıcı geribildirimler verin, onlara ayna tutun.

Kendi duygu ve ihtiyaçlarınızın farkında olun ve net bir şekilde dile getirin:
Kurduğunuz iletişimde, neyi neden söylediğinizin farkında olun. Niyetiniz net olsun. Niyetinizi besleyen sizin gerçek duygularınız, ihtiyaçlarınız neler bunların farkında olun. Niyetiniz net olursa bu bütün beden dilinize, kelimelerinize, sesinize yansıyacaktır. Öfkeliyseniz, öfkeli değilmiş gayet anlayışla karşılıyormuş gibi yapmayın.
Her insan farklıdır, kabul edin: Herkesin iletişim tarzı farklıdır. İnsanların her bir iletişimde duyguları da ihtiyaçları da farklıdır. “Ben kendimi değersiz hissediyorum”, “Bu konuda küçümsenmiş hissediyorum” , “Bu toplantıda yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum” gibi cümlelerde duygu olarak belirtilen ifadelerin hepsi zihinsel. Gerçek duygunun ve ihtiyacın ne olduğunu anlamak için sorular sorun, keşfedin. Her bir kişinin ihtiyaçlarını varsaymadan, genelleme yapmadan anlamaya çalışın. Açık uçlu sorular sorun, teyit alın.
“Bu böyledir zaten” / “meli/malı” cümlelerini kullanmayın: “O kuralları biliyordur zaten”, “Ben kızarım ama onlar bana kırılmazlar zaten”, “Müdür olarak maillerin hepsini okumalı” , “Herkes haftasonu bile olsa telefonuna her daim bakmalı” gibi…

Genelleme yapmayın: “Şirkete yeni gelenler şirkette uzun yıllardır çalışanlara saygı gösterir”, “Genel müdürlük çalışanlarının keyfi yerinde bizim sahada ne ile uğraştığımızı bilmiyorlar”, “Satış departmanında çalışanlar detayları sevmez, okumaz”

Grup dinamiği etkisini unutmayın:
İki kişi arasında yaşanan bir diyaloğun grup dinamiğine çok büyük etkisi olduğunu unutmayın. Bu iletişimin etkisi 2 kişi arasında kalmıyor, olumlu yada olumsuz bütün grubu etkiliyor. Ekip içinde 2 kişi arasında yaşanan tatsız bir tartışma sadece 2 kişinin gergin olması ile değil, bütün ekibin o stresi hissetmesi ile bazı yargılamaların oluşması ile sonuçlanıyor. Toksik iletişim bulaşıcıdır, çok çabuk yayılır, kopyalanır, bulaşır.
Burcu ÖZÇELİK SÖZER, Hürriyet İK, 31 Mart 2019

Reklamlar