Aralık, 2011 için arşiv

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) eylül ayı verilerine göre Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 8.8 büyüdü. Türkiye böylece dünyanın ikinci, Avrupa’nın da en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. Türk ekonomisi 2010’un tamamında ise yüzde 8.9 büyümüştü.
Son yıllarda Türkiye’nin kalkındığı, ülkenin zenginleştiği doğru ama bu zenginleşme kime yarıyor, çalışanların maaşlarına nasıl yansıyor? Asıl bizi ilgilendiren soru bu…
Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, “Hanelhalkı İşgücü Anketi’nden hareketle tarımdışı sektörlerde ücretli, maaşlı ve yevmiyeli olarak çalışanların ücretlerine baktığımızda, 2005’den 2010’a reel aylık ortalama ücretler yüzde 16.3 arttı. Ortalama aylık nominal ücret 610 TL’den 1.052 TL’ye çıktı. TÜFE ile düzeltilmiş (2003 fiyatlarıyla) reel ücret ise 497 TL’den 578 TL’ye yükseldi. Nominal medyan ücretler (tüm ücretleri sıraladığınızda tam ortadaki ücret) 500 TL’den 800 TL’ye yükselirken, reel medyan ücret sadece yüzde 7.9 artış göstererek 408 TL’den 440 TL’ye çıktı. Medyan ücrette artışın ortalama ücret artışının ancak yarısı kadar olması, yüksek büyüme döneminde yüksek ücretlerin düşük ücretlere kıyasla çok daha hızlı arttığını gösteriyor” diyor.
2009’dan 2010’a ise reel ortalama ücretlerin sadece yüzde 1.5 artmış olduğu ve reel medyan ücretin hemen hemen değişmediği görülüyor.

Kim zenginleşti?
Prof. Dr. Emre Alkin, büyüme rakamlarına bakıldığında Türkiye’nin genel olarak zenginleştiğini ama bu zenginleşmenin dağılımı konusunda ciddi sıkıntılar olduğunu söylüyor: “10 yıl önceye kıyasla servetini yüzde yüzden fazla katlamış bir kesim var. Bunların birçoğu mevcut iktidarın uyguladığı politikalar sebebiyle uzun süredir donuk duran varlıkları değerlenmiş olan insanlar. Gayrimenkulleri var, bu gayrimenkuller unutulmuş bir yerdeydi, önünden yol geçti, köprü geçti, değerlendi. Diğer bir kısmı da sermaye piyasasında işlem yapan piyasa aktörleri, onlar da hem dünya konjonktüründen hem Türkiye konjonktüründen çok iyi faydalandılar. Bence yüzde yüzden fazla katladılar servetlerini. Belli bir kesim işadamı ve sanayici de şirketlerinin hisselerini halka arz veya satınalma yoluyla elden çıkardıkları için servetlerini katladılar. Fakat Türkiye’de gerçekten üreten birisinin veya ihracat yapan birinin kolay kolay servetini arttırdığını düşünmüyorum. Çünkü kâr marjları çok düşük, yapılan iş de çok meşakkatli, o nedenle sanayi tarafında bir zenginleşme olduğunu düşünmüyorum. Esnafın işi çok zor. Türkiye’de maalesef inşaat, gayrimenkul, ithalat ve belki de bir kısım hizmetler sektöründe çalışanlar kazanç sağladı, ama onun haricinde çalışanlar veya üretenler için önemli bir zenginleşme sağlanmadı” diyor.

Devlet daha az vergi alsın
Prof. Dr. Emre Alkin, reel ücretlerin artmamasının sebebinin bordro vergilendirmesi olduğunu söylüyor: “İşveren yüksek ücret vermek istese de veremiyor çünkü ne kadar çok ücret verirse o kadar vergi biniyor başına. Devlet daha az vergi alsın sistem kendini daha iyi toparlar. İşveren iyilik yapacak çalışana ama devlet izin vermiyor. Devlet ve maliye kuruluşları işyerlerine sürekli olarak ‘vergi ödemiyorsunuz diye size çok yüksek vergi uyguluyoruz’ diyor, karşı taraf da ‘çok yüksek vergi uyguluyorsunuz o yüzden vergi vermiyoruz’ diyor. Böyle enteresan, 50 yıldır kimsenin çözemediği bir sorunla karşı karşıya Türkiye. Bence burada devletle müesseseler arasında bir güven erozyonu var. Devlet haklı, müthiş bir kayıtdışı istihdam var ama özel sektör de haklı, son derece hakkaniyetsiz bir  vergileme düzenimiz var, üstelik de karmaşık bir durum ve bu da ister istemez taşeronlaşmaya götürdü Türkiye’yi. Bu da sosyal haklarında gitgide kaybolmasına neden oluyor.”

Ücretlerde nasıl bir değişim oldu?
Ücretler arasında da ise uçurum devam ediyor. En tepe yöneticilerin maaşları ile altında çalışanların maaşları arasındaki fark açılıyor. 38 yıldır ücret araştırması yapan Ali İhsan Poyraz, bu konuda güzel bir örnek veriyor: “Finlandiyalı bir müşterilerimizle ücretleri beraber düzenlemiştik, kalifiye işçisi ile genel müdürün ücreti arasında 30 kat olduğunu görünce ‘ya bu Finlandiya’da yüzde 30’dur’ demişti. Bir işçinin eline 20 bin lira geçtiğini düşünün, 30 ile çarpın 600 bin lira genel müdüre. Bu adaletsizlik hep var Türkiye’de.” Ama ücret eşitsizliği sadece Türkiye’nin sorunu değil. Amerika’daki Wall Street’i İşgal Et protestoları da bunun bir sonucu. Yurtdışında da finans kesiminde primlerle elde edilen muazzam kazanç farklılıkları insanların tepkisine neden oldu. Finans kesiminde son dönemde büyük kazançlar elde edilmesi gelişmiş ülkelerde özellikle Anglosakson ülkelerde eşitliği bozdu. Seyfettin Gürsel, “Şimdi bu risk iştahını da kontrol edebilmek için Avrupa bu primleri çok sıkı kurallara bağlamaya başladı ama üst düzey yöneticilerin maaşlarındaki astronomik, ki buna artık maaş demek de zor, bir şekilde kâra ortaklık dikkat çekiyor ve tartışılıyor” diyor. 

Vasıfsız işçilik çok ucuz
Türkiye’de marjların çok geniş olduğunu söyleyen Poyraz, müesseselerinin aradığı yetkinlikte yönetici sayısının ihtiyaçtan az olduğunu düşünüyor: “Nasıl ki Türkiye’de işçilik ucuz, Türkiye’de 600 lira 700 lira verdin mi dünya kadar vasıfsız işçi buluyorsun. Avrupa’da en ucuzu 1.200-1.300 liradır. Türkiye’de vasıfsız işçilik ne kadar ekonomikse kalifiye ücretleri o derece pahalı. Bu Türkiye’deki işletmelere şunu getiriyor: İşletmeler yönetim bakımından daha etkin olmaya mecburlar, yani şirket 30 tane yöneticiye ihtiyacı varsa, 15 yöneticiyle işi yönetmek durumunda kalıyor, çünkü 30 yöneticiye verecek parası yok. Bu da şu demek; iyi bir yönetici altında çalışan bir düzine genç adam.”

Yeni pozisyonlar maaşları arttırdı
Yeni türeyen pozisyonlar ise o işi yapan kişilerin maaşlarını arttırdı. Poyraz, “Bir zamanlar Türkiye’de dış ticaret işi bilinmezdi, 1990’larda dış ticaret diye bir konu geldi Türkiye’nin gündemine. Türkiye dış ticarete başladı ama dış ticaret yöneticisi yok ortada, dolayısıyla şirketlerdeki ihracat müdürlerinin maaşı ayda 10 bin liradan birden bire dış ticaret müdürü olarak ayda 50 bin liraya çıktı. Çünkü adam yok, ihtiyaç çok. Birden bire pahalı adam oldular” diyor. 

En iyi maaşı kim veriyor?
En iyi maaşı verenler tahmin edileceği üzere çokuluslu şirketler ve kurumsal şirketler. Sektörel bazda bakınca komünikasyon sektörü almış başını gidiyor. Bankacılıkta üst düzeyde olanlar iyi maaş kazanıyor.

Sokaklara çıkmıyorsak bu Türk adetlerindendir
Prof. Dr. Emre Alkin,1999 yılında Türkiye’nin AB’ye aday üye statüsüne geçtiğinden beri hem avantajlı hem de dezavantajlı birçok gelişme olduğunu söylüyor: “Türkiye ekonomisinin genel anlamda bir iyileşmeye doğru gittiğini, teknoloji kullanımında çok üst düzeye çıktığımızı, hatta Avrupa’nın birçok ülkesine göre bilişim teknolojilerinde vatandaşın kullanımı açısından çok ileriye gittiğimizi söyleyebilirim. Ama ne yazık ki refah artışında fazla ileri gidemedik. Bizim aileye bağlı olmamız bir sosyal bunalım geçirmemizi önlüyor. Türk örf ve adetleri, büyüklere saygı, hatta patron ve yöneticiye saygı, bizim isyankar ruhumuzu bastırıyor. Bastırmasa Yunanistan’da sokağa çıkan adamların aynısı bizde de olur. Bizde sokağa çıkıp şikayet etmek ayıptır. ”

İşsizlik rakamları güven vermiyor
Emre Alkin, işsizlik oranlarının da gerçeği yansıtmadığını söylüyor:  “Hane halkı anketleri yapılırken bazı insanlar işsiz olduğu halde utandığı için çalışıyorum diyor. Bazı yerlerde ise çalıştığı halde sosyal güvenlik şemsiyesi altında olmadığı için inadına çalışmıyorum diyor. Halbuki biz biliyoruz ki kayıtdışı istihdam müthiş bir durumda Türkiye’de ve bence o işsizlik oranları da gerçeği yansıtmıyor. Bir de nedendir bilinmez TÜİK soru kalıbını değiştirdi. Yüksek oranda gözükmemesini sağlamak amacıyla ‘3 ayda 1 gün çalıştınız mı?’ diye bir soru koydu. Böyle bir soruyu sorarak ve işsizlik oranını bu sayede düşürerek olumlu bir sonuç alınmaz, tam tersi işsizlik oranlarında müthiş bir dalgalanma ortaya çıkar. Bence taş çatlasa Türkiye’de işsizlik yüzde 10’dan aşağı düşemez. Şu anda da düşmemiş olması lazımdı” diyor. 

Yoksulluk oranı düştü
TÜİK’in yoksulluk istatistiklerine göre ise, yüksek büyüme döneminde Türkiye genelinde yoksulluk oranı yüzde 27’den yüzde 18’e kadar, hatta 2008’de yüzde 17’ye düştü. 2009’da ise tekrar 1 puanlık artışla yüzde 18’e çıktı. Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, “Yeni yayınladığımız bir araştırma 2003 -2008 döneminde gelir eşitsizliğindeki azalmanın reel faizlerdeki düşüşe bağlı olduğunu söylüyor. Reel faizlerin gelir eşitsizliğini artırıcı çok önemli bir etkisi var çünkü faiz geliri elde eden kesim en zengin kesim, onların gelirleri düşüyorsa daha az gelir elde ediyorlarsa, faiz geliri elde etmeyenlerin gelirleri faiz geliri elde edenlere kıyasla daha hızlı arttığı için gelir eşitsizliği de azalmış olur” diyor.

Sanayide ücretler düştü
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR), Sanayide Reel Birim Ücretler ve İstihdam 2010 yılı raporuna göre sanayide brüt reel birim ücretler kriz öncesine göre yüzde 8.24 oranında düştü.   
Son 3 yıllık dönemde sanayide reel birim ücretlerin en fazla gerilediği sektörlerin başında yüzde 35 ile ağaç ve ağaç ürünleri, yüzde 34 ile elektirik gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı, yüzde 33 ile diğer imalatlar, yüzde 18.5 ile tekstil sektörü geldi. Otomotivde reel birim ücretlerde gerileme yüzde 13.4’ü buldu. Rapora göre reel birim ücretler 2010 yılında da, bir önceki yıla göre düşüş gösterdi. Buna göre enerji sektöründe yüzde 11.6, sermaye malı imalatında yüzde 12.17 oranında yaşanan gerileme, toplam sanayi sektöründe reel birim ücretleri geriye çekti. Ücretlerde düşüş, tütün ürünleri imalatında yüzde 21, fabrikasyon metal ürünleri imalatında yüzde 5.21, bilgisayar, elektronik ve optik ürünleri imalatı yüzde 12 oldu. Otomotiv sektöründe ise 2010 yılı için reel birim ücretler yüzde 14.89 geriledi.

Burcu ÖZÇELİK SÖZER / Hürriyet İK

Reklamlar